KÂBE
Âile kapsar baba ve anne ve evlâdı! Tevrât’ta ‘“Elohim!”’ Ve Kur’anda ‘“Biz”’dir adı!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“KÂBE”
Baba! Anne! Ve Evlât! Oluşturur âile!
Bunları rakamla yaz! Bir! İki! Üç! Dört! İle!
İki: aynada ki bir! Bir artı iki: evlât!
Kamet: Bir! Rükû: iki! Secde: üç! Ve dört: salât!
Âile kapsar baba ve anne ve evlâdı!
Tevrât’ta ‘“Elohim!”’ Ve Kur’anda ‘“Biz”’dir adı!
Zîrâ dört de vardır bak! Hem Bir! Hem İki! Hem üç!
Topla! Hepsi ‘on’ eder! Yani her sayı bu güç!
Sıfır ve on arası çünkü bütün rakamlar!
Hepsini topla! ‘Kırk beş!’ Âdem’dir tüm makamlar!
Nokta! Çizgi! Yüzey! Küp! Yâni Bir, İki, Üç, Dört!
Rûh! Madde! Sekîne! Arz! Kâbe’dir Arz sırrı!Ört!
Şekli kibrit kutusu! Her bir kenarını aç!
Olur iki kolunu açmış insân! Yani haç!
Hayvân simgesi, açık iki kol! Şekli yatay!
Yirmi sekiz raşidyen siniri yönetir Ay!
Onu Rûh dıştan güder! Bu yüzden iç güdü var!
‘Rüyâda’ gibi yaşar! Yarım bilinçli davar!
Haçın yukarı kolu, insân! Koru onuru!
Otuz üç omur, dikey alır güneşten nûru!
Ayağa kalkmış artık! Uykusundan uyanıp!
Özgürlüğüne sâhip! Sırf kendine dayanıp!
‘Ben bilinci!’ Sâdece insâna âit! Niçin?
Rûhu onu içinden yönlendirdiği için!
Bir tek insânda vardır! Uyanmış olma hâli!
Bu yüzden lâyık ona denilse ‘ZÂT-I ÂLÎ!’
Haçın aşağı kolu! Baş aşağı bir insân!
Ağzı toprak altında! Rahmi yukarda her an!
Nûru ters aldığından! Var ‘uykudaki bilinç!’
Rahmi üstte döllenir! Ne haz duyar! Ne sevinç!
Güzel solur! Hoş kokar bak! Hem bitki! Hem ağaç!
Seksin, pislik olduğu kanıtlı! Gözünü aç!
Haç toprağa dikili! Toprak hepsine taban!
‘Derin trans bilinci!’ Vardır mâdende her an!
‘Rûhtur!’ Haç ortasında ortak olan o nokta!
ÂLÎ’dir O! Bilinci, çünkü hem var! Hem yok’ta!
O’dur AHMED bedenli! Kâbe’nin “Kara taşı!”
El sürüp ondan el al! O, RABB’e âit aşı!
O zaman anımsarsın Kâbe neyin timsâli!
Anlarsın niçin doğdu orda HAZRET-İ ÂLÎ!
Hac, kara taşla başlar! Ve kara taşla biter!
Âdem bir nokta gibi, ‘“Hem ilk! Hem son olan”’ er!
‘“Şehirlerin annesi Mekke!”’ Toprak anteni!
Mekke’de doğdu RESÛL! Kâbe toprağı, teni!
Kâbe ‘emin!’ Çünkü O, MUHAMMED’ÜL-EMİNDİR!
Rahime girer iken, verdiğimiz yemindir!
Kâbe dışında vardır! Ancak bir alternatif!
Cehennem O! Çalış da canını eyle lâtif!
Kâbe Âdem sembolü! Onun yüzü “Kara taş!”
Kapısı yere yakın! ‘“Secde et!”’ ‘Eşiği aş!’
Âdem gibi! Cennetten düşüp kararmış yüzü!
Af olunca ağarmış! Taşın içyüzde özü!
Elini sürüyorken! Yüzüne bakar sana!
Sana der:‘Benim gibi sağ, tarafta olsana!’
İBRÂHİM’in dinine ‘“HANÎF DÎN”’der, ERRAHÎM!
Kâbe ‘“HANÎF DÎN!”’ Zirâ inşâ etti İBRAHİM!
Kâbe’de saklı! Bütün ‘“HANÎF DÎN”’in esrârı!
Ona yönelmemizde! Budur HAKK’ın ısrârı!
Kâbe ilmin yapısı! ÂLÎ “İlmin kapısı!”
EHLİBEYTİN elinde! Bu mâbedin tapusu!
Taşın tam karşısında! Bulunuyor bak ‘“Zemzem!”’
FÂTMA’nın radyasyonu ile yıkanmak elzem!
Kâbe’nin çatısını! Tutuyor bak ‘dört direk!’
Bunlar ‘“Arşı taşıyan dört melektir!”’ Mübârek!
Bu, dört yüce meleğin adıdır! Olma gafil!
‘“Mikâil! Cebrâil”’ ve ‘“Azrâil”’ ve ‘“İsrâfil!”’
‘“Melek Arza inince, hep insân olur mâdem!”’
Benzerleri, İBRÂHİM! AHMED! ÎSÂ! Ve ÂDEM!
Kâbe ‘“Arş”’tır! Harçları: Toprak! Su! Ateş! Hava!
Kâbe ‘“Cennet!”’ Eder o, ‘“Dört tür akım”’ ihtiva!
Kâbe ‘sekiz köşeli!’ ‘“Sekiz Cennet”’e bedel!
Ona kalkan el için! HAK der:‘“Kırılası el!”’
Tamam ‘yirmi dört açı!’ Var bak! Sekiz köşede!
Sen gece ile gündüz, on ikişer saat de!
Her saate, iki kez bakar! ON İKİ İMÂM!
On iki çift kaburga arasında kâlb tamam!
‘“Kaburga kemiğinden Âdem’in çıktı dişi!”’
Nefis, dişi kelime! Çıkaran, erkek kişi!
İmâmların nefsinden çıktı bütün insânlar!
Havvâ, Âdem’den çıktı! Anlayan, böyle anlar!
Arz da AHMED nefsinden çıktı! İmâmlar ise,
RESÛL’ün zevceleri hepsi! Gerçek hâdise!
İmâmın nefsi RESÛL! Şu âyeti oku! Kalk:
‘“Kendi nefislerinden zevceleri oldu halk!”’
İçte bizim zevcimiz! Zevcesi MUHAMMED’in!‘
“FÂTIR”’ sırrı üstüne, kuruludur ‘“FITRAT DÎN!”
Zîrâ ‘“YÜCE MECLİS”’in nefsi, FATIMA’dır, bil!
İmâm ilk ondan çıkar! FÂTMA, zevç’e mukabil!
Demek, FATMA yukarda zevç! Aşağıda zevce!
Erkek olan dişi O ! ‘“FÂTIR”’ O! Kutla evce!
Dört yüce melek vahyi ‘“LEVH-İ MAHFÛZ”’dan alır!
‘“LEVH-İ MAHFÛZ”’ FÂTMA’dır! Gören hayrette kalır!
Bunun, bizzat MUHAMMED oluyordu şâhidi!
FÂTMA girince, Cibril ayağa kalkar idi!
FÂTIMA’yı ÂLÎ’ye bizzat Cebrâil verdi!
RESÛL, FÂTMA’yı “Benim aynim” diye severdi!
Bu sevgi, ona karşı haset çekti ebedî!
Bekir mîrâs vermedi! Ve Ayşe gömdürmedi!
EHLİBEYTE ihânet edenler, görür yarın!
O hâinleri, sizler bu şekilde uyarın!
M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
İZMİR – 24.01.1999