İBLÎS’İN İSYÂNI ve İZNİ

İBLÎS’İN İSYÂNI ve İZNİ.RÛH bedeni yönetir ancak sıcak kan ile! Donan parmağını bak oynatamazsın bile! Azrâil’indir ‘“Demir!”’ ve hemoglobin kanda! Cebrâil’in serom ve epitel ayni anda!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/29/202610 min oku

İBLÎS’İN İSYÂNI ve İZNİ

Melekleri kullandı RAHMÂN, balçık iken Arz!
Arz’a ve her canlıya şekil verdiler bu tarz!

İblîs dedi: ‘El sürmem çamuruna Âdem’in!’
‘“Kan dökecek evlâdı!”’ ‘“Halîfen”’ değil emin!’

İlk Ay’dan Mars’a düştü o şeytanları ile!
Elçisi Azrâil ve ona lânet edile!

RAHMÂN, elçisi Cebrâil ve melekleri Ay’da!
‘“Hak bâtıldan ayrıldı!”’ İlk kez bak bu olayda!

‘“İblîs kovulduğunda!”’ ‘“Bozduğu için andı!”’
Elçisi, sâf rahimde ‘“montaj”’ izni kullandı:

Cebrâil ‘ilk hücreyi!’ kalbe bağlar rahimde!
Buna sakın ‘gök ilmi’ deme sen! ‘“HAK”’ ilmi de!

Dört ay sonra Azrâil düzenler ‘seks’ işini:
‘Akrep’ burcunda koyar kana o ‘ateş’ini!

‘Balık’ burcunda ise rahimi doldurur su!
Sekizinci aydır bu! En kritik, doğrusu!

Azrâil suyu kovar ‘Koç’ burcunda rahimden!
Dokuzuncu ayda bu olur doğuma neden!

Daha rahimde var bak ‘su ve ateş’ savaşı!
‘Ben bilinci’ kazanmak için şart bu uğraşı!

Kana ‘“Demir”’ sokmaya da elçi aldı izin!
Demir yanmasa sıcak olmaz kanınız sizin!

RÛH bedeni yönetir ancak sıcak kan ile!
Donan parmağını bak oynatamazsın bile!

Azrâil’indir ‘“Demir!”’ ve hemoglobin kanda!
Cebrâil’in serom ve epitel ayni anda!

Yaşamamız için şart çarpışan iki zıt güç!
Ölümümüz için de gerekli! Anlamak güç:

Alınan her nefeste yanıp paslanır demir!
RÛH da kanı terk eder! ‘“Ölüm ALLAH’tan emir!”’

‘“Hepimiz öleceğiz!”’ ‘“Yaratıldık ölümlü!”’
Yine de ölümsüzüz! Bu ölümler bölümlü!

Çünkü doğum ve ölüm şeffaflaşmak için farz!
Cehennem Cennet olur, âhirete döner Arz!

“Şeytanını Müslüman yaptı!” Dikkat et RESÛL!
Peygamber sünnetine sen de uy usul usul!

‘“Kimseyi ortak koşma özüne! Hanîf ol da!”’
Yanlış oturma! ‘“Şeytan gibi sen doğru yolda!”’

‘“Kan dökecek”’ diyen bak kan döktürmeye bakar!
‘Öz su!’ Burun köküne değil, rahime akar!

M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 06 Aralık 2001

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

“İBLÎSİN İSYÂNI VE İZNİ” METNİ ÜZERİNE DERİN EZOTERİK TEFSİR

I. “BALÇIK İKEN ARZ”: KOZMİK İNŞA SÜRECİ

Metin şöyle başlar:

“Melekleri kullandı RAHMÂN, balçık iken Arz!”

Burada dünya mekanik bir gezegen değil; bilinçli biçimlenme sürecindeki canlı organizmadır.

Melekler ise:

  • fiziksel varlıklar değil,

  • kozmik güçler,

  • doğa yasaları,

  • biçim verici enerjiler

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 1

Kabala’da melekler kozmik kuvvetlerin sembolleridir.

Dipnot 2

Hermetik gelenekte elementleri yöneten akıllar bulunur.

Dipnot 3

Tasavvufta melekler bazen ilahî sıfatların işlevsel tezahürleri olarak yorumlanır.

II. İBLÎS’İN “ÇAMURA DOKUNMAMASI”: MADDEYİ REDDİ

Şiirde:

“El sürmem çamuruna Âdem’in!”

ifadesi yer alır.

Burada İblîs’in isyanı kibirden çok, yoğun maddeye karşı metafizik direnç olarak sunulmaktadır.

Bu yaklaşım gnostik karakter taşır.

Dipnot 4

Gnostisizmde madde düşüş alanıdır.

Dipnot 5

Lucifer miti ışığın yoğunlaşmayı reddedişi olarak yorumlanabilir.

Dipnot 6

Teozofik öğretilerde bazı varlıkların fizikselleşmeyi reddettiği anlatılır.

III. “KAN DÖKECEK EVLÂDI”: BİLİNCİN KARANLIK TARAFI

İblîs’in itirazı şöyledir:

“Kan dökecek evlâdı!”

Burada insanın:

  • özgür irade,

  • benlik,

  • ego,

  • şiddet

potansiyeli birlikte ele alınmaktadır.

Dipnot 7

Kur’an’da melekler insanın kan dökücülüğünü vurgular.

Dipnot 8

Freud’a göre uygarlığın temelinde bastırılmış saldırganlık vardır.

Dipnot 9

Gnostik gelenekte maddeye inen bilinç bölünür.

IV. “AYDAN MARSA DÜŞÜŞ”: ASTROLOJİK KOZMOGONİ

Şiirde:

“İlk Ay’dan Mars’a düştü o!”

ifadesi dikkat çekicidir.

Ay burada:

  • astral bilinç,

  • yansıtıcı ruh,

  • saf enerji

iken;

Mars:

  • savaş,

  • kan,

  • şiddet,

  • yoğun enerji

olarak temsil edilir.

Dipnot 10

Astrolojide Mars savaş ve ateş gezegenidir.

Dipnot 11

Ay astral bedenle ilişkilendirilir.

Dipnot 12

Kabala’da gezegenler bilinç seviyeleriyle bağlantılıdır.

V. “HAK BATILDAN AYRILDI”: KOZMİK DUALİZM

Metindeki:

“Hak batıldan ayrıldı!”

ifadesi yalnız etik değil ontolojik ayrımı anlatır.

Bu ayrım:

  • nur / yoğunluk,

  • ruh / nefis,

  • bilinç / karanlık,

  • merkez / kopuş

şeklinde okunabilir.

Dipnot 13

Zerdüştlükte ışık-karanlık dualizmi merkezîdir.

Dipnot 14

Gnostiklerde pleroma ve madde ayrımı vardır.

VI. “MONTAJ İZNİ”: METAFİZİK EMBRİYOLOJİ

Şiir şöyle der:

“Saf rahimde montaj izni kullandı”

Bu ifade insan bedeninin kozmik mühendislik ürünü gibi yorumlandığını gösterir.

Buradaki “montaj”:

  • genetik oluşum,

  • ruhsal yapılandırma,

  • enerji beden kurulumu,

  • bilinç entegrasyonu

anlamı taşır.

Dipnot 15

Teozofide bedenler aşamalı enerji katmanlarıyla oluşur.

Dipnot 16

Kabala’da cenin oluşumu ruhsal süreçlerle ilişkilendirilmiştir.

VII. CEBRÂİL: KALBE BAĞLAYAN GÜÇ

Metinde:

“Cebrâil ilk hücreyi kalbe bağlar”

denmektedir.

Burada Cebrâil:

  • vahiy meleği değil yalnız,

  • ruhsal bağlantı kuvveti,

  • bilinç aktarım enerjisi,

  • yaşam koordinatörü

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 17

Tasavvufta Cebrâil bazen ilahî aklın sembolüdür.

Dipnot 18

Hermetik gelenekte kalp evrenin merkezi mikrokozmosudur.

VIII. ASTROLOJİK EMBRİYOLOJİ

Şiirde Akrep, Balık ve Koç burçları embriyo gelişimiyle ilişkilendirilmektedir.

Bu son derece ezoterik bir astro-biyolojik modeldir.

Dipnot 19

Kadim astrolojide insan bedeni burçlarla eşleştirilmiştir.

Dipnot 20

Akrep burcu cinsellik ve dönüşümle ilişkilidir.

Dipnot 21

Balık sıvısal yaşam ve rahim sembolüdür.

Dipnot 22

Koç doğum ve başlangıç burcudur.

IX. “SU VE ATEŞ SAVAŞI”: İÇSEL SİMYA

Şiirde:

“Rahimde var su ve ateş savaşı”

ifadesi geçer.

Bu doğrudan simyasal dil kullanımıdır.

Su:

  • pasiflik,

  • astral yapı,

  • rahim

Ateş ise:

  • bilinç,

  • enerji,

  • dönüşüm

olarak yorumlanabilir.

Dipnot 23

Simyada dönüşüm su ve ateş etkileşimiyle gerçekleşir.

Dipnot 24

Taoist iç simyada yin-yang çatışması yaşam üretir.

X. “BEN BİLİNCİ”: EGO’NUN DOĞUŞU

Metin:

“Ben bilinci kazanmak için şart bu uğraşı”

diyerek egoyu negatif değil gelişimsel unsur olarak görür.

Bu yaklaşım Jungcu psikolojiye yakındır.

Dipnot 25

Jung’a göre bireyleşme ego gelişimiyle başlar.

Dipnot 26

Teozofide manas yani özbilinç insanlığın dönüm noktasıdır.

XI. “DEMİR”: KOZMİK METAL

Şiirde:

“Kana demir sokmaya da elçi aldı izin”

ifadesi geçmektedir.

Demir burada yalnız mineral değil; enerji taşıyıcısıdır.

Dipnot 27

Simyada demir Mars gezegeniyle ilişkilidir.

Dipnot 28

Kur’an’da demir “şiddetli kuvvet” olarak tanımlanır.

Dipnot 29

Kadim kültürlerde demir göksel kökenli kabul edilmiştir.

XII. SICAK KAN VE RUH İLİŞKİSİ

Metin:

“Rûh bedeni yönetir ancak sıcak kan ile”

diyerek yaşamı termodinamik enerjiye bağlar.

Burada sıcaklık:

  • yaşam kıvılcımı,

  • ruhsal hareket,

  • enerjik dolaşım

olarak görülmektedir.

Dipnot 30

Antik tıpta yaşam sıcaklıkla ilişkilendirilirdi.

Dipnot 31

Çin tıbbında qi dolaşımı beden ısısıyla bağlantılıdır.

XIII. ÖLÜM: PASLANMA METAFORU

Şiirde:

“Yanıp paslanır demir”

ifadesi vardır.

Bu son derece hermetik bir ölüm metaforudur.

İnsan:

  • oksitlenen metal,

  • tükenen enerji,

  • dönüşen madde

olarak ele alınır.

Dipnot 32

Simyada paslanma çözülmenin sembolüdür.

Dipnot 33

Entropi kavramıyla metaforik paralellik kurulabilir.

XIV. “ÖLÜMSÜZÜZ AMA BÖLÜMLÜ”: DÖNGÜSEL VARLIK

Şiir:

“Yine de ölümsüzüz! Bu ölümler bölümlü!”

ifadesiyle reenkarnatif veya döngüsel bilinç anlayışına yaklaşır.

Dipnot 34

Hint dinlerinde ölüm dönüşüm kabul edilir.

Dipnot 35

Gnostiklerde ruh çeşitli düzlemlerden geçer.

XV. CEHENNEMİN CENNETE DÖNÜŞÜ

Metin:

“Cehennem cennet olur!”

ifadesiyle mutlak düalizmi reddeder.

Burada cehennem:

  • arınma alanı,

  • yoğunluk bölgesi,

  • geçici dönüşüm aşaması

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 36

Tasavvufta bazı yorumcular cehennemin dönüştürücü olduğunu savunmuştur.

Dipnot 37

Simyada nigredo aşaması karanlık ama gereklidir.

XVI. “ŞEYTANINI MÜSLÜMAN YAPMAK”: GÖLGEYLE BARIŞ

Şiirde:

“Şeytanını Müslüman yaptı dikkat et RESÛL!”

ifadesi vardır.

Bu, insanın karanlık tarafını bastırmak değil dönüştürmek gerektiğini ima eder.

Dipnot 38

Jung gölge entegrasyonunu psikolojik bütünleşmenin şartı sayar.

Dipnot 39

Tasavvufta nefsin tezkiyesi yok edilme değil arındırmadır.

XVII. “HANİF OL”: ÖZE SADAKAT

Şiirde:

“Kimseyi ortak koşma özüne!”

ifadesi geçer.

Buradaki şirk yalnız dışsal putperestlik değil; özden kopuştur.

Dipnot 40

Tasavvufta gizli şirk ego merkezliliktir.

Dipnot 41

Gnostik gelenekte insanın özünü unutması temel düşüştür.

XVIII. “ŞEYTAN GİBİ DOĞRU YOLDA”: PARADOKSAL İFADE

Metindeki:

“Şeytan gibi sen doğru yolda”

ifadesi dikkat çekicidir.

Burada şeytan:

  • mutlak kötülük değil,

  • kozmik görevli,

  • karşıt kuvvet,

  • dönüşüm katalizörü

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 42

Tasavvufta bazı yorumcular İblîs’i trajik âşık olarak ele almıştır.

Dipnot 43

Zıtlık olmadan bilinç gelişmez düşüncesi hermetik öğretide vardır.

XIX. BURUN KÖKÜ VE RAHİM: ENERJİ AKIŞI

Şiir:

“Öz su burun köküne değil rahime akar”

ifadesiyle mistik enerjinin yönünü tartışmaktadır.

Bu kundalini ve cinsel enerji öğretilerini çağrıştırır.

Dipnot 44

Tantrada yaratıcı enerji rahim merkezlidir.

Dipnot 45

Çin iç simyasında öz enerji beden merkezlerinde dolaşır.

İBLÎS, KOZMİK KARŞITLIKLAR VE İÇ SİMYA

Kadim ezoterik öğretilerde İblîs figürü yalnızca kötülüğün temsilcisi olarak değerlendirilmez. O, aynı zamanda kozmik dengenin karşıt kutbunu temsil eden metafizik bir prensiptir. Evrende ışık varsa gölge de vardır; bilinç yükselişi varsa ona direnç gösteren kuvvetler de bulunur. Bu nedenle İblîs, mistik yorumlarda “gölge bilinç” anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Gölge bilinç, insanın kendi özünden uzaklaşmış tarafıdır. Kibir, ayrılık hissi ve ben merkezlilik bu yapının tezahürleri kabul edilir. İblîs’in secdeyi reddedişi, insan psikolojisindeki bölünmenin sembolik anlatımı hâline gelir. Böylece İblîs dışsal bir varlıktan çok, insanın iç dünyasında yaşayan ayrılık prensibine dönüşür.

Çamur Âdem kavramı da insanın yoğun maddî yapısını temsil eder. Kadim öğretilerde çamur, yalnızca fiziksel toprağı değil; ağırlaşmış bilinci simgeler. İnsan ruhu saf nur hâlinden yoğun maddeye indiğinde “yoğun beden” içinde deneyim yaşamaya başlar. Tasavvufî yorumlarda maddî insan, nefsin ve dünyevî bağların etkisi altında bulunan varlık olarak değerlendirilir. Çamur burada aşağılanacak bir unsur değil; ruhun tekâmül sahasıdır. Çünkü insan madde içinde kendi özünü keşfetmeye çalışır. Böylece çamur, hem sınırlılığı hem de dönüşüm potansiyelini taşıyan metafizik bir sembol hâline gelir.

Ay sembolü ise ezoterik sistemlerde astral bedenle ve dişil enerjiyle ilişkilendirilmiştir. Güneş nasıl ilâhî merkezi temsil ediyorsa, Ay da yansıyan bilinci temsil eder. Ay ışığı kendisine ait değildir; Güneş’in nurunu yansıtır. Bu nedenle mistik yorumlarda Ay, ruhsal sezginin ve bilinçaltının sembolü kabul edilir. Dişil enerji burada üretkenlik, sezgi ve içsel alıcılık anlamı taşır. İnsan ruhunun görünmeyen katmanları, Ay sembolizmiyle bağlantılı düşünülmüştür. Böylece Ay, geceyi aydınlatan fiziksel bir gök cismi olmanın ötesinde, bilinçaltı âlemlerinin metafizik işareti hâline gelir.

Mars sembolü ise ateş ve savaş prensibini temsil eder. Antik astrolojik sistemlerde Mars, hareketin, çatışmanın ve dönüştürücü enerjinin gezegeni kabul edilmiştir. Demir elementiyle ilişkilendirilmesi de bu yüzdendir. Çünkü demir, hem dayanıklılığı hem de savaş gücünü sembolize eder. Ezoterik yorumlarda Mars enerjisi yalnızca yıkıcı değildir; aynı zamanda irade ve mücadele gücünün kaynağıdır. İnsan içsel dönüşüm yolculuğunda kendi karanlığıyla savaşmak zorundadır. Böylece Mars, dış savaşlardan çok insanın kendi içindeki mücadeleyi temsil eder.

Demir sembolü de mistik geleneklerde önemli bir yere sahiptir. Kadim simya öğretilerinde metaller yalnızca maddî elementler değil; ruhsal titreşimlerin karşılıkları olarak görülürdü. Demir, “yaşam ateşi”nin yoğunlaşmış formu kabul edilmiştir. Mars ile bağlantısı da bu yüzdendir. Demir, insan iradesinin ve dayanıklılığının sembolüdür. Aynı zamanda insanın kaba yönlerinin işlenerek daha yüksek bir bilinç hâline dönüştürülmesi gerektiğini anlatır. Simyacılar için demiri altına dönüştürmek, aslında insan bilincini arındırmanın metaforuydu.

Cebrâil sembolü ise ruhsal bağlantıyı temsil eder. Dinî anlatılarda vahyi getiren melek olarak geçen Cebrâil, ezoterik yorumlarda “kozmik akıl” ile ilişkilendirilmiştir. İnsan ile ilâhî hakikat arasındaki iletişim kanalı burada sembolleştirilir. İlham, sezgi ve yüksek bilinç hâlleri Cebrâilî enerji olarak yorumlanabilir. Böylece vahiy, yalnızca tarihsel bir olay değil; insan ruhunun daha yüksek bilinç alanlarıyla temas kurabilme kapasitesi hâline gelir.

Azrâil kavramı da mistik öğretilerde korkutucu bir ölüm figüründen çok dönüşüm gücü olarak değerlendirilir. Ölüm burada son değil; bir bilinç durumundan diğerine geçiştir. Ezoterik gelenekler, insanın yaşam boyunca defalarca sembolik ölümler yaşadığını söyler. Eski kimliklerin yıkılması ve yeni bilinç düzeylerinin doğması, “manevî ölüm” anlayışını oluşturur. Azrâil bu nedenle yok oluşun değil; dönüşümün meleği hâline gelir.

Su ve ateş savaşı sembolü ise insanın iç simyasını anlatır. Su pasif, akışkan ve alıcı enerjiyi temsil ederken; ateş aktif, dönüştürücü ve yakıcı gücü simgeler. Kadim Çin düşüncesindeki Yin-Yang öğretisi de benzer bir denge anlayışına dayanır. İnsan ruhunda bu iki güç sürekli etkileşim hâlindedir. Aşırı ateş yıkıma, aşırı su ise durağanlığa yol açar. Ruhsal olgunluk, bu zıt enerjilerin dengelenmesiyle mümkündür. Böylece iç simya, insanın kendi içindeki kutupları uyumlu hâle getirme sanatı olur.

Ben bilinci kavramı da insanın özbilinç kazanma sürecini ifade eder. İnsan “ben” diyebildiği anda kendisini evrenden ayrı bir birey olarak deneyimlemeye başlar. Bu durum ego oluşumunun temelidir. Ego başlangıçta gerekli bir merkezdir; ancak insan yalnızca bu kimlikle yaşarsa hakikatten kopar. Ezoterik öğretiler, özbilincin ego sınırlarını aşarak daha geniş bir farkındalığa dönüşmesi gerektiğini vurgular. Böylece “ben” duygusu yok edilmez; ilâhî bilinçle uyumlu hâle getirilir.

Hanîflik anlayışı ise insanın öz doğasıyla yeniden birleşmesini temsil eder. Kadim geleneklerde buna “Primordial Din” yani ilk ve asli hakikat yolu denmiştir. Bu yol, biçimlerden önce gelen saf yöneliştir. İnsan dışsal karmaşadan uzaklaştıkça içindeki ilk hakikati yeniden hissetmeye başlar. Hanîflik bu nedenle tarihsel bir kimlikten çok, ruhun öz kaynağına dönüş hareketidir.

Bütün bu semboller bir araya geldiğinde insanın iç dünyasında sürekli işleyen büyük bir kozmik süreç ortaya çıkar. İblîs’ten Hanîfliğe, çamurdan nûra kadar bütün metafizik anlatılar insanın dönüşüm yolculuğunu ifade eder. Kadim öğretiler farklı diller kullanmış olsa da aynı hakikati tekrar ederler: İnsan, kendi içindeki karşıtlıkları dönüştürdükçe hakikatin merkezine yaklaşır.