HANİF DİN

Rûhun birçok adı var! Hep aynidir meâlî: ‘“Levh-i Mahfuz!”’ ‘“HAK boya!”’ ‘“HANÎF DÎN!”’ Veçh-i ÂLÎ! Ne kadar nûrlu olsa, rûhta da var bir sûret! Rûhta saklı ‘El Gayb’a denir: ÂLÎ MUHAMMET! MUHAMMED ÂLÎ ise, perde en Ulu Gayb’a! Bunlar HAK! ‘“ALLAH”’ diyen uğrar en büyük kayba!

KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ

Üstad M.H. ULUĞ

“HANÎF DÎN”

FOTO HAK !

‘“ALLAH’ın herbir ismi bende”’diyerek mâdem!

‘Yükseklik kompleksi’yle‘“Cennetten kaydı ÂDEM!”’

Kendinde ‘var’ olanı, ‘aslen’ kendinin sandı!

‘“LÂ İLÂHE İLLÂLLAH”’; iken ezelde andı!

‘Yok olacağız’ diye hep korkarız ölümden!

Zaten var değiliz ki! Korkalım biz bölümden!

Aslımızın adı HAK! Biz bir fotokopiyiz!

Sonsuz geometride, ne dâire! Ne pi’yiz!

Fotoğraf çektirirken, diri yalnız poz veren!

Fotoğrafıysa ölü! ‘Bir taklit’ diyor eren!

Fotoğrafı çektiren, ışık altında durur!

Arabı, karanlıkta banyo edilip kurur!

Sonra o arap durur ışık altında tekrar!

O araptan beyaz bir ölü kopyası çıkar!

İşte poz veren diri, cennetteki özümüz!

MUHAMMED’in nûruyla orda parlar gözümüz!

‘Arap’, ‘cehennem’ denen karanlık yerdeki can!

Beyaz olur! Oradan dünyâya düştüğü an!

Dünyâdaki ışık da, taklîdidir öz nûrun!

Her şey sahte! Kalpazan olmamaktır onurun!

Uyudukta, rûhumuz çıkıyor yukarıya!

Uyandıkta, görürüz gözü açık bir rüyâ!

Rüyâda bizden başka kimse nasıl yok ise!

Biz HAKK’ın rüyâsında figüran bir elbise!

‘“Dopdolu yüce”’ demek ‘“Yüce Meclis âlemi!”’

‘Nokta’ ile doldurmuş HAKK’ın yazım kalemi!

Bu kalemin yazdığı ‘“Ol”’ emri hep ‘nokta’dır!

Nokta ise sıfırdır! Yâni varlık yoktadır!

AYNA !

Aynaya baktığında, yüzünü gördüğün an,

Ayna ortadan kalkar! Aynen böyledir cihân!

Görünce hayâlini, ayna da olur hayâl!

Hayâli gösteren de bir hayâldir! İbret al!

ALLAH’ta var sayısız ve de vücûtsuz isim!

Kendini bilmek için ALLAH’tan ister cisim!

Cisimlenince artık onun ‘Mevcûd’dur adı!

‘Ezel’ olmaktan çıkıp başlar onun ‘milâd’ı!

Sen mevcûdsun! HAK vücûd! ALLAH’tır bir tek ilâh!

Mevcûd, vücûdlanandır! Vücûdlayansa, ALLAH!

O, vücûdlanan değil ki! Doğup sonra ölsün!

Başka bir vücûd yok ki! Bu tek vücûdu bölsün!

Biri birle çarp! Veya biri bire böl! Ayni!

Ne artar! Ne eksilir! Hep kendi kalır yâni!

İlk mumdan sayısız mum yak! Alevi eksilmez!

İlk mum ne verip yaktı? Bunu kimseler bilmez!

ALLAH ilk mum gibidir! Vücûd verir mevcûda!

Yine kendi vücûdu, kendinden olmaz cüda!

Bir, artı aynadaki sûreti, olur iki!

Elifi ‘B’ yapıyor! Ayna olan şeriki!

Sır olur sırlı ayna! Sûret göründüğü an!

Yâni sûrette saklı ‘“EL GAYB”’ denilen cihân!

Sûretimizde saklı ‘El Gayb’ın rûhtur adı!

Onu dışa çıkarmak, kulun kutsal cihâdı!

Rûhun birçok adı var! Hep aynidir meâlî:

‘“Levh-i Mahfuz!”’ ‘“HAK boya!”’ ‘“HANÎF DÎN!”’ Veçh-i ÂLÎ!

Ne kadar nûrlu olsa, rûhta da var bir sûret!

Rûhta saklı ‘El Gayb’a denir: ÂLÎ MUHAMMET!

MUHAMMED ÂLÎ ise, perde en Ulu Gayb’a!

Bunlar HAK! ‘“ALLAH”’ diyen uğrar en büyük kayba!

ALLAH’ın gayb’ı ZÂT’tır! Onu anlatamaz söz!

ALLAH için de sır o, kendini göremez göz!

Zâtını göremeyen ALLAH aynalar yapar!

İsimlerde kendini görüp! Kendine tapar!

İSİMLER !

İsimlerden ibâret çünkü HAKK’ın vücûdu!

Mevcûd, kendi isminden ona eder sücûdu!

Vücûd ona âittir, yalnız ismindir senin!

‘Ben o ALLAH’ım demek, haddi değil kimsenin!

HAKK’ın duyularıdır isimler! Onu boyar!

HAK bu isimler ile görür, işitir, duyar!

İnsânda durum tersi! Göz sensin! Gören ALLAH!

Gören benim der isen! Kendini yaptın ilâh!

Her isim farklı ayna! HAKK’ı yansıtır başka!

Kendi yüzünü görmek! HAKK’ı düşürdü aşka!

Her isme vücûd verdi! Fıtratına münâsib!

Her ismin ezeldeki isteği oldu nasib!

KADER !

Kaderini ALLAH’ın üstüne atmak ârdır!

İsmin, yani öz dokun, ALLAH gibi hep vardır!

Kendin hariç, dünyâda ayıplama kimseyi!

Çünkü kendi isminin emri ona en iyi!

Kâfiri îmâna HAK dâvet eyledi! Niye?

Dünyâda karakteri meydana çıksın diye!

Kafesi kır! Her hayvân kendi yurduna kaçar!

Yılan yerde sürünür! Kartal göklere uçar!

Can, nûr ve nâr arası! Ne zamanki ölünür,

Cin ve Rûh arasında, pay edilip bölünür!

Bu ikinci ölümdür! Can iki parça olur!

En zahmetli işlemdir! Ektiklerini bulur!

Bencil yanı, İblîsle ateşe girip erir!

Temiz yanı, rûh ile cennete selâm verir!

İsmin, kendini bilmek için vücûd istedi!

O sana vücûd verdi! Mevcûd oldun ebedî!

HAKK’ın bilgisi artmaz ki! Yeni şey yaratsın!

Yanlışını düzeltip onu kenara atsın!

Kendi özü ne ise! Ne var ise kendinde,

Yoğunlaştırır onu! Değişme yok bu dînde!

Demek: HAK için bile dîn, bilmekmiş özünü!

İslâm teslim olmakmış ! Öze açıp gözünü!

ALLAH, özünü bilip yoğunlaştırdı ismi!

Sen de özünü bilip HAK nûra çevir cismi!

Beşerdeki her atom, bulduğunda özünü!

Arz da döner aslına! Işık alır gözünü!

BİRLİK ve İKİLİK !

HAKK’ın vücûdu olan isimler, süper soyut!

Kendini değil, yalnız HAKK’ı bilir bu boyut!

Bu yüzden o makamda olmaz sen ben savaşı!

Su gibi düğümsüzdür! Birlikte olmuş aşı!

İsim sâbit kalarak yansır bir alt aynaya!

Aynada Rûh belirip! Başlar aydınlatmaya!

Beraberlik yeri bu! Başlar burda ikilik!

‘“Ben RABB’in değil miyim?”’ HAK her rûha sorar ilk!

Bu soruyu sorarken, Âdem kılığında RAB!

Toprak Âdem değil de! Babası “Ebû-t-turab!”

Rûh, RAHMÂN’ı gördüğü için hemen der ‘“Evet!”’

Çünkü aralarına perde çekmemiş ceset!

Çocuktur, veren ‘baba’ niteliği erkeğe,

Bu değişmez ilkeye, RAB dahi boyun eğe!

‘Tapılan’ niteliği olmaz! Yok ise tapan!

Rûhun merhûm sıfatı, RABB’i ‘koruyan’ yapan!

ÖZÜNDEN SÜRÇME !

Rûh ve RAB, iki ayna oluyor karşılıklı!

Her aynada bir şekil çıkar Âdem kılıklı!

Rûh da bir alt aynaya yansıyıp olur melek!

Bu canın tek merâkı, dünyâya inebilmek!

Çünkü kendinden yoğun olan cinler ona der,

Arzda hür olacaksın, ne ölüm var! Ne keder!

Sâf can cennetten düşer yere! İnanıp cine!

Cin ona ceset yapıp girer kanın içine!

Can doğar bu âleme, en âciz hayvân gibi!

Yurdundan sürgünlerin çünkü o en garibi!

Ama bu zavallıya HAK yine ‘rahmet’ eder!

Rûha, ‘Kalbin içine gir sen de gizlice’ der!

TÖVBE !

Getirmek için şimdi kelime-i şahâdet,

Verildi burda sana, hayât denen bir müddet!

Görmediğine tanık olursan, cezân hapis!

Koyarlar zindanlara! Bundan da âdî ve pis!

Hatırlayıncaya dek, ‘“And”’ında gördüğünü!

Kurtulup yapamazsın özün ile düğünü!

“İslâm garip” der RESÛL! Özümüz bizi özler!

‘Yurda dönelim’ diye, hep yolumuzu gözler!

İşte ‘Olup olmamak’ bu! Bil ki en büyük sır!

Seni kurtarmak için, HAK sana kadar yansır!

AF REÇETESİ !

Aynada yansıyanı görmen için şart ışık!

Işık var da, kir varsa! Çıkar şekil kırışık!

Önce kalbini arıt! Bencil her türlü histen!

Aynan dışarı çıksın! Tenindeki hapisten!

Sonra aydınlat onu! ‘MUHAMMED Nûr’u ile!

Belirsin orda “ÂL-İ AB” denen âile!

‘MUHAMMED ibn Abdullah’, ALLAH’ın ‘“O NÛR”’ ismi! (287)

Odur ‘“Göklerin Nûru !”’ Aydınlatan her cismi!

Özlerin adları’ dir HAKK’ın tüm isimleri!

“ÂL-İ AB” ya benzer gerçekte resimleri!

Ayna tenden çekilse, ölüm! Küçük kıyâmet!

Âlemden çekilmesi, ‘“Büyük güne”’ alâmet!

Aynaya bakanınsa, çekilmesi âlemden,

Zâtına dönmesine ALLAH’ın olur neden!

Aynaya yüz sürersen! Göremezsin yüzünü!

Hatırla ‘Sîna’daki ‘“Çok yaklaşma”’ sözünü!

Belli bir uzaklıkta iki ayna: O ve sen!

Karşılıklı, seyrolur ‘güzel yüz!’ HAKK: Elbisen!

Kur’an insân ikizdir :O, Kur’an ve sen, insân!

‘“İki deniz bir oldu, çıktı inci ve mercan!”’

HAKK’ın ismi de ‘“Mü’min”’, kulun ismi de mü’min!

Bakan bakılan aynı! Sırrı budur Âdem’in!

Sen de aynı kişisin! Aynadaki özünle!

Aynaya baktığın göz, bakar sana gözünle!

Biz de ayna gibiyiz: birle, bir! Çokla, çoğuz!

Borç vücûd ile varız! HAK vücûd ile yokuz!

‘“Emâneti ehline teslim ediniz”’ HAK der!

Vücûda sâhip çıkan, HAKK’a ihânet eder!

Âdem’i sürgün eden, varlıkta ısrârıdır!

Vücûd ve mevcûd farkı, ALLAH’ın esrârıdır!

Mevcûd sınırlı ve çok! Vücûd tek! Ve sonsuzdur!

Su yukarıda buhar! Ve aşağıda buzdur!

Hidrojen ve oksijen ötesine geçse su,

Yine onu hapseder mevcûd olmak! Kalır su!

HAKEREN İNSÂN !

Özünü gördüğünde, gelirsin önce vecde!

Sonra ‘B, ÂLÎ!’ Deyip ona edersin secde!

Eksiktin tamamlandın! ‘Hakeren insân’ oldun!

Gökte yitirdiğinle, yerde yeniden doldun!

Kimliğini saklı tut! Dünyâ Firavun evi!

Havrada Mûsevî ol, Kilisede Îsevî!

Ama nerde ne olsan! Mâbedin olsun ‘“FUAD!”’

Çünkü orada mevcûd ‘Yücelerden yüce ad!’

Uyanmadan RABB’imiz, gafletten uyanalım!

Rüyâsından çıkarak, ‘“Rengine boyanalım!”’

İçimizdeki Âdem, ‘“ALLAH’ın boyasıdır!”’

Ateş rengi bu boya! Deriyi soyasıdır!

Nârdan değil nûrdandır! Bu Âdem’in bedeni!

Kendi gibi nûr yapar, ona secde edeni!

Cennetten düşen Âdem canımızdır! Rûh değil!

Nûr değil! Ateştendir! Söndürmek için eğil!

Rûh, ‘Sîna’daki ateş! Ne kavurur! Ne yakar!

Omur iliğimizde, cennet ırmağı akar!

‘“Şarkı Garbı olmayan ağaç”’, omuriliktir!

Üstü, ipofiz! Mesîh! Altı seks! İkiliktir!

‘“İbrâhim’in taptığı, batmayan güneş budur!”’

Dokunduğu insânı, yapar Mesîh! Ne onur!

‘“Koynuna soktuğunda, yandı Mûsâ’nın eli!”’

Elinden ışıldayan ateşe dedi ‘“Beli!”’

Ateşe giren demir, ateş rengi boyanır!

Kara yüzü ağarıp! Işıl ışıl uyanır!

Ateşte her ne varsa, aynen demire geçer!

Ad ve vasıflarıyla, onu halîfe seçer!

Kızaramaz, ateşe secde etmeden demir!

‘“HAK dostu”’ İbrâhim’e,‘“Ateşe gir!”’ İlk emir!

Bu aleve girene denir artık ‘Alevî!’

Kor gibi kızıl başı, olur radyasyon evi!

‘“İBRÂHİM’in DÎNİNE GİR”’ der ALLAH, RESÛL’e!

MUHAMMED için bile! İstisna yok usûle!

Bu kıbleye baş koydu! Teslim olup İsmail!

Canından vazgeçince, HAK oldu onda fâil!

Nûh’un gemisidir bu! Ona binen kurtulur!

Binmeyen hayvân kalıp, ömürler boyu ulur!

‘“Demir”’ canı yoğurdu Dâvud! Bu öz ateşte!

Doğal yüze dönelim! ‘“HANÎF DÎN”’ budur işte!

‘“Her şey yok olacaktır!”’ ‘“Ölmez o şeyin yüzü!”’

Mâdemki can da bir şey! Ölümsüz onun yüzü!

‘“Doğmamış doğurmamış”’ ALLAH’ın yüzü budur!

‘Yüzü’ ‘ON DOKUZ’ eder! EHLİBEYTTENDİR sudûr!

Senden sana giden bu, en kısa, en doğru yol!

‘“Sırat-ül-Müstakîmi”’ izle! Gerçek Âdem ol!

Onu bekletmeyelim! Oyalanıp burada!

Bizi bir terk ederse, mahvoluruz orada!

SON TUZAK !

Vicdânını susturup aklın verirse akıl!

Özünden koptun demek! Şeytan gibi namaz kıl!

Aklına sor! Işık ne? ‘Karanlık olmayan’ der!

Her şeyi, bilmediği zıddıyla târif eder!

Bilmediğini bile, beyin bilmez! Ne acı!

Âdem’in yaklaştığı yasak meyve ağacı!

Hep bencillikten yana olur insânın aklı!

En azılı katile dedirtir ‘sensin haklı!’

Rûha sorulmaz ışık, ‘karanlık nedir’ diye!

O ışığın kendisi! Bize HAK’tan hediye!

İrâde Rûhtan gelir! Beyinindir seçenek!

İblîs, emreden benlik, ona sen olma binek!

Azarsa, oruç tutup azalt onun yemini!

İslâm yap! Taklit edip MUHAMMED-ÜL EMİNİ!

Canın merkezi beyin! Çalışamaz o kansız!

İblîs kandaki demir! Kurtulmamız imkânsız!

Gelse içinden gıybet veya övünmek sesi,

Zekeriya gibi sus ‘“Üç gün!”’ Sönsün hevesi!

Sekse o iter bizi, sen değil, o alır haz!

Omur ilik aktıkça, der ‘tekrâr et, bu çok az!’

Düşmüşüz bir tuzağa! Sanırsın onu kendin!

Kötü teklif yapınca, namaz kıl! Onu yendin!

Ayartamazsa seni, ayartır bir dostunu!

Onu senin başına sarar! Soyar postunu!

Rüyâna her kılıkta girebilir! O niçin?

‘“Her sınama için o izin aldığı için!”’

‘Parola’yı sor ona! Tetikte ol her zaman!

Bilir kişin vicdânın! ‘“Gözü kaymaz hiçbir an!”’

Yerine getirilir özden gelen her kelâm!

Can teslim olduğunda, Rûh der ‘Âleykümselâm!’

HAKK’a yakınsın artık! ‘“Boş değil hiçbir sözün!”’

‘“Ol”’ desen hemen olur! Çünkü çevirmen özün!

Ten hapsindeki canın rüyâsını et tâbir!

Hak ettiği bedene sok! ‘“Açılınca kabir!”’

Bulmadıkça can özü, bitmez kabir azabı!

Sokar her bir kalıba, seni HAKK’ın gazabı!

BESMELE, yâni RAHMÂN adına öz yargılar!

İnsân bu müthiş sırrı öldüğü an algılar!

B, Beytullah! Öz kendin, nokta : “Hacer’ül-esved!”

ZÂT-I ÂLÎ yüzüne dedik, elestte ‘“Evet!”’

Hakkı yenilen ÂLÎ açıklamadı gaybı!

Fakir çalıştı biraz tamir etmeye kaybı!

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

10 MUHARREM 1966

ANKARA

Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere sunup: Eğer doğru söyleyenlerden iseniz bunların isimlerini bana bildirin.” dedi. BAKARA-31

Allah: “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir.” dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: “Sema’nın ve Arz’ın gaybını Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?” dedi. BAKARA-33

Şeytan ikisini oradan kaydırdı, içinde bulundukları konumdan çıkardı. “İnin!” dedik. “Bir kısmınız bir kısmına düşmandır. Sizin için bir süreliğine Yeryüzü’nde yerleşim ve geçimlik vardır”. Bakara / 36

Onlara: “Allah’tan başka ilah yoktur” denildiği zaman onlar, büyükleniyorlardı. Sâffât / 35

Şunu bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Müminler ve kadın Müminler için, kendi günahın için bağışlanma dile! Dolaştığınız yeri ve varıp duracağınız yeri Allah biliyor. Muhammed / 19

Yüce Meclis’i dinleyemezler. Her yandan püskürtülürler. Saffat / 8

"Münakaşa ediyorlarken Yüce Meclis hakkında benim hiçbir bilgim olmadı". Sad / 69

Bir şeyi istediğimiz zaman, doğrusu onun için sözümüz ona “Ol!” dememizdir; artık böylece oluverir. Nahl / 40

Sema’nın ve Arz’ın eşsiz yaratıcısı! Bir işe karar kıldığı, doğrusu ona “Ol!” diyor; artık oluyor. Bakara / 117

İsa'nın durumu Allah'ın yanında Âdem'in durumu gibidir. Onu Topraktan yarattı, sonra O’na “Ol” dedi O da oluverdi. ÂLİ İMRÂN-59

Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, her şeyden münezzehtir. Allah bir şeyin olmasına karar verdiği zaman ona “Ol ” der, o da olur. MERYEM-35

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri, ona yalnızca: “Ol” demesidir; O da hemen oluverir. YÂSÎN-82

Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına Hükmetti mi ona yalnızca “Ol” der, O da hemen oluverir. MU'MİN-68

Gayb’ın anahtarları da O’nun katındadır. Onları O’ndan başkası bilmez. Deniz ve Kara’daki şeyleri de bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yer’in karanlıklarında bir tohum, yaştan ve kurudan ne varsa, açıkça bir kitapta yazılıdır. En’âm / 59

Yoksa Gayb onların katında mıdır ki, böylece yazıp duruyorlar? Tur /41

O, Gaybı Bilendir. Kendi Gaybını kimseye açıp göstermez. Cin/26

De ki: "Şüphesiz Benim Rabbim Hakkı (ortaya) koyar. O, Gaybleri Bilendir. SEBE/48

Sema’nın ve Arz’ın Gaybını Allah bilir. Allah, Basir’dir. Hucurat/18

Levh-i Mahfuz'dadır. Büruc-22

Allah’ın boyası! Boya bakımından Allah’tan daha güzel kim vardır? Biz sadece O’na kulluk etmekteyiz. Bakara / 138

Bir de: “Yahudî veya Nasrâni olun ki doğru yola erişesiniz!” dediler. De ki: “Evet! İbrahim’in Hanîf Milleti olmak üzere! O Müşrikler’den değildi”. BAKARA-135

De ki: “Allah doğru söyledi. Öyle ise Hanif olarak İbrahim'in Milleti’ne tabi olun. O müşriklerden değildi.” ÂLİ İMRÂN-95

Din bakımından, bir muhsin olduğu halde yüzünü Allah’a teslim etmiş, bir Hanîf olarak İbrahim’in Milleti’ne uymuş kimseden daha güzel kimdir? Allah İbrahim’i Halîl (dost) edindi. NİSÂ-125

“Ben, Hanîf olarak yüzümü, Arz’ı ve Sema’yı Yoktan İlk Yaratan’a yönelttim. Ben Müşrikler’den değilim”. EN'ÂM-79

De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu, doğru kalıcı bir dine, başka dinlerden sıyrılıp sâde Hakka özgü Hanif olan İbrâhimin Milleti’ne ki, O hiç bir zaman müşriklerden olmadı. EN'ÂM-161

İbrahim, Hanif olarak Allah'a yönelen bir ümmetti. Ve müşriklerden değildi. NAHL-120

Yine sana vahyettik ki; “Hanif olarak İbrahim’in Milleti’ne tabi’ ol!”. Müşrikler’den olmadı. Nahl / 123

O’na şirk koşmuşların dışında Allah için Hanîfler olmak üzere! Kim de Allah’a şirk koşarsa, sanki Gök’ten düşmüş şey gibidir; onu Kuşlar kapışır veya Rüzgâr çukur bir yere savurup atar. HACC-31

O halde Hanif olarak dine yüzünü tut. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah'ın fıtratına. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. RÛM-30

Oysa Allah'a kulluktan ve dini Hanifler olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten, zekatı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur. BEYYİNE-5

İbrahim ne Yahudi ne Nasrâni’ydi. O müslim bir Hanif ‘di ve müşriklerden olmamıştı. ÂLİ İMRÂN-67

Bir de Hanîf olarak yüzünü Din’e tut! Müşrikler’den olma! YÛNUS-105

Kendisinden başka İlah olmayan, Kayyûm Hayy Allah! O’nu ne uyku alır, ne uyuklama! Arz ve Sema’dakiler O’nundur. O’nun izniyle olan hariç, kim O’nun katında Şefaat edebilir? Onların ellerindekileri şeyleri ve arkalarındaki şeyleri biliyor. Dilediği şeyler dışında, O’nun İlmi’nden bir şeyi ihata edemezler. O’nun kürsüsü Arz’ı Sema’yı kaplamıştır; bu ikisini tutup korumak O’na ağır gelmez. Azîm Aliyy de O’dur. BAKARA-255

Kendisinden başka ilah olmayan Kayyûm Hayy Allah. ÂLİ İMRÂN-2

Dileyeceği kimseye Rahmet’ini tahsis eder. Allah Çok Büyük Lütuf sahibidir. ÂLİ İMRÂN-74

Allah ki O’ndan başka ilah yoktur; sizi elbette hakkında kuşku olmayan Kıyamet Günü’nde toplamaktadır. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır? Nisa / 87

Hani, senin Rabbin onların zürriyetini Âdem’in zuhûrundan çıkardı; onları nefislerine şahid tuttu: “Sizin rabbiniz değil miyim?” (elestu birabbikum kâlû belâ şehidnâ)“Evet öyle! Şahid olduk” dediler. Kıyamet günü “biz, bundan gâfildik” demeyesiniz! A'RÂF-172

Hani, senin Rabbin onların zürriyetini Âdem’in zuhûrundan çıkardı; onları nefislerine şahid tuttu: “Sizin Rabbiniz değil miyim?”. “Evet öyle! Ey Kitap ehli! Size bizim Resûlümüz geldi; Kitap’tan gizliyor olduğunuz şeylerden size çokca açıklıyor; Birçoğundan da muaf tutuyor. Size Allah’tan açıkça bir kitap ve nûr geldi. Maide / 15

O’nun izni Allah'a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil. AHZÂB-46

Allah, Sema’nın ve Arz’ın nurudur. O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. Yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara misal verir; Allah Alim’dir. Nûr / 35

De ki: “Ben, eğer Rabbime isyan ettiysem, çok büyük bir günün azabından korkarım”. En’âm / 15

Gruplar kendi aralarında ihtilafa düştü. Çok büyük bir gün’e tanıklık edeceklerinden, inkâr edenlere yazıklar olsun! Meryem / 37

“O’na kötülük etmeyin! Yoksa sizi çok büyük bir günün azabı yakalar”. Şu’arâ / 156

RAB'bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!” RAB Tanrı Musa'nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi.Musa, “Buyur!” diye yanıtladı. Tanrı, “Fazla yaklaşma” dedi, “Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Tevrat [Çıkış,3-5]

Biribirine kavuşan İki Deniz’i salıverdi. Rahman / 19

İkisinden İnci ve Mercan çıkıyor. Rahman / 22

Eğer Allah, onlara sürgün takdirinde bulunmamış olsaydı, kesinlikle dünyada azap verirdi. Onlara, ahirette ateşin azabı vardır. HAŞR-23

Allah size, Emanetler’i ehline vermenizi ve İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman Adalet’le hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Allah, Semi Basir’dir. Nisa / 58

Biz onların kalplerini ve gözlerini çeviririz. Tıpkı ilkin inanmadıkları gibi ve onları Tuğyan’ları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz. En’am / 110

Senin Fuad’ını sabitleyecek şekilde Rasûller’in haberlerinden her türlüsünü sana anlatıyoruz. Sana bunlarda Müminler için hatırlatmalar, uyarı ve Hakk geldi. Hud /120

Gördüğünü Fuad(ı) yalanlamadı. Necm / 11

“Elini koynuna sok bembeyaz çıksın! Kollarını kendine çek.İşte bunlar, Firavun ve ekibine senin Rabbinden iki Burhan’dır. Onlar fâsık bir kavim oldu”. Kasas / 32

Elini koynuna (göğsüne) sok! Bir diğer işaret olarak bembeyaz çıksın! Ta Ha / 22

Elini çekip çıkardı; hemen o bakanlar için bembeyaz! Şuara / 33

Din bakımından, bir muhsin olduğu halde yüzünü Allah’a teslim etmiş, bir Hanîf olarak İbrahim’in Milleti’ne uymuş kimseden daha güzel kimdir? Allah İbrahim’i Halîl (dost) edindi.

Dedik ki: “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol!”. Enbiya / 69

Kavminin cevabı: “Onu öldürün veya yakın!” demekten başka bir şey olmadı. Derken, Allah onu Ateş’ten kurtardı. İnanacak bir kavim için bunda elbette işaretler vardır. Ankebut / 24

Bir de Hanîf olarak yüzünü Din’e tut! Müşrikler’den olma! YÛNUS-105

De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu, doğru kalıcı bir dine, başka dinlerden sıyrılıp sâde Hakka özgü Hanif olan İbrâhimin Milleti’ne ki, O hiç bir zaman müşriklerden olmadı. EN'ÂM-161

İbrahim, Hanif olarak Allah'a yönelen bir ümmetti. Ve müşriklerden değildi. NAHL-120

Yine sana vahyettik ki; “Hanif olarak İbrahim’in Milleti’ne tabi’ ol!”. Müşrikler’den olmadı. Nahl / 123

O’na şirk koşmuşların dışında Allah için Hanîfler olmak üzere! Kim de Allah’a şirk koşarsa, sanki Gök’ten düşmüş şey gibidir; onu Kuşlar kapışır veya Rüzgâr çukur bir yere savurup atar. HACC-31

O’nun gerçek cihadıyla Allah (yolun) da cihad edin! Sizi O eleyerek seçti. Size Din’de hiçbir zorluk yapmadı; Babanız İbrahim’in milleti olmak üzere! Rasûl size şahid olsun, siz de İnsanlar’a şahidler olasınız diye hem önceden ve hem de bu Kur’ân’da sizi “Müslümanlar” olarak O adlandırdı. Salatı’ı kılın, Zekât’ı verin! Allah’a tutunun! O sizin mevlânızdır. O ne güzel Mevlâ’dır! Ne güzel Yardım Edici’dir! HACC-78

And olsun, Davud’a bizden lütuf olarak verdik. “Ey dağlar! Onunla birlikte yönelin! Kuşlar’ı da (verdik)!”.Demir’i de onun için yumuşattık. Sebe / 10

And olsun, Rasûllerimizi Beyyineler ile gönderdik! İnsanlar “Tam Adalet” ile uygulasınlar diye onlarla birlikte Mîzân’ı ve Kitab’ı indirdik. İçinde İnsanlar’a yararlı şeyler ve şiddetli bir sertlik bulunan DEMİR’i de indirdik.Allah da O’na ve O’nun Rasûlüne Gayb ile yardım edenleri bilsin! Allah, Azîz Kaviyy’dir. Hadid / 25

“Ben, Hanîf olarak yüzümü, Arz’ı ve Sema’yı Yoktan İlk Yaratan’a yönelttim. Ben Müşrikler’den değilim”. EN'ÂM-79

Oysa Allah'a kulluktan ve dini Hanifler olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten, zekatı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte doğru din budur. BEYYİNE-5

Oradaki kimselerin hepsi fânidir. Rahman / 26

İkrâm ve Celâl sahibi Rabbinin Vechi (yüzü) bâkîdir. Rahman /27

Allah ile birlikte bir başka ilaha yalvarma! O’ndan başka ilah yoktur. O’nun Vechesi’nden başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz. KASAS-88

De ki, O Allah Ehad’dır. Allah Samed’dir. Doğurmadı ve doğurulmadı. O’nun Birliğine denk yoktur. (İhlas/1,2,3,4)

Bizi Sirâta-l Mustakîm’e (dosdoğru yol) ile. Fatiha/6

Allah, benim de Rabb'im, sizin de Rabb'inizdir. O halde O'na ibadet edin. Sirâta-l Mustakîm (dosdoğru yol) budur. Ali İmran/51

Ve onları Sirâta-l Mustakîm’e (dosdoğru yol) sevk ederdik. Nisa/68

Bana kulluk edin. Sirâta-l Mustakîm (dosdoğru yol) budur. Yasin/61

Allah size ele geçireceğiniz; daha pek çok ganimet de va’ad etmiştir. İşte şunları hemen vermiş ve insanların elini sizden çektirmiştir ki, bu mü’minlere bir delil ve alâmet teşkil etsin ve sizi sırat-ı müstakime iletip eriştirsin. Fetih/20

Bunlardan başka; henüz elde edemediğiniz,ama Allah’ın kuşatıp ihata buyurduğu Allah her şeye Kâdir’dir. Fetih/21

(Zekeriya:) "Rabbim, bana bir alâmet ver " deyince ,"Sana alâmet; işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşamamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et" buyuruvermişti. Ali İmran /41MERYEM-10

“Yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” dedi. Araf/14

(İblis) dedi ki: “Beni azdırdığına yemin olsun, senin Doğru Yol’una onlar için pusu kurup otururum”. Araf/16

“Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından gelirim. Çoğunu şükredici bulmazsın”. Araf/17

Göz şaşmadı; sınırı da aşmadı. Necm/17

Orada boş söz işitmezler; günah işlemek de yoktur. Vakıa/25

Orada ne bir boş söz işitirler, ne bir Tekzib (yalanlama)! Nebe/35

Orada birbirine kadeh sunarlar. Orada ne bir boş söz vardır, ne de günah işlemek! Tur/23

Yine O’nun âyetlerindendir: Sema’nın ve Arz’ın O’nun Emri’yle durması, sonra sizi bir çağırış çağırdığı vakit Arz’dan derhal siz çıkarsınız. Rum/25

Onların gözleri zillet ve dehşetten düşmüş, olarak, sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacaklardır. Kamer/7

Sanki onlar, dikili hedeflere koşuyor gibi, hızla gömütlerinden (kabirlerinden) çıkacakları gün. Mearic/43

EK BİLGİLER;

BURHAN (BURQAN): Buran (döndüren) grup. Bunun anlamı; “Burulmadan (kurbtan) doğan fizikal tesir”’dir. Einstein bu kavrama “gravitasyon” demekte ve bunu da “4 boyutlu zaman-mekan kurbundan doğan fizikal tesir” şeklinde tarif etmektedir. (K. MİRŞAN)

BUYRUK (BUYURIQ): Kumandan. (K. MİRŞAN)

EMİR (EM-ER): Varlık haline gelmeye erişme, yeniden var olma, yeniden vücut bulma. (K. MİRŞAN)

İSİS (ES-İS): Ruh. (K. MİRŞAN)