İÇ KIYÂMET (The Personal Apocalypse)

İÇ KIYÂMET (The Personal Apocalypse).ÂLÎ dedi: “Bilirim kaç karınca hâmile!” Sırrı çöz üçüncü göz ve yedi şakra ile! Boşuna denmez ona ‘Evliyâlar Sultanı!’ Yedi evreden geç de kim imiş ÂLÎ, tanı!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/28/202612 min oku

İÇ KIYÂMET

A: ACEMİ AVCI

‘Acemi avcı’ diye Allahsız alay eder!
‘ALLAH bir tek kuş için, yüz bin fişek harcar!’ der!

Bilse ki o, gebelik değil bir şans oyunu!
‘“ALLAH kurutur onun en sonunda soyunu!”’

Siz tesâdüf demeyin gebe kalmaya sakın!
Kızdan çok erkek doğar savaştan sonra! Bakın!

İki cins arasında sayıyı HAK dengeler:
İlkel ırk hep çiftleşir! Yine de onu eler!

Ovüle ‘Ay meleği’ koyar ilk şeffaf beden!
Sonra bir ‘öz sperma!’ Gebeliğe bu neden!

İlk fizik hücre konur yalnız bir spermaya!
Bu ‘öz sperma’ yoksa, dişi gebe kalmaya!

Hakeren, hak edene sonra ‘“RÛH”’u nakleder!
Ne mutlu! Sen de ‘“BİZ”’den biri oldun artık!’ der!

‘“RÛH”’u, ‘“Rûh”’ koydu bakın, ‘“Meryem’in ovülüne!”’
‘“Îsâ’yı doğurmuşken!”’ erdi ‘“Bâkire”’ üne!

Her gece beraberken RESÛL bir eşi ile,
En yaşlısından oldu FÂTMA! Fikir edile!

Öz ilk fizik hücre ve ovüle şeffaf beden,
Hakerence konulur! ‘“O’dur RÛH’u nakleden!”’

FÂTMA, AHMED’in sırrı! ÂLÎ, AHMED’in kendi!
HASAN ve HÜSEYİN kim? Burda ‘“Fıtrat”’ tükendi!

B: FÂTMA SIRRI

Yahyâ, Meryem ve Îsâ! Üç tür mûcize! Neye?
Üst şeffaf teni arıt! Akort et ‘“Sekine”’ye!

RAB ve Yehova gibi, ol hem erkek hem dişi!
Sesle yarat! Kes artık zürriyete gidişi!

Hûri’nin kökü ‘havra!’ Bu sözcük ‘oğlan’ demek!
Vücûdundan çift cinsli çıkmaya sarf et emek!

‘Hermafrodit’tir ismi çift cinsin efsânede:
Hermes ile Afrodit! ‘“RÛH”’ ile ‘“Sekine”’ de!

Işık saçan tel bağlar ampûlde zıt çift kutbu!
O tel çift cinsli! Betûl! FÂTMA’nın sırrıdır bu:

İlk, MUHAMMED ÂLÎ’ye gelir ALLAH’tan her güç!
FÂTMA olmadan onu dağıtabilmek çok güç!

‘“RÛH ve kelime özdeş!”’ Ama erkek ve dişi!
İki zıttı Mesîh’e çevirmek Meryem işi!

Âdem düşmeden önce Havvâ onun içinde!
Ona da FÂTMA gibi ‘ikiz cinsli Betûl’ de!

Erkek erince olur pozitif şeffaf beden!
Hep erkek olmasına nebinin budur neden!

Kadında şeffaf beden hep pozitifte kalır:
Aybaşı ve gözyaşı fazla kanını alır!

Rahimde O’dur mimar, sâf hayâl gücü ile!
Erdi mi, erişemez çoğu Velîler bile!

Herkeste fizik beden hep pozitiftir! Niçin?
İnsân, fizik âlemin RABB’i olduğu için!

Fizik arzı ‘“Fetih”’tir! İnsânın ilk amacı!
Hâlâ hem biz hem dünyâ yoğun!

C: ÜÇ YOL

‘Eren’ sözcüğünde bak, var bir ‘ermek’ işlemi!
Ne, nereye ve nasıl varır? Sen öğren emi!

Bu süreçten geçmeyen ancak ‘eren’dir ismen:
‘“Saat’in depremini”’ yaşamamıştır cismen!

Omurilikte varsa cinsel güç birikimi;
Kimisi ‘mistik’ olur veyâhut ‘eren’ kimi:

O güç sağ kanaldan kalb, ipofiz, epifiz’e,
Gidip ‘O göz’e varsa, mistik görüş var size!

Sol kanaldan izlerse ayni yolu cinsel güç,
‘Eren’ olunur! Ama ‘Hakeren’ olmak çok güç:

Hakeren olan zâtın değişir iç sistemi!
‘Merkez’le iletişim onun bütün istemi!

Sempatik sistem olur gerçek bir omurilik:
İki kanal birleşip artık kalkar ikilik!

İkiz kanala baskı yapınca hak irâde,
Omuriliğe yanıp tutuşmuş ‘“Sekine”’ de!

Ateş olup art arda ‘Yedi Şakra’dan geçer!
En sonunda ‘“İki kaş arası”’ gözü seçer!

İnsândaki merkezî ‘En Yüce RÛH’un!’ O göz!
ALLAH’tan gelen ışın, ALLAH ile ayni öz!

Her bir şakra gökte bir gezegene ayarlı!
Orada her ne olsa, ona her an duyarlı!

ÂLÎ dedi: “Bilirim kaç karınca hâmile!”
Sırrı çöz üçüncü göz ve yedi şakra ile!

Boşuna denmez ona ‘Evliyâlar Sultanı!’
Yedi evreden geç de kim imiş ÂLÎ, tanı!

M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 29 Kasım 2001

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

“İÇ KIYÂMET” METNİ ÜZERİNE DERİN EZOTERİK TEFSİR

I. “ACEMİ AVCI”: KOZMİK DOĞUMUN ELEŞTİRİSİ

Metin şu sert ifadeyle başlar:

“Acemi avcı diye Allahsız alay eder!”

Burada “avcı”, görünürde doğayı kontrol ettiğini sanan insanı temsil eder.

Şairin temel tezi şudur:

İnsan doğumu tesadüf değil; kozmik bilinç tarafından yönetilen metafizik bir süreçtir.

Dipnot 1

Platoncu geleneklerde ruhların bedenlenmesi kozmik düzenle ilişkilidir.

Dipnot 2

Tasavvufta doğum yalnız biyolojik olay değil, kaderin tezahürüdür.

Dipnot 3

Kabala’da ruhların dünyaya inişi ilahî plana bağlıdır.

II. GEBELİĞİN EZOTERİK ANLAMI

Şiirde:

“Gebelik değil bir şans oyunu!”

denmektedir.

Burada embriyoloji metafizikleşmektedir.

Şair, ceninin oluşumunu:

  • biyolojik,

  • ruhsal,

  • kozmik,

  • enerjetik

katmanların birleşmesi olarak görmektedir.

Dipnot 4

İbn Sina embriyoda ruhun aşamalı tezahüründen söz eder.

Dipnot 5

Hint geleneklerinde cenine ruhun belirli aşamada girdiği kabul edilir.

III. “AY MELEĞİ” VE ŞEFFAF BEDEN

Metindeki:

“Ovüle Ay meleği koyar ilk şeffaf beden”

ifadesi son derece önemlidir.

Bu yaklaşım Teozofik “eterik beden” öğretisiyle doğrudan ilişkilidir.

Burada:

  • Ay → astral beden

  • Şeffaf beden → eterik kalıp

  • Ovül → fiziksel tezahür noktası

olarak yorumlanabilir.

Dipnot 6

Teozofi’de fiziksel bedenin öncesinde eterik beden oluşur.

Dipnot 7

Kabala’daki “Yesod” ay ve astral bedenle ilişkilidir.

Dipnot 8

Tasavvufta latîf beden öğretisi buna benzer yapı taşır.

IV. “ÖZ SPERMA”: METAFİZİK TOHUM KAVRAMI

Şiirde:

“Öz sperma yoksa dişi gebe kalmaya!”

ifadesi biyolojik değil metafizik bir spermadan söz eder.

Burada sperm:

  • fiziksel meni değil,

  • ruhsal çekirdek,

  • bilinç tohumu,

  • ilahî kıvılcım

olarak anlaşılmalıdır.

Dipnot 9

Gnostik metinlerde “ışık tohumu” kavramı vardır.

Dipnot 10

Hermetik simyada “philosophical seed” yani felsefî tohum anlayışı bulunur.

V. “RÛH NAKLİ”: RUHSAL ENKARNASYON

Metin:

“Hakeren! Hak edene sonra RÛH’u nakleder!”

ifadesiyle ruh aktarımını kozmik seçim olarak yorumlamaktadır.

Bu anlayış klasik İslâm’dan farklıdır.

Daha çok:

  • Gnostik ruh öğretisi,

  • Teozofik bedenlenme,

  • Neo-Platoncu emanasyon

sistemlerini çağrıştırır.

Dipnot 11

Teozofi’de ruhun beden seçimi karma ve bilinç düzeyiyle ilişkilidir.

Dipnot 12

Kabala’daki gilgul öğretisi ruh dolaşımını içerir.

VI. MERYEM VE İSÂ: BÂTINÎ DOĞUM

Şiirde:

“RÛH’u, Rûh koydu bakın Meryem’in ovülüne!”

ifadesi vardır.

Burada Meryem kıssası literal değil; mistik doğum sembolüdür.

İsâ:

  • saf bilinç,

  • ışık beden,

  • ruhsal çocuk

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 13

Gnostik Hristiyanlıkta Mesih içsel doğum olarak yorumlanır.

Dipnot 14

Tasavvufta İsâ nefes ve ruh sembolüdür.

VII. FÂTMA SIRRI: KOZMİK DİŞİL İLKE

Metnin ikinci bölümü “FÂTMA SIRRI” başlığını taşır.

Burada Fâtıma yalnız tarihsel kişi değildir.

O:

  • kozmik dişil,

  • taşıyıcı rahim,

  • ruhsal iletken,

  • çift kutup arasında denge

olarak temsil edilir.

Dipnot 15

Kabala’da Şehina dişil ilahî tezahürdür.

Dipnot 16

Tantrik gelenekte Şakti yaratıcı enerjidir.

Dipnot 17

Simyada dişil ilke dönüşüm kabıdır.

VIII. “HEM ERKEK HEM DİŞİ”: ANDROJEN KOZMİK İNSAN

Metin:

“Ol hem erkek hem dişi!”

diyerek ilksel çift cinsli insan öğretisini savunur.

Bu anlayış birçok ezoterik gelenekte vardır.

Dipnot 18

Platon’un Şölen diyaloğunda ilk insan androjen kabul edilir.

Dipnot 19

Kabala’da Âdem Kadmon eril-dişil birliktir.

Dipnot 20

Hinduizm’de Ardhanarişvara aynı sembolizmi taşır.

IX. HERMAFRODİT SEMBOLİZMİ

Şiirde:

“Hermafrodit’tir ismi çift cinsin efsanede”

denmektedir.

Burada mitolojik Hermafrodit figürü metafizik birlik sembolüdür.

Dipnot 21

Hermes + Afrodit birleşimi bilinç ve doğanın sentezini temsil eder.

Dipnot 22

Simyada Rebis figürü çift cinsli mükemmel varlıktır.

X. AMPÛL VE ELEKTRİK SEMBOLİZMİ

Metin şöyle der:

“Işık saçan tel bağlar ampûlde zıt çift kutbu”

Bu modern metafordur.

İnsan burada:

  • elektrik devresi,

  • enerji alanı,

  • kutupsal sistem

olarak ele alınır.

Dipnot 23

Taoizm’de yin-yang kutupları yaşam enerjisini oluşturur.

Dipnot 24

Kundalini öğretisinde ida-pingala enerji kutupları vardır.

XI. “BETÛL” VE ENERJİ SAFIYETİ

Metinde “Betûl” kavramı önemli yer tutar.

Betûl:

  • fiziksel bekâret değil,

  • enerjetik saflık,

  • bölünmemiş bilinç,

  • çift kutuplu bütünlük

olarak yorumlanmaktadır.

Dipnot 25

Tasavvufta Meryem’in bakireliği ruhsal saflık sembolü olarak yorumlanmıştır.

XII. POZİTİF VE NEGATİF BEDENLER

Şiir:

“Erkek erince olur pozitif şeffaf beden”

diyerek insan bedenini elektromanyetik sistem gibi yorumlar.

Bu yaklaşım modern ezoterizmin tipik özelliğidir.

Dipnot 26

Teozofi insan bedenini enerji alanı olarak ele alır.

Dipnot 27

Çin tıbbındaki meridyen sistemi benzer enerji modeli taşır.

XIII. AYBAŞI VE GÖZYAŞI: ENERJİSEL ARINMA

Metindeki:

“Aybaşı ve gözyaşı fazla kanını alır”

ifadesi biyolojiyi mistik enerji boşaltımı olarak yorumlamaktadır.

Dipnot 28

Kadim geleneklerde kan yaşam enerjisi kabul edilmiştir.

Dipnot 29

Şamanik geleneklerde gözyaşı ruhsal arınma sembolüdür.

XIV. “İNSAN FİZİK ÂLEMİN RABBİ”: MİKROKOZMOS

Şiirde:

“İnsan fizik âlemin RABB’i olduğu için!”

ifadesi vardır.

Bu, hermetik mikrokozmos öğretisidir.

Dipnot 30

Hermetik gelenekte insan küçük evrendir.

Dipnot 31

Tasavvufta insan “âlem-i sagîr” kabul edilir.

XV. “EREN” VE “ERMEK”: RUHSAL YOLCULUK

Metin:

“Eren sözcüğünde bak! Var bir ermek işlemi!”

ifadesiyle erenliği bilinç dönüşümü olarak tanımlar.

Dipnot 32

Tasavvufta seyr ü sülûk ruhsal yolculuktur.

Dipnot 33

Budizm’de bodhisattva yolu benzer içsel dönüşümdür.

XVI. “SAATİN DEPREMİ”: İÇ KIYÂMET

Metindeki “saatin depremi” ifadesi dışsal kıyamet değil; içsel sarsıntıdır.

Bu nedenle şiirin adı “İç Kıyâmet”tir.

Dipnot 34

Tasavvufta büyük ölüm benliğin çözülmesidir.

Dipnot 35

Gnostik uyanış eski kişiliğin çöküşü kabul edilir.

XVII. OMURİLİK VE CİNSEL ENERJİ

Şiirin merkezinde omurilik vardır:

“Omurilikte varsa cinsel güç birikimi”

Bu doğrudan kundalini öğretisini çağrıştırır.

Dipnot 36

Kundalini omurganın dibindeki uyuyan enerjidir.

Dipnot 37

Taoist iç simyada cinsel enerji yükseltilir.

XVIII. İKİ KANAL: İDA VE PİNGALA

Metin sağ ve sol kanaldan söz eder.

Bu yapı Hint tantrizmindeki:

  • İda,

  • Pingala,

  • Sushumna

kanallarıyla büyük paralellik gösterir.

Dipnot 38

İda ay enerjisi, pingala güneş enerjisidir.

Dipnot 39

Sushumna merkezî enerji kanalıdır.

XIX. “ÜÇÜNCÜ GÖZ” VE EPİFİZ

Metindeki:

“İki kaş arası gözü seçer!”

ifadesi doğrudan üçüncü göz öğretisidir.

Dipnot 40

Hint geleneğinde Ajna çakrası iki kaş arasındadır.

Dipnot 41

Descartes epifizi ruhun merkezi kabul etmiştir.

XX. YEDİ ŞAKRA VE GEZEGENLER

Şiirde:

“Herbir şakra gökte bir gezegene ayarlı”

denmektedir.

Bu ezoterik astrolojinin temel yaklaşımıdır.

Dipnot 42

Batı okültizminde yedi gezegen-yedi merkez ilişkisi vardır.

Dipnot 43

Kabala’daki yedi alt sefira gezegenlerle ilişkilendirilmiştir.

XXI. ÂLÎ VE KOZMİK BİLGİ

Şiir:

“ÂLÎ dedi bilirim kaç karınca hâmile”

ifadesiyle Âlî’yi kozmik bilinç sahibi olarak sunar.

Dipnot 44

Şiî irfanda Âlî bâtınî ilmin kapısıdır.

Dipnot 45

Tasavvufta velî evrensel bilgiye bağlı kabul edilir.

XXII. “YEDİ EVRE”: RUHSAL İNİSİYASYON

Metindeki “yedi evre” ifadesi:

  • çakralar,

  • nefs mertebeleri,

  • simyasal aşamalar,

  • mistik dereceler

ile ilişkilendirilebilir.

Dipnot 46

Tasavvufta nefsin yedi mertebesi vardır.

Dipnot 47

Simyada yedi metal dönüşüm aşaması bulunur.

XXIII. METNİN TASAVVUFÎ BOYUTU

Metin tasavvufla bazı noktalarda güçlü paralellik taşır:

  • İçsel kıyamet

  • Kalp merkezliliği

  • Ruhsal doğum

  • Erenlik

  • Nur metafiziği

Ancak:

  • çakra sistemi,

  • kundalini benzeri enerji modeli,

  • hermafrodit antropolojisi,

  • teozofik beden anlayışı

klasik tasavvufun dışına çıkar.

XXIV. METNİN GNOSTİK YAPISI

Şiir özünde gnostik özellikler taşır:

  1. İnsan içinde gizli ilahî enerji vardır.

  2. Kurtuluş içsel uyanıştır.

  3. Ruh yükselmelidir.

  4. Madde yoğunlaşmış bilinçtir.

  5. İnsan dönüşebilir.

XXV. METNİN HERMETİK YAPISI

Metin yoğun biçimde hermetiktir.

Başlıca hermetik öğeler:

  • Mikrokozmos

  • Enerji dönüşümü

  • Çift kutup

  • Işık bedeni

  • İçsel güneş

  • Simyasal dönüşüm

İÇ KIYÂMET VE RUHSAL DÖNÜŞÜM SEMBOLİZMİ

Kadim mistik geleneklerde kıyâmet yalnızca dünyanın fiziksel sonu olarak yorumlanmaz. Ezoterik öğretilerde asıl kıyâmet, insanın iç dünyasında gerçekleşen büyük dönüşümdür. “İç kıyâmet” olarak adlandırılan bu süreç, eski benliğin çözülmesi ve yeni bir bilinç düzeyinin doğuşudur. Tasavvufta bu hâl “Fenâ” kavramıyla ifade edilir. Fenâ, bireysel benliğin ilâhî hakikat içinde erimesidir. İnsan kendi sahte kimliğini kaybettikçe öz hakikatiyle yüzleşir. Böylece kıyâmet, yıkım değil; yeniden doğuşun metafizik eşiği hâline gelir.

Şeffaf beden öğretisi de bu dönüşüm sürecinin merkezinde yer alır. Ezoterik sistemlerde “eterik beden” olarak adlandırılan bu yapı, fiziksel bedenin ötesindeki ince enerji formudur. Tasavvufî yorumlarda buna “latîf beden” denir. İnsan yalnızca maddeden ibaret değildir; onun görünmeyen katmanları da vardır. Manevî yükseliş arttıkça bu bedenin şeffaflığı ve titreşimi değişir. Kadim öğretiler, ölümden sonra varlığını sürdüren yapının bu ince beden olduğunu ileri sürmüştür. Böylece insan, fiziksel varlığın ötesinde çok boyutlu bir bilinç varlığı olarak görülür.

Öz sperma sembolü ise biyolojik anlamın ötesinde ruhsal yaratılışı temsil eder. Ezoterik geleneklerde insanın içinde ilâhî bir tohum bulunduğuna inanılır. Bu “ruh tohumu”, insanın potansiyel hakikatidir. Antik mistik sistemlerde buna “Pneuma” yani ilâhî nefes adı verilmiştir. İnsan bu tohumu geliştirdikçe sıradan bilinçten kozmik farkındalığa yükselir. Böylece yaratılış, yalnızca bedensel değil; ruhsal bir doğum süreci hâline gelir.

Fâtıma sembolü de ezoterik düşüncede dişil ilkenin saf tezahürü olarak yorumlanır. Buradaki dişillik biyolojik cinsiyetle sınırlı değildir; alıcı, doğurucu ve koruyucu kozmik prensibi ifade eder. Yahudi mistisizmindeki “Şehina” kavramı da buna paralel görülür. Şehina, ilâhî huzurun dünyadaki yansımasıdır. Tasavvufî düşüncede Fâtıma, ruhsal rahmetin ve saf sezginin sembolü hâline gelir. Böylece dişil ilke, evrensel merhametin metafizik yüzü olarak ortaya çıkar.

Betûl kavramı ise enerji saflığını temsil eder. Ruhsal bekâret burada fiziksel anlamdan çok daha derin bir boyut taşır. İnsan bilincinin dünyevî kirlenmelerden arınmış hâli, mistik geleneklerde “saf enerji alanı” olarak değerlendirilir. Betûl sembolü, içsel merkezin bölünmemiş bütünlüğünü ifade eder. Çünkü ruhsal saflık, insanın hakikate aracısız biçimde yönelmesini mümkün kılar.

Üçüncü göz öğretisi, insanın görünmeyeni algılayabilme kapasitesini temsil eder. Hint mistisizminde bu merkez “Ajna Çakrası” olarak bilinir. Tasavvufta ise buna “basîret” denmiştir. Basîret, yalnızca dış dünyayı değil; olayların ardındaki hakikati görebilmektir. İnsan üçüncü gözünü açtığında sembollerin gizli anlamlarını fark etmeye başlar. Böylece görünen dünya, derin metafizik işaretlerin aynasına dönüşür.

Yedi şakra sistemi de insanın çok katmanlı enerji yapısını açıklayan ezoterik modellerden biridir. Her enerji merkezi, bilincin farklı bir seviyesine karşılık gelir. Tasavvufta benzer anlayış “latâif” öğretisiyle ifade edilmiştir. İnsan ruhu bu merkezler aracılığıyla farklı titreşim düzeylerinde deneyim yaşar. Alt merkezler dünyevî arzularla ilişkiliyken, üst merkezler ruhsal idrakle bağlantılı kabul edilir. Manevî yükseliş, bu merkezlerin uyum içinde çalışmasıyla mümkün olur.

Omurilik ateşi sembolü, Kundalini öğretisinin merkezinde yer alır. Bu enerji, insanın içinde uyuyan kozmik gücü temsil eder. Kadim öğretilerde omurgadan yükselen ateş, bilinç yükselişinin metaforu kabul edilmiştir. Tasavvufî yorumlarda bu süreç “nûr yükselişi” şeklinde anlaşılabilir. İnsan içsel enerjisini dönüştürdükçe ruhsal merkezleri açılır ve daha yüksek farkındalık düzeylerine ulaşır. Böylece beden, ilâhî enerjinin yükseldiği kutsal bir sütuna dönüşür.

Çift cinsli insan sembolü de kadim metafiziğin önemli imgelerinden biridir. Ezoterik geleneklerde ilk insanın bölünmemiş bütünlüğe sahip olduğuna inanılır. “Androjen insan” anlayışı, eril ve dişil enerjilerin tek varlıkta dengede bulunmasını ifade eder. Yahudi mistisizmindeki “Âdem Kadmon” öğretisi de bu bütünlüğe işaret eder. İnsan ruhsal olarak olgunlaştıkça kendi içindeki zıt kutupları uzlaştırır. Böylece bölünmüş bilinç yerini tamlığa bırakır.

İç deprem kavramı ise ruhsal yolculuğun sarsıcı dönüşümünü anlatır. Ego çözülmeye başladığında insanın eski kimliği parçalanır. Tasavvufta buna “manevî ölüm” denir. Bu ölüm fiziksel değil; sahte benliğin yıkılmasıdır. İnsan eski alışkanlıklarını, korkularını ve yapay kimliklerini kaybettikçe büyük bir içsel sarsıntı yaşar. Fakat bu yıkımın ardından daha derin bir bilinç doğar. Böylece iç deprem, ruhun hakikate hazırlanma süreci hâline gelir.

Bütün bu semboller birlikte değerlendirildiğinde insanın gerçek yolculuğunun dış dünyada değil, kendi iç evreninde gerçekleştiği anlaşılır. İç kıyâmetten nûr yükselişine kadar bütün mistik süreçler, insanın ego merkezli bilinçten ilâhî farkındalığa doğru dönüşümünü anlatır. Kadim öğretiler farklı semboller kullanmış olsa da aynı hakikati dile getirirler: İnsan kendi içindeki nuru uyandırdığında yeniden doğar.