İNSÂNIN ÖZGEÇMİŞİ
Kaburga kemiğinden! Bil ki Havvâ çıkmadı! ‘Yan taraf!’ Bu sözcüğün İbranicede adı! Çift cinsin bir tarafı! Eksildi her bedende! Mantıksız! ‘Şeffaf vücûd’ için ‘kemik’ isnadı!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“İNSÂNIN ÖZGEÇMİŞİ”
Cinler! Düzene karşı sınırlarını aştı!
Üç yüz milyon yıl! İnsân yaratmaya uğraştı!
Ortaya çıktı! Rûhsuz! Duygusuz! Canavarlar!
Ve hepsi yok edildi! ALLAH’ın sabrı taştı!
Zîrâ ‘“HANÎF DÎN”’ denen! Var ‘“Yaratım kanunu!”’
‘“Fıtrat düzeni!”’ ‘“Kimse değiştiremez onu!”’
Uygulamasını, HAK! Yalnız Âdem’e verir!
Ne cin! Ne Melek bilmez! Yâni ‘“KAF”’ ile ‘“NÛN”’u!
ALLAH ile ZÂT’ından, çıkmış olan birer nûr,
Meleğin fışkırttığı, saydam bedene konur!
Güneş sistemimizden bir önceki sistemde,
Erene, ‘“Melek”’ denir! ‘Ay rûhudur!’ Ne onur!
Ay'ın ilk gün, kayığa benzer boyu ve eni!
Zikret ALLAH’a eşit! ‘Hilâl’ ismi vereni!
İnsân! Hayvân! Bitki! Ve mâdene! Giysi biçen,
‘“Bu dört çiftin”’ terzisi! ‘“Nûh”’ denen Ay ereni!
‘“Uzun süreçten geçtik!”’ ‘“Değmez bu anılmaya!”’
Vardı bir şeffaf vücûd ile bir çift HAK maya!
Bu iki zıt şey! Temas edemediği için!
Hiç bilincimiz yoktu! Gerek vardı yamaya!
Şeffaftı! Bedenimiz gibi, o zaman Arzda!
İçi Haktı! Dışıysa, Cennete benzer tarzda!
Mayamız ‘“Sekîne”’yle! Hep diri ve tok idik!
Anlam yoktu bize hiç! İbâdet denen farzda!
Hepimiz! Bir tek vücûd olmuş idik! Arz gibi!
Pozitif ve Negatif! Müthiş bir güç sâhibi!
Âdem ile Havvâ’dan ibâret bir bütündük!
Kendimiz! Kendimizin idik yani râhibi!
‘“Bir bütün ilk genden HAK! İnsânı yarattım”’der,
Yâni Âdem ve Havvâ! Bütün bir ilk gen eder!
Şeffaf ırkın! Çift cinsli olduğuna kanıt bu!
Biraz yoğun Âdem’den! Havvâ çıkardı peder!
Gölgemize girerdik! Kendimizi yansıtıp!
‘Birden yalnız bir çıkar!’ Sırrıydı bu! Tıpa tıp!
Ölmeden ve doğmadan! Sürekli yaşar idik!
HAK der: ‘“Yapamayacak bunu, hiç bir zaman tıp!”’
Gözeneklerimizden! Fışkırırdık ter gibi!
Başka şeffaf bir eve! Taşınmak ister gibi,
Eski bedenimizden! Yenisine geçerdik!
‘“Belkıs’ın sarayını! Nâkil eden Er gibi!”’
Bu iki ırka Tevrât! Demektedir ‘“Hayâlet!”’
Milyonlarca yıl rüyâ görmüşüz biz! Hayâl et!
Giderek bedenimiz! Ve de Arz yoğunlaştı!
‘“Cinlerdi! Süleyman’a bu inşâatta âlet!”’
Böylece! Yarı şeffaf üçüncü ırk göründü!
Erkek veyâhut dişi! Bir bedene büründü!
‘Gönül perdesi!’ Henüz tam kapanmadığından,
O ne seks hırsı! Ne de kâfirlikte süründü!
Kaburga kemiğinden! Bil ki Havvâ çıkmadı!
‘Yan taraf!’ Bu sözcüğün İbranicede adı!
Çift cinsin bir tarafı! Eksildi her bedende!
Mantıksız! ‘Şeffaf vücûd’ için ‘kemik’ isnadı!
Üçüncü ırk! Çift cinse ayrılmadan az önce,
Bir ‘KUTUB’ indi! Ölmez! Vücûdu yapay bence!
Kur’anda!‘“İBRÂHİM’e inen yüce kurbân”’ o!
Benzer! RESÛL’ün Miraç anı gördüğü “Genç”e!
‘Kutub’dan sonra! ‘Dört ZÂT !’ Dünyâya şeref verdi!
ALLAH! ‘“Cennette akan ‘“Dört ırmak”’ adı verdi!”’
Mirâçta ‘“Son sınır”’dır! Ne yaparsak yazarlar!
Her an kutbun emrini yapmak! Onların derdi!
‘Doğum sancısı’ demek! İbrânîcede ‘“Hâbil!”’
‘“Hâbil!”’ ‘Kadına!’ ‘“Kabîl”’erkeğedir! Mukabil!
Hiç kendi kardeşini! Bu sâf ırk katleder mi?
‘Bekâret kanı’ sâde akıtmış idi Kabîl!
Kendimizi bilmezdik mâsûm iken! Ne acı!
‘“Sekîne”’mizin vardı! ‘Akıl’a ihtiyacı!
Maddeyi! ‘“Ruh”’umuzla bağlayacak çengele,
Dendi ‘“İyi ve kötü şeyi bilme ağacı!”’
‘“Tevrât’ta yasaklanan ağaç!”’ ‘Akıl’ ağacı,
Yâni ben bilincini veren Rûhun aracı!
Bu ağaç belkemiği! Ve suyu, omurilik!
Cennetin eksenini! İblîs sanmak ne acı!
Kur’anda HAK! ‘“İncir ve Zeytine”’ eder yemin!
‘“Zeytin”’ yağından yanar! Kalb lâmbası Âdem’in!
Alev üçgen! Üç parça! Aynen ‘“İncir”’ yaprağı!
Anla! Hangi ‘“Ateş”’te! İbrahim oldu emin!
Âdem’den sonra gelen peygamber! Kur’anda ‘“ŞİT”’,
‘Çiftleşmeyle!’ Hâbil’den doğan ilk halk bu! İşit!
Ölmeden! Îsâ gibi! Hepsi semâya çıktı!
Yâni şeffaf ırk! Rûhla bütünleşti bir çeşit!
‘Oğlak Burcundakiler!’ Bu aklı ışınladı!
Kur’anda! ‘“Rûh üfleyen Cibril!”’ Onların adı!
‘Benlik’ veren bu ışın için! Tevrât ‘“Yılan”’ der!
Kilise ise! Atar ona ‘Şeytan’ isnadı!
Hâlbuki ‘Yılan’, şimşek simgesi! Zikzak gider!
Uyurken halka olup ‘Uçan dâireyim’ der!
Belkemiği, ‘Sîna’da ayağa kalkmış yılan!’
Işın ordan girdi mi! Çıkarken olur ‘Ejder!’
Bu ‘Güneş Erenleri!’ Işın edince ihsân,
Sâf hayvânlık hâlimiz bitip, olduk sâf insân!
Işınımız ipiyle! Erenimize çıktık!
Buna ‘“PUTSUZ DÎN”’ diyor, Kur’anda ki HAK lisân!
Beden yarı şeffaftı! Melekler ile eşit!
Bizim için Gayb yoktu! HAK’la olduk bir çeşit!
Hiç günâhsız ölerek! Hemence doğuyorduk!
HAK der: ‘“Ölmeyip Göğe çıktı!”’ ‘“ÎSÂ ile ŞİT!”’
Güneş Ereni sırf RÛH! ‘Gölgesi düşmez yere!’
Şeffaf bedeni yok ki! Fışkırtıp halka vere!
‘Bâkir delikanlıdır!’ Arzla temastan kaçar!
‘“Eskilerden de eski”’ der Kur’an! Akıl ere!
‘“Eskiler”’, Ay ereni! Güneş ereni ise,
Ondan eski âlemde erdi! ‘Kıdem’, hâdise!
Bunlar! Daha da eski ‘Dört kâtibe’ bağlıdır!
Kâtiplerse! En eski, ‘“RAHMÂN”’ denen reîse!
Birkaç Güneş Ereni! Bizzat bedene indi!
Bir ‘“SEKÎNE”’ olarak! Onu ‘Mesken’ edindi!
‘“RAHMÂN ARŞ'ın üstüne yansıyıp”’ ‘“HAK dost”’ oldu!
‘“Âdem'e secde etti”’ ışınlı! Özlem dindi!
Tevrât ‘“Işıklı Melek Gökten yere düştü”’ der!
‘“Yer kızına aşkını onun”’ hikâye eder!
HAK der: ‘“Âdem düşmedi! Yüce makamdan kaydı!”’
Papanın yorumuysa, ‘Şeytan’ı kovdu Peder!’
İblîs’in hilesiyle! Mümkün mü düşsün Âdem!
‘“ALLAH’IN her ismini, biliyor iken o dem!”’
Şeffaf ırk da olamaz! İblîs’in aldattığı!
Işınlanmadan önce! Bilinçsizdi o mâdem!
Kimi Eren, ‘kirlenir’ diye ışınlamadı!
‘“Toprağa secde etmem!”’ Diye geçendir adı!
Işınsızlar, hayvânla yattı! Canavar doğdu!
Pahâlıya mâl oldu! ‘“Kibirli”’nin inâdı!
Zîrâ iki ayaklı bir hayvândı! Canavar!
Hem kuyruğu! Hem uzun saçlı insân başı var!
‘Deniz kızına’ âit efsâne bundan çıktı!
Zıt cins dölünü, ‘“Fıtrat”’ lânetler! ‘“HANÎF ”’, kovar!
‘“İlk günâh ilk çiftleşme!”’ Demektedir kilise!
Cennetten kovulmaya, çiftleşme neden ise!
Niçin HAK! Toprağı da lânetleyerek dedi:
‘“Artık sırf diken bitir?”’ Anlamlı bir hâdise!
Demek hem beden! Hem Arz! Şeffaflığı yitirdi!
Rûh, ‘Hayvân postu giydi!’ Sâf Arz, diken bitirdi!
‘“Edeb yerini, edeb ziyneti ile örtün”’,
Diye bu husûsta HAK, bize misâl getirdi!
Dördüncü ırk ortaya çıkınca! Işınsızlar,
Dişi canavarlarla çiftleşti! Yürek sızlar!
İlk maymunlar türedi! Yani İnsân, maymundan
Değil! Maymun, insândan gelir! Darvin duysun âr!
ALLAH MUHAMMED’e der:‘“Tartışırken Yüceler,
Sen orada değildin!”’ ‘“Özünden”’ bu heceler!
Öyleyse ‘“Yüce”’ demek! Öz demek! En son İblîs,
‘“Öz”’ü tartışıp düştü! HAK! ‘“Kibirli”’yi eler!
Işınlamayanlara! Dedi kükreyerek HAK,
‘Işınsıza secdeye, oldunuz siz müstahak!’
Kirlenmeden korkarak! Kirlettiniz sâf ırkı!
Bencil! Eren de olsa! Affetmem ben muhakkak!
Hepsi! Işınsızlara acele ışın verdi!
Canavarla yatanlar! İlkel akıla erdi!
Geri zekâlı oldu! Ama HAK dışlamadı!
Zîrâ RABB-ÜL-ÂLEMİN, her kulunu severdi!
Tevrât’ta‘“Devler”’dir bil! Dördüncü ırkın ismi!
Dinozorlardan bile! Çok büyük idi cismi!
İçi ve dışı gören! Üçüncü gözü vardı,
Her cine hükmederdi! Bir fotokopi resmi!
Giderek! Beden ve Arz en yoğun hâli aldı!
‘Özleri’ perdelenip kara büyüye daldı!
Her biri Süleymanken! İfrit ’e bağlı oldu!
Rûhunu yitirmemiş bir avuç insân kaldı!
Kur’an der:‘“Kullanırdı her bir cini Süleyman!”’
Hepsi kaçtı, ‘“Bastonu kırılıp düştüğü an!”’
Saltanatı ayakta tutan belkemiğini,
‘“Kurt kemirdi mi!”’ Artık velîde kalmaz derman!
Tevrât der:“’Gökten düşen Âdem, çıplak süründü!”’
‘“Bir hayvân postuna o en sonunda büründü!”’
Bu post! Atlantislinin hayvânlaşmış vücûdu!
Artık ona ne Rûhu! Ne de Kutbu! Göründü!
Rûh tam perdelenince! Ortaya çıktı akıl!
‘Görmediğin ALLAH’a’ dedi ‘artık namaz kıl!’
Umudu pazarladı! Dîn komisyoncuları!
Her biri bir dîn kurup dedi, ‘Peşime takıl!’
İki göz kapayınca! Üçüncü gözü,saptı!
‘Kendi özü’ yerine! Cine dost olup taptı!
Ölene! Hortlağını koyup kullandı zombi!
Dinozora cin sokup konuşan bekçi yaptı!
Artık vâdesi gelen! ‘“Tûfan”’ denen saattı!
Ay, okyanusu çekti! Arzın ekseni yattı!
Tûfandan önce! KUTB'un mesajı üzerine,
Göç etmiş ‘“NÛH kavmi”’nin dışında! Hepsi battı!
İlk iki ırkın yurdu! Kuzey Kutbu bölgesi!
Avustralya oldu! Üçüncü ırk belgesi!
ATLANTİS! Atlantikde batarken asya çıktı!
Tibet! Mısır! Mekke’ye! Vurdu Kutbun gölgesi!
Beşinci ana ırkız artık! Derimiz beyaz!
Tekrâr şeffaflaşmaya başladık! Ama çok az!
Bir milyon yıl geçti! Ve beşinci alt ırktayız!
Hâlâ körüz! Ve hâlâ ‘EGO’dan alırız haz!
Yarım milyon yıl sonra! Biterek bu karanlık!
Bu alt ırkın sonunda! MEHDÎ çıkar bir anlık!
Mâvi ciltli altıncı ve yedinci alt ırk ise,
Amerika da türer! İnsânlaşır insânlık!
Yasa gereği Kutub! Yer’e vererek emir,
Der: ‘“Kıyâmet saati”’ geldi! İnsân ye! Semir!
Beşinci ana ırkı! Yer, ‘“Deprem”’le yer! Yutar!
Volkanlar ateş kusup lâv gibi akar demir!
Üç tip saç kesiti var: ‘Yassı! Oval! Yuvarlak!’
Siyah, Sarı ve beyaz son üç ırktır! Ver kulak!
İlk iki ırk şeffaftı! Saçı, kemiği yoktu!
Boşuna aramayın! Kazıda çıkmaz hortlak!
Üçüncü ırk sonunda! İlk gerçek fizik insân,
Çıktı on sekiz milyon yıl önce! Büyük ihsân!
Zîrâ milyarlarca yıl! Rûh yâni biliç yoktu!
Melek gibi robottu! Hem yoktu harf harf lisân!
Rahimde! ‘Mâden, bitki, hayvân’ evrimimiz var!
Bunlar tanık! İlk üç ırk, olduğumuza davar!
Sonda insân oluruz! Bak ALLAH der ‘“RAHMÂN’dır,
İnsânı halk edip RÛH ve dil veren”’ yüce yâr!
Her ırkta yedi alt ırk biribirini izler,
Başında ve sonunda ortaya çıkar ‘“Bizler!”’
Ateş ve Su sırayla yutar her ana ırkı!
Kırk dokuz alt ırk, bir de Kutub, ‘Elli’ yi gizler!
Beş ırkın şâhididir! Bizde olan beş duyu!
Hepsi yalancı şâhit! Yine sen hâlâ uyu!
Altıncı ırk! Altıncı duyuyla Gayb’ı görür!
Yedinci ırkın ise! ALLAH’a benzer huyu!
Çift omurilik ve çift cinsli olur her beden!
Işıkla beslenir ve doğarız çiftleşmeden!
Hem biz! Hem de Arz! Birer nûr topuna döneriz!
Yiten Cenneti! Tekrar bize verir halk eden!
MEHDÎ kucaklayarak! Bizlere ‘Evlâdım’ der!
Elini öpüp, ona ağlayıp deriz: ‘PEDER!’
Yüzünü açar! Meğer her Mehdî! O Kutubmuş!
‘“Yüce kurbân”’ı görüp ehlibeyt secde eder!
‘Başak’ burcuna kadar! Her burç bâkire insân!
Cinsel birleşme! ‘Akrep’ ile edildi ihsân!
Bir burç yarılıp iki burç on burca eklendi!
Tevrât’ta! ‘“İlk on nebî!”’ ‘“Bu on burç!”’ Der, HAK lisân!
Kur’anda ki her nebi ! ‘“Has”’ ve ‘“Benzetme”’ âyet !
Sâde semboldür deme! Et edebe riayet!
Bilhassa Kur’anda ki en büyük yedi nebî!
Omuriliğindeki ‘Yedi Ton!’ Güçlü gayet!
‘BLAVATSKİ’ nindir bu mesajın ‘Vizyonu!’
‘“Kitab ilmi”’yle Uluğ bir parça açtı! Onu!
Olmuş! Hem de olacak! Her şey ‘“Saklı kitab”’da!
Gönül gözünü açıp seyret televizyonu!
BU MESAJ ne hayâldir! Ne hikâye! Ne masal!
Çünkü bir çok âyetle! Kanıtlıdır her misâl!
Erdiğin an görürsün! Bütün özgeçmişini!
Kendin masal olmadan! Bu kıssadan hisse al!
M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
İZMİR- 12.02.1997