BÜYÜK DÖRTLÜ: BlackRock-Vanguard-State Street Corporation-Fidelity Investments

BÜYÜK DÖRTLÜ: BlackRock-Vanguard-State Street Corporation-Fidelity Investments.Big Three: BlackRock, Vanguard ve State Street Küresel finans literatüründe sıklıkla "Big Three" olarak adlandırılan BlackRock, Vanguard ve State Street, dünya sermaye piyasalarının en etkili kurumsal yatırımcıları arası

METİNLER

6/1/202620 min oku

BÜYÜK DÖRTLÜ: BlackRock-Vanguard-State Street Corporation-Fidelity Investments

BlackRock, Türkiye ve Jeopolitik Finans Tartışmaları

Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden biri olarak gösterilen ve bazı çevreler tarafından yönetim biçimi nedeniyle “gölge banka” olarak nitelendirilen BlackRock Inc., Türkiye sermaye piyasalarındaki varlığını önemli ölçüde artıracağını açıklamıştır. Bu gelişmenin hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BlackRock Başkanı Laurence D. Fink’i Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde kabul etmesi, ekonomi yönetiminin uluslararası sermaye ile ilişkileri açısından dikkat çeken bir gelişme olarak değerlendirilmiştir.

California doğumlu iş insanı Laurence D. Fink, finans dünyasında İsrail’e olan yakınlığıyla tanınan isimlerden biri olarak gösterilmektedir. Kariyerinin ilk dönemlerinde çalıştığı bazı finans çevreleri nedeniyle çeşitli değerlendirmelere konu olan Fink, günümüzde BlackRock’ın başkanı ve CEO’su olarak küresel finans sisteminin en etkili yöneticileri arasında kabul edilmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze konusundaki sert eleştirileri devam ederken, BlackRock’ın savunma sanayii sektöründeki yatırımları da kamuoyunda tartışma konusu olmaktadır. Fink’in yönetimindeki BlackRock; Lockheed Martin, RTX (Raytheon) ve Boeing gibi savunma sanayii şirketlerinde önemli hisselere sahip kurumsal yatırımcılar arasında yer almaktadır. Bu durum, özellikle Gazze’de yaşanan gelişmeler bağlamında çeşitli insan hakları örgütleri ve uluslararası kuruluşlar tarafından eleştirilmektedir.

Birleşmiş Milletler çevreleri ve bazı insan hakları örgütleri, söz konusu savunma şirketlerinin Gazze’de kullanılan mühimmatların üretiminde rol oynadığını ileri sürerken, bu şirketlerdeki yatırım pozisyonları nedeniyle BlackRock’a yönelik eleştirilerde bulunmaktadır. Aynı dönemde Laurence Fink’in 7 Ekim sonrasında yaptığı açıklamalarda İsrail’e destek veren ve antisemitizm karşıtı söylemleri güçlü biçimde savunan isimlerden biri olduğu ifade edilmektedir.

Bu gelişmeler, Ankara’daki görüşmenin farklı yorumlara konu olmasına neden olmuştur. Bir tarafta İsrail’e askeri destek sağladığı ileri sürülen şirketlerde önemli hisselere sahip bir finans kuruluşu, diğer tarafta ise Gazze’deki operasyonları sert biçimde eleştiren bir siyasi lider bulunmaktadır. Bu durum bazı uzmanlar tarafından dış politikadaki ideolojik söylemler ile ekonomik gereklilikler arasındaki ilişkinin bir örneği olarak değerlendirilmekte ve “zorunlu pragmatizm” şeklinde yorumlanmaktadır.

Haber kaynaklarında yer alan değerlendirmelere göre görüşmede BlackRock’ın Türkiye’deki enerji ve altyapı yatırımlarına yönelik ilgisinin yanı sıra, bölgesel gerilimlerin küresel finans piyasalarına etkileri de ele alınmıştır. Bu nedenle görüşme yalnızca yatırım perspektifinden değil, aynı zamanda küresel ekonomi, jeopolitik riskler ve uluslararası sermaye hareketleri bağlamında da değerlendirilmektedir.

BlackRock'ın Tarihsel Gelişimi, Kurumsal Yapısı ve Küresel Finans Sistemindeki Konumu

BlackRock, New York merkezli Amerikan çok uluslu bir varlık yönetimi şirketidir. 1988 yılında başlangıçta risk yönetimi ve varlık yönetimi alanlarında faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş olan şirket, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 11 trilyon doları aşan yönetilen varlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük varlık yöneticisi konumuna ulaşmıştır. BlackRock, otuz ülkede bulunan yetmiş ofisi ve yüz ülkedeki müşterileri aracılığıyla küresel ölçekte faaliyet göstermektedir. Şirket, sahip olduğu finansal varlıkların büyüklüğü ve faaliyet alanlarının genişliği nedeniyle çeşitli çevreler tarafından dünyanın en büyük “gölge bankası” olarak da tanımlanmaktadır. Şirketin kurucu ortaklarından biri olan Larry Fink, 2023 yılı itibarıyla BlackRock’ın CEO’luk görevini sürdürmektedir.

Şirket hisseleri, New York Borsası’nda işlem görmektedir. Kuruluş sürecinde ve büyüme dönemlerinde PNC Financial Services ile Merrill Lynch gibi büyük finans kuruluşlarının şirket üzerinde önemli etkileri bulunduğu ifade edilmektedir. BlackRock, 1988 yılında New York merkezli Blackstone Group bünyesinde finans ve yatırım amacıyla kurulmuştur. Kurucu kadroda Larry Fink, Ralph Schlosstein ve Keith Anderson gibi isimler yer almıştır. Daha sonra Blackstone’dan ayrılan kurucular, BlackRock’ı bağımsız bir yapıya dönüştürmüş ve şirket 1999 yılında halka arz edilmiştir. Şirketin büyüme sürecinde PNC tarafından satın alınma kararı alınmış, ardından 2006 yılında Merrill Lynch ile birleşme gerçekleştirilmiştir. Bu birleşme sonrasında BlackRock küresel finans piyasalarında çok daha büyük bir yatırım kuruluşu haline gelmiştir.

BlackRock’ın yükselişi, yalnızca şirket ölçeğinde değil, küresel finans sisteminin dönüşümü açısından da dikkat çekici görülmektedir. 2020 yılında American Economic Liberties Project tarafından yayımlanan bir raporda, BlackRock, Vanguard ve State Street’ten oluşan ve sıklıkla “Büyük Üçlü” olarak adlandırılan varlık yönetim şirketlerinin toplamda 15 trilyon doların üzerinde varlığı yönettiği belirtilmiştir. Raporda bu büyüklüğün Amerika Birleşik Devletleri gayri safi yurt içi hasılasının dörtte üçünden fazlasına karşılık geldiği ifade edilmiş ve finansal piyasalarda daha güçlü düzenlemeler yapılması gerektiği savunulmuştur.

2021 yılına gelindiğinde BlackRock’ın yönetimi altındaki varlıkların toplam değeri 10 trilyon Amerikan dolarını aşmıştı. Bu miktar, aynı dönemde Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin yaklaşık yüzde kırkına karşılık gelen bir büyüklük olarak değerlendiriliyordu. Sonraki yıllarda şirket büyümesini sürdürmüş ve dünyanın en büyük yatırım yönetim kuruluşu olarak konumunu güçlendirmiştir.

BlackRock’ın temel faaliyet alanı, emeklilik fonları, devlet fonları, bankalar, sigorta şirketleri ve bireysel yatırımcılar adına yatırım yönetmektir. Şirketin merkezi New York City’de bulunmaktadır. 1988 yılında kurulan BlackRock’ın CEO’su Larry Fink’tir. Şirketin yönetimindeki varlıkların 2024 yılı sonunda yaklaşık 11,6 trilyon dolara, 2025 yılı sonunda ise yaklaşık 14 trilyon dolara ulaşacağı öngörülmektedir. BlackRock’ın en bilinen yatırım ürünleri arasında iShares ETF fonları yer almakta, şirket aynı zamanda Aladdin isimli gelişmiş risk yönetimi ve yatırım analiz platformunu kullanmaktadır.

Aladdin sistemi, BlackRock’ın küresel finans piyasalarındaki etkisini artıran unsurlardan biri olarak görülmektedir. Bu platform, yatırım portföylerinin analiz edilmesi, risklerin ölçülmesi ve piyasa senaryolarının değerlendirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Dünyanın çeşitli finans kuruluşları tarafından da kullanılan sistem, BlackRock’ın yalnızca bir varlık yöneticisi değil, aynı zamanda finansal teknoloji ve risk yönetimi alanında da etkili bir kurum olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.

BlackRock'ın Etki Gücü ve Larry Fink'in Rolü

BlackRock'ın küresel finans sistemindeki etkisi, doğrudan şirketlerin sahibi olmasından değil, yönettiği yatırım fonları aracılığıyla dünyanın en büyük şirketlerinde önemli hisselere sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Şirket, farklı dönemlerde Apple, Microsoft, Amazon ve ExxonMobil gibi dünyanın en büyük şirketlerinin en büyük kurumsal hissedarları arasında yer almıştır. Bunun temel nedeni BlackRock'ın kendi sermayesini değil, müşterilerinin fonlarını yönetmesidir. Emeklilik fonları, devlet fonları, sigorta şirketleri ve bireysel yatırımcılardan oluşan geniş yatırımcı tabanının varlıkları, şirket tarafından küresel piyasalarda değerlendirilmektedir.

BlackRock'ın faaliyet gösterdiği alanlardan biri de savunma sanayii sektörüne yapılan yatırımlardır. Şirket doğrudan bir silah üreticisi olmamakla birlikte, yatırım fonları aracılığıyla Lockheed Martin, RTX (Raytheon), Northrop Grumman ve General Dynamics gibi büyük savunma sanayii kuruluşlarında hisselere sahip olabilmektedir. Bu nedenle bazı çevreler tarafından küresel savunma sektörünün önemli finansal aktörlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

BlackRock'ın etkisinin temelinde, fonları aracılığıyla dünyanın en büyük şirketlerinin önemli bir bölümünde hissedar olması yatmaktadır. Apple, Microsoft, Amazon, Alphabet ve ExxonMobil gibi şirketlerdeki yatırım pozisyonları, şirketin küresel sermaye piyasalarındaki ağırlığını artırmaktadır. Bu yapı, BlackRock'ı yalnızca bir yatırım yöneticisi değil, aynı zamanda küresel şirketlerin kurumsal yapılarında etkili bir kurumsal yatırımcı konumuna getirmektedir.

BlackRock'ın kurucu ortağı, yönetim kurulu başkanı ve CEO'su olan Laurence Douglas Fink, şirketin büyüme hikâyesinin merkezindeki isimdir. 2 Kasım 1952 tarihinde Los Angeles'ta doğan Fink, University of California Los Angeles'ta eğitim görmüştür. Kariyerine First Boston'da tahvil ve mortgage piyasalarında başlayan Fink, 1988 yılında BlackRock'ı kurmuş ve şirketi birkaç milyar dolarlık bir yatırım fonundan trilyonlarca dolarlık varlığı yöneten küresel bir finans kuruluşuna dönüştürmüştür.

Larry Fink'in önemi yalnızca yönettiği finansal büyüklükten kaynaklanmamaktadır. Her yıl yayımladığı CEO mektupları, uluslararası yatırımcılar, şirket yöneticileri ve finans çevreleri tarafından yakından takip edilmektedir. Bu mektuplarda kurumsal yönetim ilkeleri, uzun vadeli yatırım stratejileri, iklim riskleri, yapay zekâ teknolojileri ve jeopolitik gelişmeler gibi konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu nedenle Fink, yalnızca bir şirket yöneticisi değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve yatırım dünyasında görüşleri takip edilen etkili isimlerden biri olarak kabul edilmektedir.

BlackRock'ın mülkiyet yapısı da sıklıkla tartışılan konular arasında yer almaktadır. Şirketin tek bir sahibi bulunmamaktadır. BlackRock halka açık bir şirket olarak faaliyet göstermekte ve hisseleri borsada işlem görmektedir. Bu nedenle şirketin mülkiyeti çok sayıda kurumsal ve bireysel yatırımcı arasında dağılmış durumdadır. Larry Fink şirketin kurucusu ve CEO'su olmasına rağmen, şirketin çoğunluk hisselerine sahip değildir. Buna karşın yönetim pozisyonu ve stratejik karar süreçlerindeki rolü nedeniyle BlackRock'ın yönünü belirleyen en önemli isimlerden biri olarak görülmektedir.

BlackRock'ın Kurucuları, Ortaklık Yapısı ve Yönetici Kadrosu

BlackRock 1988 yılında Larry Fink, Robert S. Kapito, Susan Wagner ve diğer bazı ortaklar tarafından kurulmuştur. Şirket zaman içerisinde dünyanın en büyük varlık yönetim kuruluşlarından biri haline gelmiş olsa da, mülkiyet yapısı tek bir kişide veya ailede toplanmamıştır.

Günümüzde BlackRock'ın hisseleri binlerce kurumsal ve bireysel yatırımcı arasında dağılmış durumdadır. Şirketin en büyük hissedarları arasında genellikle The Vanguard Group, BlackRock'ın kendi yatırım fonları, State Street Corporation, çeşitli emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve yatırım fonları bulunmaktadır. Bu yapı, BlackRock'ın halka açık bir şirket olarak faaliyet göstermesinin doğal sonucu olarak değerlendirilmektedir.

Larry Fink, şirketin kurucusu ve CEO'su olmasına rağmen BlackRock'ın çoğunluk hisselerine sahip değildir. Yönetim üzerindeki etkisi ve oy gücü yüksek olmakla birlikte şirketin tek sahibi değildir. Şirketin kontrolü, çok sayıda hissedar arasında dağılmış kurumsal bir yapı içerisinde şekillenmektedir.

Finans dünyasında dikkat çeken yapılardan biri de büyük yatırım kuruluşları arasındaki karşılıklı hissedarlık ilişkileridir. Bu çerçevede Vanguard'ın BlackRock hisselerine sahip olabildiği, BlackRock'ın çeşitli fonları aracılığıyla Vanguard'da yatırım pozisyonları bulundurabildiği ve State Street'in her iki kurumda da hissedar olarak yer alabildiği görülmektedir. Bu durum, modern finans sisteminde sıkça karşılaşılan çapraz ortaklık yapılarının bir örneği olarak değerlendirilmektedir.

BlackRock'ın kurucu kadrosunda en çok öne çıkan isim Larry Fink'tir. 1952 doğumlu olan Fink, şirketin kurucu ortağı, yönetim kurulu başkanı ve CEO'su olarak görev yapmaktadır. Daha önce First Boston'da çalışan Fink, BlackRock'ın stratejik vizyonunu belirleyen isim olarak görülmekte ve küresel finans dünyasının en etkili yöneticilerinden biri kabul edilmektedir.

Kurucu kadronun bir diğer önemli ismi Robert S. Kapito'dur. 1957 doğumlu olan Kapito, şirketin kurucu ortaklarından biri ve başkanıdır (President). Larry Fink'in uzun yıllardır en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Kapito, BlackRock'ın günlük operasyonlarının ve yatırım faaliyetlerinin yönetiminde önemli roller üstlenmiştir. Şirketin büyümesinde Fink'ten sonra en etkili isimlerden biri olarak gösterilmektedir.

Susan Wagner ise 1961 doğumlu olup BlackRock'ın kurucu ortakları arasında yer almaktadır. Şirketin kuruluş aşamasında finansman süreçleri, birleşmeler ve kurumsal yapılandırma çalışmalarında önemli görevler üstlenmiştir. BlackRock'ın küresel ölçekte büyümesinde kritik rol oynayan Wagner, daha sonraki yıllarda aktif yöneticilik görevlerinden ayrılmış olsa da finans sektöründeki etkisini sürdürmüştür.

Bununla birlikte BlackRock yalnızca Larry Fink, Robert Kapito ve Susan Wagner tarafından kurulmuş değildir. Kurucu ekip içerisinde Barbara Novick, Ben Golub, Hugh Frater ve Keith Anderson da yer almıştır. Bu isimlerin her biri şirketin kuruluş döneminde farklı alanlarda katkı sağlamış ve BlackRock'ın dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden biri haline gelmesinde rol oynamıştır.

BlackRock Kurucularının Servetleri, Kökenleri ve Küresel Finans Ağları

BlackRock'ın kurucu kadrosunda yer alan isimlerin servetlerinin milyarlarca dolar seviyesinde olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte şirketin piyasa değeri ve yönetimi altındaki varlıkların büyüklüğü dikkate alındığında, BlackRock'ın kontrolünün tek bir kişide toplandığını söylemek mümkün değildir. Kurucu ortaklar önemli hissedarlar arasında yer alsalar da şirket halka açık bir yapıya sahiptir ve mülkiyeti çok sayıda kurumsal ve bireysel yatırımcı arasında dağılmış durumdadır.

Kurucu kadro içerisinde yer alan Larry Fink'in Yahudi bir ailede büyüdüğü belirtilmektedir. Robert S. Kapito'nun Yahudi bir aileden geldiği, Susan Wagner'in de Yahudi bir ailede doğduğu ifade edilmektedir. Barbara Novick'in Yahudi kökenli olduğu ve çeşitli Yahudi kuruluşlarında görev aldığı bilinmektedir. Ben Golub'un (Bennett W. Golub) Yahudi toplumu ve kurumları içerisinde aktif roller üstlendiği kamuoyuna açık bilgiler arasında yer almakta ve Yahudi kökenli olduğu kabul edilmektedir. Buna karşılık Hugh Frater ve Keith Anderson hakkında Yahudi olduklarını doğrulayan güvenilir ve açık kaynakların bulunmadığı belirtilmektedir.

Küresel varlık yönetimi sektörünün bir diğer büyük kuruluşu olan Vanguard, 1975 yılında John C. Bogle tarafından kurulmuştur. Finans dünyasında “Jack Bogle” adıyla tanınan kurucu, endeks fonu modelinin yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Günümüzde Vanguard'ın yönetimi profesyonel yöneticiler tarafından sürdürülmektedir. 2026 yılı itibarıyla şirketin CEO'luk görevini Salim Ramji yürütmektedir.

State Street Corporation ise dünyanın en büyük finansal hizmet ve saklama bankalarından biri olarak kabul edilmektedir. Şirket, State Street Global Advisors aracılığıyla aynı zamanda dünyanın en büyük yatırım yöneticileri arasında yer almaktadır. BlackRock ve Vanguard'da olduğu gibi State Street'in de tek bir sahibi bulunmamaktadır. Şirket halka açık bir kuruluş olup hisseleri borsada işlem görmektedir.

2026 yılı itibarıyla yayımlanan kurumsal hissedarlık verilerine göre State Street'in en büyük hissedarları arasında BlackRock, The Vanguard Group, State Street'in kendi yatırım yapıları ile büyük sigorta ve yatırım kuruluşları bulunmaktadır. Bu durum, küresel finans sisteminde büyük yatırım kuruluşları arasında görülen karşılıklı ortaklık ve hissedarlık ilişkilerinin bir örneği olarak değerlendirilmektedir.

State Street'in büyüklüğü de küresel finans sistemindeki konumunu göstermektedir. 2025 yılı sonu itibarıyla şirketin yaklaşık 53,8 trilyon dolar düzeyinde saklama ve yönetim altındaki varlığa (AUC/A), yaklaşık 5,7 trilyon dolar düzeyinde ise doğrudan yönetilen varlığa (AUM) sahip olduğu belirtilmektedir. Bu rakamlar nedeniyle State Street, BlackRock ve Vanguard ile birlikte küresel finans sisteminin en etkili üç kurumsal yatırım gücünden biri olarak değerlendirilmektedir.

Küresel Varlık Yönetimi Şirketleri, Finansal Güç Yoğunlaşması ve BlackRock: Türkiye, Jeopolitik ve Küresel Sermaye İlişkileri Üzerine Bir İnceleme

Gİrİş

Küreselleşme süreciyle birlikte sermaye hareketlerinin hacmi ve karmaşıklığı artarken, bu sermayenin yönetimi giderek daha büyük kurumsal yapılarda yoğunlaşmıştır. Varlık yönetim şirketleri başlangıçta yatırım fonlarını yöneten kuruluşlar olarak ortaya çıkmış olsalar da zaman içerisinde dünya ekonomisinin stratejik aktörleri haline gelmişlerdir.

Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri BlackRock'tır. 1988 yılında kurulan şirket, günümüzde trilyonlarca dolarlık varlığı yönetmekte ve dünyanın hemen her büyük şirketinde doğrudan veya dolaylı yatırım pozisyonu bulundurmaktadır. Bu nedenle BlackRock yalnızca bir yatırım kuruluşu değil, aynı zamanda küresel ekonomik yapının önemli bir bileşeni olarak görülmektedir.

BlackRock'ın Kuruluşu ve Tarihsel Gelişimi

BlackRock 1988 yılında Larry Fink öncülüğünde kurulmuştur. Şirket başlangıçta risk yönetimi ve yatırım danışmanlığı amacıyla faaliyet göstermiştir. Kuruluş döneminde Blackstone Group bünyesinde faaliyet gösteren yapı daha sonra bağımsızlaşarak küresel ölçekte büyüme sürecine girmiştir.

1990'lı yıllarda kurumsal yatırım alanında büyüyen şirket, 2006 yılında Merrill Lynch ile gerçekleştirdiği birleşme sonrasında uluslararası finans piyasalarında daha görünür hale gelmiştir. İzleyen yıllarda çok sayıda satın alma ve birleşme yoluyla faaliyet alanını genişleten BlackRock, özellikle ETF piyasasındaki liderliği sayesinde dünyanın en büyük varlık yöneticisi konumuna ulaşmıştır.

2024 yılı sonunda şirketin yönettiği varlık miktarının yaklaşık 11,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı, 2025 yılı itibarıyla ise bu rakamın yaklaşık 14 trilyon dolara yaklaştığı belirtilmektedir. Bu büyüklük, birçok devletin milli gelirinden daha yüksek bir ekonomik kapasiteyi temsil etmektedir.

Larry Fink ve Kurumsal Liderlik

Laurence Douglas Fink, 1952 yılında Los Angeles'ta doğmuştur. UCLA'da eğitim aldıktan sonra First Boston bünyesinde tahvil ve mortgage piyasalarında görev yapmıştır. Daha sonra BlackRock'ın kuruluşunda yer almış ve şirketin CEO'su olarak küresel finans dünyasının en etkili isimlerinden biri haline gelmiştir.

Fink'in etkisi yalnızca yönettiği sermayeden kaynaklanmamaktadır. Her yıl yayımladığı CEO mektupları, yatırımcılar, şirket yöneticileri ve politika yapıcılar tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bu mektuplarda kurumsal yönetişim, sürdürülebilirlik, yapay zekâ, iklim riskleri ve jeopolitik gelişmeler gibi konular ele alınmaktadır.

BlackRock'ın Küresel Şirketlerdeki Konumu

BlackRock'ın gücünün temelinde doğrudan sahip olduğu sermayeden çok yönettiği fonlar bulunmaktadır. Şirket, emeklilik fonları, sigorta şirketleri, devlet yatırım fonları ve bireysel yatırımcıların varlıklarını yönetmektedir.

Bu nedenle BlackRock;

  • Apple

  • Microsoft

  • Amazon

  • Alphabet

  • ExxonMobil

gibi dünyanın en büyük şirketlerinde önemli hisselere sahip kurumsal yatırımcılar arasında yer almaktadır. Ancak bu hisselerin önemli bölümü şirketin kendi sermayesini değil, müşterilerinin fonlarını temsil etmektedir.

Bu durum bazı akademisyenler tarafından modern kapitalizmin yeni bir aşaması olarak yorumlanmaktadır. Geleneksel sanayi kapitalizminin yerini, finansal aracılar üzerinden yürüyen bir sermaye yönetimi sisteminin aldığı ileri sürülmektedir.

Big Three: BlackRock, Vanguard ve State Street

Küresel finans literatüründe sıklıkla "Big Three" olarak adlandırılan BlackRock, Vanguard ve State Street, dünya sermaye piyasalarının en etkili kurumsal yatırımcıları arasında yer almaktadır.

Bu üç kuruluşun yönettiği toplam varlıkların onlarca trilyon dolara ulaştığı belirtilmektedir. Bazı raporlarda bu büyüklüğün dünya ekonomisinin önemli bir bölümünü temsil ettiği ifade edilmektedir. Bu nedenle söz konusu şirketler yalnızca yatırım kuruluşları değil, aynı zamanda küresel finans sisteminin temel aktörleri olarak değerlendirilmektedir.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden John C. Coates tarafından ortaya atılan ve literatürde "12 Problemi" olarak anılan yaklaşım, büyük varlık yöneticilerinin şirket yönetimleri üzerindeki etkisini açıklamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşıma göre aynı yatırım kuruluşlarının çok sayıda büyük şirkette hissedar olması, kurumsal yönetişim süreçlerinde yeni güç yoğunlaşması biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Aladdin Sistemi ve Finansal Gözetim Kapasitesi

BlackRock'ın küresel ölçekteki etkisinin önemli bileşenlerinden biri Aladdin isimli teknoloji platformudur.

Aladdin;

  • Risk analizi,

  • Portföy yönetimi,

  • Senaryo modelleme,

  • Finansal stres testleri,

  • Varlık tahsisi

gibi alanlarda kullanılmaktadır.

Sistemin yalnızca BlackRock tarafından değil, çok sayıda banka, sigorta şirketi ve yatırım kuruluşu tarafından da kullanıldığı belirtilmektedir. Bu durum BlackRock'ın yalnızca sermaye yönetimi değil, finansal veri ve risk yönetimi alanlarında da önemli bir aktör olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.

Devletler ve BlackRock: Danışmanlık Faaliyetleri

BlackRock'ın faaliyet alanı yalnızca yatırım yönetimi ile sınırlı değildir. Şirket çeşitli dönemlerde hükümetlere, merkez bankalarına ve kamu kurumlarına danışmanlık hizmetleri de sunmuştur.

Örneğin Ukrayna hükümeti ile yapılan anlaşmalar kapsamında savaş sonrasında ülkenin yeniden yapılandırılması ve yatırım planlaması konusunda danışmanlık faaliyetleri yürütüldüğü belirtilmektedir. Benzer şekilde İrlanda'da bankacılık sektörüne yönelik değerlendirme ve analiz çalışmalarında da şirketin danışmanlık hizmetlerinden yararlanılmıştır.

Bu durum bazı araştırmacılar tarafından uzmanlık transferi olarak değerlendirilirken, bazı çevreler ise finansal çıkar çatışması ihtimallerine dikkat çekmektedir.

Savunma Sanayii Yatırımları ve Tartışmalar

BlackRock doğrudan bir savunma sanayii şirketi değildir. Ancak yatırım fonları aracılığıyla savunma sektöründe faaliyet gösteren çeşitli şirketlerde hisseleri bulunmaktadır.

Bunlar arasında:

  • Lockheed Martin

  • RTX (Raytheon)

  • Boeing

  • Northrop Grumman

  • General Dynamics

gibi kuruluşlar yer almaktadır.

Bu yatırım ilişkileri özellikle son yıllarda Gazze savaşı bağlamında çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Bazı insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, savunma sanayii yatırımları nedeniyle BlackRock'a yönelik eleştiriler yöneltmiştir. Buna karşılık şirket ve destekçileri, BlackRock'ın yatırımcı fonlarını yöneten bir kuruluş olduğunu ve söz konusu yatırımların küresel piyasa endekslerinin doğal sonucu olduğunu savunmaktadır.

Türkiye–BlackRock Temasları

Son dönemde BlackRock'ın Türkiye piyasalarına yönelik ilgisinin arttığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Şirketin özellikle enerji, altyapı ve sermaye piyasaları alanlarında yatırım fırsatlarını takip ettiği belirtilmektedir.

Bu çerçevede Larry Fink ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleştirilen görüşme çeşitli yorumlara konu olmuştur. Bazı yorumcular bu görüşmeyi Türkiye'nin uluslararası sermaye çekme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirmiştir. Bazıları ise görüşmeyi ekonomik zorunluluklar ile dış politika söylemleri arasındaki ilişkinin bir örneği olarak yorumlamıştır.

Finansal Güç Yoğunlaşması Tartışmaları

BlackRock, Vanguard ve State Street gibi şirketlerin büyüklüğü, finansal sistemde güç yoğunlaşması tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

Eleştiriler genel olarak şu başlıklarda toplanmaktadır:

  • Sermaye sahipliği ile kontrol arasındaki ayrışma,

  • Şirket yönetimlerinde oy gücünün yoğunlaşması,

  • Küresel ekonomik karar alma süreçlerinde etkili olmaları,

  • Finansal sistem açısından sistemik risk oluşturmaları.

Rothschild ve Rockefeller İddiaları Üzerine

Kamuoyunda zaman zaman BlackRock ve State Street'in Rothschild ailesi tarafından, Vanguard ve Fidelity'nin ise Rockefeller ailesi tarafından kontrol edildiği yönünde iddialar ortaya atılmaktadır.

Büyük Dörtlü: BlackRock, Vanguard, State Street ve Fidelity'nin Küresel Finans Sistemindeki Yeri

BlackRock, Vanguard, State Street ve Fidelity isimleri kamuoyunda teknoloji şirketleri veya küresel markalar kadar görünür olmasa da, modern finans sisteminin en etkili kurumları arasında gösterilmektedir. Bu şirketler varlık yönetim şirketleri olarak faaliyet göstermekte ve emeklilik fonlarından sigorta fonlarına, devlet fonlarından bireysel yatırımcılara kadar çok geniş bir yatırımcı kitlesinin sermayesini yönetmektedir. Bu nedenle doğrudan kendi sermayeleriyle değil, yatırımcıların kendilerine emanet ettiği fonlarla dünyanın en büyük şirketlerinde hisseler edinmektedirler.

Finans çevrelerinde sıklıkla “Big 4” olarak anılan bu şirketler arasında BlackRock, Vanguard ve State Street daha baskın bir konumda görülmekte, bu nedenle bazı değerlendirmelerde yalnızca bu üç kuruluştan oluşan “Big 3” tanımı kullanılmaktadır. Bu kurumlar dünya genelindeki halka açık şirketlerin büyük bölümünde farklı oranlarda hisselere sahiptir. Yönetimleri altındaki toplam varlık miktarı onlarca trilyon dolara ulaşmakta ve bu büyüklük birçok ülkenin ekonomik kapasitesini aşan bir seviyeyi temsil etmektedir.

Bu şirketlerin büyüklüğü yalnızca yönettikleri para miktarıyla açıklanmamaktadır. Asıl dikkat çeken unsur, yatırım yaptıkları şirketlerde sahip oldukları oy hakları ve kurumsal yönetişim üzerindeki etkileridir. Apple, Microsoft, Google ve benzeri büyük şirketlerde kurumsal yatırımcıların toplam oy gücü zaman zaman önemli seviyelere ulaşabilmektedir. Bu durum, büyük varlık yöneticilerinin şirket yönetimlerinde dolaylı fakat etkili bir konuma sahip olmalarına yol açmaktadır.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden John C. Coates tarafından ortaya atılan ve “12 Problemi” olarak adlandırılan yaklaşım, bu güç yoğunlaşmasını açıklamaya çalışmaktadır. Bu görüşe göre BlackRock, Vanguard ve State Street gibi kurumlar çok sayıda büyük şirkette aynı anda hissedar oldukları için, sınırlı sayıda temsilci aracılığıyla çok geniş bir kurumsal etki alanı oluşturabilmektedirler. Buradaki temel tartışma, bu temsilcilerin ne şirketlerin kurucuları ne de sermayenin gerçek sahipleri olmalarına rağmen önemli karar süreçlerinde etkili konuma gelmeleridir.

Bu sistem, yatırımcıların paralarının profesyonel yöneticiler tarafından değerlendirilmesine dayanmaktadır. Sonuç olarak sermayenin mülkiyeti ile sermaye üzerindeki yönetsel etki birbirinden ayrılabilmektedir. Bu durum bazı araştırmacılar tarafından modern finansal kapitalizmin en dikkat çekici özelliklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Büyük varlık yöneticilerinin etkisi yalnızca şirket yatırımlarıyla sınırlı değildir. 2022 yılı sonunda BlackRock CEO'su Larry Fink ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski arasında yapılan anlaşma kapsamında BlackRock'ın savaş sonrası Ukrayna ekonomisinin yeniden yapılandırılması konusunda danışmanlık vermesi kararlaştırılmıştır. Benzer şekilde İrlanda Merkez Bankası'nın talebi üzerine bazı İrlanda bankalarının portföyleri BlackRock Solutions tarafından değerlendirilmiştir. Bu örnekler, büyük varlık yönetim şirketlerinin zaman zaman devletler ve kamu kurumları için de danışmanlık hizmetleri sunduğunu göstermektedir.

Bu şirketlere yönelik tartışmaların bir diğer boyutu ise yatırım faaliyetleri, denetim süreçleri ve risk analiz sistemlerinin aynı kurumsal yapı içerisinde toplanabilmesidir. Özellikle BlackRock'ın geliştirdiği Aladdin isimli yazılım sistemi, küresel piyasalardaki riskleri analiz etmek amacıyla kullanılmaktadır. Sistem yalnızca BlackRock tarafından değil, rakip finans kuruluşları tarafından da kullanılmakta ve ücret karşılığında hizmet sunmaktadır. Bu durum, finansal piyasalarda veri, analiz ve risk yönetiminin belirli merkezlerde yoğunlaşması tartışmalarını beraberinde getirmektedir.

Fransız finans gazetecisi Gregoire Favet'e göre BlackRock gibi kurumların yöneticileri, yalnızca finans çevreleriyle değil, devlet başkanları, merkez bankaları ve uluslararası kuruluşlarla da doğrudan temas kurabilmektedir. Bu nedenle büyük varlık yönetim şirketlerinin yöneticileri, günümüz küresel ekonomi sisteminde etkili aktörler olarak görülmektedir.

Son yıllarda bu şirketler özellikle lobicilik faaliyetleri ve yatırım tercihleri nedeniyle de eleştirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan tartışmalarda, söz konusu şirketlerin savunma sanayii ve fosil yakıt sektörlerine yatırımlarını sürdürmeleri eleştirilmiş; buna karşılık şirketler çevresel, sosyal ve yönetişim kriterleri olarak bilinen ESG politikalarına yönelik yatırımlarını artırmaya çalışmıştır. Ancak daha sonraki dönemde ESG uygulamalarının siyasi tartışmaların merkezine yerleşmesiyle birlikte yatırım politikalarında yeniden değişimler yaşanmış, bazı eyaletlerde bu şirketler yoğun siyasi ve ekonomik eleştirilerin hedefi olmuştur.

Kamuoyunda zaman zaman BlackRock ve State Street'in Rothschild ailesi tarafından, Vanguard ve Fidelity'nin ise Rockefeller ailesi tarafından kontrol edildiği yönünde çeşitli iddialar ortaya atılmaktadır. Bununla birlikte bu iddialar şirketlerin resmî hissedarlık kayıtları ve ana akım finans literatürü tarafından doğrulanmış bilgiler olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle söz konusu görüşler daha çok alternatif finans teorileri ve küresel güç tartışmaları bağlamında değerlendirilmektedir.