BOYUTSUZ EL

BOYUTSUZ EL. Blavatsky mürşitti ilkin Max Heindel’e: Yâni MORYA ile KONT tutuşmuştu elele: ‘HAK misyon’ sâhibinin hiç değişmez kaderi! Bilirkişi kurt saptar ormanda hep ederi!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/7/20269 min oku

BOYUTSUZ EL

A: İLK TİBETLİ

MUHAMMED (s.a.v.) der: “HAK bilgi, İslâm’ın yitik malı!”
“Çin’de de olsa onu arayıp da bulmalı!”

Tek başına bir Rus kız yüklendi bu misyonu!
Çocukken ‘ışık bir el’ çünkü kurtardı onu!

En üst kattan düşerken, ‘şeffaf bir el’ uzandı!
Onu tuttu! Çocuk da el öpüp ‘“İçti andı!”’

Cangıllardan geçerken rast gitti her bir işi!
Ve karşıladı onu ‘eli boyutsuz’ kişi!

‘Ateş adam hâlinde’ yeniledi ahdini:
Canı rûha ateşle kaynatmak ‘“Fıtrat dini!”’

Eski, yeni on kadar dili öğrendi kendi!
‘Gizli ilmi’ öğretmek çabasıyla tükendi!

Şeffafını okurdu kitap yakılmış ise!
Hem alacak gücü de yoktu! Acı hadise!

Yazarken çoğu zaman mürşidiydi içinde!
Kendi Amerika’da, ‘Hazret’i ise Çin’de!

Reddeden yeğenine gidip gönlünü aldı!
Şeffaftı! Kızın ağzı bir karış açık kaldı!

UFO! Mufo! Yâni hiç gerekmez Hakerene!
Zaman-mekân dışına her an postu serene!

Sen Jermen hayranları etrafında toplandı:
Max Heindel, Steiner, Papüs içtiler ‘birlik andı!’

B: KURTLARIN DANSI

İlk kitabında ilk söz! Kâfi mesaj insâna:
‘Arenadan selâmlar! Ey yüce Sezar sana!’

İnsânlığa birçok dev eser etti hediye!
Kimi suçladı ‘casus!’ Kimi şarlatan! diye!

Amerika’da Tibet ekolünü o kurdu!
Bu indirdi dağlardan bir sürü ‘kutsal’ kurdu!

Fanatik tarikatlar! Kiliseler! Cinciler!
Savunarak zırvayı döktürdüler inciler!

Okulunun ‘“ALLAH HİKMETİ”’ idi adı!
‘“Fıtrat”’ sırrı demekti! ‘“Yeminsiz”’ anlamadı!

Çünkü ‘“Hîkmet”’, ‘“ALLAH’ın fıtratı”’nın bilgisi!
O fıtrat bilgisinin var insânla ilgisi!

Nitekim Şıtayner’in de buna aklı erdi:
Okuluna bak! ‘İnsân hîkmeti’ adı verdi!

Mürşidi MORYA! Oldu ‘Rûh (!) çağıranın!’ derdi!
Ne kadar seans varsa ‘cin kovup’ felç ederdi!

Blavatsky mürşitti ilkin Max Heindel’e:
Yâni MORYA ile KONT tutuşmuştu elele:

‘HAK misyon’ sâhibinin hiç değişmez kaderi!
Bilirkişi kurt saptar ormanda hep ederi!

‘“Bilen ile bilmeyen hiç aynı değil iken!”’
Gülü korur görünüp gülden geçinir diken!

Câhil ve nankörleri deme ‘HAK adam eder!’
Kendi gebertmez de bak: ‘“Geberesice can!”’ der!

Güneş doğunca sanma gün ağarıp aklanır!
Aydınlığın içine o karanlık saklanır!

C: VEFATI

Böbrekleri bitmişti, vasiyetini yazdı!
Doktora göre ömrü iki saatten azdı!

Mürşit ansızın geldi! Elinde köpek ile!
Dedi: ‘Ya ölümünü, ya misyonunu dile!’

‘Misyon’ deyince kondu böbrek üstüne köpek!
Böbrek tekrar çalıştı! Doktor hayret etti pek!

Resmî vasiyet hâlâ daha okulda saklı!
‘Misyon bitmeden ALLAH öldürmez!’ diyen haklı!

Bunu ben de denedim! ‘Bektaş’ yazımı oku!
Hem kazayı önler HAKK, hem de yeniler doku!

Nitekim mesaj biter bitmez mesajcı gitti!
‘Yeni bir misyon’ için HAK iç âleme itti!

Eserleri dünyâda çevrildi birçok dile!
Türkçe hariç! Rûhundan sen onun özür dile!

Türk kültürü adına utanılacak ayıp!
Zîrâ Tibet’te hâlâ: “İslâm’a âit kayıp!”

Vicdânım rahat: Yaptım ondan az çok alıntı!
Kur’an’la yorumladım! Yâni değil çalıntı!

Bu ‘aziz bâkire’nin BLAVATSKY soyadı!
Arenada kudurmuş köpekler parçaladı!

‘“Yemin”’ yüzünden ‘“Sırrı”’ açamadı pek fazla!
‘“Yeminsizler”’ yetinmek zorunda kaldı azla!

‘“Fıtrat”’ını görmüşken sormadı ne ilk adı!
‘ÂLÎ katı’na ne o, ne Morya çıkamadı!

M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 31 OCAK 2002

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

AKADEMİK DİPNOTLAR

[1] “Hak bilgi İslâm’ın yitik malı” ifadesi, İslâmî gelenekte “hikmet müminin yitik malıdır” anlamındaki meşhur söze yaslanır. Şiirdeki “Çin’de de olsa ara” mısrası ise hadis literatüründe yaygın olmakla birlikte sahih kabul edilmeyen, çoğu muhaddis tarafından zayıf veya uydurma görülen “Çin’de de olsa ilmi talep edin” rivayetine göndermedir. Bununla birlikte anlam bakımından ilim arayışını teşvik eden sahih rivayetlerle, özellikle “ilim yoluna girene Allah cennet yolunu kolaylaştırır” hadisiyle paralel bir ahlâkî tema taşır.

[2] Şiirde “Rus kız” olarak anılan şahıs Helena Petrovna Blavatsky’dir. Blavatsky, 1831’de doğmuş, 1891’de ölmüş, Teosofi Cemiyeti’nin kurucularından biri olmuş Rus asıllı okültist, yazar ve mistiktir. Teosofi; Hinduizm, Budizm, Yeni-Eflatunculuk, Gnostisizm, Kabala ve Batı ezoterizmi unsurlarını sentezleyen modern bir ezoterik akım olarak değerlendirilir.

[3] “İlk Tibetli” başlığı, Blavatsky’nin öğretilerinde Tibet’in sembolik merkez oluşuna işaret eder. Teosofik anlatıda Blavatsky’nin “Morya” ve “Koot Hoomi” adlı gizli üstatlarla irtibat kurduğu, bu üstatların Tibet veya Hint-Tibet bilgeliğiyle ilişkilendirildiği kabul edilir. Akademik açıdan bu figürler, tarihsel olarak doğrulanmış kişilerden çok teosofik mitolojinin kurucu “mahatma/üstat” imgeleri olarak ele alınır.

[4] Şiirde geçen “şeffaf el”, “ışık el”, “boyutsuz el” ve “ateş adam” imgeleri, teosofik literatürdeki astral beden, süptil beden, görünmeyen üstat ve inisiyatik müdahale kavramlarıyla okunabilir. Blavatsky’nin çevresindeki teosofik anlatılarda telepati, astral görünüm, uzaktan mesaj alma ve gizli üstatlardan talimat alma temaları merkezi yer tutar.

[5] “Fıtrat dini” ifadesi, Kur’an’daki Rûm 30/30 ayetine dayanır. Ayette insanın yaratılıştan kendisine verilen “fitrah” üzere dine yönelmesi emredilir. Burada fitrah, insanın aslî yaratılış yönelimi, hakikate açıklığı ve ilâhî düzene uygun tabiatı olarak yorumlanabilir. Şiirde bu kavram, Teosofi’deki “kadim hikmet” fikriyle İslâmî yaratılış metafiziği arasında köprü kurmak için kullanılmıştır.

[6] Teosofi’de “kadim hikmet” fikri, bütün dinlerin arkasında tek bir ezelî hakikat bulunduğu varsayımına dayanır. Bu anlayış, modern akademik literatürde “perennial philosophy / ezelî hikmet” tartışmalarıyla ilişkilendirilir. Ancak mukayeseli dinler açısından bu tür benzerlikler, dinlerin bütünüyle aynı olduğu anlamına değil; sembol, metafizik sezgi ve kurtuluş dili bakımından ortak örüntüler taşıdığı anlamına gelir.

[7] Hinduizm’de “dharma”, kişinin kozmik, ahlâkî ve toplumsal düzen içindeki doğru yolunu ifade eder. Şiirdeki “fıtrat dini” kavramı Hindu “dharma”sıyla karşılaştırıldığında, ikisi de insanın kendisine verilmiş aslî düzene uygun yaşamasını ima eder; fakat İslâm’da fitrah yaratıcı Allah’a yönelişle, Hinduizm’de dharma kozmik düzen, sınıf/konum görevi ve ahlâkî yasa ile ilişkilidir.

[8] Budizm’de hakikat arayışı, yaratıcı Tanrı merkezli bir fıtrat öğretisinden çok, cehaletin aşılması, ıstırabın kaynağının görülmesi ve uyanış yolunun izlenmesiyle ilgilidir. Bu bakımdan şiirdeki “gizli ilim” ve “uyanış” temaları Budist aydınlanma arayışıyla biçimsel benzerlik taşır; ancak İslâmî “fitrah” kavramı ontolojik olarak Allah merkezlidir, Budist kurtuluş öğretisi ise daha çok varoluşsal cehaletin çözülmesine yönelir.

[9] Taoizm’de “Tao”, adlandırılamayan, bütün varlıkların kaynağı ve doğal akışı olarak görülür. Şiirdeki “boyutsuz el” ve “zaman-mekân dışı” imgesi, Taoist düşüncedeki isimlendirilemeyen kaynak, görünmez düzen ve doğal akış fikriyle karşılaştırılabilir. Fakat Taoizm’de bu ilke çoğu yorumda kişisel bir Tanrı’dan ziyade kozmik yol, akış ve kaynak anlamı taşır.

[10] Yahudi mistisizminde Kabala, harfler, ilâhî isimler, sefirot ve yaratılış düzeni üzerinden varlığı yorumlar. Teosofi de Kabala’dan etkilenmiş modern ezoterik sentezlerden biridir. Bu nedenle şiirdeki “gizli ilim”, “sır”, “yemin” ve “açılmayan hakikat” temaları Kabala’daki saklı bilgi ve inisiyatik aktarım düşüncesiyle karşılaştırılabilir.

[11] Hristiyanlıkta “Logos” kavramı, özellikle Yuhanna İncili’nde ilâhî söz, yaratıcı akıl ve Mesihî hakikatle ilişkilidir. Şiirdeki “HAK bilgi” motifi, Hristiyan Logos anlayışıyla mukayese edildiğinde, hakikatin yalnızca bilgi değil, varlığı düzenleyen ilâhî ilke olarak kavranmasına yaklaşır. Ancak İslâm’da bu merkez “kelâmullah”, “hikmet” ve “fitrah” ekseninde; Hristiyanlıkta ise Logos’un Mesih’te bedenleşmesi ekseninde anlaşılır.

[12] “Arenadan selâmlar! Ey yüce Sezar sana!” mısrası, Roma arenası, imparator kültü ve kurban edilen hakikat taşıyıcısı imgesini çağrıştırır. Burada Blavatsky, modern dünyanın dogmatik kurumları, kilise eleştirileri, pozitivist şüphecilik ve okültist rekabetler karşısında arenaya atılmış bir figür gibi sunulur.

[13] “Kurtlar” imgesi iki düzlemde okunabilir: Birincisi, bozkır ve dağ ezoterizminde kurt rehberlik, sınav ve vahşi bilgelik sembolüdür. İkincisi, şiirde “kurtlar” aynı zamanda hakikat taşıyıcısını parçalamaya hazır dinî, entelektüel ve ezoterik rakipleri temsil eder. Bu ikili kullanım, Türk mitolojisindeki kurt rehberliğiyle Roma arenasındaki yırtıcı hayvan imgesini birleştirir.

[14] “Okulunun ‘Allah Hikmeti’ idi adı” mısrası, Teosofi kelimesinin kökenine işaret eder. Theosophia, Yunanca “theos” yani tanrı ve “sophia” yani hikmet kelimelerinden oluşur; bu nedenle “ilahî hikmet” veya “tanrısal bilgelik” anlamına gelir. Şiirde bunun “Allah Hikmeti” şeklinde çevrilmesi, teosofik kavramı İslâmî hikmet diliyle yeniden yorumlama çabasıdır.

[15] Rudolf Steiner’in “insan hikmeti” vurgusu, onun Teosofi’den ayrılarak Antroposofi hareketini geliştirmesiyle ilişkilendirilebilir. Antroposofi kelime anlamı bakımından “insan bilgeliği” veya “insanın mânevî bilgisi” anlamına gelir. Şiirde “Şıtayner” şeklinde geçen Steiner, Blavatsky sonrası Batı ezoterizminin en etkili isimlerinden biri olarak konumlandırılır.

[16] Max Heindel ve Papüs göndermeleri, Blavatsky sonrası Batı ezoterik çevrelerinin ortak kaynak arayışına işaret eder. Max Heindel Rosicrucian / Gül-Haç çizgisiyle, Papüs ise Fransız okültizmi ve Martinizm ile ilişkilidir. Şiir, bu isimleri “birlik andı” etrafında toplayarak modern ezoterik hareketlerin ortak “kadim hikmet” iddiasını vurgular.

[17] “Yemin” ve “sır” kavramları, inisiyatik geleneklerde bilginin herkesle paylaşılmaması gerektiği düşüncesine yaslanır. Eski mister kültleri, Hermetik gelenek, Kabala, bazı tasavvufî tarikatlar ve teosofik çevrelerde “sır”, yalnızca ahlâken ve ruhen hazır olana açılan bir bilgi türü olarak kabul edilmiştir. Şiirde “yeminsizler”in azla yetinmesi, ezoterik bilginin kapalı aktarım yapısına işaret eder.

[18] “Bilen ile bilmeyen hiç aynı değil iken” mısrası, Kur’an’daki Zümer 39/9 ayetine göndermedir. Bu ayette bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağı vurgulanır. Şiirde bu ayet, zahirî kalabalık ile hakikati gerçekten taşıyan kişi arasındaki ontolojik ve ahlâkî farkı belirtmek için kullanılmıştır.

[19] “Aydınlığın içine o karanlık saklanır” mısrası, dinler tarihinde sık görülen bir paradoksa işaret eder: Hakikat iddiası güç kazandığında, onun çevresinde dogmatizm, çıkar, sahte mürşitlik ve kurumlaşmış karanlık da doğabilir. Bu tema Hristiyanlıkta sahte peygamber uyarılarıyla, İslâm’da nifak ve riyâ eleştirisiyle, Budizm’de sahte öğretmen eleştirileriyle, Hindu geleneklerinde ise sahte guru uyarılarıyla karşılaştırılabilir.

[20] Blavatsky’nin eserlerinin birçok dile çevrilmiş olması, Teosofi’nin 19. ve 20. yüzyıl Batı ezoterizmi üzerindeki büyük etkisini gösterir. Özellikle Isis Unveiled ve The Secret Doctrine, modern okültizm, Yeni Çağ hareketleri, Batı Budizmi, Hinduizm algısı ve karşılaştırmalı din tartışmaları üzerinde etkili olmuştur.

[21] Şiirde Blavatsky’nin “aziz bâkire” diye anılması, onu dogmatik dinî kurumların dışında, fakat “sır taşıyıcı” bir kadın-mürşid figürü olarak konumlandırır. Bu imge, Hristiyanlıktaki azize tipolojisi, Şamanist geleneklerdeki kadın bilici, Hinduizm’deki śakti fikri ve tasavvufta mânevî kutup/veli kavramlarıyla karşılaştırmalı okunabilir.

[22] Şiirin genelinde Blavatsky, İslâmî “fitrah” kavramı üzerinden yeniden yorumlanmaktadır. Bu yorum tarihsel Blavatsky’den çok, şairin kurduğu ezoterik Blavatsky portresidir. Dolayısıyla metin, akademik bakımdan “Blavatsky biyografisi” değil; Blavatsky’nin İslâmî-hikemî bir sembol olarak yeniden inşasıdır.

[23] Dinlerarası karşılaştırma bakımından şiirin ana ekseni şöyledir: İslâm’da “fitrah” ve “hikmet”; Hinduizm’de “dharma”; Budizm’de “uyanış”; Taoizm’de “Tao”; Yahudi mistisizminde “Kabala”; Hristiyanlıkta “Logos”; Batı ezoterizminde “prisca theologia / kadim ilahî hikmet” aynı soruya farklı cevaplar verir: İnsan, görünen dünyanın ardındaki hakikati nasıl hatırlar?

[24] Bu nedenle şiirdeki “boyutsuz el”, yalnızca olağanüstü bir kurtuluş hikâyesi değildir. O el; İslâmî yorumda “ilâhî inayet”, Hristiyan mistisizminde “grace / lütuf”, Hindu gelenekte “guru-kripa / mürşid lütfu”, Budizm’de “upāya / maharetli vasıta”, Taoizm’de ise “Tao’nun görünmez akışı” olarak karşılaştırılabilir.

[25] Sonuç olarak şiir, Blavatsky’yi tarihsel tartışmalarından bağımsızlaştırarak “yitik hikmetin taşıyıcısı” hâline getirir. Bu yönüyle metin, Teosofi’yi doğrudan benimsemekten çok, onu Kur’anî “fitrah”, “hikmet”, “sır”, “misyon” ve “Hak bilgi” kavramlarıyla yeniden okuyan özgün bir Türkçe ezoterik şiir örneğidir.