Kaos-Nizam Yasası-2
Kaos-Nizam Yasası-2..Modelin ulaştığı temel sonuç şudur: gerçeklik önce görünmeyen düzlemde oluşur ve daha sonra fiziksel dünyada görünür hâle gelir. Madde, varlığın başlangıcı değil; daha derin ontolojik süreçlerin son aşamasıdır. Bu nedenle evren, sabit nesnelerden oluşan bir yapı olarak değil...
İLAHİ YASALAR


Kaos–Nizam YASASI-2
Bilgi, Titreşim ve Bilincin Kozmik Ontolojisi
Evrenin Potansiyelden Maddeye Uzanan Oluş Süreci
Önsöz
İnsanlık tarihinin en eski sorularından biri evrenin nasıl ortaya çıktığıdır. Antik filozoflar, mistik gelenekler ve modern bilim insanları bu soruya farklı kavramlarla cevap aramıştır. Bazıları evrenin maddeden oluştuğunu savunurken, bazıları ise maddeden önce gelen daha temel gerçeklik katmanlarının bulunduğunu ileri sürmüştür.
Kaos–Nizam Teorisi, evreni potansiyel bir kaos alanından başlayan ve düzenli fiziksel gerçekliğe dönüşen çok katmanlı bir süreç olarak açıklar. Bu yaklaşımda kaos düzensizlik anlamına gelmez; henüz organize olmamış potansiyel düzen anlamına gelir.
Teoriye göre evren şu temel süreçle oluşur:
Potansiyel → Bilgi → Titreşim → Enerji → Madde → Bilinç
Bu süreç, varlığın görünmeyen düzeylerden başlayarak fiziksel dünyada görünür hâle gelmesini ifade eder.
Bölüm 1
Kaos ve Kozmik Potansiyel
Evrenin başlangıcını anlamak için öncelikle “kaos” kavramının ne ifade ettiğini incelemek gerekir. Antik kozmolojilerde kaos genellikle düzensizlik olarak yorumlansa da metafizik bağlamda kaos, henüz düzen kazanmamış potansiyel anlamına gelir.
Bu aşamada varlık henüz belirli bir form kazanmaz. Potansiyel durumlar ve olasılıklar hâkimdir. Bu nedenle kaos, aslında düzenin başlangıç noktasıdır.
Modern fizikte kuantum vakumu kavramı bu düşünceyle ilginç bir paralellik gösterir. Kuantum alan teorisine göre boşluk mutlak bir yokluk değildir; sürekli ortaya çıkan enerji dalgalanmaları içerir. Bu durum evrenin temelinde potansiyel bir enerji alanının bulunduğunu gösterir.
Bölüm 2
Ether: Potansiyel Alan
Kaos–Nizam teorisinde ilk ontolojik katman Ether olarak adlandırılır. Ether, henüz belirli bir form kazanmamış potansiyel alanıdır.
Bu düzeyde:
madde yoktur
belirli form yoktur
yalnızca potansiyel titreşim durumları vardır
Ether, varlığın ortaya çıkabileceği temel ortamı temsil eder.
Bu kavram antik felsefede de önemli bir yere sahiptir. Antik düşünürler etheri evrenin en ince ve en temel unsuru olarak kabul etmişlerdir.
Bölüm 3
Akaşa: Kozmik Bilgi Alanı
Potansiyel alanın ardından gelen aşama Akaşa’dır. Akaşa, evrenin bilgi mimarisini temsil eden ontolojik düzeydir.
Bu alan:
form şablonlarını içerir
varlıkların bilgi planıdır
düzenin ortaya çıktığı katmandır
Akaşa kavramı birçok kadim düşünce sisteminde “kozmik kayıt alanı” olarak ifade edilmiştir.
Modern bilimde de evrenin bilgi temelli olabileceğini savunan yaklaşımlar bulunmaktadır. Teorik fizikçi John Wheeler’ın ortaya attığı “It from Bit” yaklaşımına göre fiziksel gerçeklik, en temel düzeyde bilgi süreçlerinden doğar.
Bu nedenle Akaşa, evrenin bilgi yapısını temsil eden ontolojik katman olarak düşünülebilir.
Bölüm 4
Titreşim: Kozmik Hareket
Bilgi yapıları dinamik hâle geldiğinde titreşim ortaya çıkar. Titreşim, evrenin temel hareket biçimidir.
Modern fizik bu konuda önemli bulgular sunar. Kuantum alan teorisine göre parçacıklar aslında alanların titreşim modlarıdır. Sicim teorisi de evrenin temel yapı taşlarının titreşen sicimler olduğunu ileri sürer.
Dolayısıyla modern fizik açısından da evrenin temelinde titreşimsel bir yapı bulunduğu düşünülmektedir.
Kaos–Nizam modelinde titreşim, potansiyel alan ile fiziksel gerçeklik arasındaki dönüşümün ana mekanizmasıdır.
Bölüm 5
Enerji ve Organizasyon
Titreşimler düzenli frekanslar oluşturduğunda enerji alanları ortaya çıkar. Enerji, varlıkların etkileşim kurmasını sağlayan dinamik güçtür.
Einstein’ın kütle–enerji eşdeğerliği prensibi, enerji ile madde arasında doğrudan bir dönüşüm ilişkisi bulunduğunu gösterir.
Bu nedenle enerji, maddenin ortaya çıkmasında merkezi rol oynar.
Bölüm 6
Unsurlar ve Yoğunlaşma
Enerji yoğunlaştıkça klasik kozmolojilerde ifade edilen unsur sistemi ortaya çıkar.
Kadim geleneklerde dört temel unsur vardır:
ateş
hava
su
toprak
Bu unsurlar enerjinin farklı yoğunluk seviyelerini temsil eder.
Bu aşama varlığın maddi yapıya doğru ilerlediği süreçtir.
Bölüm 7
Fiziksel Evren
Enerjinin yoğunlaşmasıyla birlikte fiziksel madde ortaya çıkar. Atomlar, parçacıklar ve galaksiler bu sürecin sonucudur.
Modern fizik açısından madde, enerji alanlarının yoğunlaşmış hâlidir.
Dolayısıyla fiziksel evren, varlığın başlangıcı değil; daha derin ontolojik süreçlerin sonucudur.
Bölüm 8
Bilinç ve Kozmik Gözlem
Kaos–Nizam teorisinin en ileri aşaması bilinç kavramını içerir.
Bilinç, bilgi süreçlerinin farkındalık kazanmış hâlidir. İnsan zihni, evrenin bilgi yapısını algılayabilen bir sistem olarak düşünülebilir.
Bazı modern teoriler, gözlemcinin kuantum süreçlerinde rol oynayabileceğini öne sürmektedir. Bu durum bilinç ile fiziksel gerçeklik arasında daha derin bir ilişki bulunabileceğini düşündürmektedir.
Bölüm 9
Mikrokozmos ve Makrokozmos
Kadim düşünce sistemlerinde insan çoğu zaman mikrokozmos, yani küçük evren olarak tanımlanır.
Bu yaklaşım, insan zihninde gerçekleşen süreçlerin evrensel süreçlerle benzerlik taşıdığını savunur.
Bir düşüncenin ortaya çıkışı şu şekilde ilerler:
potansiyel
→ düşünce
→ niyet
→ davranış
→ sonuç
Bu süreç, kozmik yaratım zincirinin psikolojik karşılığı olarak görülebilir.
Bölüm 10
Kaos’tan Nizam’a
Teorinin temel sonucu şudur:
Evren sabit bir yapı değil, sürekli oluş hâlindeki bir süreçtir.
Bu süreç şu ontolojik zincirle ifade edilebilir:
Ether
(potansiyel)
↓
Akaşa
(bilgi)
↓
Titreşim
↓
Enerji
↓
Yoğunlaşma
↓
Madde
↓
Bilinç
↓
Kozmik düzen
Sonuç
Kaos–Nizam teorisi, evreni potansiyelden maddeye uzanan çok katmanlı bir süreç olarak açıklar.
Bu modele göre gerçeklik üç temel unsur üzerine kuruludur:
bilgi
enerji
bilinç
Madde ise bu süreçlerin görünür sonucudur.
Dolayısıyla fiziksel evren, varlığın başlangıcı değil; daha derin ontolojik süreçlerin son aşamasıdır.
Kaos–Nizam Kozmolojisinin Felsefi Temelleri
Kurulan kozmolojik model, evrenin oluşumunu kaotik potansiyelden düzenli fiziksel gerçekliğe uzanan bir süreç olarak açıklar. Bu modele göre varlık, doğrudan maddeden başlamaz; aksine görünmeyen, daha ince ve potansiyel düzeylerde başlayan bir oluş sürecinin sonucunda maddi dünyada görünür hâle gelir. Modelin temel zinciri şu şekilde ifade edilir:
Ether → Akaşa → Titreşim → Enerji → Madde
Bu yaklaşım, yalnızca bir metafizik kurgu değil; aynı zamanda felsefe tarihinde önemli yer tutan bazı büyük düşünürlerin sistemleriyle de dikkat çekici benzerlikler gösterir. Özellikle Platon, İbn Arabi, Spinoza ve Whitehead gibi düşünürlerin metafizik yaklaşımlarıyla karşılaştırıldığında, modelin birçok temel fikirle örtüştüğü görülür.
Platon ile Karşılaştırma
Antik Yunan filozofu Plato, evrenin yapısını açıklarken gerçekliğin iki temel düzeyden oluştuğunu ileri sürmüştür. Ona göre varlık, bir yanda değişmeyen ve mükemmel olan idealar dünyası, diğer yanda ise duyularla algılanan maddi dünya olmak üzere iki temel katmandan meydana gelir.
Platon’a göre idealar, maddeden önce vardır ve maddi dünyadaki her şey bu ideaların eksik veya geçici yansımalarından ibarettir. Başka bir ifadeyle, maddi varlıklar kendi başlarına gerçekliğin temelini oluşturmaz; aksine daha yüksek bir form dünyasının görünür tezahürleridir.
Kurulan kozmoloji modeliyle Platon’un bu görüşü arasında güçlü bir paralellik bulunmaktadır. Modelde yer alan Akaşa, form şablonlarının bulunduğu kozmik bir bilgi alanı olarak düşünülür. Bu yönüyle Akaşa, Platon’un idealar dünyasına oldukça benzer bir rol üstlenir. Ether ise henüz biçim kazanmamış potansiyel alan olarak, formun ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ontolojik bir düzeyi temsil eder. Son aşamada ise fiziksel evren ortaya çıkar ve bu aşama Platon’un duyusal dünyasına karşılık gelir.
Bu nedenle modelin temel fikri, Platon’un metafiziğinde olduğu gibi şu ilkeyle özetlenebilir:
Form maddeden önce vardır.
Maddi dünya, daha yüksek bir düzenin görünür sonucudur.
İbn Arabi ile Karşılaştırma
Tasavvuf düşüncesinin en önemli metafizikçilerinden biri olan Ibn Arabi, varlık anlayışını çok katmanlı bir ontoloji üzerine kurmuştur. İbn Arabi’ye göre varlık, mutlak hakikatten başlayarak farklı mertebelerden geçerek maddi dünyaya ulaşır.
Bu mertebelerden biri a‘yân-ı sâbite olarak adlandırılır. A‘yân-ı sâbite, henüz varlık kazanmamış fakat ilahi bilgi içinde sabit olan varlık özlerini ifade eder. Bir başka önemli mertebe ise hayal âlemidir. Bu alan, maddi ve manevi gerçeklik arasında bir ara düzey olarak düşünülür ve varlıkların görünür hâle gelmeden önce biçim kazandıkları bir ontolojik alanı temsil eder.
Kaos–Nizam modeli ile bu tasavvufi ontoloji arasında belirgin benzerlikler vardır. Modelde yer alan Akaşa kavramı, a‘yân-ı sâbite kavramına oldukça yakın bir işlev görür. Her ikisi de varlıkların henüz maddi dünyada ortaya çıkmadan önce bulunduğu form veya bilgi düzeyini temsil eder. Enerjetik düzeyler ise İbn Arabi’nin hayal âlemi kavramıyla karşılaştırılabilir.
Bu benzerlik, tasavvufta kullanılan tecelli kavramıyla da açıklanabilir. Tecelli, ilahi hakikatin farklı mertebelerde görünür hâle gelmesini ifade eder. Kaos–Nizam modeli de benzer şekilde, görünmeyen potansiyelin giderek yoğunlaşarak fiziksel gerçekliğe dönüşmesini anlatır.
Dolayısıyla her iki yaklaşım da şu temel düşüncede birleşir:
Gerçeklik önce görünmeyen düzlemde oluşur, sonra maddede görünür.
Spinoza ile Karşılaştırma
yüzyıl filozoflarından Baruch Spinoza, metafiziğinde evrende yalnızca tek bir töz bulunduğunu ileri sürer. Bu töz hem Tanrı hem de doğa olarak anlaşılabilir. Spinoza bu fikri “Tanrı ya da Doğa” ifadesiyle açıklar.
Spinoza’ya göre evrende gördüğümüz tüm varlıklar bu tek tözün farklı görünüm veya modifikasyonlarıdır. Tözün iki temel niteliği vardır: düşünce ve uzam. Düşünce zihinsel gerçekliği, uzam ise fiziksel gerçekliği temsil eder.
Kaos–Nizam modeliyle bu metafizik arasında da bazı paralellikler bulunur. Modelde ether, varlığın en temel ve potansiyel düzeyi olarak düşünülebilir. Akaşa ise form ve bilgi düzeyini temsil eder. Fiziksel dünya ise bu süreçlerin en yoğunlaşmış hâlidir.
Bu açıdan bakıldığında evren, tek bir temel gerçekliğin farklı yoğunluk veya görünüm seviyeleri olarak anlaşılabilir. Spinoza’nın töz kavramı ile modeldeki ether kavramı arasında bu bakımdan belirli bir benzerlik kurulabilir.
Her iki sistemde de evren parçalı bir yapıdan ziyade birliğe dayalı bir ontoloji ile açıklanır.
Whitehead ile Karşılaştırma
yüzyıl filozofu Alfred North Whitehead, modern metafizikte önemli bir yaklaşım olan süreç felsefesini geliştirmiştir. Whitehead’e göre evren, sabit ve değişmeyen nesnelerden oluşan bir yapı değildir. Gerçeklik sürekli oluş hâlindeki süreçlerden meydana gelir.
Bu görüşe göre varlık, durağan bir yapı değil; sürekli değişen ve gelişen bir akıştır. Gerçeklik, olayların ve süreçlerin birbirini takip eden ilişkilerinden oluşur.
Kaos–Nizam modeli de evreni statik bir yapı olarak değil, aşamalı bir oluş süreci olarak tasvir eder. Modelde varlık şu aşamalardan geçer:
kaos
→ oluş
→ yoğunlaşma
→ madde
Bu nedenle model, Whitehead’in süreç ontolojisiyle de önemli ölçüde örtüşür. Her iki yaklaşımda da gerçeklik, sabit varlıklardan ziyade dinamik süreçlerin sonucu olarak görülür.
Büyük Felsefi Sentez
Yapılan karşılaştırmalar, Kaos–Nizam modelinin aslında farklı metafizik geleneklerin bazı temel fikirlerini bir araya getiren bir yapı sunduğunu gösterir. Modelin farklı yönleri şu düşünürlerin yaklaşımlarıyla ilişkilendirilebilir:
Platon: form metafiziği
İbn Arabi: tezahür metafiziği
Spinoza: birlik ontolojisi
Whitehead: süreç ontolojisi
Bu nedenle model, yalnızca tek bir felsefi geleneğe ait değildir. Aksine farklı metafizik yaklaşımların ortak noktalarını bir araya getiren bir sentez niteliği taşır.
Modelin Felsefi Tanımı
Bu sistem felsefi olarak iki farklı şekilde adlandırılabilir:
Titreşimsel Süreç Metafiziği veya Kaos–Nizam Ontolojisi
Bu yaklaşıma göre evren, sabit nesnelerden oluşan bir yapı değil; potansiyelden maddeye uzanan titreşimsel süreçlerin sonucudur.
Metafizik Sonuç
Modelin ulaştığı temel sonuç şudur:
Evrenin yapısı statik değil dinamiktir. Gerçeklik, görünmeyen potansiyel alanlardan başlayarak giderek yoğunlaşır ve maddi dünyada görünür hâle gelir.
Bu süreç şu zincirle ifade edilebilir:
potansiyel → form → titreşim → enerji → madde
Dolayısıyla maddi dünya, varlığın başlangıcı değil; daha derin ontolojik süreçlerin son aşamasıdır.
Kaos–Nizam Kozmolojisinin Felsefi Karşılaştırması
Kaos–Nizam modeli, evrenin oluşumunu potansiyel bir kaos alanından başlayarak düzenli fiziksel gerçekliğe ulaşan bir süreç olarak açıklar. Bu modele göre varlık, doğrudan maddeden başlamaz; aksine önce görünmeyen, daha ince ve potansiyel düzeylerde ortaya çıkar, ardından giderek yoğunlaşarak fiziksel evrende görünür hâle gelir. Bu süreç şu temel zincirle ifade edilir:
Ether → Akaşa → Titreşim → Enerji → Unsurlar → Madde
Bu yaklaşım yalnızca metafizik bir açıklama değildir; aynı zamanda felsefe tarihinde ortaya çıkan çeşitli kozmolojik ve ontolojik sistemlerle dikkat çekici paralellikler gösterir. Özellikle Platon’un kozmolojisi, Hint felsefesi, Hermetik düşünce ve Jung psikolojisi ile karşılaştırıldığında modelin bazı temel kavramlarının farklı geleneklerde de benzer biçimde ifade edildiği görülür.
Platonik Kozmoloji ile Karşılaştırma
Antik Yunan filozofu Plato, özellikle Timaeus adlı eserinde evrenin yapısını açıklarken üç temel ontolojik unsurdan söz eder. Bunlar idealar dünyası, khora ve maddi dünyadır. Platon’a göre idealar dünyası, gerçekliğin en temel düzeyini oluşturur. Bu dünyada bulunan formlar değişmez, mükemmel ve maddeden bağımsızdır. Maddi dünyadaki her şey bu ideaların eksik veya geçici yansımalarıdır.
Platon’un sisteminde önemli bir rol oynayan khora, formların maddi dünyada ortaya çıkmasına aracılık eden bir tür biçim alanı olarak düşünülür. Bu alan, henüz belirli bir formu olmayan fakat formların maddede ortaya çıkmasına imkân sağlayan ontolojik bir ortamdır.
Kaos–Nizam modeli ile bu kozmoloji arasında güçlü bir benzerlik bulunmaktadır. Modelde yer alan Akaşa, formların veya varlık şablonlarının bulunduğu kozmik bir bilgi alanı olarak düşünülür. Bu yönüyle Akaşa, Platon’un idealar dünyasına oldukça yakın bir işlev görür. Ether ise henüz biçim kazanmamış potansiyel alan olarak khora kavramıyla karşılaştırılabilir. Fiziksel evren ise bu süreçlerin sonunda ortaya çıkan maddi gerçekliği temsil eder.
Bu nedenle her iki yaklaşım da şu temel düşüncede birleşir: form, maddeden önce vardır ve madde bu formun görünür hâle gelmesidir.
Hint Kozmolojisi ile Karşılaştırma
Hint felsefesinde, özellikle Vedanta ve Samkhya sistemlerinde evrenin oluşumu çok katmanlı bir süreç olarak açıklanır. Samkhya felsefesine göre varlık, kozmik potansiyeli temsil eden Prakriti ile başlar. Bu potansiyel daha sonra Mahad olarak adlandırılan kozmik zihni doğurur. Mahad’dan ise Tanmatra adı verilen titreşimsel özler ortaya çıkar ve bu özler giderek yoğunlaşarak Mahabhuta, yani beş büyük unsur hâline dönüşür.
Bu unsurlar şunlardır:
Ether (Akasha)
Hava
Ateş
Su
Toprak
Bu sistemde unsurlar evrenin maddi yapısını oluşturur ve aslında enerjinin giderek yoğunlaşan biçimlerini temsil eder.
Kaos–Nizam modeli ile bu Hint kozmolojisi arasında oldukça güçlü paralellikler vardır. Modeldeki Ether, Samkhya’daki Prakriti kavramına benzer şekilde kozmik potansiyeli temsil eder. Akaşa, Mahad yani kozmik zihin ile karşılaştırılabilir. Titreşim aşaması Tanmatra kavramına karşılık gelirken, unsurlar Mahabhuta sistemi ile örtüşür. Son aşamada ortaya çıkan fiziksel dünya ise maddi gerçekliğin oluşumunu temsil eder.
Bu nedenle her iki yaklaşım da evrenin titreşimsel bir süreçten doğduğu ve maddi dünyanın bu sürecin en yoğunlaşmış aşaması olduğu fikrini paylaşır.
Hermetik Felsefe ile Karşılaştırma
Hermetik gelenekte evrenin yapısını açıklayan en önemli ilkelerden biri “Yukarıda nasılsa aşağıda da öyledir” şeklinde ifade edilen mikrokozmos–makrokozmos ilkesidir. Bu ilkeye göre insan ile evren arasında yapısal bir benzerlik vardır; evrende gerçekleşen süreçler insan bilincinde de küçük ölçekte tekrar eder.
Hermetik kozmolojiye göre yaratım süreci şu şekilde açıklanır:
zihin
→ titreşim
→ enerji
→ madde
Hermetik öğretinin temel prensiplerinden biri olan titreşim ilkesi, evrende hiçbir şeyin durağan olmadığını ve her şeyin titreşim hâlinde bulunduğunu ifade eder. Bu görüşe göre varlıkların farklılığı, sahip oldukları titreşim düzeylerinden kaynaklanır.
Kaos–Nizam modeli bu Hermetik prensiplerle de belirgin biçimde örtüşür. Modelde Akaşa, evrensel zihne benzer bir bilgi alanı olarak düşünülebilir. Titreşim aşaması, Hermetik felsefedeki titreşim prensibine karşılık gelir. Enerjetik düzeyler enerjinin organize hâlini temsil ederken, fiziksel evren maddi gerçekliği ifade eder.
Dolayısıyla model özellikle iki Hermetik prensiple güçlü biçimde ilişkilidir: titreşim ilkesi ve mikrokozmos–makrokozmos ilkesi.
Jung Psikolojisi ile Karşılaştırma
İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung, insan zihnini üç temel katmandan oluşan bir yapı olarak tanımlar: bilinç, kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı. Jung’a göre kolektif bilinçdışı, insanlığın ortak psikolojik mirasını temsil eder ve içinde arketipler bulunur.
Arketipler, insan düşüncesini ve davranışlarını etkileyen sembolik form kalıplarıdır. Bu kalıplar bireysel deneyimlerden bağımsızdır ve insan zihninde evrensel olarak bulunur.
Kaos–Nizam modeli ile Jung psikolojisi arasında da ilginç bir paralellik kurulabilir. Modelde Ether, henüz belirginleşmemiş potansiyel alanı temsil eder ve bu yönüyle kolektif bilinçdışı ile benzer bir rol oynar. Akaşa ise arketiplerin bulunduğu form alanına karşılık gelebilir. Titreşim düşüncenin ortaya çıkışını, enerji duyguların ve niyetin oluşumunu, fiziksel düzey ise davranış ve eylemleri temsil eder.
Bu nedenle model, kozmolojik bir süreç ile psikolojik süreçler arasında sembolik bir paralellik kurar.
Bu modelde:
Platon’dan form metafiziği,
Hint felsefesinden titreşimsel yaratım fikri,
Hermetizmden mikrokozmos–makrokozmos ilkesi,
Jung’dan ise psikolojik sembolizm alınarak bir araya getirilmiştir.
Bu nedenle sistem Titreşim Temelli Kozmik Yaratım Teorisi olarak tanımlanabilir.
Modelin Evrensel Şeması
Modelin tüm süreci tek bir zincir hâlinde şöyle ifade edilebilir:
Kaos aşaması:
Ether
(potansiyel)
↓
Akaşa
(form matrisi)
↓
Titreşim
(ses ve harf)
↓
Enerji
↓
Unsurlar
↓
Madde
↓
Nizam
Bu süreçte varlık, potansiyel hâlden başlayarak giderek daha yoğun ve somut bir yapıya dönüşür.
Metafizik Sonuç
Modelin ulaştığı temel sonuç şudur: gerçeklik önce görünmeyen düzlemde oluşur ve daha sonra fiziksel dünyada görünür hâle gelir.
Madde, varlığın başlangıcı değil; daha derin ontolojik süreçlerin son aşamasıdır. Bu nedenle evren, sabit nesnelerden oluşan bir yapı olarak değil, potansiyelden maddeye doğru ilerleyen dinamik bir oluş süreci olarak anlaşılmalıdır.
Bu yaklaşım, evreni yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil; aynı zamanda metafizik, kozmolojik ve psikolojik boyutları bulunan bütüncül bir süreç olarak yorumlamaya imkân verir.