DOSTLAR MECLİSİ - (RAVZATÜ’L AHBAB) 2.CİLT-HZ. ALİ DÖNEMİ TERCÜMESİ-BÖLÜM-2
DOSTLAR MECLİSİ - (RAVZATÜ’L AHBAB) 2.CİLT-HZ. ALİ DÖNEMİ TERCÜMESİ-BÖLÜM-2. Ravzatü’l Ahbab (Dostlar Meclisi), Ataullah İbni Fazullah el-Hüseyni tarafından 1268 yılında Farsça kaleme alınmış olup, Benlizade Mahmut el-Mağnisavi tarafından Osmanlı Türkçesi’ne çevrilmiştir.
KİTAPLAR


DOSTLAR MECLİSİ - (RAVZATÜ’L AHBAB)
2.CİLT-HZ. ALİ DÖNEMİ TERCÜMESİ
Ravzatü’l Ahbab (Dostlar Meclisi), Ataullah İbni Fazullah el-Hüseyni tarafından 1268 yılında Farsça kaleme alınmış olup, Benlizade Mahmut el-Mağnisavi tarafından Osmanlı Türkçesi’ne çevrilmiştir.
Yazar: Ataullah İbni Fazullah el-Hüseyni
Farsça’dan Osmanlı Türkçesi’ne Çeviren: Benlizade Mahmut el-Mağnisavi
Osmanlı Türkçesi’nden Türkçe’ye Çeviren: Ahmet M.
Sadeleştiren ve Düzenleyen: www.ilahiyasa.com
2. Cilt – Hz. Ali Dönemi
BÖLÜM-2
Zilkâr’da Üveys-i Karânî’nin Orduya Katılması
Abdullah bin Abbas şöyle anlatır:
“Zilkâr’da Emirel Müminin Ali’nin yanındaydım. Kûfe askerleri bölük bölük geliyordu. Emirel Müminin şöyle buyurdu:
‘Bugün bize yirmi bölük asker gelecek; her birinde bin kişi olacak.’
Bu söz bana hayli şaşırtıcı geldi. Emirel Müminin, içimden geçen şüpheyi sezmiş olacak ki iki kişiyi gelen askerleri saymakla görevlendirdi.
Sayım yapıldı; fakat sayı söylenenden bir eksik çıktı. Durumu kendisine bildirdiler: ‘Söylediğinizden bir kişi eksik geldi.’ dediler.
O ise tebessüm ederek:
‘O da birazdan gelir.’ buyurdu.
Bir süre sonra uzaktan yaşlı bir adamın geldiğini gördük. Azığı sırtında, su kabı boynundaydı. Zayıf ve nahif biriydi. Ordugâha gelince onu Emirel Müminin’in huzuruna götürdüler.
Ali ona hangi kabileden olduğunu sordu.
‘Üveys-i Karânî’yim. Sana biat etmeye geldim.’ dedi.
Üveys’in katılımından sonra Emirel Müminin Zilkâr’dan hareket ederek karşı tarafa doğru ilerledi.
Emirel Müminin’in Talha ve Zübeyr’e Mektubu
Siyer ve tarih âlimlerinin nakline göre, Emirel Müminin Basra’ya doğru hareket ederken Talha ve Zübeyr’e bir mektup gönderdi. Mektupta şu ifadeler yer alıyordu:
“Ey Talha ve ey Zübeyr,
Ben kimseden zorla biat almadım. Herkes kendi isteğiyle biat etti. Sizin biatınız da bu şekildeydi. Başlangıçta bana bağlılığınız tamdı; şimdi ise sözünüzden döndünüz.
Bu işin vahametini görmüyor musunuz? Bu gaflet uykusundan uyanın ve Allah’a dönün.
Ey Zübeyr, sen Kureyş’in güçlü savaşçılarındansın. Ey Talha, sen muhacirlerin ileri gelenlerindensin. Keşke sizin gibi itibarlı kişilerden bu tür işler çıkmasaydı. Bu işe başlamadan vazgeçmeniz, başladıktan sonra vazgeçmenizden daha iyiydi.
Bana ‘Osman’ın katilidir’ demeniz büyük bir iftira ve ağır bir suçlamadır. Medine halkı bunun şahididir.
Eğer davanız Osman’ın kanını talep etmekse, onun oğulları hayattadır. Hak sahibi onlardır. Gelsinler, biat etsinler; sonra davalarını ortaya koysunlar ki Muhammed’in şeriatine göre hüküm verelim.
Sizin meseleniz Osman’ın kanı değildir. Biriniz Temim, biriniz Haşim soyundansınız; Osman ise Ümeyye soyundandır. Bu yanlış niyetle sözünüzden döndünüz. Bununla da kalmayıp Ümmü’l Müminin Aişe’yi, evinde oturmakla emrolunmuşken, yanınıza alıp diyar diyar dolaştırdınız. Kendi eşlerinizi ise evlerinde korudunuz.
Bu yolun hesabını sormaya Allah yeter.”
Mektup burada bitiyordu.
Emirel Müminin’in Aişe’ye Mektubu
Emirel Müminin ayrıca Aişe’ye de bir mektup yazdı. Mektupta şöyle deniliyordu:
“Ey Aişe,
Allah’ın ve Resûlü’nün emrine karşı gelerek evinden çıktın. Giriştiğin işin seninle bir ilgisi yoktur. Müslümanları ıslah ettiğini sanıyorsun; hâlbuki bu yaptığın fitnenin ta kendisidir.
Allah sizi evlerinizde oturmakla emretmişken bu asker toplama işi nedir? Bu davranış Allah’ın gazabını celbeder.
Osman’ın kanını talep ettiğini söylüyorsun. Osman Ümeyye soyundandır; sen Temim soyundansın. Bu fitneye öncülük etmenin sorumluluğu, Osman’ın katillerinin sorumluluğundan daha ağırdır.
Allah’tan kork ve evine dön.”
Mektup burada sona eriyordu.
Gelen Cevaplar
Talha ve Zübeyr yazılı bir cevap göndermediler; fakat şu mesajı ilettiler:
“Ey Ebu’l Hasan, biz senin emrin altına girmedikçe sen bizden razı olmazsın. Bizim de sana tabi olma niyetimiz yoktur. İstediğini yap.”
Aişe ise bir cevap yazdı:
“Ey İbn Ebû Talib, iş işten geçti. Artık olacak olan olur. Selam.”
Abdullah bin Zübeyr’in Hutbesine Karşı Hasan bin Ali’nin Hutbesi
Rivayete göre Halife’nin meclisinde, Abdullah bin Zübeyr’in halk önünde bir hutbe okuyarak Osman’ın öldürülmesinden Ali’yi sorumlu tuttuğu ve ağır ithamlarda bulunduğu haberi dile getirildi.
Emirel Müminin bunu işitince etkili bir hutbe hazırladı ve oğlu Hasan’a vererek:
“Kalk, bunu oku. Fakat kimseyi incitme.” buyurdu.
Hasan bin Ali kalkıp hutbeyi okudu. Abdullah bin Zübeyr’in sert ve ağır sözlerine açık ve sağlam delillerle cevap verdi; onun ithamlarını yine kendisine iade etti.
Talha ve Zübeyr’in Osman bin Hanîf’i Esir Alması
Bazı siyer ve tarih kaynaklarında anlatıldığına göre Osman bin Hanîf, Emirel Müminin tarafından Basra valisi olarak tayin edilmişti.
Talha ve Zübeyr’in ordusunun geldiğini öğrenince onlara bir mektup göndererek geliş sebeplerini sordu.
Ümmü’l Müminin Aişe’nin cevabı şöyleydi:
“Bir grup kötü kimse toplanıp Osman’ın kanını döktü. Ben de Müminlerin Annesi olarak ordu topladım ki o zalimlerden intikam alayım.”
Elçi bu cevabı Osman bin Hanîf’e ulaştırdı. Bunun ardından Talha ve Zübeyr, orduyu hızla savaşa hazırlayarak Basra dışında Marbed denilen yerde savaş düzenine girdiler.
Osman bin Hanîf de emrindeki askerlerle ve Ali taraftarlarıyla birlikte savaş alanına çıktı.
Basra Halkının İkiye Bölünmesi
Talha iki safın arasına girip bir hutbe okudu; Osman’ın kanı için halkı harekete geçmeye çağırdı. Ardından Zübeyr de aynı minvalde bir hutbe verdi. Aişe de benzer sözler söyleyince Basra halkı ikiye bölündü.
Bir kısmı Talha ve Zübeyr’in safına geçti.
Bir kısmı ise şöyle dedi:
“Bunların amacı Osman’ın kanı değil; Emirel Müminin Ali’dir. Eğer böyleyse neden önce Ali’ye biat ettiniz? Şimdi Osman’ın kanını bahane ederek hilafet peşine düştünüz. Resûlullah’ın haremine mensup birini şehir şehir dolaştırmanızın vebali, Osman’ın katillerinin vebalinden hafif değildir.”
Osman bin Hanîf’in yanındaki bazı sahabeler Aişe’ye şöyle seslendiler:
“Eğer kendi görüşünle Müslümanlarla savaşmaya geldiysen, Resûlullah’ın sana takdir ettiği örtü ve mahremiyet yerine dönene kadar seninle savaşmak gerekir. Eğer seni kandırarak getirdilerse bizim seninle savaşımız yoktur; bizim savaşımız seni buraya getirenlerledir.”
Savaşın Başlaması ve Osman bin Hanîf’in Esir Edilmesi
Osman bin Hanîf’in askerlerinden Hekim bin Hile’nin karşı tarafa saldırmasıyla savaş başladı. Çatışmalar ertesi gün de sürdü.
Aişe:
“Biz buraya kan dökmeye gelmedik. Müslümanlar arasındaki fitneyi gidermek istiyoruz. Gelin barış yapalım.” dedi.
Osman bin Hanîf ise:
“Talha ve Zübeyr yanındayken seninle barışmam. Çünkü onlar hak halifeye verdikleri biatı bozdular.” dedi.
Gece olunca taraflar geri çekildi. Ancak Talha ve Zübeyr, gece vakti ani bir baskınla Osman bin Hanîf’in kuvvetlerine saldırdılar. Askerlerinin çoğunu öldürdüler ve Osman bin Hanîf’i esir aldılar.
Onu öldürmeyi düşündüler; fakat Medine’deki ailesini ve kabilesini hesaba katarak vazgeçtiler. Öldürmediler; fakat ağır bir şekilde aşağıladılar. Saçını, sakalını, kaşını ve kirpiklerini tıraş edip şehirden dışarı attılar.
Osman bin Hanîf bu hâlde Medine’ye doğru yola çıktı; yolda Emirel Müminin’in ordusuna rastladı. Huzuruna çıkınca Ali:
“Bu ne hâldir?” diye sordu.
Osman bin Hanîf:
“Bu hâl, sizin tarafınızdan başıma gelenlerdendir.” dedi.
Basra’da Liderlik Meselesi
Rivayete göre Aişe, Talha ve Zübeyr Basra’yı ele geçirince aralarında istişare ettiler:
“Halka bir imam ve yönetici gerekir; sorunları çözecek, namazda imamlık yapacak biri olmalı. Kim olacak?” dediler.
Muhammed bin Talha:
“Babam olmalı.” dedi.
Abdullah bin Zübeyr:
“Babam olmalı.” dedi.
Bu sözler Aişe’ye ulaşınca şöyle dedi:
“Genel hilafet ehil olanların görüşüyle belirleninceye kadar şimdilik bize bir kişi gerekir ki Müslümanlara beş vakit namazda imamlık yapsın.”
Bir rivayete göre Abdurrahman Esedî, bir rivayete göre Abdullah bin Zübeyr imam tayin edildi. Başka bir rivayete göre ise bir gün Abdullah bin Zübeyr, bir gün Muhammed bin Talha imamlık yaptı.
Şah-ı Velayet’in Basra’ya Ka‘ka‘ bin Amr’ı Elçi Olarak Göndermesi
Emirel Müminin, Basra’ya varmadan önce Ka‘ka‘ bin Amr’ı elçi olarak gönderdi. Ka‘ka‘ Basra’ya giderek bu ihtilafın sebebini sordu.
“Osman’ın kanı için toplandık.” dediler.
Ka‘ka‘ şu karşılığı verdi:
“Sözünüzde samimi değilsiniz. Osman’ın kanını talep ettiğinizi söylüyor, Müslümanların iyiliğini istediğinizi iddia ediyorsunuz; fakat Müslüman kanı dökmeye devam ediyorsunuz. Öldürülenlerin yakınlarını kendinize düşman ediyorsunuz.”
Aişe:
“Ey Ka‘ka‘, bunun çaresi nedir?” diye sordu.
Ka‘ka‘:
“Barış yolunu aramak gerekir. Bu ayrılığı gidermek, intikam ateşini söndürmek ve Müslümanlara selamet kapısını açmak gerekir.” dedi.
Aişe:
“Eğer Ali buraya gelirse bu düğüm kolay çözülür.” dedi.
Ka‘ka‘ bu ılımlı sözleri duyunca hemen dönüp durumu Emirel Müminin’e bildirdi. Onun sözleri Hucurât 9. ayetteki “Müminlerden iki grup savaşırsa aralarını düzeltin…” emrine uygundu.
Basra Elçilerinin Ali’ye Gelişi
Basra eşrafından bazı kimseler, kendilerine nasıl muamele edileceğini öğrenmek üzere hilafet merkezine elçiler gönderdiler. Elçiler Ali’nin huzuruna çıkıp onun sözlerini dinlediler.
Emirel Müminin şöyle buyurdu:
“Talha ve Zübeyr’in pişman olup biatlarını yenilemelerini umarım. Ümmü’l Müminin Aişe’yi ise Resûlullah’ın bana vasiyeti gereği saygıyla bindirip Medine’ye göndereceğim. Onlar benimle savaşmadıkça ben sulh yolunu arayacağım.”
Elçiler bu sözlerden memnun olarak Basra’ya döndüler ve duyduklarını halka anlattılar.
Rivayete göre Resûlullah, Ali’ye:
“Yakında seninle Aişe arasında bir olay olacak.” buyurmuş, Ali “Ben mi haksız olurum?” deyince de “Hayır; o zaman onu evine gönder.” demişti.
Basra Önlerinde Son Görüşmeler
Basra elçileri gidince Emirel Müminin orduyla Basra’ya ilerledi ve şehrin dışında karargâh kurdu. Üç gün sulh için haber bekledi. Bir gelişme olmayınca dördüncü gün savaş düzeni aldı.
Kendisi meydana çıkıp Talha ve Zübeyr’i yüksek sesle çağırdı. Onlar da yanına geldiler.
Ali şöyle dedi:
“Yarın kıyamet günü Allah sizi bu savaşın gerekçesiyle sorguya çekerse ne cevap vereceksiniz? Aramızda akrabalık ve biat bağı olmasa bile İslam kardeşliği ve Peygamber’in sohbeti vardır. Bu haklara rağmen neden savaşa kalkışıyorsunuz?”
Onlar:
“Osman’ın öldürülmesine sen razıydın.” dediler.
Ali:
“Öyleyse gelin ellerimizi göğe kaldırıp karşılıklı dua edelim. Kim Osman’ın kanına razı olduysa Allah’ın gazabı onun üzerine olsun.” dedi.
Fakat bunu kabul etmediler.
Gece Baskını Teklifi
Basra tarafında Talha:
“Ali’nin ordusu yorgun. Bu gece baskın yapalım.” dedi.
Mervan bunu destekledi.
Zübeyr ise:
“Ali ile savaşmak başkadır. Bizim meselemiz İslam içinde görülmemiş bir meseledir. Onunla savaşmak sandığınız gibi değildir. Umudumuz sulhtur.” dedi.
Ahnef bin Kays’in Sorusu
Ahnef bin Kays Ali’nin yanına gelerek:
“Eğer galip gelirsen Basralılara sert davranır, ailelerini esir alır mısın?” diye sordu.
Ali:
“Hayır. Onlar Müslümandır. Galip gelirsem iyilikten başka bir şey görmezler. Sen bizimle misin?” dedi.
Ahnef:
“İstersen iki yüz adamla sana katılayım ya da dört bin kişiyi senin aleyhine savaştan alıkoyayım.” dedi.
Ali ikinciyi tercih etti.
Orduların Durumu ve Ali’nin Hutbesi
Talha ve Zübeyr Noka denilen yerde otuz bin kişilik bir orduyla karargâh kurdular. Ali’nin ordusu ise yaklaşık yirmi bin kişiydi.
Ali askerlerine şöyle hitap etti:
“Düşmanlar tarafından üç belayla karşı karşıyayım:
Bağy (isyan)
Neks (ahdi bozma)
Mekr (hile)
Allah bağy hakkında: ‘İsyanınız ancak kendi aleyhinizedir.’ (Yûnus 23)
Ahdi bozma hakkında: ‘Kim sözünü bozarsa kendi aleyhine bozar.’ (Fetih 10)
Hile hakkında ise: ‘Kötü tuzak ancak sahibini kuşatır.’ (Fâtır 43) buyurur.
Karşımda dört kişi var: En cesuru Zübeyr, en hilecisi Talha, en itaat edileni Aişe ve düşmanlarıma yardım eden Ya‘lâ bin Ümeyye.”
Bunun üzerine Hüzeyme bin Sâbit’in oğlu ayağa kalkıp:
“Zübeyr’in cesareti seninki gibi değildir. Talha ilimde sana erişemez. Aişe senin kadar ilahi emirlere bağlı değildir. Allah’ın hazinesi, Ya‘lâ’nın hazinesinden üstündür.” dedi.
Ali’nin ordusu yirmi bin civarındaydı.
Aişe’nin Ka‘b bin Suvar’ı Evinden Çıkarması
İki taraf savaşmaya karar verdiğinde Basra’da Ka‘b bin Suvar adında bir kişi vardı. Halife Ömer zamanından beri şehirde yönetici konumundaydı ve halk arasında itibarlıydı. Fitne ortaya çıkınca evine çekilmiş, kapısını kimseye açmamıştı. Kabilesi kalabalıktı ve Aişe’nin ordusuna katılmıştı.
Aişe ona haber gönderip çağırdı; Ka‘b gelmedi. Bunun üzerine Aişe bizzat kapısına gidip seslendi. Kapı açılmayınca:
“Ey Ka‘b, ben senin annen değil miyim? Neden kapıyı açmıyorsun?” dedi.
Bunun üzerine Ka‘b dışarı çıktı. Aişe ona:
“Ben sulh istiyorum. Bu işte bana yardım et.” dedi.
Ka‘b eline bir Mushaf alarak evinden çıktı. Savaş alevlenmişken iki ordunun arasına giriyor, her iki tarafı da Kur’an’a uymaya çağırıyordu. Sonunda Kûfe askerlerinden atılan bir okla öldürüldü.
İbn Âsem Kûfî’nin Fütûh adlı eserinde anlatıldığına göre, iki ordu karşı karşıya geldiğinde Ka‘b, Aişe’ye giderek:
“Ey Ümmü’l Müminin, aralarına girip konuş. Kalplerindeki düşmanlığı gider, bu fitnenin ateşini söndür.” dedi.
Aişe de sözünü dinleyerek Ankir adlı devesine bindi ve iki ordunun arasına girdi. Taraflara baktı. Bir ara gözleri Ali’ye ilişti. Onun savaşı önlemek için çaba gösterdiğini gördü. Bunun üzerine bir şey söylemeden geri döndü.
Son Nasihatler ve Savaşın Kaçınılmaz Oluşu
Ertesi gün Emirel Müminin, Zeyd bin Suhan’ı birkaç kişiyle birlikte Aişe’ye gönderdi. Ali’nin nasihatleri iletilince Aişe:
“Ali’ye verecek bir cevabım yok. Bu sözümü ona iletin.” dedi.
Bu haber üzerine Emirel Müminin ashabını ve komutanlarını toplayarak şöyle konuştu:
“Bu kavimle savaşmamak için çok çaba gösterdim. Doğru yolu bulurlar diye ümit ettim. Fakat nasihatlerim onlara fayda vermedi. İnat ve isyanlarını her gün artırdılar.”
Ardından şu mısraları okudu:
“Allah rüştünü dilemediği kimseye
Vaizin nasihati fayda vermez.”
Devamla şöyle dedi:
“Bugün bana savaş için hazır olun diyorlar. Oysa şimdiye kadar kimse beni savaşla korkutamadı. Allah’ın yardımıyla hepsini mağlup ettim. Bilin ki bugüne kadar ölümden kaçan olmamıştır. Hak yolunda şehadet erişmezse ölüm yine erişir. Allah’a yemin ederim ki O’nun yolunda bin kılıç darbesiyle ölmek bana başka türlü bir ölümden daha sevimlidir.”
Sonra ellerini göğe kaldırarak dua etti:
“Allah’ım! Önce bana biat edip sonra sebepsiz yere sözünden dönen ve düşmanlarımla dost olan Talha ile Zübeyr’in işini sana havale ediyorum.”
Emirel Müminin’in Barış İçin İbn Abbas’ı Talha ve Zübeyr’e Göndermesi
Rivayete göre iki ordu karşı karşıya geldiğinde Emirel Müminin, savaş yerine barış sağlamak ümidiyle Abdullah bin Abbas’ı Talha ve Zübeyr’e gönderdi.
İbn Abbas iki tarafın arasında durarak, Emirel Müminin’in savaşmak değil barış yapmak istediğini; barışa katkı sağlayanların affa ve iltifata mazhar olacaklarını yumuşak ve dostça bir üslupla bildirdi.
İbn Abbas’ın bu tutumu üzerine Emirel Müminin onun hakkında şöyle buyurdu:
“Kim ki İbn Abbas gibi bir amca oğluna sahipse, gözü aydın olur.”
Rivayete göre İbn Abbas savaş alanında Zübeyr’e şöyle dedi:
“Hatırlıyor musun? Resûlullah bir seferden dönüyordu. Ben, kardeşim Fazl ve sen onu karşılamaya gitmiştik. Beni ve Fazl’ı devesine aldı, seni ise yaya bıraktı.”
Görüşmeler ve gidip gelmeler o kadar uzadı ki sonunda sabah namazı kılındıktan sonra barış konusunda anlaşmaya varıldı. Her iki taraf sulh kararı aldı ve aralarında yeniden yakınlaşma başladı.
Fitnenin Yeniden Alevlenmesi
Bazı rivayetlere göre, sulh isteyenlerin talebi üzerine Emirel Müminin, Osman’ın öldürüldüğü gün olay yerinde bulunanların ordudan ayrılmalarını emretti.
Olaylara karışmış yaklaşık beş yüz kişi vardı ve her biri Araplar arasında nüfuz sahibi kimselerdi. Emir gereği ordudan ayrılıp bir kenarda toplandılar. Aralarında şöyle konuştular:
“Eğer barış olursa, bu bizim için felaket olur. Yarın bu barışın bedeli bizim kanımız olabilir.”
Bunun üzerine ordugâhtan biraz uzak bir yerde toplanıp üç gruba ayrıldılar. Gecenin karanlığında karşı tarafa saldırdılar.
Talha ve Zübeyr bu ani saldırıyı Aliyyü’l-Murtazâ’nın bir hilesi sandılar ve yeniden savaş kararı alıp karşı saldırıya geçtiler.
O sırada Emirel Müminin teheccüd namazıyla meşguldü. Durumu öğrenince hemen silahını kuşandı ve orduya savaş hazırlığı emrini verdi.
Emirel Müminin’in Ordudaki Her Birliğe Komutan Tayin Etmesi ve Savaş Taktikleri
Rivayete göre Emirel Müminin, Cemel Savaşı günü ordusunu düzenlerken her bir bölüme ayrı komutanlar tayin etti:
Ordunun sağ kanadına Ammar bin Yâsir’i,
Sol kanadına Şüzeyh bin Hâni’yi,
Merkeze Saîd bin Kays el-Hemedânî ile Adî bin Hâtem et-Tâî’yi,
Merkezdeki piyadelere Muhammed bin Ebû Bekir’i komutan yaptı.
Arap kabilelerinden her birine de kendi kabile reislerinin komuta etmesini emretti.
İki ordu savaş düzenine girdiğinde Emirel Müminin, Düldül adlı bineğini sürerek meydanın ortasına kadar ilerledi ve seslendi:
“Ey Zübeyr! Neredesin? Gel, konuşalım.”
Yanındakiler ona:
“Silahın yok. Zübeyr ise baştan ayağa zırhlı. Böyle gitmen tehlikelidir.” dediler.
Emirel Müminin:
“Ondan bana zarar gelmez.” dedi.
Zübeyr ordusundan ayrılarak onun yanına geldi.
Ali ona şöyle dedi:
“Ey Zübeyr, beni ittiğin bu yolun nelere sebep olduğunu görüyorsun.”
Zübeyr:
“Sebep Osman’ın kanıdır.” dedi.
Ali şu karşılığı verdi:
“Osman’ı sen ve arkadaşların öldürdünüz. Onun kanını önce kendi nefsinizden istemeniz gerekir. Ey Zübeyr, hatırlıyor musun? Resûlullah bir gün sana ‘Ali’yi seviyor musun?’ diye sormuştu. Sen de ‘Niçin sevmeyeyim? O benim halamın oğludur.’ demiştin. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Bir gün gelecek, bu dostluğu unutup onunla savaşacaksın ve ona haksızlık edeceksin.’ buyurmuştu.”
Zübeyr:
“Hatırladım… ama unutmuştum. Şimdi hatırladım.” dedi.
Ali devam etti:
“Resûlullah bir gün Benî Hâşim mahallesinde sana hitaben, ‘Ben peygamberlik nuruyla biliyorum ki bir gün yönetim hırsı sebebiyle bazı kimselerle birlikte Ali’ye karşı çıkacaksın.’ demişti.”
Zübeyr bir süre başını eğip düşündü. Sonra:
“Ya Ali, unuttuğum bir sözü bana hatırlattın. Eğer bunu daha önce hatırlatsaydın burada olmazdım.” dedi.
Gözlerinden yaşlar akarak oradan ayrıldı ve savaş alanını terk etti.
Enes bin Mâlik Rivayeti
Nehcü’l-Belâğa şerhlerinin bazılarında anlatıldığına göre, Emirel Müminin Cemel günlerinde Enes bin Mâlik’i Talha ve Zübeyr’e göndererek onlara nasihat etmesini ve Resûlullah’tan duyduğu bazı hadisleri aktarmasını istedi.
Enes nasihat etti ancak hadisleri nakletmedi. Geri dönünce Emirel Müminin ona hadisleri aktarip aktarmadığını sordu. Enes unuttuğunu söyleyince şöyle dedi:
“Eğer yalan söylüyorsan Allah seni baras hastalığına müptela etsin.”
Rivayete göre daha sonra Enes’in yüzünde bu hastalık ortaya çıktı ve yüzünü örtmeden dolaşamaz oldu.
Nakledilmek istenen hadis şu idi:
“Yakında siz ikiniz (Talha ve Zübeyr) Ali ile savaşacaksınız ve ona haksızlık edenlerden olacaksınız.”
Zübeyr’in Son Kararı
Zübeyr, Ali’nin yanından ayrılıp Aişe’nin yanına gitti. Aişe ona ne konuştuklarını sordu.
Zübeyr şöyle dedi:
“Cahiliye döneminde de İslâm döneminde de pek çok savaşa katıldım; hiç sarsılmadım. Fakat şimdi ayağımı nereye bastığımdan bile emin değilim.”
Aişe:
“Ali’nin kılıcından korkmuşsun. Korkmakta da haklısın.” dedi.
Oğlu Abdullah bin Zübeyr ise:
“Ali’den korktun, savaşmak istemiyorsun.” dedi.
Zübeyr buna kızarak:
“Ey Abdullah, seni bildim bileli uğursuzsun.” dedi ve atına binerek tekrar meydana yöneldi.
İmam Ali askerlerine:
“Safları açın, Zübeyr’e yol verin. Kimse karşısına çıkmasın. O kendi ordusundan ayrılmak istiyor.” dedi.
Saflar açıldı. Zübeyr geri dönüp oğluna:
“Ey oğlum, gördüğün bu hareket korkaklık mı? Resûlullah bana Ali ile savaşmamamı söylemişti. Ben gidiyorum.” dedi.
Pişmanlık dolu sözler söyleyerek ayrıldı.
Oğlu Abdullah ve bazı kişiler arkasından giderek onu geri döndürmeye çalıştılar fakat başaramadılar.
Zübeyr tek başına Vâdiyü’s-Sibâ‘ denilen yerde konakladı. Orada uyuduğu sırada Amr bin Cürmüz adlı biri onu öldürdü.
Savaş Öncesi Nasihat
Rivayete göre Cemel günü Emirel Müminin askerlerine şöyle nasihat etti:
“Gözlerinizi kısın. Dişlerinizi sıkın. Allah’ın adından başka söz söylemeyin. Savaşta çok konuşmak korkunun işaretidir.”
Aişe devesinin üzerinde bu sözleri işitti ve yakınlarına şöyle dedi:
“Bugün onun yaptıkları Bedir gününü hatırlatıyor. Sanırım bugün size fırsat vermeyecek.”
Emirel Müminin o gün ashabına: “Bu harbin bir örneği Resulullah’ın zamanında olmadı. Halk bu harbin ahkâmına vakıf değillerdir. Onun için bu savaşta ihtiyatı elden bırakmayın. Savaşırken bile onların katlini düşünmeyip bu fitneyi def etmeyi düşünmelisiniz. Onlar savaşa başlamadan siz başlamayın. Hasmınız sizden kaçarsa takip etmeyin. Yaralıya ve hastaya dokunmayın. Ölülerin silahını almayın. Ganimet toplamayın.” buyurdular.
Ne zamanki karşı taraftan oklar atılmaya başlandı, askerler: “Ey Emirel Müminin, onların okları bizi perişan etti. Savaşa izin ver.” diye yalvardılar. O Şah-ı Velayet: “Allahumme innî ahzertu ve enzertu, fe kün lî şahiden aleyhim.” (Allah’ım, ben sakındım; çok geri durdum. Onlarla aramda şahidim sensin.) diyerek silahını kuşandı. Başına emâme sardı. Bülbüle süvar oldu ve muharebeye izin verdi.
Emirel Müminin’in Elinden Mushafı Alıp Cemel Ashabını Doğru Yola Çağıran Genç
Cemel günü Emirel Müminin sağ eline bir mushaf alarak şöyle dedi:
“Kim bu mushafı elimden alıp bu asi topluluğu Kur’an’ın hükümlerine çağıracak?”
Benî Muşaci kabilesinden Müslim adında genç bir delikanlı öne çıktı ve mushafı almak için el uzattı.
Emirel Müminin şöyle dedi:
“Bana gaybdan bildirildi ki, bu görevi üstlenen kişinin önce mushafı tutan sağ eli kesilecek; o zaman sol eliyle tutacak. Sol eli de kesilecek; yine mushafı yere düşürmemek için çabalayacak ve sonunda bu yolda şehit olacaktır.”
Buna rağmen aynı genç tekrar öne çıktı, mushafı aldı ve düşman saflarına doğru yürüdü.
Yaklaştığında mushafı kaldırarak şöyle seslendi:
“Ey Cemel Ashabı! Sizi Allah’ın kitabına çağırıyorum.”
Talha:
“Yalan söylüyorsun, bu da Ali’nin bir hilesidir.” dedi ve askerlerinden birine işaret etti.
Asker, gencin Kur’an’ı tutan sağ elini kılıçla kesti. Genç mushafı düşürmemek için sol eliyle tuttu. Sol eli de kesildi. Bunun üzerine mushafı kollarıyla kavrayıp göğsüne bastı ve o hâlde şehit oldu.
Gencin Annesinin Ağıdı
O gencin yaşlı bir annesi vardı. Şehadet haberini alınca ellerini Allah’a kaldırarak şu anlamda bir şiir söyledi:
“Ey Rabbim! Müslim onlara gitti,
Onları Kur’an’ın hükmüne çağırmak için.
Allah’ın kitabını okudu, hiç korkmadı.
Onlar ise onun kanına bulandılar.
Anası olanları görüyordu,
‘Yapmayın’ diyordu ama dinlemiyorlardı.
Elinde mushaf vardı,
Rablerinin gönderdiği kitap.
Onları yaratan Allah’a çağırıyordu;
Ama onlar kollarını kesip ona kıydılar.”
Muhammed Hanîfe’nin Hamlesi
Kur’an taşıyan genç şehit olunca Emirel Müminin sancağı oğlu Muhammed Hanîfe’ye verdi.
Muhammed Hanîfe sancağı alıp öyle bir hücum etti ki düşman tarafına korku saldı.
Emirel Müminin onun hakkında şöyle dedi:
“Aslanın yavrusu da aslandır.”
Rivayete göre Muhammed Hanîfe kısa sürede savaş meydanında karşısına çıkan birçok kişiyi saf dışı bıraktı.
Ardından Emirel Müminin Zülfikâr’ı çekerek bizzat savaş meydanına girdi. Düşman grubundan birçok kişiyi etkisiz hâle getirdi ve sonra kendi askerlerinin yanına döndü.
Talha’nın Öldürülmesi
Rivayete göre Cemel günü, Aişe’nin ordusunda bulunan Mervan bin Hakem, savaş sırasında Talha ile karşılaştı. Yanındaki kölesine şöyle dedi:
“Talha’yı gördün mü? Osman’ın öldürüldüğü gün, fitne çıkaranları Osman’ı öldürmeleri için teşvik eden oydu. Şimdi ise utanmadan Osman’ın kanını talep ediyor.”
Bu durumu anlatmak için şu anlamda bir söz söylenmiştir:
“Kendi dostlarını öldürür, sonra da onların yasını tutar.”
Bazı âlimlere göre, Emirel Müminin Zübeyr’den sonra Talha’ya da haber göndererek Resûlullah’ın uyarılarını ona hatırlattı. Talha yaptıklarından pişman oldu ve safların dışına çekilip düşünmeye başladı.
Bunu gören Mervan bin Hakem kölesine şöyle dedi:
“Başıma bir örtü ört ki beni tanımasınlar. Gidip Osman’ın intikamını ondan alayım; sen de bunun karşılığında hür ol.”
Kölesi dediğini yaptı. Mervan zehirli bir okla Talha’yı ayağından vurdu. Yarası ağırlaştı ve Talha’yı ölüm döşeğine düşürdü.
Rivayete göre Talha ölmeden önce bir süvari gördü ve onu yanına çağırdı. Hangi taraftan olduğunu sordu.
Süvari:
“Ali’yi sevenlerdenim.” dedi.
Bunun üzerine Talha şöyle dedi:
“Elini bana ver; senin elinle Emirel Müminin’e olan biatımı yenileyeyim ve Allah’ın rahmetine layık olayım.”
O asker durumu İmam Ali’ye haber verdiğinde, İmam şöyle buyurdu:
“Allah, onun sözünü bozmuş olarak ölmesini istemedi.”
Zübeyr’in Öldürülmesi
Siyer ve tarih kitaplarında Zübeyr’in öldürülmesi hakkında farklı rivayetler vardır:
1. Rivayet
Zübeyr savaş alanından ayrılıp Medine’ye doğru yola çıkınca, Vâdiyü’s-Sibâ‘ denilen yerde konakladı. İbn Cürmüz (adı Abdullah veya Amr olarak da geçer) onun peşinden giderek orada yanına ulaştı. Niyeti, fırsat bulunca onu öldürmekti.
Zübeyr, tavırlarından bu niyeti sezince onu öldürmek istedi. Ancak İbn Cürmüz yalvararak, “Allah’ı hatırla!” dedi. Bunun üzerine Zübeyr onu öldürmekten vazgeçti. Aynı durum bir kez daha yaşanınca Zübeyr şöyle dedi:
“Allah seni öldürsün ey Amr! Sen bana Allah’ı hatırlatıyorsun ama kendin için hatırlamıyorsun.”
Sonunda İbn Cürmüz, Zübeyr’i gafil bir anında öldürdü. Başını kesip yanına aldı. Cemel Savaşı bittikten sonra Zübeyr’in başını Emirel Müminin’e ulaştırdı.
Emirel Müminin haberi getiren kişiye:
“Onu ateşle müjdele.” dedi.
Bu sözü duyan İbn Cürmüz şu anlamda beyitler söyledi:
“Zübeyr’in başını Ali’ye getirdim,
Ona yakın olmak umuduyla.
Fakat beni ateşle müjdeledi;
Ne kötü bir müjde, ne kötü bir armağan!”
2. Rivayet
Zübeyr savaş alanından ayrıldıktan sonra Saf‘an denilen yerde Benî Muşaci kabilesinden Nasr adlı biriyle karşılaştı. Aralarında eski bir dostluk vardı.
Nasr ona:
“Sen bana emanettesin. Seni bu tehlikeden kurtarayım, kimsenin sana zarar veremeyeceği bir yere götüreyim.” dedi.
Zübeyr kabul etti ve birlikte yola çıktılar.
Bu sırada bir kişi Ahnef bin Kays’e giderek Zübeyr’i Saf‘an’da gördüğünü haber verdi. Ahnef şöyle dedi:
“Zübeyr ordusunu dağıttı, müminleri birbirine kırdırdı. Şimdi de açtığı beladan kaçmak istiyor.”
İbn Cürmüz de o meclisteydi. Benî Temim’den bir grupla birlikte peşlerine düştüler. Onlara yetiştiklerinde İbn Cürmüz saldırdı. Zübeyr bir kılıç darbesiyle onu atından düşürdü. Ancak diğerleri hep birlikte saldırarak Zübeyr’i öldürdüler.
3. Rivayet
Zübeyr savaş alanından ayrılıp Vâdiyü’s-Sibâ‘e geldiğinde Benî Temim’den bir grupla karşılaştı. İbn Cürmüz ona:
“İki ordunun durumu nedir? Onları hangi halde bıraktın?” diye sordu.
Zübeyr:
“Ben ayrıldığımda savaş hazırlığı tamamlanmıştı. Şimdi muhtemelen başlamıştır.” dedi.
İbn Cürmüz sessiz kaldı ve onun için yemek hazırlattı. Birlikte yiyip içtiler. Zübeyr namaz kılmak için ayağa kalktı. Secdeye vardığı sırada İbn Cürmüz kılıçla onu öldürdü.
Başını, atını, silahını, kılıcını ve yüzüğünü alarak Emirel Müminin’in yanına gitti.
Emirel Müminin’in gözü Zübeyr’in kılıcına ilişti. Kılıcı alıp kınından çıkardı, iki tarafını inceledi ve şöyle dedi:
“Bu kılıç, Resûlullah’ı birçok tehlikeden korumuş, din düşmanlarından nicelerini yere sermiştir. Fakat kader böyleymiş; sahibinden ayrıldı.”
Sonra İbn Cürmüz’e dönerek:
“Onu niçin öldürdün?” diye sordu.
İbn Cürmüz:
“Senin rızanı kazanmak için yaptım. Senin hoşnutluğunu ancak böyle elde edebileceğimi sandım. Böyle düşünmeseydim bunu yapmazdım.” dedi.
Emirel Müminin şöyle dedi:
“Yazıklar olsun sana! Ben Resûlullah’tan duydum ki: ‘Ey Ali, Zübeyr’in katilini cehennem ateşiyle müjdele.’”
İbn Cürmüz bu sözü işitince şöyle dedi:
“Garip bir duruma düştük. Sana karşı gelmek cehenneme sebep oluyor; sana uymak da cehenneme sebep oluyor. Senin düşmanlarını öldürüyoruz, sen bizi ateşle müjdeliyorsun.”
Bunun ardından büyük bir pişmanlıkla, Zübeyr’i öldürdüğü kılıçla intihar etti.
Rivayete göre, Aişe Talha ve Zübeyr’in ordudan ayrıldığını öğrenince devesinin en ön safa götürülmesini emretti. On iki bin atlı ve piyade savaşçı onun sağında ve solunda yer aldı.
Çatışma son derece şiddetlendi. Kesilen başlar ve akan kanlar savaş alanını doldurdu. Aişe savaşın şiddetinden büyük bir korku yaşadı. O sırada devesinin yularını Ka‘b bin Suvâr tutuyordu.
Aişe, Ka‘b’a bir mushaf vererek:
“Ey Ka‘b, bunu al ve Ali’yi ve ordusunu Allah’ın kitabına çağır.” dedi.
Ka‘b bu niyetle yola çıktı. Bu sırada Malik Eşter’e, Ka‘b’ın Kûfe ordusunu Kur’an’a davet etmek için geldiği haberi ulaştı. Zafer bu kadar yaklaşmışken bunun durdurulmasını uygun görmeyen Malik Eşter, durum Emirel Müminin’e ulaşmadan Ka‘b’ın önünü kesti ve bir kılıç darbesiyle onu öldürdü.
Rivayete göre Emirel Müminin, savaşın Aişe’nin devesinin etrafında yoğunlaştığını görünce, Aişe’ye zarar gelmesinden endişe etti. Bunun üzerine Malik Eşter’e, devenin yularını Basralıların elinden almasını emretti.
Malik Eşter kılıcını çekerek devenin yularını tutanlara saldırdı. Yular, Ka‘b’ın kardeşinin elindeydi. Malik onun yuları tutan elini kılıçla kesti. Basralılardan bir başkası gelip yuları tuttu; onun da eli kesildi. Bu şekilde yaklaşık yetmiş kişinin eli kesildi.
Bunu gören Basralılar yuları bırakmak zorunda kaldı.
Malik Eşter, Kûfe askerlerinden birine yuları çekmesini emretti. Ancak ne kadar uğraştılarsa da deveyi yerinden oynatamadılar.
Bunun üzerine Emirel Müminin, devenin ayaklarının kesilmesini emretti. Abdurrahman bin Ebû Serd, emre uyarak devenin bir ayağını kılıçla kesti. Deve üç ayağı üzerinde kaldı. Diğer ayağı da kesildi. Deve göğsünü yere koydu ve iki ayağı üzerinde tutunmaya çalıştı. Ammar bin Yâsir de hevdecin (deve üzerindeki mahfilin) iplerini keserek onu yere indirdi.
Basra ordusu bu manzarayı görünce korkuya kapılıp kaçmaya başladı. Emirel Müminin, kaçanların peşine düşülmesine izin vermedi.
Emirel Müminin, Aişe’nin kardeşi Muhammed bin Ebû Bekir’e, Aişe’nin yanına gitmesini ve kimseyi ona yaklaştırmamasını emretti.
Muhammed, hevdecin yanına varıp elini içine uzatarak kardeşine bir zarar gelip gelmediğini kontrol etmek istedi.
Aişe:
“Resûlullah’tan başkasının el uzatmadığı yere kim el uzatıyor?” dedi.
Muhammed şöyle karşılık verdi:
“Ey kız kardeşim, ey Müminlerin Annesi! Ne yaptın? Peygamber hanesinin saygınlığını zedeledin. Niçin diğer müminlerin anneleri gibi evinde oturmadın?”
Bu sırada Emirel Müminin, Düldül’ü Aişe’nin bulunduğu yere sürdü ve yanına yaklaşarak:
“Ey Aişe, Resûlullah sana böyle mi emretti?” dedi.
Aişe:
“Ey Ali, sen galip geldin; affet.” dedi.
Bunun üzerine Emirel Müminin, Muhammed’e:
“Kız kardeşin Aişe’yi Basra’nın ileri gelenlerinden Abdullah bin Halef’in evine götür.” dedi.
Aişe ise:
“Ey Muhammed, kız kardeşinin oğlu Abdullah bin Zübeyr’i bul ve bana getir.” dedi.
Muhammed:
“Ey kardeşim, hâlâ ne istiyorsun? Başımıza gelenlerin sebeplerinden biri de o değil mi?” dedi.
Yine de Aişe’nin ısrarına dayanamayarak onu aramaya gitti. Abdullah bin Zübeyr’i yaralılar arasında yerde yatarken buldu ve:
“Ey talihsiz, Allah seni rezil etsin. Kalk, seni ailene götürmeye geldim.” dedi.
Onu bir deveye bindirdi. Yarası ağırdı; deve üzerinde duracak hâli yoktu. Muhammed onu tutarak Aişe’nin yanına getirdi.
Aişe, Abdullah’ı o hâlde görünce çok ağladı ve kardeşi Muhammed’e:
“Ali bin Ebû Tâlib’den benim için Abdullah’a aman dile.” dedi.
Muhammed bin Ebû Bekir, Ali’nin huzuruna giderek Aişe’nin Abdullah bin Zübeyr için eman istediğini bildirdi.
O Şah-ı Velayet şöyle buyurdu:
“Ey Muhammed, yalnız ona değil; bütün düşmanlarıma eman verdim.”
Rivayete göre o gece Emirel Müminin, savaş meydanında Düldül’ün üzerinden inmedi. Askerlerini kontrol altında tuttu ve verilen talimatların dışına çıkmalarına izin vermedi.
Sabah olunca Düldül’ü Basra’ya doğru sürdü ve şehrin yönetim merkezine ulaştı. Basra’nın ileri gelenleri ve halk grup grup gelip huzuruna çıkarak bağlılıklarını bildirdiler. Halk arasında şiirler okundu, kasideler söylendi.
Şu anlamda beyitler dile getirildi:
“Yüzünün sabahında hidayet nuru parıldar,
Adaletin durmadan yankılanır.
Sana biat ettikleri için anne babalar sevinçlidir;
O günler onlar için bayram gibidir.”
Savaşta ölenler defnedildi. Toplanan silahlar ve mallar Basra Camii’nde bir araya getirildi.
Emirel Müminin şu emri verdi:
“Herkes gitsin, kendisine ait olanı alsın.”