HANİF DİN!

HANİF DİN! ALLAH’ta var sayısız ve de vücûtsuz isim; Kendini bilmek için ALLAH’tan ister cisim! Cisimlenince artık onun ‘Mevcûd’dur adı; ‘Ezel’ olmaktan çıkıp başlar onun ‘milâdı! Sen mevcûdsun! HAK vücûd! ALLAH’tır bir tek ilâh! Mevcûd, vücûdlanandır! Vücûdlayansa ALLAH!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

2/14/202623 min oku

HANİF DİN

FOTO HAK

‘“ALLAH’ın her bir ismi bende”’ diyerek mâdem,
‘Yükseklik kompleksi’yle ‘“Cennetten kaydı ÂDEM!”’

Kendinde ‘var’ olanı, ‘aslen’ kendinin sandı!
‘“LÂ İLÂHE İLLÂLLAH”’; iken ezelde andı!

‘Yok olacağız’ diye hep korkarız ölümden;
Zaten var değiliz ki! Korkalım biz bölümden!

Aslımızın adı HAK! Biz bir fotokopiyiz!
Sonsuz geometride ne dâire ne pi’yiz!

Fotoğraf çektirirken diri yalnız poz veren;
Fotoğrafıysa ölü! ‘Bir taklit’ diyor eren!

Fotoğrafı çektiren ışık altında durur;
Arabı, karanlıkta banyo edilip kurur!

Sonra o arap durur ışık altında tekrar;
O araptan beyaz bir ölü kopyası çıkar!

İşte poz veren diri, cennetteki özümüz;
MUHAMMED’in nûruyla orda parlar gözümüz!

‘Arap’, ‘cehennem’ denen karanlık yerdeki can;
Beyaz olur! Oradan dünyâya düştüğü an!

Dünyâdaki ışık da taklîdidir öz nûrun;
Her şey sahte! Kalpazan olmamaktır onurun!

Uyudukta rûhumuz çıkıyor yukarıya;
Uyandıkta görürüz gözü açık bir rüyâ!

Rüyâda bizden başka kimse nasıl yok ise,
Biz HAKK’ın rüyâsında figüran bir elbise!

‘“Dopdolu yüce”’ demek ‘“Yüce Meclis âlemi!”’
‘Nokta’ ile doldurmuş HAKK’ın yazım kalemi!

Bu kalemin yazdığı ‘“Ol”’ emri hep ‘nokta’dır;
Nokta ise sıfırdır! Yâni varlık yoktadır!

AYNA

Aynaya baktığında yüzünü gördüğün an,
Ayna ortadan kalkar! Aynen böyledir cihân!

Görünce hayâlini ayna da olur hayâl;
Hayâli gösteren de bir hayâldir! İbret al!

ALLAH’ta var sayısız ve de vücûtsuz isim;
Kendini bilmek için ALLAH’tan ister cisim!

Cisimlenince artık onun ‘Mevcûd’dur adı;
‘Ezel’ olmaktan çıkıp başlar onun ‘milâdı!

Sen mevcûdsun! HAK vücûd! ALLAH’tır bir tek ilâh!
Mevcûd, vücûdlanandır! Vücûdlayansa ALLAH!

O, vücûdlanan değil ki doğup sonra ölsün;
Başka bir vücûd yok ki bu tek vücûdu bölsün!

Biri birle çarp veya biri bire böl! Aynı!
Ne artar ne eksilir! Hep kendi kalır yâni!

İlk mumdan sayısız mum yak! Alevi eksilmez!
İlk mum ne verip yaktı? Bunu kimseler bilmez!

ALLAH ilk mum gibidir! Vücûd verir mevcûda;
Yine kendi vücûdu kendinden olmaz cüda!

Bir, artı aynadaki sûreti olur iki;
Elif’i ‘B’ yapıyor ayna olan şeriki!

Sır olur sırlı ayna sûret göründüğü an;
Yâni sûrette saklı ‘“EL GAYB”’ denilen cihân!

Sûretimizde saklı ‘El Gayb’ın rûhtur adı;
Onu dışa çıkarmak kulun kutsal cihâdı!

Rûhun birçok adı var! Hep aynıdır meâlî:
‘“Levh-i Mahfuz!”’ ‘“HAK boya!”’ ‘“HANÎF DÎN!”’ Veçh-i ÂLÎ!

Ne kadar nûrlu olsa rûhta da var bir sûret;
Rûhta saklı ‘El Gayb’a denir: ÂLÎ MUHAMMET!

MUHAMMED ÂLÎ ise perde en Ulu Gayb’a;
Bunlar HAK! ‘“ALLAH”’ diyen uğrar en büyük kayba!

ALLAH’ın gayb’ı ZÂT’tır! Onu anlatamaz söz;
ALLAH için de sır o, kendini göremez göz!

Zâtını göremeyen ALLAH aynalar yapar;
İsimlerde kendini görüp kendine tapar!

İSİMLER

İsimlerden ibâret çünkü HAKK’ın vücûdu;
Mevcûd, kendi isminden ona eder sücûdu!

Vücûd ona âittir, yalnız ismindir senin;
‘Ben o ALLAH’ım’ demek haddi değil kimsenin!

HAKK’ın duyularıdır isimler! Onu boyar;
HAK bu isimler ile görür, işitir, duyar!

İnsânda durum tersi! Göz sensin, gören ALLAH!
‘Gören benim’ der isen kendini yaptın ilâh!

Her isim farklı ayna! HAKK’ı yansıtır başka;
Kendi yüzünü görmek HAKK’ı düşürdü aşka!

Her isme vücûd verdi fıtratına münâsib;
Her ismin ezeldeki isteği oldu nasib!

KADER

Kaderini ALLAH’ın üstüne atmak ârdır!
İsmin, yani öz dokun, ALLAH gibi hep vardır!

Kendin hariç, dünyâda ayıplama kimseyi;
Çünkü kendi isminin emri ona en iyi!

Kâfiri îmâna HAK dâvet eyledi! Niye?
Dünyâda karakteri meydana çıksın diye!

Kafesi kır! Her hayvân kendi yurduna kaçar!
Yılan yerde sürünür! Kartal göklere uçar!

Can, nûr ve nâr arası! Ne zamanki ölünür,
Cin ve Rûh arasında pay edilip bölünür!

Bu ikinci ölümdür! Can iki parça olur!
En zahmetli işlemdir! Ektiklerini bulur!

Bencil yanı İblîs’le ateşe girip erir;
Temiz yanı rûh ile cennete selâm verir!

İsmin, kendini bilmek için vücûd istedi;
O sana vücûd verdi! Mevcûd oldun ebedî!

HAKK’ın bilgisi artmaz ki yeni şey yaratsın,
Yanlışını düzeltip onu kenara atsın!

Kendi özü ne ise, ne var ise kendinde,
Yoğunlaştırır onu! Değişme yok bu dînde!

Demek: HAK için bile dîn, bilmekmiş özünü;
İslâm teslim olmakmış, öze açıp gözünü!

ALLAH, özünü bilip yoğunlaştırdı ismi;
Sen de özünü bilip HAK nûra çevir cismi!

Beşerdeki her atom bulduğunda özünü,
Arz da döner aslına! Işık alır gözünü!

BİRLİK ve İKİLİK

HAKK’ın vücûdu olan isimler süper soyut;
Kendini değil, yalnız HAKK’ı bilir bu boyut!

Bu yüzden o makamda olmaz sen-ben savaşı;
Su gibi düğümsüzdür! Birlikte olmuş aşı!

İsim sâbit kalarak yansır bir alt aynaya;
Aynada Rûh belirip başlar aydınlatmaya!

Beraberlik yeri bu! Başlar burada ikilik!
‘“Ben RABB’in değil miyim?”’ HAK her rûha sorar ilk!

Bu soruyu sorarken Âdem kılığında RAB;
Toprak Âdem değil de, babası “Ebû-t-turab”!

Rûh, RAHMÂN’ı gördüğü için hemen der “Evet!”
Çünkü aralarına perde çekmemiş ceset!

Çocuktur; veren ‘baba’ niteliği erkeğe,
Bu değişmez ilkeye RAB dahi boyun eğe!

‘Tapılan’ niteliği olmaz yok ise tapan;
Rûhun merhûm sıfatı, RABB’i ‘koruyan’ yapan!

ÖZÜNDEN SÜRÇME

Rûh ve RAB iki ayna oluyor karşılıklı;
Her aynada bir şekil çıkar Âdem kılıklı!

Rûh da bir alt aynaya yansıyıp olur melek;
Bu canın tek merâkı dünyâya inebilmek!

Çünkü kendinden yoğun olan cinler ona der:
“Arz’da hür olacaksın, ne ölüm var ne keder!”

Sâf can cennetten düşer yere, inanıp cine;
Cin ona ceset yapıp girer kanın içine!

Can doğar bu âleme en âciz hayvân gibi;
Yurdundan sürgünlerin çünkü o en garibi!

Ama bu zavallıya HAK yine ‘rahmet’ eder;
Rûha, “Kalbin içine gir sen de gizlice!” der!

TÖVBE

Getirmek için şimdi kelime-i şehâdet,
Verildi burada sana hayât denen bir müddet!

Görmediğine tanık olursan cezân hapis;
Koyarlar zindanlara, bundan da âdî ve pis!

Hatırlayıncaya dek ‘“And”’ında gördüğünü,
Kurtulup yapamazsın özün ile düğünü!

“İslâm garip” der RESÛL! Özümüz bizi özler;
‘Yurda dönelim’ diye hep yolumuzu gözler!

İşte ‘Olup olmamak’ bu! Bil ki en büyük sırdır;
Seni kurtarmak için HAK sana kadar yansır!

AF REÇETESİ

Aynada yansıyanı görmen için şart ışık;
Işık var da kir varsa çıkar şekil kırışık!

Önce kalbini arıt bencil her türlü histen;
Aynan dışarı çıksın tenindeki hapisten!

Sonra aydınlat onu ‘MUHAMMED Nûr’u ile;
Belirsin orda “ÂL-İ AB” denen âile!

‘MUHAMMED ibn Abdullah’, ALLAH’ın ‘“O NÛR”’ ismi! (287)
Odur ‘“Göklerin Nûru!”’ Aydınlatan her cismi!

‘Özlerin adları’dır HAKK’ın tüm isimleri;
“ÂL-İ AB”ya benzer gerçekte resimleri!

Ayna tenden çekilse ölüm! Küçük kıyâmet!
Âlemden çekilmesi ‘“Büyük gün”’e alâmet!

Aynaya bakanınsa çekilmesi âlemden,
Zâtına dönmesine ALLAH’ın olur neden!

Aynaya yüz sürersen göremezsin yüzünü;
Hatırla ‘Sînâ’daki “Çok yaklaşma” sözünü!

Belli bir uzaklıkta iki ayna: O ve sen!
Karşılıklı seyrolur ‘güzel yüz!’ HAKK: Elbisen!

Kur’an insân ikizdir: O Kur’an ve sen, insân!
‘“İki deniz bir oldu, çıktı inci ve mercan!”’

HAKK’ın ismi de ‘“Mü’min”’, kulun ismi de mü’min;
Bakan bakılan aynı! Sırrı budur Âdem’in!

Sen de aynı kişisin aynadaki özünle;
Aynaya baktığın göz bakar sana gözünle!

Biz de ayna gibiyiz: birle bir, çokla çoğuz!
Borç vücûd ile varız; HAK vücûd ile yokuz!

‘“Emâneti ehline teslim ediniz”’ HAK der;
Vücûda sâhip çıkan HAKK’a ihânet eder!

Âdem’i sürgün eden varlıkta ısrârıdır!
Vücûd ve mevcûd farkı ALLAH’ın esrârıdır!

Mevcûd sınırlı ve çok; vücûd tek ve sonsuzdur!
Su yukarıda buhar ve aşağıda buzdur!

Hidrojen ve oksijen ötesine geçse su,
Yine onu hapseder mevcûd olmak! Kalır su!

HAKEREN İNSÂN

Özünü gördüğünde gelirsin önce vecde!
Sonra ‘B, ÂLÎ!’ deyip ona edersin secde!

Eksiktin, tamamlandın! ‘Hakeren insân’ oldun!
Gökte yitirdiğinle yerde yeniden doldun!

Kimliğini saklı tut! Dünyâ Firavun evi!
Havrada Mûsevî ol, kilisede Îsevî!

Ama nerde ne olsan mâbedin olsun ‘“FUAD!”’
Çünkü orada mevcûd ‘Yücelerden yüce ad!’

Uyanmadan RABB’imiz gafletten uyanalım!
Rüyâsından çıkarak ‘“Rengine boyanalım!”’

İçimizdeki Âdem ‘“ALLAH’ın boyasıdır!”’
Ateş rengi bu boya, deriyi soyasıdır!

Nârdan değil, nûrdandır bu Âdem’in bedeni!
Kendi gibi nûr yapar ona secde edeni!

Cennetten düşen Âdem canımızdır, rûh değil!
Nûr değil, ateştendir! Söndürmek için eğil!

Rûh, ‘Sînâ’daki ateş!’ Ne kavurur ne yakar!
Omur iliğimizde cennet ırmağı akar!

‘“Şarkı garbı olmayan ağaç”’ omuriliktir!
Üstü ipofiz: Mesîh! Altı seks: İkiliktir!

‘“İbrâhim’in taptığı batmayan güneş budur!”’
Dokunduğu insânı yapar Mesîh! Ne onur!

‘“Koynuna soktuğunda yandı Mûsâ’nın eli!”’
Elinden ışıldayan ateşe dedi: ‘“Beli!”’

Ateşe giren demir ateş rengi boyanır!
Kara yüzü ağarıp ışıl ışıl uyanır!

Ateşte her ne varsa aynen demire geçer!
Ad ve vasıflarıyla onu halîfe seçer!

Kızaramaz ateşe secde etmeden demir!
‘“HAK dostu”’ İbrâhim’e ‘“Ateşe gir!”’ ilk emir!

Bu aleve girene denir artık ‘Alevî!’
Kor gibi kızıl başı olur radyasyon evi!

‘“İBRÂHİM’in DÎNİNE GİR!”’ der ALLAH, RESÛL’e!
MUHAMMED için bile istisna yok usûle!

Bu kıbleye baş koydu teslim olup İsmail!
Canından vazgeçince HAK oldu onda fâil!

Nûh’un gemisidir bu! Ona binen kurtulur!
Binmeyen hayvân kalıp ömürler boyu ulur!

‘“Demir”’ canı yoğurdu Dâvud! Bu öz ateşte!
Doğal yüze dönelim! ‘“HANÎF DÎN”’ budur işte!

‘“Her şey yok olacaktır!”’ ‘“Ölmez o şeyin yüzü!”’
Mâdem ki can da bir şey, ölümsüz onun yüzü!

‘“Doğmamış doğurmamış”’ ALLAH’ın yüzü budur!
‘Yüzü’ ‘ON DOKUZ’ eder! EHLİBEYT’TEN sudûr!

Senden sana giden bu en kısa, en doğru yol!
‘“Sırat-ül-Müstakîm’i”’ izle! Gerçek Âdem ol!

Onu bekletmeyelim oyalanıp burada!
Bizi bir terk ederse mahvoluruz orada!

SON TUZAK

Vicdânını susturup aklın verirse akıl,
Özünden koptun demek! Şeytan gibi namaz kıl!

Aklına sor: Işık ne? ‘Karanlık olmayan’ der!
Her şeyi bilmediği zıddıyla târif eder!

Bilmediğini bile beyin bilmez! Ne acı!
Âdem’in yaklaştığı yasak meyve ağacı!

Hep bencillikten yana olur insânın aklı!
En azılı katile dedirtir: ‘Sensin haklı!’

Rûha sorulmaz ışık ‘karanlık nedir’ diye!
O, ışığın kendisi! Bize HAK’tan hediye!

İrâde Rûh’tan gelir! Beynindir seçenek!
İblîs emreden benlik; ona sen olma binek!

Azarsa oruç tutup azalt onun yemini!
İslâm yap! Taklit edip MUHAMMED-ÜL EMÎN’i!

Canın merkezi beyin; çalışamaz o kansız!
İblîs kandaki demir! Kurtulmamız imkânsız!

Gelse içinden gıybet veya övünmek sesi,
Zekeriya gibi sus ‘“Üç gün!”’ Sönsün hevesi!

Sekse o iter bizi; sen değil, o alır haz!
Omur ilik aktıkça der: ‘Tekrâr et, bu çok az!’

Düşmüşüz bir tuzağa! Sanırsın onu kendin!
Kötü teklif yapınca namaz kıl! Onu yendin!

Ayartamazsa seni ayartır bir dostunu!
Onu senin başına sarar! Soyar postunu!

Rüyâna her kılıkta girebilir! O niçin?
‘“Her sınama için o izin aldığı için!”’

‘Parola’yı sor ona! Tetikte ol her zaman!
Bilir kişin vicdânın! ‘“Gözü kaymaz hiçbir an!”’

Yerine getirilir özden gelen her kelâm!
Can teslim olduğunda Rûh der: ‘Âleykümselâm!’

HAKK’a yakınsın artık! ‘“Boş değil hiçbir sözün!”’
‘“Ol”’ desen hemen olur! Çünkü çevirmen özün!

Ten hapsindeki canın rüyâsını et tâbir!
Hak ettiği bedene sok! ‘“Açılınca kabir!”’

Bulmadıkça can özü bitmez kabir azabı!
Sokar her bir kalıba seni HAKK’ın gazabı!

BESMELE, yâni RAHMÂN adına öz yargılar!
İnsân bu müthiş sırrı öldüğü an algılar!

B, Beytullah! Öz kendin, nokta: ‘Hacer’ül-esved!’
ZÂT-I ÂLÎ yüzüne dedik elestte ‘“Evet!”’

Hakkı yenilen ÂLÎ açıklamadı gaybı!
Fakir çalıştı biraz tamir etmeye kaybı!

M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
10 MUHARREM 1966 — ANKARA

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

Dipnotlar (Türkçe – akademik kaynaklı)

(1) Metindeki “İsimlerden ibaret çünkü HAKK’ın vücûdu” fikri, İslâm düşüncesinde iki ayrı damar ile okunur: (i) kelâmî çizgide Tanrı’nın isim-sıfatlarının “zât” ile ilişkisi tartışması; (ii) vahdet-i vücûd çizgisinde isimlerin “tecellî/taayyün” düzeni içinde varlık mertebelerini kurması. Özellikle İbnü’l-Arabî sonrası şerh geleneğinde “isim–tecellî–âlem” dili, “isim = ayna/duyu” retoriğine yakın bir kozmoloji üretir.

(2) “Mevcûd–vücûd” ayrımı, klasik tasavvuf metafiziğinde (özellikle vücûdun birliği tartışmalarında) “hakikî varlık” ile “nisbî varlık/taayyün” farkını anlatmak için sık kullanılır; ancak kelâmda “mevcûd” çoğu zaman daha teknik ontolojik bir terimdir. Metindeki kullanım, felsefî-tasavvufî (ontolojik) tona daha yakındır.

(3) “‘Ben o ALLAH’ım’ demek haddi değil” vurgusu, İslâmî gelenekte hulûl/ittihâd eleştirisine (Tanrı–kul özdeşliği iddiasına) kapı aralamamak için kullanılan sınır çizme refleksiyle uyumludur; birçok sûfî metinde “fenâ/bekâ” dili ile “şer‘î sınır” dili birlikte yürütülür. (Bu dipnot, metninizin “birlik” vurgusunu teolojik risk okumalarına karşı dengelemek için eklenir.)

(4) “Tanrı’yı ‘ışık’ kavramıyla düşünmek” teması (nûr–vücûd–tecellî), İslâm ilahiyatında hem imkân hem gerilim üretmiştir: ışık, “ne tam cisim ne tam soyut” bir ara-kavram gibi çalışarak teşbih–tenzih gerilimini taşır. Christian Lange’nin çalışması bu tartışmayı ve özellikle Nûr-i Muhammedî etrafındaki konumlanmaları akademik biçimde özetler.

Ayna–yansıma

(5) “Aynaya baktığında yüzünü gördüğün an / ayna ortadan kalkar” benzetmesi, İbnü’l-Arabî geleneğinde âlemi ‘ayna’ olarak okuyan güçlü bir metaforik şemaya oturur: görünen sûret, hem “hakikati gösterir” hem de “perde” olabilir. Bu metaforun İbnü’l-Arabî metinlerindeki izini ve felsefî işlevini inceleyen tez çalışmaları doğrudan temas eder.

(6) Ayna metaforu, yalnız İslâm’da değil, Hristiyanlıkta da bilgi/tecellî sınırını anlatır: Pavlus’un “şimdi aynada silik” (1 Kor. 13:12) ifadesi, Tanrı bilgisi ile insan idraki arasındaki mesafeyi “ayna” üzerinden kurar; Oxford Academic’teki çalışma bu motifin geç antik Hristiyanlıkta nasıl işlendiğini ayrıntılandırır.

(7) Metninizdeki “biri birle çarp/böl aynı; ne artar ne eksilir” tarzı örnekler, klasik tektanrıcılıkta “Tanrı’dan taşma/emanasyon” fikrinin “azalma” üretmediğini göstermek için kullanılan analojilere benzer. Neoplatonculukta (Plotinus) “Bir”in taşması, kaynağı eksiltmez; SEP maddesi Plotinus’un sistemini akademik çerçevede özetler.

(8) Plotinus geleneğinde “güneş–ışık” ve “ayna–yansıma” analojileri yaygındır; modern ikincil literatürde bu analojilerin (Hristiyan düşüncesini de etkileyen) kök rolü sıkça vurgulanır. (“Mumdan mum yakmak” örneği bu aileye rahatça bağlanır.)

Rüya–hayal–âlem-i misâl

(9) “Uyandıkta görürüz gözü açık bir rüyâ” ve “Biz HAKK’ın rüyâsında figüran” yaklaşımı, İbnü’l-Arabî sonrası tasavvufta hayal (khayâl) ve âlem-i misâl (‘alam al-mithâl) kavramlarıyla iyi okunur: “hayal” psikolojik bir yanılsama değil, ontolojik bir “ara-âlem” olarak düşünülür. JSTOR’daki makale bu ‘ara dünya’ fikrini akademik olarak tartışır.

(10) Henry Corbin’in “mundus imaginalis / imaginal dünya” kavramsallaştırması, İslâm irfanında “misâl âlemi”nin modern akademideki en etkili okumasıdır; Corbin, bu alanı “hayalî”den ayırarak “gerçek ve müstakil imgeler dünyası” şeklinde konumlar.

(11) “Rüya analojisi” yalnız tasavvufta değil, Budist ve Vedantik geleneklerde de “görünüş–hakikat” ayrımını anlatır. İslâm bağlamında rüya/keşif/imaginal tecrübenin rolünü Corbin’in “visionary dream” çalışması ayrıca işler.

Nûr-i Muhammedî, Ehlibeyt, Âl-i Abâ

(12) Metindeki “Muhammed’in nûru” söylemi, İslâm geleneğinde “Nûr-i Muhammedî” veya “Muhammed’in pre-eksistansı / ilk yaratılan” temalarıyla ilişkilidir; bu konu, hem tasavvuf hem siyer/hadis literatüründe farklı yoğunluklarda işlenir ve modern akademide ayrı bir araştırma başlığıdır. (Rubin çizgisi, modern derlemeler ve Cambridge referanslarıyla birlikte).

(13) Nûr-i Muhammedî’nin Şiî yorumlarda Ehlibeyt ve “nûr silsilesi” düşüncesiyle daha güçlü bağlanabildiği; nûrun, yalnız peygamberlik değil hidayet/imamet çerçevesinde de okunduğu çalışmalarda vurgulanır.

(14) “Âl-i Abâ” (Ehl-i Kisâ) göndermeleri, Şiî-Sünnî ortak rivayet havzasında farklı vurgularla yer alır; metninizde bu ailenin “nûrun tezahürü/ayna içindeki asıl” gibi kurgulanması, özellikle Şia irfanî söylemlerle (nûr–velâyet) daha kolay konuşur. (Burada dipnot, “kavramsal yakınlık” tespiti içindir.)

Elest ahdi (“Ben Rabbiniz değil miyim?”)

(15) “‘Ben Rabbiniz değil miyim?’… ‘Evet’” ifadesi Kur’an’da A‘râf 7:172 ile ilişkilendirilir; tefsir literatüründe bunun mahiyeti (literal tarihsel bir olay mı, fıtrat/teolojik hatırlama metaforu mu?) farklı yorumlanır. Şia yorum geleneğinden bir tefsir örneği (İslamî içerikli şerh) bu ayeti “ön-varlık/şahitlik” çerçevesinde açıklar.

(16) “Elest” teması, tasavvufta “fıtratın iç tanıklığı” ve “hatırlama” diliyle (zikr) birleşerek metninizdeki “hatırlayıncaya dek… düğün” benzeri mısralara kapı açar. (Bu dipnot, metin içi bağlantıyı güçlendirmek için kullanılır.)

Gayb, Levh-i Mahfûz, ‘Ol’ emri ve “nokta/sıfır” dili

(17) “Levh-i Mahfûz” ve “gayb” kavramları, klasik İslâmî kozmoloji ve epistemolojide “ilahî bilgi–âlem düzeni” tartışmalarının merkezindedir. Metninizde “rûhun adı Levh-i Mahfuz” gibi özdeşleştirmeler, tasavvufî yorumlarda görülen “insan–kâinat eşleştirmesi” (mikrokozmos/makrokozmos) ile okunabilir.

(18) “‘Ol’ emri (kun) / yazım kalemi / nokta” zinciri, Kur’an’da yaratma emrinin “kun fe-yekûn” formülüyle ilişkilendirilen klasik bir imgedir; metninizdeki “nokta=sıfır=varlık yoktadır” gibi matematiksel-mistik dil, özellikle harf/sembol metafiziği yapan geleneklerle (hurûfîlik dâhil) birlikte tartışılabilir. (Bu dipnot, akademik makalede “sembolik dilin geleneği” başlığına bağlanır.)

“19” göndermesi (yüksek riskli yorum alanı)

(19) Metninizde “Yüzü ‘ON DOKUZ’ eder” gibi bir bağlama açılan “19” sayısı, Kur’an’da Müddessir 74:30–31 ile doğrudan ilişkilidir: “ateşin bekçileri”nin sayısı “19” olarak verilir ve bunun “imtihan/deneme” boyutu vurgulanır.

(20) Modern dönemde “19” üzerine “sayısal mucize” iddiaları da üretilmiştir; ancak akademik çevrelerde bu iddialar genellikle metinbilim/tefsir tartışmalarından ayrı bir popüler söylem olarak değerlendirilir. Akademik bir çerçevede siz, metndeki“19”ü Kur’an bağlamı (74:30–31) ile sınırlayıp, “numerolojik mucize” iddialarını ayrı bir başlıkta ve eleştirel mesafeyle anabilirsiniz.

Kader–karakter–ahlâk (determinasyon ve sorumluluk)

(21) “Kaderini Allah’ın üstüne atmak ârdır!” cümlesi, İslâm’da “kader–sorumluluk” dengesinin etik tarafını öne çıkarır: kişinin fiillerini tümüyle “dışarı”ya atması, hem kelâmî hem ahlâkî eleştirilerin hedefidir. (Bu dipnot, metnin “irade” vurgusunu akademik bir ‘etik sorumluluk’ çerçevesine oturtmak için.)

(22) “Kafesi kır, her hayvan yurduna kaçar” gibi karakter-öz analojileri, dinler tarihinde “tabiat/fitrat” düşüncelerine paralel okunabilir; fakat modern akademide “öz” dilinin esansiyalizm riskleri de tartışılır. Makalede, metnin “öz” dilini tarihsel gelenek içinde konumlandırıp, modern eleştiriyi de dipnotta işaret etmek dengeli olur.

Dinlerarası karşılaştırmalı dipnotlar (metninizle en çok kesişenler)

(23) Advaita Vedânta (Hindu düşüncesi): Metindeki “Zaten var değiliz ki / dünya taklittir” çizgisi, Advaita’nın “māyā (görünüş)” ve “gerçeklik düzeyleri” tartışmalarıyla karşılaştırılabilir. Akademik bir обзор, Advaita’da “bilgi–uyanış–gerçeklik katmanları”nı ve analoji kullanımını özetler.

(24) Yogācāra (Budizm): “Gördüğümüz dünya bir tür rüya/yanılsama” fikri, Yogācāra’nın “cittamātra (zihin-yalnız)” öğretisiyle yan yana getirilebilir; bazı çalışmalarda Yogācāra’nın ayna analojileri kullandığı da tartışılır.

(25) Kabalâ (Yahudi mistisizmi): Metninizdeki “isimler, perde, gayb, âlemlerin mertebeleri” örgüsü, Kabalâ’daki sefirot ve özellikle Lurianik gelenekteki tzimtzum (ilâhî çekilme/örtünme) fikriyle karşılaştırmaya elverişlidir: Tanrı’nın “çekilmesi/örtmesi”, yaratılmış çoğulluğa yer açan bir açıklama biçimidir. Scholem geleneğini tartışan modern akademik metinler bu kavramı merkez alır.

(26) Zerdüştlük (Ameşa Spenta): Metninizde “isimlerin/özlerin çokluğu” ve daha önce konuştuğunuz “Ameşa Spenta heptadı” gibi şemalar, Zerdüştlükteki Ameša Spənta kavramıyla (Ahura Mazda’nın “bounteous immortals”/kutsal ölümsüzler) karşılaştırmalı olarak ele alınabilir: burada “ilâhî nitelikler/varlıklar” hem kozmik düzeni hem etik ideali temsil eder. Encyclopaedia Iranica ve Britannica özetleri kavramın akademik tanımını verir.


Dinlerarası Paraleller

I. Neoplatonculuk (Emanasyon ve “Bir”)

Temel Figür: Plotinus

Ortak Noktalar

  • “Bir”den taşma (emanasyon):
    Metindeki “ilk mumdan sayısız mum yak, alevi eksilmez” analojisi, Plotinus’un “Bir” anlayışıyla paraleldir. Bir’den taşan Nous ve Ruh, kaynağı eksiltmez.

  • Işık metafiziği:
    Neoplatonik gelenekte güneş–ışık benzetmesi, varlığın derecelenmesini anlatır. Metindeki “nûr” dili bu kozmolojiyle yapısal benzerlik taşır.

  • Ontolojik hiyerarşi:
    Bir → Nous → Ruh → Madde zinciri; metninizde İsim → Rûh → Mevcûd şemasıyla karşılaştırılabilir.

II. Advaita Vedânta (Māyā ve Görünüş)

Ortak Noktalar

  • Görünüş–Hakikat ayrımı:
    “Zaten var değiliz ki!”, “Her şey sahte!” dizeleri, Advaita’daki māyā öğretisiyle benzer bir fenomen–hakikat ayrımı kurar.

  • Tek gerçeklik vurgusu:
    Advaita’da Brahman mutlak hakikattir. Metindeki “HAK vücûd” tek hakikî varlıktır.

  • Uyanış metaforu:
    Rüya–uyanış dili her iki gelenekte de metafizik idrak için kullanılır.

III. Yogācāra Budizmi (Zihin-Yalnız Öğretisi)

Ortak Noktalar

  • Dünya bir bilinç projeksiyonu gibi:
    “HAKK’ın rüyasında figüran” söylemi, Yogācāra’nın cittamātra (zihin-yalnız) öğretisiyle karşılaştırılabilir.

  • Ayna metaforu:
    Budist metinlerde zihnin lekesiz aynaya benzetilmesi, metninizdeki “kalbi arıt, ayna berraklaşsın” düşüncesiyle örtüşür.

IV. Yahudi Mistisizmi (Kabalâ – Sefirot ve Tzimtzum)

Ortak Noktalar

  • İlâhî niteliklerin çoğulluğu:
    Kabalâ’da sefirot, Tanrısal niteliklerin tezahür mertebeleri olarak düşünülür.
    Metindeki “İsimlerden ibaret HAKK’ın vücûdu” söylemiyle kavramsal paralellik taşır.

  • Perde ve gizlilik (Ein Sof – Gayb):
    Tanrı’nın özünün (Ein Sof) bilinemez oluşu, metindeki “Zât anlatılamaz” vurgusuyla örtüşür.

  • Tzimtzum (çekilme):
    İlâhî çekilme fikri, çoğulluğa yer açan bir metafor olarak “ayna” modeline benzetilebilir.

V. Zerdüştlük (Ameşa Spenta ve İlâhî Nitelikler)

Ortak Noktalar

  • İlâhî niteliklerin kişileştirilmiş kozmik ilkeler olarak düşünülmesi, Metindeki “isimlerin çokluğu” ile karşılaştırılabilir.

  • Kozmik düzen ile etik düzenin aynı kaynaktan türemesi fikri, hem Zerdüştlükte hem belirgindir.

KAVRAMSAL SÖZLÜK

1) HAK

“HAK”, mutlak, bölünmez, asli gerçekliktir.
Mevcûdlar fotokopi, HAK asıl nüshadır.
“Biz HAKK’ın rüyâsında figüranız” ifadesi, ontolojik merkez olarak HAK’ı konumlandırır.

İslâmî Bağlam

  • Kur’ân’da “el-Haqq”, Allah’ın isimlerindendir.

  • Tasavvufta HAK, varlığın hakikî zâtî kaynağıdır.

  • Vahdet-i vücûd çizgisinde “Hakikat yalnız HAK’tır.”

Karşılaştırmalı Paralel

  • Neoplatonculuk: “Bir”

  • Advaita Vedânta: “Brahman”

  • Kabalâ: “Ein Sof”

  • Budizm (Yogācāra): mutlak bilinç (kişisel Tanrı olmaksızın)

2) VÜCÛD / MEVCÛD

  • Vücûd: Mutlak varlık (HAK).

  • Mevcûd: Vücûdlanmış, sınırlı tezahür.
    “Mevcûd sınırlı ve çok; vücûd tek ve sonsuzdur.”

İslâmî Bağlam

  • Kelâmda: varlık kategorisi.

  • Tasavvufta: hakikî varlık (vücûd) ile nisbi varlık (mevcûd) ayrımı.

  • İbnü’l-Arabî çizgisinde mevcûd = tecellî.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Plotinus: Bir (source) ve emanasyon düzeyleri

  • Advaita: Paramarthika (mutlak) / Vyavaharika (görünüş)

  • Kabalâ: Ein Sof / Sefirot tezahürü

3) İSİM

“İsimlerden ibaret çünkü HAKK’ın vücûdu.”
İsimler HAKK’ın duyuları gibi çalışır.

İslâmî Bağlam

  • Esmâü’l-Hüsnâ.

  • İsimler ilâhî niteliklerin bilinme yollarıdır.

  • Tecellî anlayışında her isim bir aynadır.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Kabalâ: Sefirot

  • Zerdüştlük: Ameşa Spenta (ilâhî nitelik ilkeleri)

  • Hristiyan mistisizmi: Tanrısal sıfat teolojisi

4) SÛRET

Sûret, aynada görünen, aslı yansıtan ama kendisi asıl olmayan formdur.
“Fotoğraf ölü, poz veren diri.”

İslâmî Bağlam

  • Sûret–mânâ ayrımı.

  • Âlem-i misâl öğretisi.

  • İnsan “sûret-i Rahman” hadisi bağlamında tartışılır.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Platon: gölgeler–idealar

  • Neoplatonculuk: formun taşması

  • Kabalâ: alt sefirot tezahürü

5) HAYAL

Dünya “gözü açık rüya”dır.
Hayal ontolojik bir ara düzeydir.

İslâmî Bağlam

  • Âlem-i misâl.

  • Hayal, salt illüzyon değil; aracı gerçekliktir.

  • Henry Corbin’in “imaginal” kavramı bu bağlamda önemlidir.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Advaita: māyā

  • Budizm: zihinsel projeksiyon

  • Platon: gölge metaforu

6) NÛR / NÂR

Metindeki Anlamı

  • Nûr: ilâhî öz, bilinç, dirilik.

  • Nâr: benlik, bencillik, İblîsî yan.

“Ateş rengi bu boya, deriyi soyasıdır.”

İslâmî Bağlam

  • “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur 24:35)

  • İblîs’in ateşten yaratılması.

  • Tasavvufta nûr = ilâhî bilinç.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Neoplatonculuk: ışık metafiziği

  • Zerdüştlük: ateş sembolizmi

  • Hristiyanlık: ilâhî ışık (Tabor ışığı öğretisi)

7) GAYB

“EL GAYB”, sûrette saklı olan görünmeyen hakikat alanıdır.

İslâmî Bağlam

  • Gayb yalnız Allah’a aittir.

  • Levh-i Mahfuz ve kader öğretisi.

  • Zât bilinemezdir.

Karşılaştırmalı Paralel

  • Kabalâ: Ein Sof (bilinemez öz)

  • Neoplatonculuk: Bir’in aşkınlığı

  • Apofatik teoloji (negatif teoloji)

Genel Kavramsal Yapı

HAK (mutlak vücûd)

İSİMLER (tecellî ilkeleri)

RÛH (bilinç aynası)

SÛRET / MEVCÛD (tezahür)

HAYAL (deneyim alanı)

DÖNÜŞ (özün hatırlanması)

Bu yapı:

  • Neoplatonik emanasyon modeline,

  • Advaita’nın görünüş–hakikat ayrımına,

  • Kabalistik tezahür sistemine,

  • Tasavvufî vahdet anlayışına

kavramsal olarak temas eder.

AYNA-YANSIMA, RÜYA-MİSAL, BİRLİK-İKİLİK

I. AYNA – YANSIMA

1) Metindeki Yapı

  • Hakikatin kendisi değildir,

  • Hakikati görünür kılan araçtır,

  • Görünenle birlikte “yok” olur.

“Aynaya baktığında yüzünü gördüğün an / Ayna ortadan kalkar!”

Burada ayna, ontolojik değil epistemolojik bir ara düzeydir.
Yansıma, hakikatin kendisi değil ama onsuz hakikat bilinemez.

2) İslâmî Bağlam

Tasavvufta âlem sıkça “ayna” metaforuyla açıklanır:

  • Allah bilinmek istedi → âlem yaratıldı.

  • Âlem, ilâhî isimlerin aynasıdır.

  • İnsan, “en parlak ayna”dır.

Bu çerçevede:

HAK → İsim → Âlem (ayna) → İnsan (bilinçli ayna)

Ayna metaforu üç işlev görür:

  1. Tecellîyi açıklar

  2. Çokluğu açıklar

  3. Tanrı–âlem ayrımını korur

Ayna, hakikat değildir ama hakikatten bağımsız da değildir.

3) Karşılaştırmalı Perspektif

Neoplatonculuk

Yansıma, “emanasyon” modeline benzer; fakat ayna metaforu daha bilinçli bir karşılıklılık ima eder.

Hristiyan mistisizmi

“Şimdi aynada silik görüyoruz” (1 Kor. 13:12) — bilgi sınırlıdır.

Budizm

Zihin lekesiz ayna gibidir; lekeler giderse gerçeklik berraklaşır.

4) Kritik Nokta

Metninizde ayna:

  • Hem perde

  • Hem geçit

olarak çalışır.

Bu çift fonksiyon, metafiziğin dramatik gücünü oluşturur.

II. RÜYA – MİSÂL

1) Metindeki Yapı

“Uyandıkta görürüz gözü açık bir rüyâ!”

Dünya bir rüyadır; fakat nihilist anlamda değil.

Rüya burada:

  • Geçici deneyim alanı

  • Ontolojik ara düzey

  • Özün kendini tanıma süreci

olarak kullanılır.

2) İslâmî Bağlam

Tasavvufta üç varlık düzeyi düşünülür:

  1. Zât (mutlak)

  2. Misâl âlemi

  3. Maddî âlem

“Âlem-i misâl” ne salt hayal ne salt maddîdir.

Henry Corbin bu alanı “imaginal dünya” olarak adlandırır:
Hayalî değil, imgesel ontolojik düzey.

Rüya dili, ontolojik pedagojidir.

3) Karşılaştırmalı Perspektif

Advaita Vedânta

Dünya māyā’dır; rüya benzetmesi klasik örnektir.

Yogācāra Budizmi

Algılanan dünya zihinsel projeksiyondur.

Platon

Mağara alegorisi: gölgeler gerçekliğin yansımasıdır.

4) Kritik Nokta

Metniniz rüyayı yokluk değil, uyanışa hazırlık alanı olarak konumlandırır.

Bu, nihilizm değil dönüşüm metafiziğidir.

III. BİRLİK – İKİLİK

1) Metindeki Yapı

“Mevcûd sınırlı ve çok; vücûd tek ve sonsuzdur.”

Birlik (HAK)

İsimler

İkilik (ben–sen, Rab–kul, nûr–nâr)

İkilik düşüş değildir; bilinçlenme alanıdır.

2) İslâmî Bağlam

  • Vahdet (birlik) ontolojik düzeydir.

  • Kesret (çokluk) tecellî düzeyidir.

  • Elest ahdi, ikili bilinç başlangıcıdır.

Tasavvuf şunu söyler:

Birlik hakikattir.
İkilik deneyimdir.

3) Karşılaştırmalı Perspektif

Neoplatonculuk

Bir’den çokluk çıkar; fakat çokluk asla bağımsız değildir.

Advaita

Mutlak birlik vardır; ikilik cehalet düzeyidir.

Kabalâ

Ein Sof → Sefirot → Âlemler zinciri.

Zerdüştlük

İyilik–kötülük ikiliği daha ontolojiktir; burada metninizden ayrılır.

4) Kritik Nokta

Metniniz ikiliği mutlaklaştırmaz;
ama tamamen illüzyon da saymaz.

İkilik:

  • Sınav alanı

  • Ahlâk alanı

  • Bilinç alanı

olarak çalışır.

Üçlü Yapının Birleşik Şeması

Ayna → İkilik doğar
Rüya → İkilik deneyimlenir
Birlik → İkilik çözülür

Bu yapı, klasik tasavvufî tecellî modeline en yakın olandır.

GAYB-LEVHİ MAHFUZ-OL-NOKTA

I. GAYB

(Görünmeyen Mutlak Alan)

1) İslam

  • Gayb yalnız Allah’a aittir.

  • Zât bilinemez.

  • Şehâdet (görünen) alanının ötesindedir.

2) Yahudilik

  • Ein Sof: Tanrı’nın bilinemez özü.

  • Tanrı’nın özü kavranamaz, yalnız tezahürleri (Sefirot) bilinir.

3) Hristiyanlık

  • Apofatik teoloji (Pseudo-Dionysius):
    Tanrı “ne değildir” üzerinden tanımlanır.

  • Tanrı özü itibariyle bilinemezdir.

4) Hinduizm

  • Nirguna Brahman: Niteliksiz mutlak.

  • Akıl ve dil onu kavrayamaz.

5) Budizm

  • Nihai gerçeklik kavramsal değildir.

  • Madhyamaka’da “şunyata” kavranamaz doğa.

6) Taoizm

  • “Adlandırılabilen Tao, ebedî Tao değildir.”

  • Tao sözle ifade edilemez.

7) Antik Yunan

  • Plotinus’un “Bir”i düşüncenin ötesindedir.

Ortak Nokta:

Mutlak gerçeklik:

  • Dile indirgenemez,

  • Kavramsal olarak tüketilemez,

  • Ancak tecrübe veya sezgi ile yaklaşılabilir.

II. LEVH-İ MAHFÛZ

(İlâhî Bilgi Matrisi / Kozmik Plan)

1) İslam

  • İlâhî bilginin muhafaza edildiği metafizik levha.

  • “Kalem” sembolü ile birlikte düşünülür.

2) Yahudilik

  • Tanrı’nın kitabı (Sefer ha-Chayim).

  • İlâhî yazgı kavramı.

3) Hristiyanlık

  • “Book of Life” (Hayat Kitabı).

  • Tanrısal takdir yazılmıştır.

4) Hinduizm

  • Karma yasası kozmik kayıt gibi çalışır.

  • Akasha kavramı (mistik yorumlarda kozmik hafıza).

5) Zerdüştlük

  • Kozmik düzen (Asha) evrensel yasa niteliğindedir.

6) Stoacılık

  • Logos: evreni yöneten akıl yasası.

Ortak Nokta:

Evren:

  • Rastlantısal değil,

  • İlâhî ya da kozmik bir düzene göre işler.

III. “OL” EMRİ

(Yaratıcı İlâhî Söz)

1) İslam

“Kun fe yekûn” – “Ol der, olur.”

2) Yahudilik

Tekvin’de Tanrı “dedi ki” ve oldu.

3) Hristiyanlık

“Başlangıçta Söz vardı.” (Logos)

4) Hinduizm

Om titreşimi yaratıcı ilk sestir.

5) Antik Mısır

Tanrı Ptah düşünür ve sözle yaratır.

6) Çin

Tao’dan “bir”, birden “iki”, ikiden çokluk çıkar.

Ortak Nokta:

Yaratım:

  • Maddî üretim değil,

  • İlâhî söz / bilinç / titreşimle gerçekleşir.

IV. NOKTA / SIFIR

(Hiçlik mi, Potansiyel mi?)

1) İslam Tasavvufu

  • “B” harfinin noktası varlığın özü.

  • Nokta tüm harflerin kaynağı.

2) Kabalâ

  • “Ayin” (hiçlik) Tanrısal başlangıç.

3) Budizm

  • Śūnyatā: boşluk.

  • Ama nihilizm değil, potansiyel alan.

4) Taoizm

  • Wu (boşluk) üretken boşluktur.

5) Hinduizm

  • Brahman görünüşte “hiç”, gerçekte her şeydir.

6) Modern Fizik Paralleli

  • Kuantum vakumu boş değildir.

  • Potansiyel doludur.

Ortak Nokta:

Gerçek “hiçlik”:

  • Mutlak yokluk değil,

  • Potansiyel yoğunluk alanıdır.

TÜM DİNLER ARASINDA ORTAK METAFİZİK DESEN

Gayb (Mutlak, bilinemez)

İlâhî Bilgi / Plan

Yaratıcı Söz / Titreşim

Potansiyel Nokta

Tezahür

Çokluk

Bu desen:

  • Tektanrılı dinlerde açık,

  • Doğu dinlerinde sezgisel,

  • Antik felsefede metafizik model olarak vardır.

SONUÇ

  • Tektanrılı dinlerin aşkın Tanrı öğretisine,

  • Neoplatonik emanasyona,

  • Advaita’nın görünüş–hakikat ayrımına,

  • Budist boşluk öğretisine,

  • Kabalistik gizlilik metafiziğine

temas etmektedir.