KRİŞNA’NIN MESAJI
KRİŞNA’NIN MESAJI. ‘Şemsin RABB’inin ismi’, ‘Meryem oğlu Îsâ RAB!’ Ve BEKTAŞ aynı sayı! KRİŞNA, EBÛ-T-TURAB! ‘ÂLÎ EBÛ-T-TURAB’ ve odur MAHA KRİŞNA! Bir sayı ekle BEKTAŞ, ol bu sırra âşinâ!
KIYAMETNAME KİTABI


KRİŞNA’NIN MESAJI
Hint kutsal kitabının “Bagavad Gita” adı!
Onu RABB’i adına Krişna açıkladı!
Şimdi siz Krişna’nın sözüne kulak verin!
Siz de bu ALLAH dostu gibi ALLAH’a erin!
“Dört değişmez temel var: ALLAH! PERDE! RAB! ve RÛH!
Her birini öğren de, olma kör gitmiş güruh!”
I — ALLAH
“ALLAH âlemin fizik, Rûh sâf bedeni gibi!
RAB onun aklı! Kendi tüm güçlerin sâhibi!
ALLAH sonsuz! Sonsuzda ise her nokta merkez!
Her noktayı bir perde ile örter O her kez!
Perde maddenin kökü! O, ALLAH’ın bedeni!
Halk edilen her şeyden saklar O, halk edeni!
Bu vücûd ile ALLAH, vücûd verir her cisme!
Sayısız isim bunlar! Kendi sâhib tek isme!
Sonsuz ne? Buna cevap verebilen çıkmadı!
Bu nedenle ALLAH’ın sâde ‘O’ oldu adı!
Ne olduğunu O’nun bilmek değildir kâbil!
Ne olmadığını sen O’nun şu şekilde bil:
Yok olamadığından mecbûren var vücûdu!
Senin sonsuz ZÂT’ın O! O’na eyle sücûdu!
Değiştiremez asla yasasını kendini!
Yâni bu yasa kendi! Ve adı ‘FITRAT DÎNİ!’
ALLAH’ta var sonsuza âit ZÂT’ın bilinci!
Kendini kendisiyle bilmekte O birinci!
Bilir ama bilinmez! Görür ama görünmez!
Saklanırken kendinden başkasına bürünmez!”
II — RAB
“ALLAH’ın her noktası bir gözenek! Yâni göz!
RAB denen bu gözlerden âlemi seyreder öz!
RAB özünü göremez! Arada var o perde!
‘Örtüsüne bürünen’ de O’na, sırra er de!
ALLAH RABB’in merkezi! RAB Rûhun merkezidir!
Merkezi döndürense ‘Kutub’dur! Dosta bildir!
ALLAH’ta gizli her şey ancak RAB’de belirir!
Kim istese doğrudan ZÂT’a varmak, delirir!
RAB’de üç özellik var: Hayât! Bilinç! Hak bilgi!
Onları RAB’den alır Rûhuna duyan ilgi!
ALLAH’ın ben bilinci RAB’de ortaya çıkar!
Kendini bilen tasdik, bilmeyen eder inkâr!
Her RAB ile geçer ZÂT ayrı ben bilincine!
Sonsuz sayıda RAB var! ZÂT her noktaya ine!
Her RABB’in ayrı ismi var! Sen unutma şunu:
Bizim âleminkinin ismidir ‘MAHA VİŞNU!’
‘Âlem’ adını alır her bir güneş sistemi!
Bizim Güneşin RABB’i VİŞNU! Hatırla emi!
RAB güneş! Ve Rûh ise onun ışını gibi!
RAB’dekini iletir! O emânet sâhibi!
RAB, Rûha; Güneş ise ışınına bürünür!
Şekli yok! Her sistem ve anda başka görünür!”
III — RÛH
“RABB’inden fışkıran Rûh! Önce perdeye yansır!
Perde aynen kalarak madde çıkar! Büyük sır!
Rûh bu kopya vücûdla üç âlem inşâ eder!
Dîn buna fizik âlem, ‘Cehennem ve Cennet’ der!
Madde ile oluşur: Fizik! Şeffaf! Sâf beden!
Mâden, hayvân ve insân! Bilinci buna neden!
Madde ilk çırılçıplak! Ve onu Rûh giydirir!
Tüm özelliklerini ona RAB’den indirir!
Atom düzeni! Isı! Işık! İtme ve çekme!
Hepsi Rûh tarafından maddeye tohum ekme!
Yâni Rûh bilinçli güç! Madde gibi kör değil!
Sâbit kalan enerji! ‘Ölmez yüzü’ne eğil!
Cehennemdeki ateş ile Cennetteki nûr
Rûha âittir! Madde ancak mîrâsa konur!
RAB ‘Ateşe yakma!’ der; o, İbrâhim’i yakmaz!
Madde de emânetçi Rûh gibi! Bileni az!
Sekîne mesken tutan demek! Rûhun evi RAB!
‘Eve kapısından gir!’ Olmadan evin harâb!”
IV — BİLİNÇ
“Beyin ve düşüncesi üretemez bilinci!
İkisi de kör madde! Bilinç sedefte inci!
RAB’de saklı öz bilinç! Rûhtur nakleden onu!
Beden yoğunluğuna göre değişir tonu!
Beş duyunun dışında daha var iki duyu:
Aklın ve ben bilincin! Düştüğün o kör kuyu!
Rûh açığa çıkarır! Hepsi saklı perdede!
Kötülük perdedendir! İyilik Rûhtandır, de!
Zîrâ Rûh yansıyınca perdeden madde çıkar!
O kör şeytan ilk önce ‘RABB’ini eder inkâr!
Rûh ise arıtmaya çalışır her bedeni,
Ayna gibi yansıtsın diye o halk edeni!
Temiz ve dalgasız su gösterir aynen yüzü!
Hırslarla bulandırma bedenleri! Gör özü!
Aynadan sonra saca ışık yansıtsa cismi,
Aynada parlak, sacda bulanık çıkar resmi!
Sacdaki resim ise yansıyınca duvara,
Görüntü tanınamaz! Boşuna resmi ara!
Sâf, şeffaf, fizik beden: Ayna, sac, duvar gibi!
İnsân, hayvân ve mâden bilincinin sâhibi!
Her üç beden de madde! Yok hiç bilinç maddede!
Her bir bilincine de ‘RABB’inden yansıma’ de!
İnsân bilincin de bak! Bir hayâl, yâni serâb!
Bir tek gerçek bilinç var! Ona sâhip olan RAB!
Rûh, RABB’in bilincini üç bedene nakleder!
Dost kendisi için ‘O’; dost olmayan ‘Ben’ der!”
V — AHİRET
“İnsân ölür! Kesince Rûh sâf bedenle ilgi,
Ahrete asla gitmez dünyâya âit bilgi!
Ölene bilincine göre ücret ödenir!
Cennete, cehenneme, mâdenlere ‘git!’ denir!
Yâni öbür âlemde geçen şey sâde bilinç!
Mâden bilinçli beden! İlk hemen edilir linç!
HAKK’ı inkâr edene HAK da hakkını verir!
Cesedine inanan cesedi ile erir!
Cehennemde zevk alır ilkin hayvânsal beden!
Çünkü onu ‘Ateşten oluşturmuş halk eden!’
Sonra başlar şeytanın parçalanma azabı!
Her atom kopana dek sürer RABB’in gazabı!
Ceset yakılsa bile atomlar aynen kalır!
Her ‘Zebânî’ koparıp kendi hakkını alır!
Medyum ölünce hayvân bedenini cin yutar!
Cinin ömrü çok uzun! İçinde hapis yatar!
Cin ölünce Zebânî mahkûmu tekrâr alır!
Çağırılan başka bir cinin içinde kalır!
‘Yetmiş arşın zincire vurulma cezası bu!’
Şeytanla işbirliği yapmanın ezâsı bu!
İntihar eden duyar müthiş hayât özlemi!
Yalan ile yaklaşır! Ondan uzak dur, emi!
Sâf beden aynen gider cennete, tülden ince!
Yine de Arz’a döner özlemleri bitince!
Zîrâ RAB bilinci yok! İnsân bilinci yapay!
RABB’ine girmeyene ölümsüzlükten yok pay!
Sâf beden için başka var yaşamsal uyarım:
Ölmeden harcanana çok üzüntü duyarım!
Sâf beden Rûhtan ışık alamazsa kirlenip,
‘Tekrâr Arz’a doğamaz!’ Sağ iken kopmuştur ip!
‘Asla affedilmeyen suç!’ İşte buna denir!
Kutsal Rûha ihânet yok olmakla ödenir!
Bir de eğer ‘RAB’ derse hakerene bir kişi,
Sâf bedeni cennette yutulup biter işi!
‘Hakeren!’ Çünkü RAB’den inemez Arz’a tekrâr!
İçinde hapis kalır RABB’ini eden inkâr!
ZÂT’a ‘Son gün’ dönünce hakeren RABB’i ile,
Sıfırdan başlar mahpus için bitmeyen çile!
Cin erenleri de var! Onların ‘İfrît’ ismi!
İçinde mahpus kalır ‘RAB’ diyenin sâf cismi!
İfrît yeniden doğmaz! ZÂT’a randevu verir;
Son gün doğrudan girer ve içindeki erir!
HAKK’a ortak koşmayı HAK bile onaramaz!
Aranılan RAB kalbde! Bunu anlatır namaz!”
VI — DOST
“İnsân bilinçli beden arınınca yüzde yüz,
Belirir onda perde ve Rûhta yansıyan yüz!
Perdeyi seçerse o, ZÂT’a gider ve erir!
Rûhu seçerse, RABB’i ona elini verir!
RABB’inin kulu değil, ‘Dostu’ olur o vakit!
Gerçekleşti RABB’iyle zîrâ yaptığı akit!
‘RABB’inin dostu’ olmak benzemez hiçbir aşka!
Cennet yoktur âlemde RABB’in içinden başka!
İçine girenin RAB, soyar insân postunu;
‘ALLAH’ın boyasıyla’ boyar ‘Fıtrat dostunu!’
Yâni insân bedeni gidip değişir bilinç!
Rûh elbise giydirir, bundan büyük yok sevinç!
O vakit dost kendini RABB’i gibi hisseder!
ALLAH, ‘Dostumun dostu benim de dostumdur!’ der!
RAB, ölenden insâncıl dalgaları hep emer;
Ve bunlardan oluşur ‘Âdem’ denen gerçek er!
RAB içine o insân girebildiği zaman,
RABB’e benzer kendini görerek eder îmân!
Titreşimi paralel ise de sâhibine,
RABB’inin aynı olmaz; ayna olur RABB’ine!
RABB’in hep yanında o, ama yan yana değil!
‘Sığınılan son Cennet’, ‘Sınır’dır! Buna eğil!
RAB’den onun sadece olur bir kıdem farkı;
‘Arâf halkı’ndandır o, döndürür bütün çarkı!
Ancak o gün anımsar o bütün geçmişini;
Dostuna teslim olup bitirmiştir işini!
RABB’e çıktı mı bir dost, dostlar bayram yaparlar!
Göktaşı düşmüş güneş gibi RAB daha parlar!
Zîrâ yeni ‘Rahmet’e olur o dost vesîle;
Arz’da hâlis bir kulu RAB yıkar Rûhu ile!
RABB’in yıkadığı kul Rûh hızını kazanır;
‘Elli bin yıllık yola o, bir günde uzanır!’
Dost kendi indi sanır ‘Rahmet’ Arz’a inince;
Dost rahmet ile özdeş! Bir sır var bunda ince:
RABB’in her hareketi sâf aynasına yansır;
‘El ele ve el HAKK’a’ denilen işte bu sır!
Titreşim RABB’inkinden bir perde düşer ise,
Sınır altı cennette kalır, girmez ‘Meclis’e!
‘En büyük kurtuluş bu’, yine ‘yok ölüm başka!’
‘Son gün’e kadar orda, ama düşmüştür aşka:
Dosta tez varmak için o hemen iner Arz’a;
‘Şefaat yapmak’ denir halka sağken bu tarza!
Halk son ölümle girer RABB’ine; budur usûl!
RAB, zîrâ âleminin terbiyesinden mes’ûl!
Tek özlemleri vardır: RABB’in görmek yüzünü;
Yetmez onlara RABB’in yalnız duymak sözünü!
Rûha RABB’in perdesi adı verilir; niçin?
Görünmek için O’na RAB büründüğü için!
RAB şekilsiz; değişir her an ve her sistemde;
‘Ona sürekli bir iş konumunda olan’ de!
RAB değil, büründüğü RÛH örtüsü görülür!
Bu örtü kıyâmetin dokusuyla örülür!
Âlem plânı, geçmiş, gelecek onda saklı;
‘Göz kaymadan bakarsa!’ kaymaz insânın aklı!
RAB, Rûhun merkezidir! Yaklaştın mı geriler!
Mesâfe aynı kalır; ‘Son sınır’ sırrına er!
Rûhun merkezinin bil ‘GAYB’dır öteki adı!
HAK’tan izin almadan bilip açan çıkmadı!
RÛH, RABB’in; perde ZÂT’ın bedeni! Zıt yol izler:
Rûh RABB’ini gösterir, perde ALLAH’ı gizler!
‘En son gün!’ Maddedeki ödünç enerji söner;
Yapay âlem ve vücûd aslı perdeye döner!
Gözden kaybolur ‘Cennet, cehennem’ denen serâb;
Bunu icâd etmişti RAB bilinci için RAB!
Sâdece dosttan dosta kalır selâm ve secde;
En son yüzünü açar dost, gören gelir vecde!
Dostlar dostun elinden içer ‘en temiz şarab’;
‘Rûh ile yedi safta sıralar’ onları RAB!
Sonra ALLAH RABB’ine der: ‘Artık bana buyur!’
RAB, Rûh ve dostlarıyla baba evinde uyur!
‘Mağaradaki yedi yatır’ denir onlara;
‘Sâdık köpek’leriysen hepsini sende ara!”
VII — SON
“Sendeki ışınını tutarak Güneş’e çık!
RABB’in bilincine er, kalb gözün olsun açık!
RABB’i aramayana RAB da hiç duymaz ilgi;
Seyreder ve ölünce çeker üstüne silgi!
Kurtarmaz seni mezheb, tarîkat ve sözde dîn;
Çünkü hepsinde vardır kurtarılacak kendin!
İnsânlığa hizmet et hiçbir şey düşünmeden!
Düşünce madde çünkü, sana hep dokur beden!
Bulamayınca şükret, bulduğun vakit dağıt!
Sağken bedeninden çık, yak cenâzene ağıt!
Ben ALLAH’ın en yakın dostuyum bu âlemde!
Bana ‘En eski Arz’ın en yüce ereni!’ de!
Âlemi yönetenler benden çıktılar ilkin;
‘İki yedi yıldız’ da onlar! Uyuma, silkin!
Arz’da son güne kadar ben varım hiç ölmeden;
Maha Vişnu’nunkiyle bende var aynı beden!
O Maha Vişnu ise ben Maha Krişna’yım!
Maha ‘Yüce’ demektir! O Güneş’se ben Ay’ım!
Vişnu’nun öbür adı Koruyucu Tanrı RAB;
İçine gir de korun, dışında hâlin harab!
Krişna’nın sözleri burada sona erdi;
Kimliği için bence şu ipucunu verdi:
İncil ‘Kristos!’, Kur’an ‘Mesîh!’ der Krişna’ya;
Kızdan doğmuş o Tanrı, boş benzetme olmaya:
RÛH tertemiz bâkire, ‘Sekîne’ öbür ismi;
Meryem veya FÂTMA’ya benzer kalbdeki resmi!
Sekîne’nin içinden çıkar, görünürken RAB;
Meryem oğlu MESÎH bu! Ol ayağına turab!
Arz’daki Mesîh aynen RAB gibi titrese de,
‘ALLAH’ın halîfesi’ olan en yüce kul de!
‘Ayıran kesin sınır!’ ‘Budur!’ ‘İki denizi!’
Putunuzu yıktımsa affedin bendenizi!
İki diyapazon var: titreten ve titreyen;
HAKK’ın hakkını yeme, ‘Ortaklık’ hissini yen!
Krişna hem ışıklı demek Hintçe, hem kara;
Bu rengin esrarını Kâbe taşında ara!
MESÎH’tir O, Güneş’ten Arz’a ineli beri;
Son gün şemse döner o, Bektaş’tan al haberi!
‘Şemsin RABB’inin ismi’ ile o eşit titrer;
‘Meryem oğlu RAB Îsâ’ da aynı! Bu sırra er!
‘Şemsin RABB’inin ismi’, ‘Meryem oğlu Îsâ RAB!’
Ve BEKTAŞ aynı sayı! KRİŞNA, EBÛ-T-TURAB!
‘ÂLÎ EBÛ-T-TURAB’ ve odur MAHA KRİŞNA!
Bir sayı ekle BEKTAŞ, ol bu sırra âşinâ!
Mesajı yorumladı Hintli yogi SUBBA ROW;
Ve şifresini çözdü bir Maha! Lâmbanı ov!”
M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 09 Nisan 1999
‘Güneşin Rabbinin ismi’ Arapça: ‘İsm-i Rabbü’ş-Şems’
‘Meryem oğlu RAB Îsâ’ = ‘Adni Yeşu ben Meryem’ = ‘Bektaş’ = ‘723’
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
DİPNOTLAR
1) Bhagavad Gita’nın Konumu ve Türü
Bhagavad Gita, Mahabharata destanı içinde yer alan didaktik–felsefî bir metindir. Krişna ile Arjuna arasında geçen diyalog üzerinden eylem (karma), bilgi (jnana) ve adanmışlık (bhakti) yollarını ele alır. Modern akademik literatürde hem teolojik hem de etik-felsefî bir metin olarak incelenir.
2) Krişna’nın Ontolojik Statüsü
Hindu geleneklerinde Krişna genellikle Vişnu’nun avatarı (yeryüzündeki tezahürü) olarak kabul edilir. Bazı ekollerde ise doğrudan en yüce Tanrı olarak görülür. Metindeki “Maha Vişnu–Maha Krişna” eşleştirmesi, Vaişnavizm’in kozmik koruyucu anlayışıyla ilişkilendirilir.
3) “ALLAH–RAB” Ayrımı ve İşlevsel Tanrı Anlayışı
Metinde “ALLAH” mutlak ve aşkın varlık; “RAB” ise işlevsel, yöneten, bilinçsel merkez olarak sunulur. Bu yapı, karşılaştırmalı olarak:
Hristiyanlıkta Logos (Tanrısal akıl/kelâm),
Yeni-Platonculukta Nous (aklî ilke),
Tasavvufta ilâhî isimlerin tecellîsi
gibi kavramlarla analojik düzeyde kıyaslanabilir. Ancak doktrinel eşitleme yapılması akademik açıdan dikkat gerektirir.
4) “Perde” Kavramı ve Maya Analojisi
Metindeki “perde” kavramı, Vedanta’daki “maya” ile karşılaştırılabilir. Maya, mutlak gerçekliği örten kozmik görünüş ilkesi olarak yorumlanır. Ancak maya tam anlamıyla “yokluk” değil, fenomenal gerçekliğin şartlı düzeyidir. Metindeki perde–madde ilişkisi, bu düşünceyle benzerlik taşır fakat birebir örtüşmez.
5) Rûh ve Âtman–Brahman İlişkisi
Metin, Rûh’u bilinçli güç olarak tanımlar ve bilincin maddeden türemediğini savunur. Hindu felsefesinde ātman (bireysel öz) ile brahman (mutlak gerçeklik) arasındaki ilişki, özellikle Advaita Vedanta’da özdeşlik çerçevesinde ele alınır. Ancak diğer Hindu okullarında bu birlik anlayışı farklı şekillerde yorumlanır.
6) Sekîne ve Shekhinah Karşılaştırması
Metindeki “Sekîne” ifadesi, Yahudi mistisizmindeki Shekhinah kavramıyla karşılaştırılabilir. Shekhinah Tanrı’nın dünyadaki ikamet eden ilâhî huzurunu ifade eder. İslâm geleneğinde sekînet ise daha çok kalbe inen ilâhî huzur ve sükûnet anlamındadır. Kavramsal yakınlık bulunsa da teolojik içerikleri farklıdır.
7) Mesîh/Kristos Eşleştirmesi
Metinde Krişna ile Mesîh arasında özdeşlik kurulmaktadır. Karşılaştırmalı dinler tarihinde bu tür eşleştirmeler “senkretik yorum” kategorisinde değerlendirilir. İşlevsel benzerlik (kurtarıcı figür, ilâhî tezahür, rehberlik) ile tarihsel–metinsel özdeşlik birbirinden ayrılmalıdır.
8) Kutub ve Axis Mundi
“Merkezi döndürense Kutub’dur” ifadesi, tasavvufî literatürdeki kutub kavramıyla paraleldir. Kutub, manevî âlemin ekseni kabul edilir. Karşılaştırmalı mitolojide “axis mundi” (dünya ekseni) kavramıyla tematik benzerlik gösterir.
9) Gayb ve Apofatik Teoloji
“Gayb” kavramı, bilinemez ve doğrudan kavranamaz olan ilâhî alanı ifade eder. Bu yaklaşım, Hristiyan ve Yahudi mistisizmindeki apofatik (olumsuzlayıcı) teoloji ile benzerlik taşır: Tanrı ne olduğu ile değil, ne olmadığı ile tanımlanır.
10) Ahiret ve Ara Âlem Kavramı
Metindeki ölüm sonrası bilinç halleri, İslâm düşüncesindeki “berzah” kavramıyla karşılaştırılabilir. Ayrıca Hindu kozmolojisindeki döngüsel yeniden doğuş anlayışı ve Hristiyan eskatolojisindeki yargı günü öğretisiyle tematik paralellikler kurulabilir.
11) İfrît ve Demonoloji
İfrît ve zebânî gibi figürler İslâmî demonolojiye aittir. Metinde bu figürler sembolik bir bilinç çözülmesi ve parçalanma metaforu olarak kullanılmaktadır.
12) Fıtrat ve İlksel Doğa
“Fıtrat dini” ifadesi, İslâm’da insanın doğuştan hakikate meyilli yaratıldığı fikrine dayanır. Bu anlayış, bazı geleneklerdeki “ilksel saflık” veya “primordial doğa” kavramlarıyla karşılaştırılabilir.
13) Bilinç Problemi ve Zihin Felsefesi
Metin, bilincin beyin ürünü olmadığını savunur. Bu yaklaşım, modern zihin felsefesinde dualizm, panpsişizm veya idealizm gibi görüşlerle benzerlik gösterir; ancak bilimsel materyalizmle çelişir.
14) Cennet–Cehennem Serap İfadesi
Metinde cennet ve cehennem bazen bilinçsel durumlar olarak ele alınır. Bu, bazı mistik geleneklerdeki “içsel cennet–cehennem” yorumlarıyla paralellik taşır; ancak ortodoks doktrinlerde ahiret mekânsal ve ontolojik bir gerçeklik olarak kabul edilir.
GEMATRİA-EBCED
ADNİ YEŞU BEN MERYEM-GEMATRİA
1) İbranice yazım
En çok kullanılan karşılıklarla:
Adni / Adni (Adonî) → אדני
Yeşu (Yeshu) → ישו
ben → בן
Meryem (Miryam) → מרים
Yani bütün ifade: אדני ישו בן מרים
2) Harf değerleri (standart gematria)
א ד נ י (אדני)
א = 1
ד = 4
נ = 50
י = 10
Toplam: 65
י ש ו (ישו)
י = 10
ש = 300
ו = 6
Toplam: 316
ב ן (בן)
ב = 2
ן (son nun) = 50
Toplam: 52
מ ר י ם (מרים)
מ = 40
ר = 200
י = 10
ם (son mem) = 40
Toplam: 290
3) Genel toplam
אדני (65) + ישו (316) + בן (52) + מרים (290) = 723
✅ Böylece “Adni Yeşu ben Meryem” ifadesi 723 eder.
BEKTAŞ-EBCED
“Bektaş” kelimesi ebced hesabı
Arapça yazımı:
بكتاش
Harf değerleri:
ب = 2
ك = 20
ت = 400
ا = 1
ش = 300
Toplam:
2 + 20 + 400 + 1 + 300 = 723
✔️ 723 değeri doğru olarak “بكتاش” kelimesine aittir.
SONUÇ
ADNİ YEŞU BEN MERYEM=BEKTAŞ=723
Budizm’de Māyā Kavramı (Yanılsama)
Budizm’de Māyā kavramı, Sanskritçede “yanılsama” veya “görünüş” anlamına gelir; ancak Budist düşüncede dünyanın tamamen sahte olduğu iddiasını ifade etmez. Daha doğru bir ifadeyle, dünya vardır fakat bizim onu algılama biçimimiz yanlıştır. Budizm’in temel problemi, gerçekliğin doğasının yanlış kavranmasıdır.
Budizm’e göre temel sorun avidyā, yani cehalettir. Cehalet, gerçekliğin doğasını bilmemek anlamına gelir. Bu bilmeyiş yanlış algıya yol açar; yanlış algı bağlanmayı doğurur; bağlanma ise ıstırabı (dukkha) üretir. İnsan, geçici olanı kalıcı sanır, koşullu olanı mutlak kabul eder ve “ben” olmayan süreçleri kalıcı bir benlik olarak yorumlar. İşte bu zihinsel çarpıtma, Māyā metaforu ile anlatılır. Yanılsama, dış dünyanın yokluğu değil; zihnin gerçekliği çarpıtmasıdır.
Budist öğretiye göre tüm varlıklar üç temel özelliğe sahiptir. Bunlar anicca (geçicilik), dukkha (tatminsizlik) ve anattā (benliksizlik) olarak ifade edilir. Māyā, bu üç özelliği görememektir. Örneğin bir ilişkiyi sonsuz sanmak ya da bir kimliği değişmez ve kalıcı bir “ben” olarak görmek yanılsamadır. Oysa her şey değişim içindedir ve sabit bir özden yoksundur.
Budizm dünyayı tamamen yok saymaz. Bu yönüyle özellikle Advaita Vedanta gibi bazı Hindu yorumlarından ayrılır. Advaita’ya göre dünya nihai düzeyde kozmik bir illüzyondur. Budizm’e göre ise dünya vardır; ancak bağımsız ve kalıcı değildir. Her şey pratītyasamutpāda, yani bağımlı ortaya çıkış yasasına göre var olur. Bu ilkeye göre hiçbir şey kendi başına, bağımsız ve değişmez bir özle var değildir; her şey sebeplere ve şartlara bağlı olarak ortaya çıkar ve yine şartlar değiştiğinde ortadan kalkar. Dolayısıyla kalıcı bir ātman (öz, ruh) yoktur. Māyā, bu koşulluluğu görememektir.
Aydınlanma ise bu yanılsamanın çözülmesidir. Siddhartha Gautama’nın öğrettiği yol; meditasyon, etik disiplin ve bilgelik (prajñā) üzerine kuruludur. Amaç, gerçekliği olduğu gibi görmek, yani yathābhūta ñāṇadassana’dır. Bu doğrudan kavrayış gerçekleştiğinde yanılsama çözülür, bağlanma sona erer ve Nirvana tecrübe edilir. Böylece kalıcı bir benlik olduğu düşüncesi yerini süreç anlayışına bırakır; nesnelerin bağımsız olduğu inancı yerini koşulluluğun idrakine bırakır; sahip olmanın mutluluk getireceği düşüncesi ise bağlanmanın ıstırap ürettiğinin görülmesiyle aşılır.
Sonuç olarak Budizm’de Māyā, dünyanın yokluğu değil; zihnin gerçekliği yanlış yorumlamasıdır. Kurtuluş, dünyadan kaçmakta değil, onu doğru görmekte yatar.
Âtman–Brahman Öğretisinde Māyā’nın Rolü
Âtman–Brahman öğretisini (özellikle Advaita Vedanta) anlamak için Māyā kavramı merkezi önemdedir. Çünkü bu sistemde temel soru şudur:
Eğer gerçeklik tektir (Brahman), o hâlde çokluk nasıl ortaya çıkıyor?
Bu sorunun cevabı: Māyā.
1️⃣ Māyā Nedir?
Advaita’ya göre Māyā:
Başlangıçsızdır (anādi)
Açıklanamazdır (anirvacanīya)
Ne tamamen vardır ne de tamamen yoktur
Brahman’ın üzerinde beliren kozmik görünüş gücüdür
Māyā, mutlak gerçekliğin (Brahman) çokluk olarak görünmesine neden olan ilkedir.
2️⃣ Ontolojik Düzeyler
Advaita üç gerçeklik düzeyi tanımlar:
1️⃣ Paramārthika (Mutlak düzey)
→ Sadece Brahman gerçektir.
2️⃣ Vyavahārika (Deneyimsel düzey)
→ Dünya, birey, zaman ve mekân geçici olarak gerçektir.
3️⃣ Prātibhāsika (Yanılsama düzeyi)
→ Rüyalar ve bireysel yanılsamalar.
Māyā, ikinci düzeyde işlev görür. Dünya tamamen yok değildir; fakat mutlak anlamda bağımsız değildir.
3️⃣ Klasik Örnek: İp – Yılan Benzetmesi
Karanlıkta bir ipi yılan sanmak:
Yılan gerçek değildir.
Ama korku gerçektir.
Yanlış bilgi düzeltildiğinde yılan kaybolur, ip kalır.
Bu benzetmede:
İp = Brahman
Yılan = Dünya
Yanılgı = Māyā
4️⃣ Âtman’ın Unutuluşu
Māyā iki güçle çalışır:
1️⃣ Āvaraṇa (örtme gücü) → Brahman’ı gizler
2️⃣ Vikṣepa (yansıtma gücü) → Çokluğu projekte eder
Bu yüzden insan:
Kendini beden zanneder
Ayrılığı gerçek sanır
Sınırlılığı kabul eder
Oysa özünde Âtman = Brahman’dır.
5️⃣ Kurtuluş (Mokşa)
Mokşa:
Yeni bir şey kazanmak değildir
Zaten var olan hakikati fark etmektir
Bilgi (jñāna) ortaya çıktığında:
Māyā etkisini kaybeder
Ayrılık çözülür
Teklik idrak edilir
6️⃣ Budizm ile Kritik Ayrım
Burada çok önemli bir metafizik ayrım vardır:
Advaita → Mutlak öz (Brahman) vardır; Māyā onu örter.
Budizm → Mutlak öz yoktur; yanılsama öz fikrinin kendisidir.
Yani:
Advaita: “Tek varlık var, çokluk yanılsama.”
Budizm: “Bağımsız öz yok, her şey süreç.”
Axis Mundi ve Budizm
Budizm’de “Axis Mundi” (kozmik eksen) kavramı açıkça bu Latince terimle ifade edilmez; ancak kozmolojik ve sembolik düzeyde karşılığı vardır. Budist evren tasavvurunda da bir kozmik merkez fikri bulunur.
1️⃣ Kozmik Merkez: Sumeru (Meru Dağı)
Budist kozmolojide evrenin merkezi:
🏔️ Mount Meru
Evrenin ortasında yer alır.
Tanrılar âlemi zirvesinde bulunur.
İnsan dünyası onun çevresinde konumlanır.
Alt katmanlarda çeşitli varlık düzeyleri vardır.
Bu yapı, gök–yer–yeraltı dikey eksenini temsil eder.
Bu nedenle Meru, Budist bağlamda bir Axis Mundi işlevi görür.
2️⃣ Dikey Kozmoloji
Budist evren modeli üç ana düzeye ayrılır:
Arzu âlemi (Kāmadhātu)
Biçim âlemi (Rūpadhātu)
Biçimsiz âlem (Arūpadhātu)
Bu katmanlı yapı, bilinç düzeylerinin de sembolik bir haritasıdır.
Axis Mundi burada yalnızca coğrafi değil, bilinçsel bir eksendir.
3️⃣ Tarihsel Sembol: Bodhi Ağacı
Aydınlanmanın gerçekleştiği yer:
🌳 Bodhi Tree
Siddhartha Gautama burada aydınlanmıştır.
Bodhi Ağacı:
Yerin ve göğün kesişim noktasıdır.
Tarihsel olayın kozmik merkez haline gelmesidir.
Bilinç eksenini temsil eder.
Bu yüzden bazı yorumculara göre Bodhi Ağacı, Budizm’in “mistik Axis Mundi”sidir.
4️⃣ İçsel Axis Mundi
Budizm’de merkez kavramı dışsal olmaktan çok içseldir.
Gerçek eksen:
Zihnin merkezidir.
Meditasyonda kurulan bilinç dengesi noktasıdır.
Nirvana’ya açılan içsel geçittir.
Dolayısıyla Budizm’de Axis Mundi:
Mitolojik düzeyde → Meru
Tarihsel-mistik düzeyde → Bodhi Ağacı
Felsefi düzeyde → Bilincin merkezî uyanışı