KISASIN SIRRI
KISASIN SIRRI.“Boğulan bir hayvanı yemeye, bak yok izin!” “Kesilen hayvan yenir ancak!” yorumu sizin! “Kısasta!” Canın korkunç göç süreci kısalır; “Rahmet!” insan kılıklı bir yaratığa alır!
KIYAMETNAME KİTABI


KISASIN SIRRI
Bir atasözü elbet: “Kanı yıkama kanla!”
Gandhi der: “Herkesi kör yapar göze göz!” Anla!
“Tahta ile ev yapın! Yapmayın darağacı!”
“Vicdanla oyulanı, ayrıca asmak acı!”
Victor Hugo’yu bile bakın, kandırmış aklı!
Zira her katil bulur kendini; kat kat haklı!
İncil “İdam etmeyin!”, Kur’an “Kısas yapın!” der;
Canı vereni dinle! Duygusal, aziz peder!
Canı verene ait can almak; bu tek kıstas!
Allah’ın “Hak” isminin ilk ve son şartı kısas!
Asılan öç alırmış; şeffaf âlemde güya!
Medyuma da cin işte böyle gösterir rüya!
Öç değil; “Hesap yeri!” hâlbuki şeffaf âlem!
Katil için orada var bitmez tükenmez elem!
Katilin kendi özü, kurban için alır öç;
Biri birinden iğrenç bedenlere başlar göç!
Canavar emer şeffaf canını her caninin!
Onlara denir: “İnsan basamağından inin!”
“Alnındaki saçından tutularak atılır!”
“Arkasındakilere onun yüzü katılır!”
Yedi tür pis hayvan var “Arkasında insanın!”
“Yedi tane cehennem kapısı!” diye anın!
“Bir değil, binlerce kez ölmeyi dile!” denir;
“Bir cana kast, her cana kıymış gibi ödenir!”
Tevrat’ta ve Kur’an’da “Kana kan!” diyor ayet;
Suçtur, kan akıtmadan infaz yaparsan şayet!
“Kısasta hayat vardır!” Sırrı işte bu, anla!
Can daha temiz çıkar, dışa akan pis kanla!
“Boğulan bir hayvanı yemeye, bak yok izin!”
“Kesilen hayvan yenir ancak!” yorumu sizin!
“Kısasta!” Canın korkunç göç süreci kısalır;
“Rahmet!” insan kılıklı bir yaratığa alır!
Avrupa Birliği’nin “Zebani”sidir idam!
“Düzme din”den çıkmadan A.B. olamaz adam!
M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 27 Temmuz 2001
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
DİPNOTLAR
[1] “Kısas”, Arapça k-s-s / ق ص ص kökünden gelir; “iz sürmek, takip etmek, bir şeyin ardınca gitmek” anlam alanına bağlıdır. Bu yüzden kısas, yalnızca “intikam” değil, failin fiiline denk düşen karşılığın izlenmesi, yani orantılı ceza fikridir. Kur’an’da Bakara 2/178–179’da kısas, aynı zamanda affa ve diyete açık bir hukukî düzenleme olarak sunulur; 2/179’daki “kısasta hayat vardır” ifadesi, cezanın amacı olarak yalnız öç almayı değil, toplumsal hayatın korunmasını öne çıkarır.
[2] Şiirdeki “kana kan” söylemi, Tevrat’taki lex talionis yani “göze göz, dişe diş” ilkesine gönderme yapar. Bu ilke Çıkış 21:23–25, Levililer 24:19–20 ve Tesniye 19:21’de geçer. Ancak rabbanî Yahudi hukukunda bu ilke çoğunlukla bire bir bedensel karşılık olarak değil, zararın tazmini ve hukukî orantılılık olarak yorumlanmıştır. Böylece Yahudi geleneğinde kısas benzeri ilke, keyfî intikamı sınırlayan bir adalet ölçüsüne dönüşür.
[3] Hristiyanlıkta mesele daha karmaşıktır. Matta 5:38–39’da İsa’nın “göze göz, dişe diş” ilkesine karşı “kötüye direnmeyin” öğretisi, bireysel ahlakta bağışlama ve şiddetsizlik yönünde yorumlanır. Fakat Pavlusçu siyaset teolojisinde devlet otoritesinin cezalandırma yetkisi, özellikle Romalılar 13 bağlamında tartışılmıştır. Bu nedenle Hristiyan gelenekte ölüm cezası konusunda mutlak birlik yoktur: erken dönem şehitlik ve bağışlama ahlakı, Orta Çağ devlet-kilise ittifakı ve modern insan hakları teolojisi farklı sonuçlara varmıştır.
[4] İslam hukukunda kısas, maktul yakınlarına tanınan bir hak olmakla birlikte mutlak zorunluluk değildir; af, diyet ve sulh kapısı açıktır. Bu yönüyle kısas, “kan davası”nı meşrulaştırmak yerine onu devlet/hukuk düzeni içine alarak sınırlayan bir mekanizma olarak değerlendirilir. Şiirdeki “öç değil, hesap yeri” vurgusu bu açıdan klasik İslam hukukundaki “hak, denklik ve caydırıcılık” ilkeleriyle ilişkilendirilebilir.
[5] Hindu ve Budist geleneklerde ahiṃsā yani zarar vermeme ilkesi merkezîdir; ancak tarihsel Hint siyaset düşüncesinde kralın düzeni korumak için ceza uygulama yetkisi de kabul edilmiştir. Bu nedenle Hint geleneklerinde iki katmanlı bir ayrım görülür: bireysel/mistik etik düzeyinde şiddetsizlik, devlet ve krallık düzeyinde ise ölçülü ceza. Budist yorumlarda ölüm cezası çoğunlukla merhamet ve karma öğretisiyle gerilim içinde değerlendirilir.
[6] Şiirde geçen “canın göçü”, “şeffaf âlem”, “cani bedenlere iniş” gibi imgeler, İslam’ın ana akım hukukî kısas öğretisinden çok ezoterik ceza kozmolojisine yakındır. Bu tür yorumlar, tasavvuftaki berzah, Hint dinlerindeki karma ve yeniden doğuş, Budizm’deki samsara, Platoncu ruh göçü ve bazı gnostik geleneklerdeki arınma/iniş imgeleriyle karşılaştırılabilir. Ancak İslam kelamında klasik anlamda ruh göçü genel kabul görmez; bu yüzden şiirdeki anlatım doktrinel değil, sembolik-ezoterik bir okuma olarak görülmelidir.
[7] “Kısasta hayat vardır” cümlesi, modern ceza felsefesi açısından caydırıcılık, orantılılık ve toplumsal düzen kavramlarıyla ilişkilendirilebilir. Fakat çağdaş hukukta ölüm cezası tartışması; insan onuru, adlî hata ihtimali, devletin yaşam hakkı üzerindeki sınırı ve cezanın geri döndürülemezliği üzerinden yürür. Bu yüzden şiirin savunduğu metafizik kısas anlayışı ile modern insan hakları hukuku arasında açık bir gerilim vardır.
[8] Şiirde Avrupa Birliği’nin idam karşıtlığına yapılan gönderme, modern Avrupa hukuk düzeninin ölüm cezasını insan hakları rejimiyle bağdaştırmayan yaklaşımına temas eder. Avrupa hukukunda ölüm cezasının kaldırılması, yalnız ceza politikası değil, devletin insan hayatı üzerindeki mutlak tasarruf iddiasının reddi olarak da yorumlanır. Bu bakımdan şiir, modern seküler hukuk ile kutsal/metafizik adalet fikri arasındaki çatışmayı sert bir polemik diliyle görünür kılar.

