İSA MESİH!

İSA MESİH!. HAKK der: “Îsâ’yı diri ben yanıma çağırdım!” “Ölmesinde teşbih var!” anla diye bağırdım! Ölmeden önce ölmek sırrıdır bu benzetme; Nefis ölür, ayağa kalkar rûh, hayret etme! Îsâ için HAKK: “O, Nûn sâhibi gibidir” der; Yirmi sekiz harf, yirmi iki nokta “Nûn” eder!

M.H. Uluğ Kızılkeçili

2/7/20269 min oku

ÎSÂ MESİH

HAKK der: “Îsâ’yı diri ben yanıma çağırdım!”
“Ölmesinde teşbih var!” anla diye bağırdım!

Ölmeden önce ölmek sırrıdır bu benzetme;
Nefis ölür, ayağa kalkar rûh, hayret etme!

Îsâ için HAKK: “O, Nûn sâhibi gibidir” der;
Yirmi sekiz harf, yirmi iki nokta “Nûn” eder!

Rûh kara bir kalemden: “Duman duman bir resim!”
“Kadir gecesi” gibi simsiyah ışık cisim!

Kâbe’deki “Kara Taş” olmuştur ona remiz;
İçimizdeki Âdem, baba ile annemiz!

Yirmi sekiz nebîyle çizilmiştir bedeni;
Yirmi iki velîdir rûhu, öv halk edeni!

“Mîrâç” için çık tenden, bin bu Âdem atına;
“Elli bin yılda çıkar rûh, Rahmân’ın katına!”

Arapçada ilk harf “bir”, son harf ise “bin” eder;
“Evvel ve Âhir” aynı, yalnız perde farklı der!

“Mısır’dan çıktı” sözü Tevrât’ta elli kere;
Mısır bedendir, çıkan rastlar “Nûn” denen ere!

“Ellinci” yıla derdi Yahûdiler jübile;
O yıl eşit olurdu köle ile efendi de!

Köle, kendi beynine esir olmuş cana ad;
Efendisi Âdem’dir, birleşse olur âzâd!

Paskalya’dan “elli” gün sonra havârîlere
Rûh indi, diyor İncil; mesaj net, akıl ere!

Paskalya, mezarından kalktığı gün Îsâ’nın;
Senin de bu uğraşla geçmelidir her anın!

Pavlus der: “Bilir misin hep uğraşırım niçin?
Sana seni dünyada doğurtabilmek için!”

“Gâlib gel! Îsâ seher yıldızı vaad eder!”
HAKK: “Fecre kadar selâm var Kadir gecesi” der!

“Bu yıldıza yeminle…” HAKK, “O beni gördü” der;
Yâni rûh, Zühre, fecr, selâm aynı şey eder!

Papanın külâhı bak balık şeklinde, niçin?
“Nûn” kelimesi balık demek olduğu için!

Tevrât der: “Beşinci gün dev balıklar oldu halk!”
“Beşler” Oğlak burcunda; Mesîh’ini bul da kalk!

Bu beşler yirmi sekiz boğumlu iki elin;
Onları şarj etmeye omuriliğine in!

Mûsâ, on parmağıyla on mûcize gösterdi;
Firavun “Sihir!” dedi, artık o şok isterdi!

Omurilikten Mûsâ o vakit çıkardı dev;
Şişede hapis devi kurtarmaktır son ödev!

Asâdan çıkan yılan benzer çakan şimşeğe;
Zikzak çizip ilerler, Firavun boyun eğer!

Sînâ’da Mûsâ için “On Emir” yazdı Rahmân;
Yâni HAKK da on tâne parmaklı ışık insan!

İşte Îsâ, “Nûn” denen bu insanın sâhibi;
Bu öze sâhip olan olur HAKK’ın nâibi!

Îsâ, arınmış dişi can Meryem’e sâhib er;
Rûhtan yapılan aşı için ALLAH “Mesîh” der!

Rûh gece ten dışında yüzer nûr denizinde;
Yunus balığı gibi gider Nûh’un izinde!

Gündüz bedene dönüp toprak içinde yaşar;
Hem gökte hem de yerde evi var, insan şaşar!

Rûhu bulan eren de bir balıkadam gibi;
Fark etmez ona toprak veya denizin dibi!

Hazret-i eritemez, yuttuğu vakit vücûd;
Çünkü balık karnında HAKK’a eder o sücûd!

Yunus’u “üç gün” sonra beden balığı kusar;
Âdem hapisten çıkar, beden görmeden hasar!

Yunus tövbe etmeden balık onu kusmadı;
Balık da demek rûhu yutan hayvanın adı!

Tevbe, aslına dönmek demek; rûhu bul ve çık!
Bu yüzden ölene dek tevbe kapısı açık!

Rûhun “Îsâ Mesîh”tir, tende haça çakılmış;
Dört cinle çivileyen onu fizik akılmış!

Bedendir rûhumuzun gerildiği o çarmıh;
Ateş, hava, su, toprak olur onu çakan mıh!

Nefis çivisini o “dört günde” söküp kırdı;
Sonra da “üçüncü gün” “İlyas!” diye haykırdı!

O İlyas ki Hızır ve Yahya ve Âlî adı;
Hem Yunus hem Mûsâ’yı hem Meryem’i sınadı!

“Hiçbir mü’min yoktur ki ölsün onu görmeden!”
Der HAKK; yâni “Mesîh”i kalbde saklıyor beden!

Ölmeden evvel ölüp ya sen görürsün onu,
Ya da rûhun çıkarken, ömrün gelince sonu!

“Gökte de âyetleri göstermedeyiz” der HAKK;
Başını kaldırıp da sen hikmet gözüyle bak!

Güneş, gökte sırf ışık olan Zât’ın timsâli;
Yerdeki ismi “Îsâ Mesîh”, Hazret-i Âlî!

Noel yılın en uzun gecesine denk, niçin?
Hemen sonra gündüzler uzayacağı için!

Yirmi dört Aralık’ta sanki ışık doğuyor;
HAKK, nûru örten kâfir karanlığı boğuyor!

“Bâkire” burcu vardır tam doğuda o gece;
Îsâ’nın bâkireden doğması bu, Meryemce!

Piramit şeklindedir bak çamın kozalağı;
Piramit alev demek, üçgen ile var bağı!

Zîrâ üçgene benzer gaz lambası alevi;
Üç ana renk “ALLAH, RAB ve RÛH’tur” der Alevî!

Kuzeye yükselirken Güneş yarımküreden,
“Kova” burcunda arzı sular, bu vaftiz eden!

Ekvatorun altından üste çıkarken Güneş,
Ekvatoru dik keser, “haça gerilmeyle” eş!

Îsâ haçta ALLAH’a kurban edildi, niçin?
Tam o an “Koç” burcunda Güneş olduğu için!

Güneş zirvede üç gün kalıp geçer inişe;
Îsâ “Üç gün konuğum babamda” der bu işe!

Tekrar Oğlak’a kadar on iki burçtan geçer;
On iki havârîyi kendine yoldaş seçer!

Îsâ der: “Benden sonra başka bir paraklesis
Gelecek!” Yâni o da bir nebî; yoktur “teslis”!

Îsâ Mesîh için der ALLAH: “O, aynen Âdem!”
Öyleyse secde et, İblîs değilsen bu dem!

M. H. Uluğ Kızılkeçili
İzmir – 08.02.1997

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

DİPNOTLAR

• “Îsâ’yı diri ben yanıma çağırdım / Ölmesinde teşbih var” (رفع / yükseltilme ve ‘öldürülmedi’ teması)
Metindeki vurgu, Kur’ân’da Hz. Îsâ’nın öldürülmediği ve Allah’a “yükseltildiği” anlatımıyla örtüşür. Nisa 4:158’de “Allah onu kendine yükseltti” ifadesi yer alır; devamındaki pasaj (4:157–159) klasik tefsirlerde çarmıha gerilme iddiasıyla tartışmalı biçimde ilişkilendirilmiştir. Metindeki “teşbih” vurgusu, Kur’ân’daki “şubbihe لهم” (kendilerine öyle göründü) ifadesiyle çağrışım kurar.

• “Ölmeden önce ölmek” (tasavvufî terbiye / benlik ölümü – dinlerarası mistik paraleller)
“Ölmeden önce ölmek” tasavvufta nefsin arındırılması ve benlik iddiasının kırılması (fanâ yönelimi) için kullanılan yaygın bir formüldür. Hadis olarak meşhur edilse de isnadı tartışmalıdır; buna rağmen özellikle Gazâlî ve Mevlânâ çizgisinde “ölüm tefekkürü” ve “ölmeden önce ölüş” fikri güçlü bir eğitim/arınma temasıdır. Metindeki kullanım, biyolojik ölümden çok içsel dönüşümü işaret eder.

• “Nûn” ve harf/işaret metafiziği (hurûf-ı mukatta‘ât, sembol dili)
“Nûn” (ن) Kur’ân’daki mukattaa harfleri geleneğine bağlanır. Bu harflerin anlamı konusunda hem klasik tefsirde hem modern akademik literatürde çok sayıda yaklaşım vardır; ortak nokta, bunların metnin retoriğinde “işaret/şifre/ilâhî hitabın biçimi” gibi işlevler üstlenebildiği fikridir. Metindeki “Nûn = 28 harf / 22 nokta” hesabı, klasik ilm-i hurûf çizgisinde harflerin sayısal/işaret değerleriyle yapılan yorumlara yakındır; akademik çalışmalar muqatta‘ât olgusunun Kur’ân içi örgü ve kompozisyonla ilişkisini ayrıca tartışır.

• “Balık (Nûn) – Papa külahı balık şeklinde” (Hristiyan ikonografisi ve ‘Ichthys’)
Balık sembolü, erken Hristiyanlıkta “Ichthys/ΙΧΘΥΣ” (İesous Christos Theou Hyios Soter) akrostişiyle ilişkilendirilerek Mesih inancını gösteren yaygın bir işaret olarak bilinir. Metindeki “balık” vurgusu bu erken dönem sembolizmiyle kesişir; ancak “papalık külahı” biçim okuması daha çok çağrışımsal/poetik bir bağlantıdır (tarihsel ikonografi ile bire bir kanıtlanmış zorunlu bağ olarak değil, yorum olarak okunmalıdır).

• “Kâbe’deki Kara Taş remiz” (Hacerü’l-Esved: tarih, ritüel, gelenek)
Metin, Hacerü’l-Esved’i “remiz/işaret” olarak kullanır. Kâbe’nin doğu köşesindeki bu taşın parçalı yapıda olduğu, gümüş kuşak içinde muhafaza edildiği ve hac/umre tavafında temas/kiss etme uygulamasının teşvik edilmekle birlikte zorunlu olmadığı, ansiklopedik kaynaklarda açıkça yer alır. Metindeki “Âdem’e bağlanan” geleneksel anlatılar da klasik rivayet dairesinde yaygındır; modern bilimsel içerikte taşın fiziksel özelliklerine dair çalışmalar da bulunmaktadır.

• “Mısır’dan çıktı” (Exodus anlatısı ve mistik ‘beden/âlem’ okuması)
Tevrat’taki “Mısır’dan çıkış” (Exodus) anlatısı Yahudi kimliği ve ahit teolojisinin kurucu anlatılarındandır. Metin bunu “Mısır=beden” şeklinde alegorize ederek tasavvufî bir “dünya/beden esareti” yorumuna çevirir: tarihsel anlatı (İsrailoğullarının Mısır’dan çıkışı) ile içsel kurtuluş (nefs/beden bağlarından sıyrılış) aynı sembol hattında birleştirilir. Pentekost’un (Hristiyanlık) ve Şavuot’un (Yahudilik) Sina/Law bağlantısına yapılan göndermeler de bu çizgiyi güçlendirir.

• “Ellinci yıl / Jübile: köle-efendi eşit olur” (Levililer 25 ve akademik tartışma)
Metindeki “ellinci yıl” doğrudan Levililer 25’teki Jubilee (Yovel) kurumuna dayanır: borç düzenlemeleri, mülkiyetin iadesi, belli statülerin serbest bırakılması gibi sosyal-restoratif hükümlerin ideali olarak okunur. Akademik çalışmalarda Jubilee’nin kapsamı, uygulanabilirliği ve “borç köleliği/indenture” ile ilişkisi ayrıntılı biçimde tartışılır; bazı araştırmalar Jubilee’nin “toprak-kira/lease” mantığı üzerinden farklı bir işlediğini savunur. Metindeki “eşitlik” vurgusu bu restoratif hedefi şiirsel biçimde yoğunlaştırır.

• “Paskalya’dan elli gün sonra Ruh indi” (Pentekost / Elçilerin İşleri 2)
Pentekost, Hristiyan litürjisinde Paskalya’dan sonra “elli gün” hesabıyla ilişkilendirilir ve Elçilerin İşleri 2’de Kutsal Ruh’un inişi anlatılır. Metin bunu “mesaj net” diyerek didaktik bir vurguya çeviriyor: diriliş (Paskalya) → Ruh’un inişi (Pentekost) hattı, “içsel diriliş” okumasına destek veren bir şema gibi kullanılmış.

• “Paraklesis/Parakletos: Benden sonra başka bir paraklesis gelecek” (Yuhanna literatürü ve iki yorum geleneği)
Yuhanna İncili’nde “Parakletos” kavramı, Hristiyan ana yorumunda “Kutsal Ruh/yardımcı/teselli edici” olarak anlaşılır; ansiklopedik literatür Yuhanna’nın Parakletos temasını, İsa’nın gidişiyle “kiliseye tanıklık eden yardımcı” fikriyle ilişkilendirir. Öte yandan İslâmî polemik/tevil geleneğinde Parakletos’un sonraki bir peygambere işaret ettiği iddiaları da görülür; bu hat, metindeki “yoktur teslis” vurgusuyla bağ kuruyor. Akademik dipnotta iki yaklaşımı da “yorum geleneği” olarak ayırmak önemlidir.

• “Yunus – balık – üç gün” (ortak kutsal anlatı ve ‘karanlıkta dönüşüm’ motifi)
Yunus kıssası (Yahudilik/Hristiyanlıkta Jonah; İslâm’da Yunus) “karanlık, içe dönüş, tövbe ve yeniden doğuş” temalarıyla yorumlanır. Metindeki “üç gün” vurgusu, Hristiyan yorumda Yunus’un ‘işareti’ ile İsa’nın ‘üç gün’ temasının tipolojik eşleştirmelerine de açıktır; ancak metin bunu daha çok “beden balığı/hapis” alegorisine çevirerek tasavvufî-ahlâkî eksende işler.

• “Haç, dört unsur (ateş-hava-su-toprak)” (klasik unsur öğretisi ile Hristiyan simgesi arasında sentez)
Metindeki çarmıhı “dört unsur”la eşleştirme, doğrudan İncilî bir öğreti olmaktan çok antik/ortaçağ kozmolojisindeki dört unsur tasnifini (Yunan felsefesi ve geç dönem ezoterik gelenekler) Hristiyan sembolizmiyle birleştiren yorumcu bir dildir. Bu tür sentezler, şiirsel-mistik metinlerde “beden = unsurlar bileşimi / ruh = kurtuluş” şemasını güçlendirmek için kullanılır. (Bu dipnot, metnin yaptığı şeyin “teolojik hüküm” değil “sembolik bağlama” olduğunu belirtmek için önemlidir.)

• “İlyas, Yahya, Hızır” (peygamber figürlerinin gelenek içi rollerinin birleşmesi)
İlyas (Elijah) Yahudi ve Hristiyan kutsal tarihinde güçlü bir peygamber figürüdür; bazı geleneklerde “mesihî zamanların öncüsü” rolüyle anılır. Metnin İlyas/Yahya/Hızır gibi isimleri tek bir “rehberlik/sınama” hattında toplaması, tarihsel ayrımlardan çok “irşad” fonksiyonunu öne alan tasavvufî bir kompozisyondur.

• “Noel: en uzun gece, sonra gündüz uzar” (tarihsel takvimleşme ve ‘güneş/ışık’ bağlantısı)
Metin Noel’i kozmik bir “ışığın doğuşu” metaforu üzerinden okuyor. Tarihsel olarak 25 Aralık’ın İsa’nın gerçek doğum günü olduğuna dair kesin bilgi yoktur; erken Hristiyanlıkta doğum kutlaması başlangıçta merkezî değildir. Ansiklopedik değerlendirmeler, 25 Aralık’ın yaygınlaşmasını hem “güneşin yeniden doğuşu” motifleriyle ilişkilendiren okumaların varlığını hem de bunun tek açıklama olmayabileceğini vurgular (ör. 25 Mart/ilkbahar ekinoksu merkezli teolojik hesaplamalar).

• “On iki burç – on iki havari” (astrolojik döngü ile Hristiyan sembolizminin paralel kurulumu)
On iki havari, Hristiyan gelenekte İsa’nın çekirdek öğrencileri olarak merkezîdir. Metindeki “on iki burçtan geçer / on iki havari yoldaş” kurgusu, tarihsel-dogmatik bir iddia değil; “kozmik döngü” (astrolojik 12’li düzen) ile “kutsal topluluk” (12 havari) arasında kurulan sembolik paralelliktir. Bu tür paraleller, hermetik/ezoterik yorumlarda sıklıkla “mikrokozmos–makrokozmos” bağı kurmak için kullanılır.