ÂLEMİN ÖZGEÇMİŞİ
ÂLEMİN ÖZGEÇMİŞİ. RAHMÂN’ın “Arş”ı Rûh’tur! Sekîne’dir “Kürsü”sü! Bu iki kıymet “Kadîr gecesi”nindir süsü! RAHMÂN Rûh’a yansıdı! “En üst ufuk”tan bindi! ARŞ, ilk uzayı cennet yapmak üzere indi!
KIYAMETNAME KİTABI


ÂLEMİN ÖZGEÇMİŞİ
I – İLK UZAY!
HAK sırf göz! Her göz gibi! Göremez O kendini!
“Öz aslını” aynada görmektir “HANÎF DÎN”i!
Yasasını ilk önce kendine uyguladı!
Bu yüzden “İlk Müslüman” oldu! ALLAH’ın adı!
Her yerdeki vücûdu, bir noktadan çekildi!
Nokta ilk uzay oldu! Boyutsuz bir şekildi!
Görülemeyen saydam cevherde olmaz boyut!
Yâni hiç madde yoktu ilk uzayda! Tam soyut!
Noktayı merkez yapıp ALLAH çepçevre sardı!
Kendini seyretmekti orada fikrinin ardı!
Âlemin ilk rahmine her kutsal kitap “Su” der!
Su anne, yâni! Mâ-üm eşittir! Kırk bir eder!
Buradan gelir “Kırk bir kere mâşallah” sözü!
Bu sudur ana madde! Bu sudur hayât özü!
Bu uzay Meryem gibi idi Îsâ’ya gebe!
Mesîh’i doğurtacak olan RAB idi ebe!
Dev bir yumurta! Boş bir parabol idi uzay!
İki odak dışında ne Güneş vardı ne Ay!
ALLAH’ın boşalttığı bu yer karanlık idi!
ALLAH’tan boşanmışın karanlık tek şâhidi!
ALLAH’ın bağışına bu boşluk idi muhtaç!
HAK’tan her soyutlanan olur ışığına aç!
ALLAH’tan ikiz ışın çıktı! RAB onun ismi!
Hem RAHMÂN hem RAHÎM O! ALLAH’a benzer resmi!
Parabolde pozitif odak oldu “ERRAHMÂN!”
Negatif kutbu ise “ERRAHÎM!” Eyle îmân!
“ALLAH’ın benzerinin benzeri yok” der ÂYET!
Çünkü olmaz gölgenin gölgesi! Normal gayet!
Sonraki ikizlere bu nedenle deme RAB!
“Gölge uzantısı” de! Çekmeyesin ıztırâb!
RABB’İN pozitif kutbu RAHMÂN, Rûh’u neşretti!
RÛH, babası RAHMÂN’ın emrindeki sûretti!
Negatif kutup RAHÎM fışkırttı “Sekîne”yi!
Sekîne de RAHÎM’e ayna oldu en iyi!
Rûh çift cinsli kelime! Hem erkek hem de dişi!
Ses gücünü nakleden Sekîne görür işi!
RAHMÂN’ın “Arş”ı Rûh’tur! Sekîne’dir “Kürsü”sü!
Bu iki kıymet “Kadîr gecesi”nindir süsü!
RAHMÂN Rûh’a yansıdı! “En üst ufuk”tan bindi!
ARŞ, ilk uzayı cennet yapmak üzere indi!
Kumru nasıl kalırsa sâbit, titretip kanat,
Rûh titredi! Zirvede durdu! Bu müthiş sanat!
Titreşimin sesini Sekîne iletince,
Dalgalandı ilk sular, titreyip ince ince!
Enerjiye dönüşüp dalga dört akım oldu!
Uzay cennete dönüp HAK ışığıyla doldu!
Memesi dört kanaldan süt veren “Bir Bakare!”
En uzun sûre oldu! Niçin? Düşün bir kere!
Tam dokuz ay on günde doğar! Burnu hep ıslak!
İneğe tapılmakta bir sır olmalı mutlak!
“Zülkarneyn”e benziyor! “Çift boynuzu” yay gibi!
Harfleri ALLAH ile aynı! Yeni ay gibi!
Bu sûre “ELİF LÂM MİM” ile başlıyor! Niçin?
“Bu inek dokununca ölü kalktığı için!”
Çünkü “ELİF LÂM MİM”dir şeytandan “Saklı Kitap!”
“Temiz dokunabilir!” gelir özünden hitap!
İşte budur “YAHYA’nın suyla yaptığı vaftiz!”
Îsâ’yı Mesîh yapan o “Kumru”! Bundan bir iz!
“O kuşları havada tutan benim” der RAHMÂN!
Yâni RÛH bir güçtür ki titreşim yapar her an!
Titreşim sayısıdır meleklerin kanadı!
Rûh’unkinin altında olanın “BİZ”ler adı!
İşte bu titreşimin sesine HAK “Sayha” der!
Bir anda her şeyi var veyâhut da yok eder!
Dönelim uzay boyu olan cennete yine!
Tâ ki herkes “ALLAH’ın yapısı”nı giyine!
II – ARZ CENNETİ!
“Arzdan göklere kadar olan cennet!” Bu cennet!
Çünkü onun boyutu o ilk uzay ile denk!
Tüm melekelerini HAK bu cennette açtı!
Melekleri, cinleri onun içine saçtı!
En sonunda kendi öz ismi olan ALLAH’ı,
ÂDEM’e borç verdi O! Çıktı Cennetin ŞAH’ı!
Çünkü kapsadığından ALLAH adı her ismi,
Cennetteki herkesi içeriyordu cismi!
Yâni ikiz olarak RÛH’tan o çıktığı dem,
Vücûd olarak giydi bu cenneti ilk Âdem!
“Son sınır”da bulunan “Sonsuz cennet” işte bu!
Boyutu ilk uzaydı! İlk Âdem’di mensûbu!
Arza değil de, “Arzda halîfe oldu Âdem!”
O Arz bu cennet idi! Orada idi mâdem!
Bu “Arz Cenneti”dir ilk Âdem’in Havvâ kutbu!
Rûhun “Sekîne” denen kanadından çıktı bu!
Cennet “cenin” kökünden! Can gibi saklı cismi!
“Kadın rahmi” kökünden gelir “ERRAHÎM” ismi!
Muhammed için ALLAH Kur’an’da “O RAHÎM” der!
“Arzdaki ilk emin ev!” Girmeyen olur heder!
“Ben nebîydim! Balçıktan yoğurulurken Âdem!”
Dedi RESÛL! İşaret ettiği Zâtı bu dem!
Cenneti giyen ise erkek kutbu Âdem’in!
Onu pozitifinden neşretti rûh’ül emîn!
ÂLÎ: “Atanız olan o ilk Âdem benim!” der!
“EBÛ-T-TURAB” ismini böyle açıklar Peder!
III – SECDE!
“YÜCE MECLİS” olmuştu ilk Âdem’in vücûdu!
“RAB hepsine emretti: Ona edin sücûdu!”
Bu ŞAH’ın emrine gir, ÖZ’den kopma demekti!
Kulluğu ret cezası kölece ödemekti!
Direnerek melekler RAHMÂN’a dedi “hayır!”
Sandılar ÖZ’den özgür olmakta vardır hayır!
Her biri bir tek isme ayna olduğu için,
Bütüne bir kıskançlık beslerdi için için!
Secde emri demekti: “Ol Âdem’in hücresi!
Başka vücûd arama! Odur rûh penceresi!”
Âdem’e bağlanmadı ve her melek kaldı aç!
Oldu o, Âdem’deki “Sekîne”ye muhtaç!
Âdem’in vücûdundan dışarı çıkamadı!
Çünkü her ismin yeri idi Âdem’in adı!
İsyan fikriyle onun vücûduna hapsoldu!
Sekîne ememeyip nûru giderek soldu!
Gördüler ki Âdem’den başka yoktu bir vücûd!
Hapiste kalmaktansa hepsi eyledi sücûd!
Secde edip oldular hücreleri Âdem’in!
Anladılar rahimde beslenmekmiş en emin!
Hepsi sayıldı HAKK’a tapmış tam bağlı kul!
Âdem’in her hücresi oldu bir isme okul!
Öz kalıba bürünüp ışıklı insân oldu!
İsmi ölçüsü kadar onun ilmiyle doldu!
“Baş şeytan baş eğmedi!” Kırılmadı inâdı!
Âdem’deki öz isme zıt idi onun adı!
Şeytanların çıktığı reisin “İblis” ismi!
“Elbiseli” demek o! Çünkü yoğundu cismi!
“Sapık” ismi sâhibi gelemezdi îmâna!
“Karşı geldi! ALLAH’a değil de o, RAHMÂN’a!”
IV – ÂDEM’İN SÜRÇMESİ!
Cinlerin meleklerden çok yoğundu yapısı!
Dediler: “Bu vücûddan var bir çıkış kapısı!”
Başları İblis uyup “Saptırıcı” ismine,
Âdem’in dikkatini çekti çifte cinsine!
Dedi: “Dişi kutbundan ayır erkek kutbunu,
Bir âlem yarat sen de! RABB’in de yaptı bunu!
Çıkar üflenen Rûh’u sonra erkek kutbundan,
Bir cennet yarat! Sana kolay bir şey yok bundan!
HAK gibi ölümsüz ol! Bil kötüyü ve hayrı!
Tanrılığın kulluktan zevki vardır apayrı!
‘Dört ırmak’, ‘HAK ineğin’ memesinden akıyor!
‘Emrindeyiz Mevlâmız!’ diye sana bakıyor!
‘Taşır senin tahtını bu dört melek başında!’
Onların gücü tutar seni, aynı yaşında!
‘Hiçbir sözün lâf değil!’ Hepsi ‘Rûh’ ve ‘Kelime!’
Bende ‘SELÂM’ nûru yok, bir şey geçmez elime!
RAHÎM olan yanını RAHMÂN’dan ayırıp RAB,
Çıkardı Rûh’tan sonra seni! Olmadı harap!
Zaman yokken de söküp HAK kendinden bir nokta,
İlk uzayı yaratmış! Suya benzer bir yokta!
Şeffaf tenin Havvâ’yı çıkar Âdem’inden sen!
Yaratmak keyfi kadar tatlı bir şey yok bilsen!
Olmasın çocukların artık hep çift cinsli nûr!
Robotlar üretmekte senin için yok onur!
Yaratsan da burada ‘Ol!’ deyip gelip aşka,
Eşinle çiftleşerek yaratma zevki başka!
‘O âlemde’ ben sana hemen secde ederim!
‘Emrindeyim cinlerle ey yüce Tanrım!’ derim!”
Havvâ bunu duyunca destekledi eşini:
“Bitir!” dedi, “şu imam nikâhının işini!”
İblîs en son “vallahi” deyip safı aldattı!
İkiz Âdem Havvâ’yı koparıp dışa attı!
CEHENNEM!
O an korkunç bir sesle vücûd etti infilâk!
Cehenneme dönüşüp ilk Cennet oldu helâk!
Işık vücûd çıkınca madde olup karardı!
Her hücresi bir atom oldu! Dahası vardı:
Her atom parça parça edip yuttu Âdem’i!
Hapsoldu her zerreye Rûh! Bitti “Sultan” demi!
Sonuçta Havvâ oldu bütün fizik kâinat!
Sızdı içine bütün cinler, RAHMÂN’a inat!
Bu dev hapishânenin müdürü oldu İblis!
Âdem’sa hükümlüsü! Gizlendi “Yüce Meclis!”
Hücresinden her melek çıktı bin bir zahmetle!
Cin kundakladı mâden, bitki, kürk veya etle!
Hatta ölümle bile zindandan kaçamadı!
Çünkü çıkmıştı “kendi hırsına yenik” adı!
Cezaevi bekçisi: bencillik ve şehveti!
“Derisi döküldükçe yenilendi” pis eti!
Ancak bu cehennemden kurtuldu variyeti,
Bir borç bilip HAKK’a ödeyenler diyeti!
Sonuçta Âdem’den HAK her bir ismini aldı!
Eşiyle arasında kopmayan bir bağ kaldı!
Bu ortak saydam bağa “Cıva” diyor simyâcı!
Âdem’in ismi kükürt ve Havvâ tuz! Ne acı!
Ortak bağ Betûl’dü tek, kurtuluş ümidi ip!
RESÛL ve ÂLÎ bundan FÂTMA’ya çıktı sahip!
Bu yüzden RESÛL FÂTMA için “Benden bedel” der!
Hesapla! İlk Âdem’in zevcesi FÂTMA eder!
Yâni dendi insâna: “Geldiğin yolu dene!”
İndi herkes hayvâna, bitkiye ve mâdene!
SÜRÇME YORUMLARI I
Düzme varsayımlarla o “Sürçme” yorumlandı!
Onu yorumlayamaz unutanlar “İlk an”ı!
“Yaratıma kâfiri şâhit etmedi RAHMÂN!”
Kurtçuk yoktur ağaçta bahçıvan diktiği an!
Aziz Pavlus sürçmeyi en yanlış yorumladı!
Kilisenin gözünde bunun “İlk günah” adı!
Çünkü “Âdem cennette Havvâ ile yattı” der!
“Herkes piç doğar!” diye kaygılanarak peder,
Kendi oğlu olarak sözde dünyaya inmiş!
Ona kim “baba” derse yasal kimlik edinmiş!
Tevrat der: “Yasak olan iyi–kötü ağacı!”
HAKK’ın tek yasağını çiğnemektir en acı!
Akılcı der: “Bu yasak asla uyuşmaz hakla!”
Sahip değilken henüz cennette insan akla!
Bu ikinin amacı akla sahip olmaktı!
“Bir ve iki” farkını bilmeye gönlü aktı!
Merakından yemişse Âdem cennette buğday,
İrdeleyen zekâya olmalı o ilk aday!
Değilmiş ona göre demek! Cennet ganimet!
“Çalışıp kazandığı ekmeği” imiş nimet!
Maddeci de, rûhçu da, biri birinden beter!
Ben eleştirmem; onlar biri birine yeter!
“Sahiplik ve emanet” sırrında beynim yattı!
Çünkü aklımın bütün sigortaları attı!
İlk çekirdek patladı, “Evren oldu!” der fizik!
“İlk çekirdek patlamaz! O Rûh!” der metafizik!
Maddeci görür bunda “merkezkaç” denen gücü!
Evreni genişleten bu güç çünkü bölücü!
“Merkeze çeken Rûh’u” o göremez maddede!
Genişleyeni büzer! Tek gözlüye “Deccal” de!
“Kitap ilmine sahip” ise der: “Emanete
Sahip çıkmak istedi! Bu denktir hıyanete!”
Zîrâ HAK emaneti iki kutba bölmüştü!
Âdem’se emaneti böldüğünden ölmüştü!
MASON YORUMU!
Yorumcular içinde Mason’dur en bilgiçi!
Süslü çıfıt mezarı gibi bu evin içi!
Otuz üç dereceli üstad loncaya gider!
“ALLAH bu kâinatın Yüce Mimar’ıdır!” der!
Bilmez ki ALLAH değil, Âdem’dir yüce mimar!
“Aslına dönsün!” diye âlemi eder imar!
“Yehova” hi ile hû! Hem dişi hem erkek O!
Yâni ilk ikiz Âdem! ALLAH ise bir tek O!
“ELOHİM”, ilâhenin erkek olan çoğulu!
O da ALLAH değildir! Çift cins birçok ulu!
Elohim İbrânîce: “ALHİM!” Bir, üç, beş, bir, dört!
Yerlerini değiştir, pi çıkar, RAB ile ört!
Hiçbirisi bunların demek ki ALLAH değil!
Mimarı bırak da sen “Mülk Sahibi”ne eğil!
Var ya bir yıldız resmi loncanın perdesinde!
“Yıldız” sûresi ile çöz de ona ALLAH de!
ALLAH kendi isminden tek tek harfleri alır!
Son “H” harfinde ona sade “EHLİBEYT” kalır!
Senin yıldızın gibi bu “H” harfi beşizdir!
“ALLAH’ın perdesi”nin sırrına ait izdir!
Eldeki tespih “en son derece”nin timsali!
Omurların sayısı otuz üç! ZÂT-I ÂLÎ!
Kadını mâbedinden sürgün etmişken mason,
İnsan hakkı bilmezin “Kitap”ta yeri en son!
“Kadın erkekten çıktı!” dersin! Yanlış isnadın!
“Bir tek özden” çıkmıştır hem erkek hem de kadın!
Rûh O “Bir tek öz”! Kur’an diyor “Nefsi vahîde”!
Çünkü her ikisi de “iki yüz on dört” ede!
“Kaburga kemiğinden!” kadın yaratılmadı!
“İkizin bir tarafı” demek o kemik adı!
“Eşiniz kendinizdir! Çift yarattık her şeyi!”
ALLAH işin aslını açıklıyor en iyi!
“Penis ve vaginadır modeli!” Elohim’in!
Erkek, dişi lâfı yok! Tevrat’a bak, ol emin!
Loncan simge dersin, “O kocası ölmüş Arz’dır!”
“Dul karı evlâdıyım!” demek Mason’a farzdır!
Bu mesajı oku da öğren neymiş, kimmiş “Arz”?
“Dul karı beslemesi” olarak kalma bu tarz!
TEVBE!
Âdem dedi: “Yâ Rabb’i! İblis edince yemin,
Doğru söylediğine onun ben oldum emin!
Saflığım nedeniyle sürçtü bende irâde!
Kul sınırını aştım! Bana ne istersen de!
‘Sana verdiğim sözde gösteremedim sebat!’
Kayboldu Sen’in ile özümdeki irtibat!
Soyundum cennetimden! Çıplak kaldım! Yok nûrum!
Giydim âlem postunu! Kırıldı hak onurum!
Yitirdim ben ne yazık bir tek gerçek dostumu!
Affet de üzerimden soy şu hayvân postumu!”
AF!
HAK dedi: “Benim ikiz olan fıtratımsın sen!
Düşmeyip sâde ‘kaydın’! Hep buradasın! Bir bilsen!
Gölgeye özgü ancak bil ki kayma işlemi!
Dikey ışını tut da gölgeni kaybet, emi!
Fıtrat cennete girmez, cennetleri pay eder!
Her cennete yansıyan bu öze Zât Âdem der!
Gizli ve şeffaf yanı cennet her bir âlemin!
Hepsinde Âdem diye hep varsın sen, ol emin!
Âlem yedişer katlı! Yedi çember iç içe!
Ortak merkezleri HAK! Kral ve kraliçe!
Rua ve Dam arası var kız–oğlan kız vale!
Joker ile birlikte on dört kişi âile!
Kitap “ALLAH’ın yüzü”! Bilim “kara delik” der!
“Nokta”dır O! İçine gireni sıfır eder!
İlâh bile yok orda! ‘Lâ ilâhe’ makamı!
EHL-İ BEYT’i kıskanan ZÂT’ın bir intikamı!
‘İllallah’ta ALLAH var! Tam orada denir “Dur!”
Musa ile Hızır’ı ayıran sınır budur!
Cennet melek konumu, yâni son durak değil!
Ben bu yüzden meleğe derim: ‘Âdem’e eğil!’
Âdem içinde melek yoğun âleme düşer!
Toprak, bitki, hayvândan geçtikçe olur beşer!
Yâni şeffaf âlemde iken mevcût her duygun,
Dört kalıba büründü titreşimine uygun!
Bak yalnız seni değil, ‘her birini kınadım!’
Şeytanı izliyorlar ateşe adım adım!
‘İğnenin deliğinden deve geçebilince,
Kâfir cennete girer!’ Yoğun olmalı ince!
‘En güzel tuzak kuran Ben’im!’ bak diyor âyet!
Bunda büyük bir sır var, yorumlarsan şayet!
Ben esindirdim sizi kandırmayı şeytana!
Evren yapıp olmanız için ilk baba–ana!
Yine de Bana karşı saygıyı bozmadınız!
Benim en büyük adım oldu sizin adınız!
Âdem! Didimos! İkiz! ÂLΖMUHAMMED “Emin!”
Siz her ikinizsiniz: ‘RAHMETEN Lİ’L-ÂLEMİN!’”
EY ÂDEM EVLÂDI!
Şimdi de beni dinle, sen ey Âdem evlâdı!
“İlk Âdem”e borçlusun sen bu şerefli adı!
Bu şerefli adını kendinden bile sakın!
Bir can düşmanın var ki “Sana senden de yakın!”
Bu süreci sürdüren gücün, şeytandır adı!
En dış âlemi yoğun tutmaktır hep inadı!
O müdürdür, sen mahkûm ve âlem hapishane!
Çıkamayasın diye düzer türlü bahane!
İster ki hiçbir insan bulamasın kendini!
Tapsın hayal tanrıya, sevsin bir sapık dini!
Böyle ölen kul Bana dönemez, doğar yine!
Elinden tutup bir kör götürür bir âyine!
Kutsal tuzaklardan halk kurtarınca kendini,
Bir gün özüne dönüp bulur hakikî dini!
Yeniden doğmak biter, gelir “Kıyâmet” demi!
Hücre hücre örerler tekrar o “İlk Âdem”i!
Şeffaflaşarak cennet olur yoğun kâinat!
İblis ve kâfir döner ateşe, biter inat!
İki yeşil dalı sürt, HAK bir kıvılcım çakar!
İki deri sürtülse ağlayan bebek çıkar!
İBLÎS!
Bunu önlemek için “Benden istedi izin!”
“Demir” olarak girdi o kanınıza sizin!
Önce söyleyeyim: İzin verdim İblis’e neden?
Kanda ısı olmadan yönetilemez beden!
Nefesteki oksijen ile hep yanar demir!
İşte artık İblis’in ondan sonra her emir!
Oksijen az veya çok yaksa demiri kanda,
Bilinç kalkar; ya baygın ya katilsin bir anda!
Kanı beyinde taşır hep bencil merkezlere!
Dünyadaki açlık ve savaşa aklın ere!
Kanı her an pompalar o cinsel organlara!
Seks keyfini yaşayan sen misin, o mu? Ara!
Klitoris, iç dudak monte etti kadına;
Hep çocuk yapsın, seksin doyamasın tadına!
Dikkat et! Bu organlar olmasa da bir dişi,
Yine hâmile kalır! Seks onun tuzak işi!
Bilinçaltı fantezi ereksiyonu sağlar!
Şeytan uyarır onu, utanç hissini bağlar!
Penis Âdem, Havvâ’ya boşaldı mı bak, “düşer!”
Seks gizli ve ayıp bak, bellekte çünkü ilk şer!
İblis’in gizli adı Azrail! Düşün niçin?
Demir kanda yandıkça paslanır, onun için!
MİNÂRE VE MİHRÂB!
Yakub keskin bir taşla sünnet etti kendini!
“Betil” dedi o taşa! Çıktı Yehova dini!
Yakup keskin bir taşla sünnet etti kendini!
“Betil” dedi o taşa! Doğdu Yehova dini!
Yehova’nın ilk harfi “Yod”! Erkeklik organı!
ALLAH İngilizce “God”! Kökü “yod” olan anı!
“Betil” hem Tanrı evi demek hem oradaki taş!
Yaratmak tanrısal ve kutsal bir iş! Seksi aş!
Meryem “Betil”! Ve Fatma “Betûl” namını aldı!
Biri Yahyâ, öbürü Âlî’den gebe kaldı!
Yahya ve Ali isimleri geçti arada,
Biri Yahyâ, öbürü Âlî’den gebe kaldı!
“ÂLÎ’nin yüzü olsun şerefli!” dedim niçin?
Penis ve vagina’ya hiç bakmadığı için!
Cinsel organlarının çocuk farkında değil!
Minâre ile mihrâb kutsal! Şekline eğil!
Sırf çocuk yapmak için kullan cinsel organı!
Betûl FÂTMA ve Azrâ Meryem en güzel anı!
Her orgazmda körleşir epifiz ve hipofiz!
Bedenden sağ çıkmanın tek yolu cinsel perhiz!
Ürdün Nehri’ni Îsâ gibi yukarı akıt!
Hem cennet ırmağı o hem cehenneme yakıt!
Sekse geri zekâlı fazla, bilgin az düşkün!
Eren ise hiç yapmaz deyinceye kadar “KÜN!”
“Kadın topraktır!” Erkek ise çapa ile su!
Ama Meryem gibi ilk “RÛH”ta ara nâmûsu!
Fizik birlikte üç şart: “SEVGİ! SAYGI! Ve İLGİ!”
Hiçbiri kalmamışsa çek üstüne bir silgi!
Martinez de Pasqually yaşadı bu vizyonu!
Kur’an’a göre fakir, azıcık açtı onu!
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
İZMİR – 16 Ağustos 2000
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
ÂLEMİN ÖZGEÇMİŞİ
Kozmogoni, Âdem Miti ve Ezoterik Antropoloji Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme
I. İLK UZAY: KOZMİK NOKTA VE SU SEMBOLİZMİ
Şiirin ilk bölümü, mutlak Varlık’ın kendi özünü “seyretmesi” ile başlayan bir kozmogoni tasviridir. Bu yaklaşım, İslâm tasavvufunda “Kenz-i Mahfî” (Gizli Hazine) hadisiyle ilişkilendirilen metafizik çerçeveye yakındır: Tanrı bilinmek istemiş ve yaratım başlamıştır.[1]
“Her yerdeki vücûdu, bir noktadan çekildi / Nokta ilk uzay oldu” ifadesi, hem:
İbn Arabî’nin “taayyün-i evvel” öğretisini[2]
Hem de modern kozmolojideki tekillik (singularity) kavramını[3]
andırır.
“Su”nun İlk Rahim Olması
Şiirde kutsal metinlerin “ilk rahim” için “su” dediği belirtilir. Gerçekten de:
Tevrat’ta: “Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.” (Tekvin 1:2)[4]
Kur’an’da: “Arşı su üzerindeydi.” (Hud 11:7)[5]
Babil Enuma Eliş’te ilksel su çifti Apsu–Tiamat vardır.[6]
Su burada kaos değil; potansiyel hayatın matrisi olarak görülür.
II. İKİZ IŞIN: RAHMÂN – RAHÎM DÜALİTESİ
Şiirin merkez metafiziği, mutlak birlikten çıkan “ikiz ışın”dır. Bu yapı:
Kabalistik “Hokhmah–Binah” çiftini[7]
Gnostik “syzygy” (ilahi çiftler) öğretisini[8]
Zerdüştî Ahura Mazda – ikiz ruh öğretisini[9]
çağrıştırır.
Ancak şiir, bunu ontolojik düalizm değil; kutupsal tezahür olarak yorumlar. Bu yaklaşım İbn Arabî’nin “Vahdet-i Vücûd” doktriniyle uyumludur.[10]
III. ÂDEM: KOZMİK İNSAN (INSAN-İ KÂMİL)
Şiirde Âdem, sadece tarihsel ilk insan değil; kozmik merkezdir. Bu görüş:
Kur’an’daki “halife” kavramı (Bakara 2:30)[11]
Yahudi mistisizmindeki “Âdem Kadmon”[12]
Pavlus’un “ikinci Âdem” (I. Korintliler 15:45)[13]
Tasavvuftaki “İnsan-ı Kâmil” öğretisi[14]
ile paralellik gösterir.
Burada Âdem, varlığın tüm isimlerini içeren ontolojik toplamdır.
IV. SECDE VE İBLİS: İRADE, BİREYLEŞME VE AYRILIK
Şiirde secde, ontolojik bağlılık; isyan ise bireysel bilinç kopuşu olarak sunulur.
Kur’an’daki anlatımda İblis secdeyi reddeder (A‘raf 7:11–18).[15]
Hristiyanlıkta düşüş, itaatsizliktir (Augustinus’un “Original Sin” öğretisi).[16]
Gnostik geleneklerde ise düşüş, bilinç kazanımıdır.[17]
Şiir, bu üç yaklaşımı sentezler: Düşüş ne tamamen suçtur ne de sadece bilinçlenme; “emanetin bölünmesi”dir.
V. CENNETTEN CEHENNEME: MADDELEŞME
“Her hücresi bir atom oldu” ifadesi, metafizik ışığın maddeye yoğunlaşmasını anlatır.
Bu:
Neoplatoncu emanasyon şemasına[18]
Hermetik “yoğunlaşma” fikrine[19]
Modern fizikte enerji–madde dönüşümüne (E=mc²)[20]
benzer sembolik bir dil kullanır.
VI. CIVA, KÜKÜRT, TUZ: SİMYASAL ÜÇLEME
Şiirde Âdem = Kükürt, Havvâ = Tuz, bağ = Cıva olarak verilir.
Bu doğrudan:
Paracelsus’un üçlü simya öğretisine[21]
İslam simyacısı Câbir bin Hayyan’ın kuramına[22]
dayanır.
Simyada:
Kükürt = ruhsal ateş
Cıva = bağlayıcı bilinç
Tuz = maddesel sabitlik
Şiir bu sembolleri antropolojik metafora dönüştürür.
VII. MASON YORUMU VE KABALİSTİK İMGELER
Metinde Masonluk eleştirisi yapılır. “Yüce Mimar” ifadesi, Mason literatüründe Tanrı için kullanılan semboldür.[23]
“Elohim” çoğul yapısı İbrânice’de ilahî çoğulluk taşır.[24]
Ancak akademik konsensüs, bunun politeizm değil; ihtişam çoğulu olduğunu belirtir.[25]
VIII. YENİDEN DOĞUŞ VE KIYAMET
Metnin son bölümü eskatolojiktir:
İslam’da kıyamet: evrensel diriliş[26]
Hristiyanlıkta Parousia[27]
Hinduizm’de pralaya ve yeniden yaratım döngüsü[28]
Şiir, kıyameti kozmik insanın yeniden inşası olarak tasvir eder.
SONUÇ
“Âlemin Özgeçmişi” metni:
Tasavvufî vahdet anlayışı
Kabalistik kozmoloji
Gnostik düşüş öğretisi
Simyasal antropoloji
Modern fizik sembolizmi
unsurlarını birleştiren senkretik bir metafizik şiirdir.
Bu metin, literal teolojik anlatımdan ziyade sembolik kozmoloji olarak değerlendirilmelidir.
DİPNOTLAR
[1] el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, “Kenz-i Mahfî” rivayeti.
[2] İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye.
[3] Stephen Hawking, A Brief History of Time.
[4] Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 1:2.
[5] Kur’an, Hud 11:7.
[6] Alexander Heidel, The Babylonian Genesis.
[7] Gershom Scholem, Major Trends in Jewish Mysticism.
[8] Hans Jonas, The Gnostic Religion.
[9] Mary Boyce, Zoroastrians.
[10] William Chittick, The Sufi Path of Knowledge.
[11] Kur’an, Bakara 2:30.
[12] Daniel C. Matt, The Essential Kabbalah.
[13] Yeni Ahit, I. Korintliler 15:45.
[14] Abdülkerim el-Cîlî, İnsan-ı Kâmil.
[15] Kur’an, A‘raf 7:11–18.
[16] Augustine, Confessions.
[17] Elaine Pagels, The Gnostic Gospels.
[18] Plotinus, Enneads.
[19] Corpus Hermeticum.
[20] Albert Einstein, 1905 Görelilik Makalesi.
[21] Paracelsus, Archidoxis Magica.
[22] Paul Kraus, Jâbir ibn Hayyân.
[23] Albert Pike, Morals and Dogma.
[24] Brown–Driver–Briggs Hebrew Lexicon.
[25] Mark S. Smith, The Early History of God.
[26] Kur’an, Zümer 39:68.
[27] Yeni Ahit, Matta 24.
[28] Wendy Doniger, The Hindus: An Alternative History.
DAHA DERİN AÇIKLAMALAR
“Âlemin Özgeçmişi” başlıklı metin, sembolik ve ezoterik bir kozmogoni anlatısıdır. Düz yazı halinde değerlendirildiğinde, metnin temel iddiası şudur: Mutlak Varlık, kendi özünü seyretme arzusuyla varlık alanını açığa çıkarır. Başlangıçta hiçbir boyut ve madde yoktur; her şey saf bilinç hâlindedir. Bu bilinç, bir “nokta” şeklinde yoğunlaşır. Nokta burada hem başlangıcı hem de sınırsız potansiyeli temsil eder. Modern kozmolojideki tekillik kavramıyla sembolik bir paralellik kurulabilir; ancak metin bunu fiziksel değil metafiziksel bir başlangıç olarak ele alır.
İlk uzay “su” ile simgelenir. Su, birçok kutsal metinde yaratılış öncesi potansiyel matrisi temsil eder. Tevrat’ta Tanrı’nın ruhunun sular üzerinde hareket ettiği belirtilir; Kur’an’da arşın su üzerinde olduğu ifade edilir. Mezopotamya mitlerinde de ilksel su çifti bulunur. Bu nedenle su, kaotik bir boşluk değil; doğum yapacak bir rahim olarak tasvir edilir. Şiirde bu rahim, ilahî bilincin kendini yansıtacağı alan olarak görülür.
Mutlak birlikten iki kutupsal tezahür doğar: Rahman ve Rahim. Bu ikilik ontolojik bir düalizm değil, tek hakikatin iki yönlü açılımıdır. Yahudi mistisizmindeki Hokhmah ve Binah, Gnostik gelenekteki ilahî çiftler ve bazı İranî öğretilerdeki ikiz ruh anlatılarıyla benzerlik taşır. Ancak burada iyi–kötü karşıtlığı değil, pozitif–negatif kutupsallık söz konusudur. Bu iki kutup arasında titreşim başlar ve titreşimle birlikte varlık katmanları oluşur. Titreşim metaforu, hem tasavvuftaki “kün” emriyle hem de modern fizikteki enerji dalgası anlayışıyla sembolik bir paralellik taşır.
Âdem figürü bu anlatıda tarihsel bir bireyden çok “kozmik insan”dır. O, bütün isimleri ve nitelikleri kendinde toplayan merkezdir. Yahudi mistisizmindeki Âdem Kadmon, Hristiyan teolojisindeki “ikinci Âdem” öğretisi ve tasavvuftaki “insan-ı kâmil” kavramıyla örtüşen bir yapı sunulur. Âdem burada varlığın toplamı, ilahî isimlerin aynasıdır. Secde emri ise ontolojik bağlılık anlamına gelir: bütün güçlerin merkez bilince bağlanması.
İblis anlatısı, bilinç kopuşunu temsil eder. İsyan, yalnızca itaatsizlik değil, merkezden ayrılma arzusudur. Bu durum Hristiyanlıkta “ilk günah” doktriniyle, Gnostik gelenekte ise bilinç kazanımıyla ilişkilendirilmiştir. Metin her iki yaklaşımı da aşarak düşüşü “emanetin bölünmesi” şeklinde yorumlar. Âdem’in sürçmesi, birliği ikiye ayırma arzusudur. Bu bölünme sonucunda yoğunlaşma başlar ve metafizik ışık maddeye dönüşür. “Her hücresi bir atom oldu” ifadesi, bu yoğunlaşmanın sembolik anlatımıdır.
Cennet, şeffaf ve latif varlık düzlemidir; cehennem ise yoğunlaşmış bilinç alanıdır. Madde, burada bir hapishane metaforuyla sunulur. İnsan, merkez bilincini kaybettiğinde parçalanmış hâlde atomlara dağılır. Ancak bu mutlak bir yok oluş değildir; geri dönüş imkânı vardır. Simyasal semboller bu aşamada devreye girer: Âdem kükürt, Havva tuz, aralarındaki bağ ise cıvadır. Bu üçlü, klasik simyada ruh–madde–bağlayıcı prensip üçlemesini temsil eder. İnsan, içsel dönüşümle bu üçü yeniden dengelediğinde şeffaflığa döner.
Metinde Masonluk ve Kabalistik imgeler eleştirel biçimde değerlendirilir. “Yüce Mimar” sembolü, kozmik düzeni kuran bilinç olarak yorumlanır; ancak şiir mutlak mülk sahibinin mimardan ayrı olduğunu vurgular. Elohim’in çoğul yapısı üzerinden ilahî çoğulluk tartışmasına girilir; fakat nihai birlik fikri korunur.
Son bölüm eskatolojiktir. Kıyamet, evrenin yok oluşu değil; kozmik insanın yeniden bütünleşmesidir. İnsan yoğun katmanlardan geçerek tekrar şeffaflığa döner. Melek mertebesi bile son durak değildir; nihai hedef merkez bilinçtir. Dönüş tamamlandığında evren tekrar cennet hâline gelir ve ayrılık sona erer.
Metnin bütününe bakıldığında, bu anlatı literal bir yaratılış öyküsü değil; bilinç kozmolojisidir. Kozmik süreç, insanın içsel sürecinin aynasıdır. Nokta insanın kalbinde; düşüş insanın bölünmüşlüğünde; kıyamet ise bilinç birliğinin yeniden kurulmasındadır. Bu nedenle metin, kozmogoni ile psikolojiyi birleştiren ezoterik bir antropoloji sunar.