DÜALİTE YASASI-2: Dinler ve metafizik

DÜALİTE YASASI-2: Dinler ve metafizik.İslâm tasavvufu: Ahadiyyet → tecelli → kesret → nefis/perde → zikir/murakabe → fenâ → bekâ Hristiyan mistisizmi: Tanrı → yaratılış/düşüş → günah ve iç bölünme → tevbe/metanoia → Mesih’te birlik Kabala: Ein Sof → sefirot → kırılma ve ayrışma → tikkun..

İLAHİ YASALAR

4/7/202612 min oku

DÜALİTE YASASI-2: Dinler ve metafizik

Bu harita, varlığın birlikten ayrılığa, ayrılıktan deneyime, deneyimden kimlik ve döngüye, oradan fark edişe ve sonunda çözülme ile yeniden birliğe uzanan hareketini gösterir.
Farklı dinler ve öğretiler bu süreci farklı kavramlarla anlatır; fakat çoğunda ortak bir izlek vardır:

Mutlak → tezahür → ikilik → deneyim → bağlanma → farkındalık → dönüş → birlik

Bazı gelenekler bu süreci açıkça non-dual (ikiliğin ötesi) olarak yorumlarken, bazıları ahlâkî veya kozmik düaliteyi daha gerçek kabul eder. Bu yüzden bütün dinler aynı şeyi söylemez; fakat çoğunda benzer bir derin yapı bulunur.

1. MUTLAK BİRLİK

Kaynak / Zat / Ayrışmamış hakikat

Bu ilk düzeyde henüz ayrım yoktur. Ne özne vardır ne nesne, ne iyi vardır ne kötü, ne iç vardır ne dış. Her şey tek bir kökensel hakikatte toplanmıştır. Bu hâl, kavramların henüz doğmadığı, varlığın kendisini bölünmemiş biçimde taşıdığı durumdur.

Dinlerde karşılığı

İslâm tasavvufu:
Bu mertebe en çok Ahadiyyet, Zât, bazen de “gayb-ı hüviyet” diliyle ifade edilir. Burada Allah, hiçbir isim ve sıfatla kayıt altına alınmadan, mutlak aşkın öz olarak düşünülür. Çokluk henüz açılmamıştır; bütün tecelliler kaynağında birdir.

Yahudi mistisizmi / Kabala:
Burada karşılık Ein Sof kavramıdır. Sınırsız, sonu olmayan, tanımlanamaz ilahî hakikat. Sefirot ve yaratılış henüz belirmeden önce, her şey sonsuz ilahî gizlilik içinde bulunur.

Hristiyan mistisizmi:
Klasik teolojide Tanrı yaratılmış olandan ontolojik olarak ayrıdır; fakat mistik gelenekte, özellikle apofatik çizgide, Tanrı “adlandırılamaz”, “kavranamaz”, “karanlık nur” olarak düşünülür. Pseudo-Dionysius ve Meister Eckhart gibi isimlerde bu saf birlik duygusu belirgindir.

Hinduizm:
Advaita Vedanta’da bunun en açık karşılığı Nirguna Brahmandır: niteliksiz, sınırsız, mutlak gerçeklik. Çokluk, isim ve formdan önce yalnızca Brahman vardır.

Budizm:
Budizm’de bunu bir yaratıcı Tanrı biçiminde bulmayız. Ama mahayana çizgisinde şûnyatâ ve kimi yorumlarda dharmakaya, fenomenlerin ötesindeki nihai hakikat boyutu olarak benzer bir işlev görür. Burada özcü bir “Tanrısal töz” değil, ayrımlardan bağımsız nihai gerçeklik vurgulanır.

Taoizm:
Bunun karşılığı Taodur. Adlandırılmadan önceki yol, düzen, kökensel gerçeklik. Tao adlandırıldığı anda zaten sınırlanmış olur.

Hermetizm ve simya:
Burada “The One”, “Prima Materia” ya da ayrışmamış kök cevher düşüncesi vardır. Çokluk doğmadan önce tek ilke vardır.

Ortak tema

Dinlerin büyük kısmı, görünen dünyadan önce adlandırılamaz bir köken kabul eder. Fakat fark şudur:

  • Monoteist dinlerde bu köken çoğunlukla ilahî ve aşkın bir Tanrı’dır.

  • Doğu geleneklerinde bu köken daha çok ontolojik veya deneyimsel mutlaklık olarak yorumlanır.

2. İLK KIRILMA

Birliğin iki gibi görünmesi

Burada birlik gerçekten bölünmez; fakat kendisini ikilik üzerinden göstermeye başlar. Gören ve görülen, ilahî ve yaratılmış, ışık ve yansıma, yin ve yang, purusha ve prakriti gibi ikili yapılar belirmeye başlar. Bu aşama gerçek bir kopuş değil, tezahürün başlamasıdır.

Dinlerde karşılığı

İslâm tasavvufu:
“Gizli hazine idim, bilinmeyi istedim” çizgisindeki tecelli düşüncesi bu aşamaya yakındır. Zât, isimler ve sıfatlar ile görünmeye başlar. Burada birlik bozulmaz; ama tecelli çoğulluk gibi görünür.

Kabala:
Ein Sof’tan sefirot aracılığıyla taşan yaratıcı açılım bu safhayı temsil eder. Tek olan ilahî kaynak, katmanlı tezahür düzeni içinde görünür hale gelir.

Hristiyanlık:
Tanrı–yaratılış ayrımı burada merkezi hale gelir. Hristiyanlıkta bu ayrım genelde gerçek ontolojik farktır; yine de “Logos” öğretisi, aşkın Tanrı’nın kendini görünür düzende ifade etmesi bakımından ilk tezahür modeline benzer.

Hinduizm:
Brahman’ın Maya ve isim-form düzeyiyle çokluk olarak görünmesi bu kırılmaya denk gelir. Samkhya’da ise Purusha–Prakriti ikiliği daha belirgin bir düalite biçimidir.

Taoizm:
Tao’dan yin ve yangın çıkışı bunun klasik örneğidir. Tao birdir; ama tezahürü kutupludur.

Hermetizm:
“Yukarıdaki aşağıdaki gibidir” ilkesiyle birlik kendini ikizlenmiş aynalar halinde gösterir.

Zerdüştlük:
Burada ayrım daha sertleşir. İyi ve kötüye giden kozmik karşıtlık, diğer geleneklere göre daha gerçek ve daha dramatik bir düaliteye dönüşür.

Ortak tema

Birçok gelenekte ilk hareket, birliğin çoğulluk olarak görünmesidir.
Fakat burada iki büyük yol ayrılır:

  • Bazı gelenekler buna yansıma der.

  • Bazıları buna daha güçlü bir ontolojik ayrım yükler.

3. KOZMOLOJİK DÜALİTE

Evrenin çift kutuplu yapı halinde işlemesi

Bu düzeyde ikilik artık metafizik sezgi olmaktan çıkar, kozmik düzenin işleyişine dönüşür. Dişil–eril, gök–yer, ruh–madde, aktif–pasif, ışık–karanlık, hayat–ölüm gibi çiftler ortaya çıkar.

Dinlerde karşılığı

Taoizm:
Bu katmanın en temiz örneği yin–yangdır. Bunlar düşman değil, tamamlayıcı kutuplardır. Gece gündüze, sessizlik harekete, iç dışa dönüşür. Karşıtlık değil, devinim vardır.

Hinduizm:
Şiva–Şakti, Purusha–Prakriti, bilinç ile tezahür eden doğa arasındaki ilişki bu alanda okunabilir. Evren, kutuplu ama bütünlüklü bir dinamizm taşır.

Kabala:
Merhamet–adalet, sağ sütun–sol sütun gibi kutuplar ilahî düzenin kozmik denge eksenini gösterir.

İslâm düşüncesi:
Celâl–cemâl, bâtın–zâhir, evvel–âhir gibi ilahî isim kutupları varlığın yapısal çiftliğini ifade eder. Ancak bunlar iki ayrı tanrı ya da iki bağımsız ilke değildir.

Çin kozmolojisi genel olarak:
Gök–yer, aktif–alıcı kutuplar evrenin dengesel örgüsünü oluşturur.

Antik gelenekler:
Birçok mitolojide gök baba–yer ana, ışık–karanlık, kaos–kosmos karşıtlıkları düzenin oluşumunda merkezi rol oynar.

Ortak tema

Evren birçok gelenekte ikili ama tamamlayıcı bir düzen olarak görünür.
Buradaki düalite çoğu zaman çatışmadan çok denge anlamına gelir.

4. KOZMİK DÜALİTE

Anlam, değer ve ahlâkın doğuşu

Burada ikilik artık sadece yapısal değil, değer yüklü hale gelir. İyi–kötü, doğru–yanlış, saf–kirli, kutsal–profan, nur–zulmet gibi ayrımlar ortaya çıkar.

Dinlerde karşılığı

Zerdüştlük:
Bu düzeyin en güçlü örneğidir. Asha ve Druj, hakikat düzeni ile yalan/bozuluş karşıtlığı olarak belirir. İyi ile kötü arasında kozmik bir mücadele düşüncesi vardır. Bu gelenek, ahlâkî düaliteyi en gerçek biçimde kuran dinlerden biridir.

Yahudilik ve Hristiyanlık:
İyi–kötü, Tanrı’ya itaat–isyankârlık, kutsal–günahkâr ayrımları çok belirgindir. Fakat klasik teolojide kötülük çoğunlukla Tanrı’ya eşit bağımsız ilke değildir; sapma, düşüş, eksilme ya da bozulma olarak görülür.

İslâm:
Hak–bâtıl, nur–zulmet, hidayet–dalâlet ayrımları bu katmanda yer alır. Ama mutlak metafizik düzeyde her şey yine ilahî kudret alanındadır; dolayısıyla burada da iki bağımsız tanrısal ilke yoktur.

Hinduizm:
Dharma–adharma, sattvik–tamasic yönelimler, düzen ile sapma arasındaki ayrım bu düzeyde işler. Ancak Hindu gelenekler, özellikle non-dual çizgiler, son tahlilde bu karşıtlıkların da aşılacağını söyler.

Budizm:
Budizm iyi–kötü dilini kullanır; ama bunu çoğu zaman metafizik düalite değil, ıstırabı artıran ve azaltan durumlar üzerinden kurar. Cehalet–uyanış, bağlanma–özgürleşme gibi çiftler daha temeldir.

Ortak tema

Ahlâkî düalite neredeyse bütün dinlerde vardır.
Ama ayrım şurada oluşur:

  • Zerdüştlük gibi sistemlerde iyi–kötü kozmik savaş karakteri taşır.

  • Tasavvuf, Vedanta, Taoizm gibi geleneklerde bu karşıtlıklar daha alt düzeyde, aşılabilir görünür.

5. ZİHİN–BEDEN DÜALİZMİ

Deneyimde iç ve dışın ayrılması

İnsan kendini burada hem içsel bilinç hem de dışsal beden olarak yaşar. Ruh–beden, nefis–kalp, iç dünya–dış dünya ayrımı yoğunlaşır.

Dinlerde karşılığı

Hristiyanlık:
Ruh ve beden ayrımı çok güçlüdür; fakat Hristiyanlık bedeni bütünüyle kötülemez. Özellikle diriliş öğretisi bedenin de kurtuluş tarihine dahil olduğunu söyler.

İslâm:
Nefs, kalp, ruh, beden ayrımları insanın çok katmanlı yapısını açıklar. Tasavvufta beden bir perde olabilir; ama aynı zamanda kulluğun mekânıdır. Yani mutlak kötü değildir.

Yahudilik:
İnsan, ilahî nefes ile toprağın birleşimi olarak düşünülür. Ruh–beden ayrımı vardır; fakat İbrani gelenekte insan bütünlüğü daha güçlü korunur.

Hinduizm:
Atman ile beden/zihin araçları ayrımı çok belirgindir. Beden geçicidir; gerçek öz beden değildir. Yoga ve Vedanta burada büyük açıklık sunar.

Budizm:
Budizm kalıcı ruh öğretisini reddeder; fakat beden–zihin bileşenlerini ayırarak inceler. Beş yığın öğretisi, “ben” dediğimiz yapının parçalı olduğunu gösterir.

Taoizm:
Beden ve yaşam enerjisi dışlanmaz; bilakis uyumlu işleyişin parçasıdır. Taoist yaklaşım, sert düalizmdense dengeli bütünlük eğilimindedir.

Ortak tema

İnsan deneyimi çoğu gelenekte iki katmanlı yaşanır.
Fakat bazı gelenekler bunu gerçek iki töz olarak, bazıları ise geçici deneyimsel ayrım olarak yorumlar.

6. EPISTEMOLOJİK DÜALİZM

Bilen ve bilinen

Burada asıl mesele, gerçekliğin nasıl bilindiğidir. Özne ve nesne ayrımı kurulur. İnsan artık sadece yaşamaz; aynı zamanda dünyayı yorumlar.

Dinlerde karşılığı

İslâm tasavvufu:
İlmü’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn ayrımı bu düzeyin ötesine geçmeye çalışan bir epistemoloji sunar. Bilgi yalnızca kavramsal değil, varoluşsal hale gelir.

Hinduizm:
Vedanta’da bilen–bilinen ayrımı sonradan aşılması gereken bir düzeydir. Gerçek idrak, bilenin de bilinenin de Brahman’dan ayrı olmadığını fark etmektir.

Budizm:
Meditatif sezgide özne–nesne ayrımının boş olduğu görülür. Bilgi burada temsilden çok doğrudan farkındalık haline gelir.

Hristiyan mistisizmi:
Tanrı hakkında kavramsal bilgi sınırlıdır; gerçek bilme, sevgi, iştirak ve mistik birlik diliyle derinleşir.

Kabala:
İlahi gerçeklik sırf akılla değil, içsel kavrayış ve mistik yükseliş ile anlaşılır.

Taoizm:
Tao hakkında konuşulan Tao gerçek Tao değildir. Yani kavramsal bilgi ile hakikatin kendisi arasında gerilim vardır.

Ortak tema

Büyük geleneklerin çoğu bir noktada şunu söyler:
Kavramsal bilgi hakikatin son biçimi değildir.
Gerçeklik, yalnızca düşünülmez; yaşanır, sezilir, olunur.

7. PSİKOLOJİK DÜALİTE

Zihnin karşıtlık üretmesi

Bu aşamada ikilik artık dış dünyada değil, doğrudan zihnin kendi çalışmasında yoğunlaşır: ben–diğer, arzu–korku, günah–erdem, gölge–persona, saf niyet–nefsânî dürtü.

Dinlerde karşılığı

İslâm tasavvufu:
Nefs ile kalp, hevâ ile hikmet, gaflet ile zikir arasındaki gerilim burada belirgindir. İnsan iç savaş yaşar; fakat amaç bu savaşta iç birliği bulmaktır.

Hristiyanlık:
Eski insan–yeni insan, et–ruh, günah eğilimi–ilahî lütuf karşıtlıkları bu psikolojik düalitenin dinsel formudur.

Budizm:
Arzu, nefret, cehalet üç zehri; bunlara karşı uyanıklık, şefkat ve bilgelik. Budizm bunu günah ontolojisinden çok zihinsel oluşumlar üzerinden anlatır.

Hinduizm:
Ahamkara (ego), bağlanma, aversion, cehalet ve karmik izler kişiliği sabitleyen yapılardır.

Jungcu okuma ile mistik gelenekler arasında:
Gölge, bastırılan yönler, karşıt eğilimler ve personanın inşası, birçok mistik yolun “nefs terbiyesi” veya “arınma” kavramlarıyla karşılaştırılabilir.

Ortak tema

Dinler yalnızca dış evreni açıklamaz; insan zihninin karşıtlık üretici yapısını da teşhis eder.
Düalite burada artık kozmik değil, doğrudan psişik hale gelir.

8. DÖNGÜ

Karma, günah alışkanlığı, samsara, nefis kalıbı

Bu noktada karşıtlıklar tek seferlik kalmaz; tekrar eder, kaydolur, karakter olur. İnsanın dünyayı görme biçimi giderek şartlanır.

Dinlerde karşılığı

Budizm:
Bunun en güçlü karşılığı samsara ve bağımlı ortaya çıkıştır. Cehalet → arzu → tutunma → oluş → ıstırap zinciri sürer.

Hinduizm:
Karma ve samsara aynı şekilde tekrar eden varoluş kalıbını açıklar.

İslâm tasavvufu:
Nefsin alışkanlıkları, gaflet döngüsü, tekrar eden dünyevî bağlanmalar benzer işlev görür. Kul sürekli aynı perdelere döner.

Hristiyanlık:
Günah yalnızca tekil eylem değil, insanın alışkanlık haline gelmiş yönelimi olabilir. Tutku, bağımlılık, kibir, tekrar eden düşüşler ruhsal döngüye benzer.

Yahudilik:
Yetzer hara ve yetzer hatov, yani eğilimler arasındaki mücadele, kişinin tekrar eden seçimleriyle karakter biçimlenmesi üzerinden okunabilir.

Ortak tema

İnsan yalnızca ikiliği deneyimlemez; onu alışkanlığa dönüştürür.
Dinler bu yüzden sadece metafizik anlatı kurmaz, aynı zamanda bir arınma disiplini önerir.

9. FARK ETME

Uyanış, tevbe, metanoia, murakabe, mindfulness

Döngü bir noktada fark edilir. İnsan ilk kez kendi ürettiği yapıyı görmeye başlar. Artık sadece yaşamak değil, yaşadığını izlemek başlar.

Dinlerde karşılığı

Budizm:
Bu açıkça uyanışın başlangıcıdır. Kişi zihnin nasıl tutunduğunu fark eder. Gözlem doğar.

İslâm tasavvufu:
Murakabe, muhasebe, teyakkuz, tevbe bu eşikte toplanır. Kişi artık nefsin hareketini görmeye başlar.

Hristiyanlık:
Metanoia yani zihnin/kalbin dönüşümü, fark edişle başlar. Kişi eski benliğini görür.

Hinduizm:
Viveka yani ayırt edici idrak, hakiki ile geçici olanı ayırmaya başlar.

Taoizm:
Zorlayıcı benlik müdahalesinin yerine doğallığın görülmesi gelir.

Ortak tema

Her büyük yolculukta bir “uyanma anı” vardır.
Fakat burada hâlâ ince bir düalite sürer:
gözleyen ve gözlenen.

10. ÇÖZÜLME

Bağlanmanın kopması, ikiliğin incelmesi

Bu aşamada artık karşıtlıklar mutlak güçlerini yitirir. Arzu gelir ama tutulmaz. Korku doğar ama kimlikleşmez. Ben ve diğer hâlâ görünür olabilir; fakat mutlak ayrılık gibi yaşanmaz.

Dinlerde karşılığı

Budizm:
Tutunmanın kesilmesiyle nirvana yönü belirir. Fenomenler sürer ama bağ kopar.

Hinduizm:
Atman’ın Brahman’la birliğinin idrakiyle avidya çözülür. Çokluk görünmeye devam etse de aldatıcı merkeziyetini kaybeder.

İslâm tasavvufu:
Fenâ burada temel karşılıktır. Benlik çözülür, kul kendi bağımsız varlık iddiasından geçer. Ardından bekâ ile ilahî hakikatte süreklilik kazanır.

Hristiyan mistisizmi:
Benliğin ilahî iradede erimesi, “ben değil, içimde Mesih” çizgisi buna yaklaşır. Tam ontolojik birleşme değil ama derin bir irade ve sevgi birliği vurgulanır.

Kabala:
Devekut, yani ilahîye yapışma/yakınlık; ayrılık bilincinin incelmesi.

Taoizm:
Wu-wei ile zorlayıcı ego müdahalesi çözülür; kişi akışla uyumlu hale gelir.

Ortak tema

Kurtuluş çoğu gelenekte, yeni bir şey eklemekten çok tutunmayı bırakmak ile gelir.

11. YENİDEN BİRLİK / REBİS / BÜTÜNLEŞME

Bu aşamada karşıtlıklar yok edilmez; ama artık ayrıymış gibi görünme güçlerini kaybeder. İç–dış, kutsal–gündelik, ruh–madde, ben–öteki yeni bir bütünlük içinde kavranır.

Dinlerde karşılığı

Simya:
Bunun en güçlü sembolü Rebistir: karşıtların birleşimi. Güneş ve ay, eril ve dişil, yukarı ve aşağı tek bedende toplanır.

Tasavvuf:
Kesrette vahdetin görülmesi. Çoklukta birlik, birlikte çokluk. Hakikatte ayrılık yoktur.

Advaita Vedanta:
Atman = Brahman idraki.

Budizm:
Samsara ile nirvana arasındaki mutlak karşıtlığın da çözüldüğü ince mahayana yorumları burada düşünülebilir.

Taoizm:
Yin ve yangın kavga etmediği, Tao içinde birbirini tamamladığı denge.

Hristiyan mistisizmi:
Yaratıcı–yaratılan ayrımı resmen korunur; bu yüzden tam ontolojik özdeşlik değil, fakat en ileri mistik dilde çok derin birlik tecrübesi anlatılır.

Ortak tema

En derin aşamada çoğu gelenek şunu ima eder:
karşıtlıklar ya birleşir ya da daha büyük bir hakikatte göreli hale gelir.

12. MUTLAK’IN ÖTESİ

Birlik kavramının da aşılması

Bu son nokta, artık “birlik” demenin bile yetersiz kaldığı düzeydir. Çünkü birlik sözcüğü bile çokluğa karşı kurulmuş bir kavramdır. Burada ne ikilik vardır ne de ikiliğin karşıtı olarak kurulmuş kavramsal birlik.

Dinlerde karşılığı

Apofatik mistisizm:
Tanrı hakkında ne denirse eksik kalır.

Tasavvufun en derin dili:
Hakikat isimlerin ve tasavvurların ötesindedir.

Mahayana Budizm:
Boşluğun bile kavranıp nesneleştirilmesi yanlıştır; boşluk da boş olmalıdır.

Taoizm:
Söylenebilen Tao, Tao değildir.

Vedanta:
Neti neti — ne bu, ne şu.

Nihai hakikat, çoğu derin gelenekte kavramı bozan bir eşiktir.

ÖZET

İslâm tasavvufu: Ahadiyyet → tecelli → kesret → nefis/perde → zikir/murakabe → fenâ → bekâ
Hristiyan mistisizmi: Tanrı → yaratılış/düşüş → günah ve iç bölünme → tevbe/metanoia → Mesih’te birlik
Kabala: Ein Sof → sefirot → kırılma ve ayrışma → tikkun → ilahî bütünlüğe dönüş
Hinduizm: Brahman → maya/isim-form → karma/samsara → viveka → mokşa → Brahman idraki
Budizm: cehaletsiz saf hakikat / boşluk → ayrım algısı → arzu/tutunma → samsara → farkındalık → nirvana
Taoizm: Tao → yin-yang → dengesizlik → yapay benlik → wu-wei → Tao ile uyum
Zerdüştlük: kozmik hakikat → iyi/kötü mücadelesi → ahlâkî seçim → arınma → iyinin nihai zaferi
Hermetizm/simya: Bir → iki → karşıtlar → çözülme → conjunction → Rebis