CENNET PERDESİ
CENNET PERDESİ. Yâni “uyku!”, “erme!” ve “ölüm!” denen üç hâlde, Sâf canla çıkan öze “RAHMÂN!”, “RAHÎM!” ve “RÛH!” de! Mâden, bitki, hayvân ve rûhun akıl bilinci, Diğer dört renge âit aymaz insân sevinci!
KIYAMETNAME KİTABI


CENNET PERDESİ
Sanma cennet güzelle dolu bir yatakhâne!
ALLAH sevip sevilmek ister! Cennet bahâne!
Başka güzel yok ki O sevip sevilebilsin!
ALLAH’ın ismi ışık! Gölge haddini bilsin!
Aslını yansıtmaya cenneti etmiş perde!
Kopya olmaktan kurtul! Perde sırrına er de!
“ALLAH perde ardından konuşur” diyor âyet!
“Görmem artmaz!” der ÂLÎ, “Perde de kalksa şâyet!”
Cebrâil’in sınırı ancak perdenin önü!
Yaya kaldı! RESÛL’ün miraç olunca yönü!
Yoluna devâm edip RESÛL cennete vardı!
“Son sınır” idi yine! O cennetin de ardı!
MUHAMMED o sınırda tanıştı “MAHMÛD” ile!
İki isim de aynı kökten! Dikkat edile!
“Ben” merkezli baktıkça hep ufuk sınırı var!
“O” merkezli bakınca ne sen varsın ne duvar!
Demek ki esâs perde saklıdır ilk merkezde!
O ilk merkeze ister nokta, ister ÂLÎ de!
O merkezdendir çivit, sarı, mavi üç ışın!
Bu “üçüz boya” ile olur HAKK’a varışın!
Yâni “uyku!”, “erme!” ve “ölüm!” denen üç hâlde,
Sâf canla çıkan öze “RAHMÂN!”, “RAHÎM!” ve “RÛH!” de!
Mâden, bitki, hayvân ve rûhun akıl bilinci,
Diğer dört renge âit aymaz insân sevinci!
Rûhsuz akıl ölümde akkor ateşte erir!
Doğadan aldığını zerre zerre O verir!
M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
Ankara – 03 Haziran 2001
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
Genişletilmiş Ezoterik Tefsir ve Karşılaştırmalı Metafizik İnceleme
Giriş
“Cennet Perdesi” şiiri, kısa hacmine rağmen son derece yoğun bir metafizik yapı taşımaktadır. Şiirin temel ekseni “perde” kavramıdır. Ancak burada perde yalnızca gizleyen bir unsur değildir; aynı zamanda insan bilincini hazırlayan, koruyan ve hakikate aşamalı biçimde yaklaştıran ontolojik bir ara katmandır.
Şiir, klasik cennet anlayışını kökten dönüştürür. Cennet burada yalnızca ödül mekânı değildir. Hakikatin yansımasıdır. Bir hazırlık alanıdır. Bir ara yüzdür. İnsan doğrudan mutlak hakikati taşıyamadığı için, hakikat bilinç düzeyine uygun sembollerle görünür hâle gelir.
Bu yönüyle şiir; tasavvuf, Kabala, Hermetik gelenek, Neoplatonizm, Hindu metafiziği, Budist bilinç öğretisi, Hristiyan mistisizmi ve Şamanik kozmolojiyle birlikte okunabilecek çok katmanlı bir ezoterik metindir.
I. Cennet Kavramının Ezoterik Dönüşümü
1. Cennet Bir Ödül Müdür?
Şiirin ilk dizeleri:
“Sanma cennet güzelle dolu bir yatakhane!
ALLAH sevip sevilmek ister! Cennet bahane!”
ifadesiyle başlar.
Burada şair, halk arasında yaygın olan ödül merkezli cennet anlayışını kırmaktadır.
Tasavvufta ibadet üçe ayrılır:
korkuyla ibadet,
ödül için ibadet,
hakikatin kendisi için ibadet.
Gazâlî’ye göre halkın çoğu cenneti ister; fakat ârif kişi Hakk’ın cemâlini ister.
Şiirde de benzer yaklaşım vardır.
Cennet burada son amaç değildir.
Hakikate yönelten sembolik bir araçtır.
Bu yaklaşım Hristiyan mistisizminde de görülür.
Meister Eckhart şöyle der:
“Tanrı’yı cennet için değil, Tanrı olduğu için sev.”
Budizm’de de benzer şekilde aydınlanma bir ödül değil, bilinç çözülmesidir.
Şiir bütün bu yapıları tek metafizik eksende birleştirmektedir.
2. Cennet Neden Perdedir?
Şair şöyle der:
“Aslını yansıtmaya! Cenneti etmiş perde!”
Bu dize şiirin ana metafizik merkezidir.
Burada cennet:
hakikatin kendisi değil,
hakikatin yansıması,
ilahî özün filtrelenmiş görünümü,
insan bilincine uygun sembolik katmandır.
Tasavvufta buna “hicâb” yani perde denir.
İbnü’l-Arabî’ye göre yaratılmış âlem ilahî hakikatin gölgeleridir.
İnsan doğrudan mutlak hakikati değil, onun tecellilerini algılar.
Kabala’da Ein Sof doğrudan kavranamaz.
İnsan sefirot aracılığıyla yaklaşır.
Neoplatonizm’de görünen dünya Bir’in yansımasıdır.
Hermetik gelenekte görünür âlem hakikatin sembolik aynasıdır.
Şiir bütün bu sistemleri aynı metafizik yapı içinde toplamaktadır.
II. Işık ve Gölge Metafiziği
1. “ALLAH’ın ismi ışık!”
Şiirde:
“ALLAH’ın ismi ışık! Gölge haddini bilsin!”
ifadesi geçmektedir.
Burada ışık:
mutlak hakikat,
ilahî nur,
saf bilinç,
kozmik idrak,
yaratıcı öz
anlamına gelir.
Kur’an’daki:
“Allah göklerin ve yerin nurudur.”
ayetinin mistik yorumuyla doğrudan ilişkilidir.
Tasavvufta bütün varlık dereceleri ışığın yoğunluk katmanları gibi düşünülür.
Sühreverdî’nin İşrâk felsefesi tamamen nur metafiziği üzerine kuruludur.
Plotinus’ta da bütün varlık Bir’den taşan ışık dereceleridir.
Şiirde gölge ise:
ego,
sınırlı benlik,
ayrılık hissi,
geçici kimlik,
sahte merkezdir.
Jung psikolojisinde gölge insanın bastırılmış yönlerini temsil eder.
Tasavvufta nefs benzer biçimde hakikati örten perdedir.
2. Gölgenin Haddini Bilmesi
Şiirde gölgeye:
“Haddini bilsin!”
denmektedir.
Bu son derece derin metafizik bir ifadedir.
Çünkü ego kendisini merkeze koyduğu sürece ayrılık oluşur.
Tasavvufta buna “ene” problemi denir.
Budizm’de bireysel benlik yanılsamadır.
Hinduizm’de maya insanı ayrılık içinde tutar.
Kabala’da düşüş, ilahî merkezden uzaklaşma anlamındadır.
Şiirde gölgenin haddini bilmesi, egonun merkez olmaktan vazgeçmesidir.
III. Perde Ardından Konuşan Hakikat
1. Hakikat Neden Doğrudan Görünmez?
Şiirde:
“ALLAH perde ardından konuşur diyor âyet!”
ifadesi geçmektedir.
Burada çok önemli bir mistik problem gündeme gelir:
Neden hakikat doğrudan görünmez?
Tasavvufa göre sınırlı bilinç sınırsız hakikati taşıyamaz.
Bu yüzden:
semboller,
rüyalar,
vahiy,
peygamberler,
renkler,
kutsal anlatılar,
metaforlar
aracılığıyla hakikate yaklaşılır.
Perde bu yüzden yalnızca engel değildir.
Aynı zamanda koruyucudur.
Eğer perde bir anda kalkarsa bireysel bilinç çözülmeye başlayabilir.
Bu düşünce Kabala’daki sefirot sistemine, Hinduizm’deki maya öğretisine ve Platon’un mağara alegorisine benzer.
2. Perde ve Bilinç Katmanları
Şiirde perde statik değildir.
Katmanlıdır.
İnsan bilinç geliştikçe perde incelir.
Tasavvufta buna:
keşf,
müşahede,
marifet,
fenâ
adı verilir.
Budizm’de bilinç katmanları çözülür.
Hermetik gelenekte ruh gezegen katlarını aşar.
Şamanik gelenekte göğe çıkış vardır.
Şiir bu yüzden bir bilinç yolculuğu metni olarak da okunabilir.
IV. Miraç ve Aklın Sınırı
1. Cebrâil Neden Durdu?
Şiirde:
“Cebrâil’in sınırı! Ancak perdenin önü!”
ifadesi yer alır.
Bu son derece derin bir semboldür.
Tasavvufta Cebrâil çoğu zaman:
akıl,
düzen,
ilahî yasa,
kozmik zekâ
olarak yorumlanır.
Ancak şiire göre aklın ulaşabileceği bir sınır vardır.
O noktadan sonra doğrudan idrak gerekir.
Sühreverdî’nin İşrâk felsefesi de tam olarak bunu savunur.
Aklın ötesinde işrâkî sezgi vardır.
Dante’nin İlahi Komedya eserinde Vergilius aklı temsil eder ve belli noktaya kadar rehberlik eder.
Sonrasında Beatrice devreye girer.ÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇ.Şiirde Resûl’ün tek başına ilerlemesi, insan bilincinin aklı aşan hakikat katına geçmesini temsil eder.
2. “Cennetin de Ardında” Ne Vardır?
Şair şöyle der:
“Son sınır idi yine! O cennetin de ardı!”
Burada son derece radikal bir metafizik yorum vardır.
Cennet bile nihai hakikat değildir.
Çünkü şiire göre:
cennet semboldür,
hakikat ise doğrudan ilahî özdür.
Tasavvufta buna “cemâlullah” denir.
Yani hakikatin kendisiyle karşılaşma.
Bu yüzden şiirde cennetin ötesi vardır.
Bu yapı Neoplatonizm’de Bir kavramıyla, Kabala’da Ein Sof ile, Hinduizm’de Nirguna Brahman ile benzerlik gösterir.
V. Muhammed ve Mahmûd Sembolizmi
1. İki İsim Neden Aynı Kökten?
Şiirde:
“MUHAMMED o sınırda! Tanıştı ‘MAHMÛD’ ile!”
ifadesi geçmektedir.
Burada tarihsel kişilik değil, bilinç dönüşümü anlatılmaktadır.
Muhammed:
insan bilinci,
olgunlaşmış ruh,
hakikate yönelen insan
olarak düşünülebilir.,
Mahmûd ise:
tamamlanmış öz,
ilahî merkez,
hakikî benliktir.
Tasavvufta buna Hakikat-i Muhammediyye denir.
İnsan aslında kendi hakikî yüzüyle karşılaşmaktadır.
Budizm’de Buda doğası,
Kabala’da ilahî kıvılcım,
Hermetik gelenekte güneş insanı
benzer metafizik yapılardır.
VI. Ben Merkezli ve O Merkezli Bakış
1. Ego Ufuk Üretir
Şair:
“Ben merkezli baktıkça! Hep ufuk sınırı var!”
demektedir.
Ego sürekli ayrılık üretir.
Çünkü benlik:
merkez olmak ister,
sahip olmak ister,
kontrol etmek ister,
ayrılık üretir.
Bu yüzden ufuk aşılmaz.
Hakikat hep uzakta görünür.
Tasavvufta nefs,
Budizm’de ego yanılsaması,
Hristiyan mistisizminde kibir,
Kabala’da düşüş
aynı yapıya işaret eder.
2. O Merkezli Bilinç
Şiirde:
“O merkezli bakınca! Ne sen varsın! Ne duvar!”
ifadesi yer alır.
Burada fenâ öğretisi vardır.
Fenâ:
bireysel merkezin çözülmesi,
ayrılığın kalkması,
ilahî merkezde erime
anlamındadır.
Budizm’de anatta,
Hinduizm’de Atman-Brahman birliği,
Hermetik gelenekte birlik bilinci
aynı metafizik yapıya yaklaşır.
Duvar burada ego perdesidir.
Benlik çözülünce ayrılık da çözülür.
VII. Nokta ve İlk Merkez
1. Nokta Sembolizmi
Şiirde:
“O ilk merkeze, ister, nokta! İster, ÂLÎ de!”
ifadesi geçmektedir.
Tasavvufta nokta son derece önemlidir.
Hz. Ali’ye nispet edilen:
“Ben B harfinin altındaki noktayım.”
sözü burada hatırlanabilir.
Nokta:
başlangıç,
merkez,
birlik,
çoğalmamış hakikat,
saf özdür.
Kabala’da yaratılış noktayla başlar.
Hermetik gelenekte merkez noktadır.
Mandala sembolizminde merkez bilinçtir.
Şiirde nokta hakikatin ilk yoğunlaşmasıdır.
VIII. Renkler ve Bilinç Dönüşümü
1. Çivit, Sarı ve Mavi
Şiirde:
“O merkezdendir çivit! Sarı, mavi üç ışın!”
denmektedir.
Burada renkler estetik unsur değil bilinç frekanslarıdır.
Çivit:
derin sezgi,
sonsuzluk,
gece bilinci.
Sarı:
zihinsel aydınlanma,
farkındalık,
idrak.
Mavi:
ruhsal açıklık,
huzur,
geniş bilinç.
Simyada renkler dönüşüm aşamalarıdır.
Hindu çakra sisteminde renkler bilinç merkezlerini temsil eder.
Şiirde renkler ruhsal dönüşümün haritasıdır.
2. Üçüz Boya ve Üç Ölüm
Şiirde:
“Uyku! Erme! Ve ölüm!”
şeklinde üç hâl geçmektedir.
Buradaki ölüm fiziksel ölüm değildir.
Şiirde üç aşama vardır:
Cehaletin ölümü
Egonun çözülmesi
Ayrılığın ortadan kalkması
Tasavvufta buna:
seyr,
sülûk,
fenâ
süreçleri denebilir.
Hristiyan mistisizminde “dark night of the soul” benzer süreçtir.
Budizm’de nirvana arzunun sönüşüdür.
Şiir bütün bunları aynı metafizik eksende toplamaktadır.
IX. Rahmân, Rahîm ve Rûh
1. Üçlü Merhamet Sistemi
Şiirde:
“RAHMÂN! RAHÎM! Ve RÛH!”
ifadeleri birlikte geçmektedir.
Burada üç farklı düzey vardır:
Rahmân:
kozmik merhamet,
bütün varlığı kuşatan güç.
Rahîm:
bireysel yakınlık,
bilinçli ilişki.
Rûh:
ilahî nefes,
aşkın öz,
bilinç kıvılcımı.
Tasavvufta insan yalnızca kendi çabasıyla dönüşmez.
İlahî nefes olmadan hakikat tamamlanmaz.
X. İnsan Bir Mikrokozmos Mudur?
1. Maden, Bitki, Hayvan ve Ruh
Şiirde:
“Mâden, bitki, hayvân ve rûhun akıl bilinci!”
ifadesi geçmektedir.
Burada insanın çok katmanlı yapısı anlatılır.
İnsan içinde:
madenin durağanlığı,
bitkinin büyümesi,
hayvanın içgüdüsü,
aklın düzeni,
ruhun aşkınlığı
birlikte vardır.
İhvân-ı Safâ risalelerinde benzer anlayış bulunur.
Hermetik gelenekte insan küçük evrendir.
Kabala’da Âdem Kadmon kozmik insandır.
Hinduizm’de Purusha evrensel insan ilkesidir.
Şiir insanı yürüyen kozmos olarak yorumlamaktadır.
XI. Rûhsuz Akıl ve Modernite Eleştirisi
1. Akıl Neden Yeterli Değildir?
Şair şöyle der:
“Rûhsuz akıl! Ölümde akkor ateşte erir!”
Bu doğrudan modernite eleştirisidir.
René Guénon ve Frithjof Schuon gibi gelenekçi düşünürlere göre modern uygarlık:
niceliği kutsamış,
anlamı kaybetmiş,
ruhu unutmuştur.
Şiirde rûhsuz akıl:
teknik üretir,
hesap yapar,
mekanikleşir,
ama hakikate ulaşamaz.
Akkor ateş burada içsel tükeniş metaforudur.
Modern insan dış dünyayı kontrol etmiş ama iç merkezini kaybetmiştir.
Şiir bu yüzden metafizik bir uyarıdır.
XII. Kozmik Denge ve Doğaya Dönüş
1. İnsan Doğadan Aldığını Geri Verir
Şiirin sonunda:
“Doğadan aldığını! Zerre zerre o verir!”
denmektedir.
Bu Taoist denge anlayışına yakındır.
Hiçbir şey bütünden bağımsız değildir.
İnsan:
doğadan alır,
dönüşür,
tekrar bütüne döner.
Tasavvufta bütün varlık Allah’a döner.
Budizm’de her şey geçicidir.
Hermetik gelenekte dönüşüm sonsuzdur.
Şiir böylece kapalı bireysel varlık anlayışını reddeder.
İnsan kozmik akışın parçasıdır.
XIII. Sonuç
“Cennet Perdesi” şiiri, görünürde kısa bir mistik şiir olmasına rağmen derin yapısında son derece kapsamlı bir metafizik sistem kurmaktadır.
Şiirin temel düşüncesi şudur:
Hakikat doğrudan görünmez.
İnsan hakikati:
semboller,
perdeler,
bilinç katmanları,
dönüşüm süreçleri
aracılığıyla kavrar.
Cennet bile nihai hakikat değildir.
Hakikatin yansımasıdır.
Ego merkezli bilinç perdeler üretir.
İlahî merkezli bilinç ise perdeleri inceltir.
Bu yüzden şiirin nihai çağrısı:
ödülü aramak değil,
perdenin ardındaki özü aramaktır.
Çünkü şiire göre insan dışarıda aradığı hakikatin merkezini kendi içinde taşımaktadır.
Ve perde tamamen kalktığında:
benlik,
ayrılık,
duvar,
sınır
ortadan kalkar.
Geriye yalnızca hakikat kalır.
Akademik Kaynakça
İbnü’l-Arabî — Fusûsu’l-Hikem
Gazâlî — İhyâu Ulûmi’d-Dîn
Meister Eckhart — Selected Writings
Plotinus — Enneadlar
Gershom Scholem — Major Trends in Jewish Mysticism
Carl Gustav Jung — Aion
Sühreverdî — İşrâk Felsefesi
Dante — İlahi Komedya
Abdülkerim el-Cîlî — İnsan-ı Kâmil
Kuşeyrî Risalesi
D. T. Suzuki — Zen Buddhism
Mircea Eliade — Yoga: Immortality and Freedom
Titus Burckhardt — Alchemy
Mevlânâ — Mesnevî
St. John of the Cross — Dark Night of the Soul
Toshihiko Izutsu — Kur’an’da Allah ve



