KAZIM MİRŞAN VE ERKEN TÜRKLERDE ASTROFİZİK-3
KAZIM MİRŞAN VE ERKEN TÜRKLERDE ASTROFİZİK-3. Evrenin tamamı da daha derin bir bilgi yüzeyinin üç boyutlu yansıması olabilir mi? Bir hologramın en ilginç özelliği, bütünün bilgisinin her parçanın içinde bulunmasıdır. Bir hologram ikiye bölündüğünde bile her parça bütün görüntüyü taşımaya devam..


KAZIM MİRŞAN VE ERKEN TÜRKLERDE ASTROFİZİK-3
BÖLÜM 11
ÇOK BOYUTLU KOZMOS
11.1 ACUNLAR
Paralel Evrenler ve Kozmik Çokluk
İnsanlık gökyüzüne baktığı ilk günden beri evrenin sınırlarını merak etmiştir. Uzun süre boyunca görünen yıldızların tüm varlığı temsil ettiği düşünülmüş, daha sonra galaksilerin keşfiyle evrenin tahmin edilenden çok daha büyük olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde ise fizikçiler daha da ileri giderek, gözlemlediğimiz evrenin tek evren olmayabileceğini tartışmaktadırlar. Prototürk kozmolojisinde geçen ACUNLAR kavramı, farklı varlık düzeylerini veya çoklu kozmik sistemleri ifade eden bir anlayış olarak yorumlandığında, modern fiziğin paralel evren modelleriyle ilginç benzerlikler göstermektedir.
Modern kozmolojide paralel evren fikri çeşitli teorilerden doğmuştur. Bunlardan biri Kozmik Enflasyon Teorisi'dir. Bu modele göre Büyük Patlama'nın hemen ardından evren olağanüstü hızla genişlemiştir. Bazı fizikçiler bu genişlemenin farklı bölgelerde farklı şekillerde devam etmiş olabileceğini ve her bir bölgenin ayrı bir evren oluşturabileceğini öne sürmektedir. Böylece sonsuz sayıda evrenden oluşan bir "çoklu evren" yapısı ortaya çıkmaktadır.
Kuantum fiziği de paralel evren fikrine farklı bir kapı açmıştır. Hugh Everett'in Çoklu Dünyalar Yorumu'na göre kuantum olaylarında ortaya çıkan her olasılık ayrı bir evrende gerçekleşmektedir. Bir parçacığın iki farklı olasılığı varsa, evren iki farklı dala ayrılmaktadır. Bu modele göre sayısız alternatif gerçeklik aynı anda var olabilir.
Sicim teorisi ve yüksek boyutlu kozmoloji modelleri de farklı evrenlerin varlığına izin vermektedir. Bu teorilere göre bizim evrenimiz daha büyük bir kozmik yapının yalnızca küçük bir parçası olabilir.
Ezoterik açıdan ACUNLAR, yalnızca fiziksel evrenleri değil, farklı varlık katmanlarını da ifade edebilir. Birçok kadim öğretide görünür dünyanın ötesinde başka âlemlerden söz edilir. Bunlar fiziksel evrenler olmak zorunda değildir; bilinç düzeyleri, enerji alanları veya farklı gerçeklik katmanları olarak yorumlanabilir. Modern fizik henüz böyle alanların varlığını doğrulamamış olsa da, paralel evren teorileri evren kavramının düşündüğümüzden çok daha geniş olabileceğini göstermektedir.
ACUNLAR böylece kozmik çokluk fikrinin sembolü hâline gelir. Tek bir evren yerine, farklı olasılıkların ve farklı gerçekliklerin bulunduğu büyük bir kozmik ağ fikri ortaya çıkar. Belki de gözlemlediğimiz evren, sonsuz ihtimaller okyanusundaki yalnızca bir damladır.
11.2 TOLPİ-TÜZÜN
Minkowski Uzay-Zamanı ve Dört Boyutlu Gerçeklik
İnsan zihni dünyayı üç boyutlu olarak algılar: uzunluk, genişlik ve yükseklik. Ancak modern fizik, bu üç boyutun tek başına yeterli olmadığını göstermiştir. Albert Einstein'ın Özel Görelilik Kuramı ve Hermann Minkowski'nin matematiksel çalışmaları sonucunda, uzay ile zamanın aslında tek bir yapı oluşturduğu anlaşılmıştır. Prototürk kozmolojisindeki TOLPİ-TÜZÜN kavramı, bu bütünleşik uzay-zaman yapısını ifade eden bir model olarak yorumlanabilir.
1908 yılında matematikçi Hermann Minkowski, Einstein'ın görelilik teorisini dört boyutlu geometrik bir yapı olarak yeniden formüle etti. Buna göre evrende yalnızca üç uzay boyutu değil, aynı zamanda zaman boyutu da bulunmaktadır. Böylece evren dört boyutlu bir uzay-zaman dokusu hâline gelir.
Bu anlayış modern fiziğin temel taşlarından biridir. Çünkü kütle ve enerji uzay-zamanı büker, uzay-zamanın eğriliği ise cisimlerin hareketini belirler. Genel Görelilik Kuramı tamamen bu fikir üzerine kurulmuştur.
Minkowski uzay-zamanı, geçmişin ve geleceğin yalnızca olayların farklı koordinatları olduğu fikrini ortaya koymuştur. Bir olay yalnızca belirli bir yerde değil, aynı zamanda belirli bir zamanda meydana gelir. Böylece evrendeki her olay dört boyutlu bir koordinatla tanımlanabilir.
Ezoterik açıdan TOLPİ-TÜZÜN, mekân ve zamanın ayrılmazlığını temsil eder. Birçok kadim öğretide zaman ve mekânın daha yüksek bir gerçekliğin farklı yüzleri olduğu ifade edilmiştir. Modern fizik de benzer şekilde zamanın bağımsız bir akış olmadığını, uzayla birleşmiş bir boyut olduğunu göstermektedir.
Bu anlayış insanın evrendeki yerini de yeniden tanımlar. Biz yalnızca uzayda yaşayan varlıklar değiliz; aynı zamanda zamanın içinde hareket eden dört boyutlu varlıklarız. Geçmişimiz, şimdiki hâlimiz ve geleceğimiz uzay-zamanın farklı bölgelerinde yer alan tek bir varoluş hikâyesinin parçalarıdır.
11.3 İN-İTİRA ÇAL TOORİ
Evrenin Sınırı ve Sonsuzluk Problemi
Evrenin bir sınırı var mıdır? Eğer varsa bu sınırın ötesinde ne bulunmaktadır? Eğer yoksa sonsuzluk nasıl anlaşılmalıdır? Bu sorular insanlığın en eski kozmolojik problemleri arasında yer almaktadır. Prototürk kozmolojisinde geçen İN-İTİRA ÇAL TOORİ kavramı, evrenin sınırları ve kozmik ufuk kavramlarıyla ilişkilendirilebilir.
Modern kozmolojiye göre gözlemlenebilir evrenin bir sınırı vardır. Ancak bu sınır evrenin sonu anlamına gelmez. Işığın sonlu hızda hareket etmesi nedeniyle yalnızca belirli bir mesafeye kadar gözlem yapabiliriz. Bugün gözlemleyebildiğimiz bölge yaklaşık 93 milyar ışık yılı çapındadır. Bunun ötesinde ne bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir.
Önemli olan nokta şudur: Gözlemlenebilir evrenin sınırı fiziksel bir duvar değildir. Bu sınır yalnızca ışığın bize ulaşabildiği bölgenin sonudur. Evren bunun çok ötesine uzanıyor olabilir.
Bazı kozmolojik modellere göre evren sonsuzdur. Bazılarına göre ise sonlu fakat sınırsızdır. Dünya'nın yüzeyi buna güzel bir örnektir. Dünya sonludur ancak yüzeyinde ilerleyen biri bir kenara ulaşmaz. Benzer şekilde evren de sonlu hacimli fakat sınırı olmayan bir yapı olabilir.
Ezoterik açıdan İN-İTİRA ÇAL TOORİ, insan bilgisinin sınırlarını da temsil eder. Çünkü her keşif yeni bilinmezlikler ortaya çıkarır. Kozmosun sonunu ararken aslında kendi algımızın sınırlarıyla karşılaşırız.
Bu nedenle evrenin sınırı yalnızca fiziksel bir soru değildir; aynı zamanda epistemolojik bir sorudur. Evrenin nerede bittiğini sormak, bilginin nerede bittiğini sormaktır. Modern bilim ilerledikçe bu sınır sürekli geri çekilmektedir.
11.4 TENRİLİ YİRLİ
Uzaylı Uygarlıklar ve Fermi Paradoksu
Evrenin büyüklüğü düşünüldüğünde kaçınılmaz bir soru ortaya çıkar: Eğer milyarlarca galaksi ve trilyonlarca gezegen varsa, yaşam yalnızca Dünya'da mı ortaya çıkmıştır?
Modern astronomi bugün Samanyolu Galaksisi'nde yüz milyarlarca yıldız bulunduğunu göstermektedir. Bu yıldızların büyük bölümünün gezegen sistemlerine sahip olduğu bilinmektedir. Yalnızca Samanyolu'nda bile yaşanabilir bölgelerde bulunan milyarlarca gezegen olabileceği tahmin edilmektedir.
Bu sayılar göz önüne alındığında, başka uygarlıkların ortaya çıkmış olma ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Prototürk kozmolojisindeki TENRİLİ YİRLİ kavramı, "göksel yerler", "yıldız yurtları" veya "uzaylı varlıklar" şeklinde yorumlandığında, kozmik yaşam fikriyle ilişkilendirilebilir.
Ancak burada ünlü Fermi Paradoksu ortaya çıkar. İtalyan fizikçi Enrico Fermi şu soruyu sormuştur:
"Eğer evren yaşamla doluysa, herkes nerede?"
Gerçekten de milyarlarca yıldır var olan bir galakside gelişmiş uygarlıkların ortaya çıkmış olması beklenir. Eğer böyle uygarlıklar varsa neden onların izlerini görmüyoruz?
Bu soruya birçok cevap önerilmiştir. Belki teknolojik uygarlıklar kısa ömürlüdür. Belki yıldızlar arası yolculuk sanıldığından çok daha zordur. Belki de gelişmiş uygarlıklar bilinçli olarak sessiz kalmaktadır. Bir başka olasılık ise henüz onları tespit edecek teknolojilere sahip olmamamızdır.
Bugüne kadar uzaylı uygarlıkların varlığına dair kesin bir bilimsel kanıt bulunamamıştır. Ancak yaşamın yalnızca Dünya'ya özgü olduğunu gösterecek bir kanıt da yoktur. Bu nedenle konu bilimsel araştırmaların önemli alanlarından biri olmaya devam etmektedir.
Ezoterik açıdan TENRİLİ YİRLİ, evrende yalnız olmadığımız fikrinin sembolü olarak görülebilir. İnsanlık uzun süre kendisini evrenin merkezi olarak görmüştür. Ancak modern astronomi Dünya'nın sıradan bir yıldızın çevresinde dönen sıradan bir gezegen olduğunu göstermiştir. Bu durum, yaşamın başka yerlerde de ortaya çıkmış olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
Sonuç olarak ACUNLAR, TOLPİ-TÜZÜN, İN-İTİRA ÇAL TOORİ ve TENRİLİ YİRLİ birlikte ele alındığında evrenin en büyük sorularını ortaya koymaktadır: Tek evrende mi yaşıyoruz, yoksa sayısız evren mi var? Uzay ve zamanın gerçek doğası nedir? Evrenin bir sınırı var mıdır? Ve bu sonsuz görünen kozmosta yalnız mıyız? Bu soruların kesin cevapları henüz bilinmese de, hem modern fizik hem de kadim kozmolojiler insanlığın aynı büyük gizemin etrafında dolaştığını göstermektedir: Varlığın nihai yapısını anlama arayışı.
BÖLÜM 12
KOZMİK KANUNLAR TEORİSİ
12.1 EVRENDE BİLGİNİN KORUNUMU
Kozmosun Hafızası
Modern fiziğin en derin problemlerinden biri, bilginin evrende kaybolup kaybolamayacağı sorusudur. Enerjinin korunumu, momentumun korunumu ve elektrik yükünün korunumu gibi temel yasalar uzun zamandır bilinmektedir. Ancak yirminci yüzyılın sonlarında kara delik araştırmaları, bilginin kaderi hakkında yeni tartışmalar başlatmıştır.
Bir kara deliğe düşen madde yok mu olmaktadır? Eğer yok olmuyorsa, içerdiği bilgi nereye gitmektedir?
Stephen Hawking'in çalışmaları bir dönem bilginin kara deliklerde kaybolabileceğini düşündürmüştür. Ancak daha sonraki teorik gelişmeler, bilginin evrende tamamen yok olamayabileceğini göstermiştir. Günümüzde birçok fizikçi, evrendeki bilginin biçim değiştirebileceğini fakat tamamen ortadan kalkamayacağını düşünmektedir.
Bu bakış açısına göre evren yalnızca enerji ve maddeden oluşan bir sistem değildir; aynı zamanda devasa bir bilgi ağıdır. Her yıldız, her atom ve her olay, evrensel hafızanın bir parçasıdır.
Prototürk kozmolojisinde KİRTGÜNÇ olarak tanımlanan yaratıcı çekirdek anlayışı da evrenin temelinde bir bilgi alanı bulunduğu fikriyle ilişkilendirilebilir. Çünkü bilgi korunuyorsa, evren aynı zamanda kendi geçmişini saklayan yaşayan bir hafıza olarak düşünülebilir.
12.2 MADDE = ENERJİ = BİLGİ
Kozmik Üçleme
Albert Einstein'ın ünlü denklemi:
E = mc²
maddenin ve enerjinin aynı özün farklı biçimleri olduğunu göstermiştir.
Bir atom bombasında madde enerjiye dönüşürken, yıldızların merkezinde enerji yeni maddelerin oluşmasına katkı sağlar. Böylece madde ve enerji arasında sürekli bir dönüşüm gerçekleşir.
Yirmi birinci yüzyılda bazı fizikçiler bu ilişkiye üçüncü bir unsur eklemeye başlamıştır:
Madde ⇄ Enerji ⇄ Bilgi
Çünkü fiziksel sistemlerin davranışını belirleyen şey yalnızca enerji miktarı değildir. Bilgi de sistemin nasıl organize olacağını belirler.
Aynı miktarda karbon atomu farklı dizilimlerde elmas veya grafit oluşturabilir. Farkı yaratan enerji değil, bilginin düzenlenme biçimidir.
DNA da bunun bir örneğidir. İnsan bedenindeki atomlar ile bir ağacın atomları büyük ölçüde aynıdır. Ancak organizasyonu belirleyen bilgi farklıdır.
Bu nedenle bilgi, modern fiziğin yeni temel kavramlarından biri hâline gelmektedir. Bazı teorisyenler gelecekte fiziğin temel denkleminde bilginin enerji kadar önemli bir rol oynayacağını düşünmektedir.
Ezoterik açıdan bakıldığında ise madde görünür beden, enerji yaşam gücü ve bilgi ise düzenleyici akıl olarak yorumlanabilir.
12.3 BİLİNÇ ALANI HİPOTEZİ
Evren Kendisinin Farkında mı?
Bilinç, modern bilimin çözmekte en çok zorlandığı problemlerden biridir.
Bir atom bilinçsizdir.
Bir molekül bilinçsizdir.
Bir hücre bilinçsiz görünür.
Peki milyarlarca hücre birleştiğinde bilinç nasıl ortaya çıkmaktadır?
Bu soruya kesin bir cevap henüz verilememiştir.
Bazı araştırmacılar bilincin yalnızca beynin ürettiği bir süreç olduğunu savunurken, bazı teorisyenler bilincin evrenin temel özelliklerinden biri olabileceğini ileri sürmektedir.
Bu görüşlerden biri Panpsişizm olarak bilinir. Buna göre bilinç yalnızca insan beyninde ortaya çıkan bir olgu değil, evrenin temel dokusunun bir özelliğidir.
Bir başka yaklaşım olan Entegre Bilgi Teorisi, bilinç seviyesinin sistem içerisindeki bilgi bütünlüğüyle ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
Bu görüşler henüz kanıtlanmış değildir. Ancak önemli bir soruyu gündeme getirir:
Eğer madde ve enerji belirli karmaşıklık seviyelerinde bilinç oluşturabiliyorsa, evrenin tamamı da daha büyük bir bilinç yapısına sahip olabilir mi?
Prototürk kozmolojisindeki TENRİ anlayışı bazı yorumlarda bu evrensel bilinç fikriyle ilişkilendirilebilir. Burada söz konusu olan kişisel bir varlık değil, bütün evrene yayılmış bir farkındalık ilkesi olabilir.
12.4 KOZMİK DNA MODELİ
Evrenin Genetik Kodu
Biyolojik yaşamın temelinde DNA bulunmaktadır.
DNA yalnızca kimyasal bir molekül değildir; aynı zamanda bilgi taşıyan bir sistemdir.
Dört harften oluşan genetik alfabe:
A – T – G – C
insan bedeninin tamamını inşa edecek bilgiyi taşıyabilmektedir.
Bu durum bazı bilim insanlarını şu soruya yöneltmiştir:
Evrenin de benzer bir "kozmik kodu" olabilir mi?
Elbette burada gerçek bir DNA molekülünden söz edilmemektedir.
Kozmik DNA kavramı, fizik yasalarının ve evrensel sabitlerin oluşturduğu bilgi sistemini ifade eden sembolik bir modeldir.
Işık hızı
Planck sabiti
Kütleçekim sabiti
Elektron yükü
Temel kuvvetlerin şiddeti
Bu değerler biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamaz, karbon sentezlenemez ve yaşam ortaya çıkamazdı.
Bu nedenle bazı araştırmacılar evrenin belirli matematiksel kodlar üzerine inşa edildiğini düşünmektedir.
KİRTGÜNÇ bölümünde ele alınan yaratıcı çekirdek anlayışı, burada kozmik genetik kod şeklinde yeniden yorumlanabilir.
12.5 HOLOGRAFİK EVREN
Kozmosun Her Parçasında Bütünün İzleri
Modern teorik fiziğin en sıra dışı fikirlerinden biri Holografik Evren Kuramı'dır.
Bu yaklaşımın kökeni kara delik araştırmalarına dayanır.
Fizikçiler, bir kara deliğin içerdiği bilginin hacminde değil, yüzey alanında depolanabileceğini keşfetmişlerdir.
Bu keşif şu soruyu doğurmuştur:
Evrenin tamamı da daha derin bir bilgi yüzeyinin üç boyutlu yansıması olabilir mi?
Bir hologramın en ilginç özelliği, bütünün bilgisinin her parçanın içinde bulunmasıdır.
Bir hologram ikiye bölündüğünde bile her parça bütün görüntüyü taşımaya devam eder.
Ezoterik geleneklerdeki:
"Mikrokozmos makrokozmosun aynasıdır."
ilkesi bu yaklaşımla şaşırtıcı benzerlik göstermektedir.
İnsan evrenin küçük bir modeli, evren ise insanın büyütülmüş bir yansıması olarak görülebilir.
Bu nedenle holografik evren modeli, hem modern teorik fizik hem de kadim kozmolojiler arasında köprü kuran en ilginç yaklaşımlardan biridir.
12.6 BİRLEŞİK KOZMİK ALAN
Her Şeyin Temeli
Fiziğin en büyük hedeflerinden biri bütün kuvvetleri tek bir teoride birleştirmektir.
Bugün dört temel kuvvet bilinmektedir:
Kütleçekim
Elektromanyetik Kuvvet
Güçlü Nükleer Kuvvet
Zayıf Nükleer Kuvvet
Modern fizik, bu kuvvetlerin evrenin ilk anlarında tek bir kuvvetten ayrılmış olabileceğini düşünmektedir.
Bu nedenle fizikçiler uzun yıllardır "Her Şeyin Teorisi"ni aramaktadır.
Birleşik Kozmik Alan kavramı bu arayışın ezoterik karşılığı olarak düşünülebilir.
Bu alanda:
Madde ve enerji ayrılmazdır.
Uzay ve zaman ayrılmazdır.
Bilgi ve bilinç birbirine bağlıdır.
YÜDE İLDİNÜ ilk özü,
TENRİ yaratıcı potansiyeli,
KİRTGÜNÇ yaratıcı bilgiyi,
ERDİNİ YALINLIĞ sürekli oluşu,
UGANLAR QANI zaman dokusunu temsil ediyorsa;
Birleşik Kozmik Alan bütün bu ilkelerin birleştiği temel gerçeklik katmanıdır.
Burada çokluk henüz ortaya çıkmamıştır. Bütün farklılıklar tek bir kaynağın potansiyel hâlidir.
12.7 SONUÇ
EVREN BİR DÜŞÜNCE Mİ?
Bilim bugün evrenin enerji olduğunu göstermektedir.
Kuantum fiziği, enerjinin aynı zamanda olasılık olduğunu göstermektedir.
Bilgi teorisi, olasılıkların bilgiye dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Bilinç araştırmaları ise bilginin belirli koşullar altında farkındalık oluşturabileceğini göstermektedir.
Bu nedenle evrenin en temel yapısını anlamaya çalışırken şu zincir ortaya çıkmaktadır:
Madde → Enerji → Bilgi → Bilinç
Ancak burada dikkatli olmak gerekir.
Bilimsel olarak evrenin gerçekten bir düşünce olduğunu söyleyemeyiz. Böyle bir iddiayı doğrulayan deneysel kanıt bulunmamaktadır.
Fakat hem modern fizik hem de ezoterik gelenekler ortak bir noktada buluşmaktadır:
Evren göründüğünden çok daha derin bir yapıya sahiptir.
Atomların altında enerji alanları,
Enerjinin altında matematiksel düzen,
Matematiksel düzenin altında bilgi,
Bilginin altında ise henüz tam olarak anlayamadığımız bir gerçeklik bulunmaktadır.
Prototürk kozmolojisinin kavramlarıyla ifade edecek olursak:
YÜDE İLDİNÜ ilk özdür.
TENRİ ilk potansiyeldir.
KİRTGÜNÇ ilk bilgidir.
TAMU ilk maddedir.
UGANLAR QANI zamanın dokusudur.
ACUNLAR sonsuz olasılıklardır.
Ve bütün bunların toplamı, yaşayan bir kozmik organizma gibi davranan evrendir.
Belki evren bir düşünce değildir.
Belki bir bilinç de değildir.
Fakat kesin olan şudur:
Evren yalnızca taşlardan, yıldızlardan ve boşluktan oluşan mekanik bir makine değildir. O, enerji, bilgi, düzen ve oluşun iç içe geçtiği devasa bir kozmik ağdır.
Ve insan, bu ağın içinde kendisini anlamaya çalışan evrenin ta kendisi olabilir.
PROTOTÜRKÇE – TÜRKÇE SÖZLÜK
Bu sözlükte verilen karşılıklar, Kazım Mirşan'ın kullandığı kavramların günümüz Türkçesi ve modern kozmoloji bağlamındaki yorumlarına dayanmaktadır. Bunlar kesin dilbilimsel karşılıklar değil, kitabın kavramsal bütünlüğü içerisinde kullanılan anlam eşleştirmeleridir.
YÜDE İLDİNÜ
İlk Köken
İlk öz, ilk madde, başlangıç tohumu
TENRİ
İlk Yaratıcı Güç
Varlık potansiyeli
KİRTGÜNÇ
Yaratıcı Çekirdek
Kozmik bilgi alanı
ERDİNİ YALINLIĞ
Sürekli Oluş
Devamlı yaratılış
ARIĞ TİRİN
Yaşam Sürekliliği
Evrensel canlılık
UGANLAR QANI
Zaman Dokusu
Kozmik zaman alanı
TAMU
İlk Elementler
Kozmik madde temeli
ÖRKİ BADIRA QALPLAR
Element Grupları
Periyodik sistem
MAXA ŞAR-WAQLAR
Element Cetveli
Atomik düzen
TİTİR
Yoğunlaşma
Yıldız oluşumu
ALQIŞ ALU
Uzaklaşma İşareti
Kırmızıya kayma
QARA YIR
Kara Delik
Işığın kaçamadığı bölge
QUT BUYANLAR İLİĞİ
Kozmik Merkez
Galaktik çekirdek
BİŞ TÜRLÜG YARUQ ÖN
Işığın Yedi Türü
Elektromanyetik spektrum
DİYAN
Yoğunlaştırılmış Işık
Lazer-Maser
KÜN TEKİRİLİG
Işığın Etkisi
Fotoelektrik olay
TUYU-YAPA
Atom
Maddenin temel yapısı
KÜDEN
İyon
Elektriksel dönüşüm
QIDIĞ
Rezonans Alanı
Titreşim boşluğu
ACUNLAR
Evrenler
Çoklu evrenler
TOLPİ-TÜZÜN
Uzay-Zaman
Minkowski alanı
İN-İTİRA ÇAL TOORİ
Kozmik Ufuk
Evren sınırı
TENRİLİ YİRLİ
Göksel Uygarlıklar
Uzaylı yaşam



