SÖZLEŞME (AHİT) SANDIĞI
Hani var ya! Mûsâ’nın ‘“Kutsal ahit sandığı!”’ Değil o asla! Halkın hayâl edip sandığı!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“SÖZLEŞME SANDIĞI”
Hani var ya! Mûsâ’nın ‘“Kutsal ahit sandığı!”’
Değil o asla! Halkın hayâl edip sandığı!
‘“RAB târif etti onu!”’ ‘“Dağda, inceden ince!”’
Mûsâ da imâl etti! Hemen dağdan inince!
‘“Dağdan inerken Mûsâ, yüzünü örttü!”’ Niçin?
‘“Gözü kaymadan!”’ ‘“Halkın bakabilmesi için!”’
‘“Altın kaplı tahtaydı sandık, boyu beş karış!”’
‘“Eni üç, yükseklik üç karış!”’ ‘“İşi iç barış!”’
‘“SEKÎNE’nin sandığı”’ ismine budur neden!
Özünle helâlleşmen için büründün beden!
‘“SEKÎNE”’den başka şey ‘“iç barışı”’ sağlamaz!
‘“Kâlbinde îmân”’ olan! Mağarada ağlamaz!
‘“Bir insân boyutunda!”’ ‘“Tabût gibiydi cismi!”’
‘“Altın kaplı kapağı vardı!”’ ‘“Tövbe”’ydi ismi!
‘“Kanatlı iki melek!”’ ‘“Yüz üstü karşı karşı!”’
‘“Yatmış idi üstüne!”’ ‘“Taşımak için Arşı!”’
‘Çok yakınken tabuta!’ ‘Bak etmekteler secde!’
‘İçinde HAK var’ diye geldiklerinden vecde!
Bu meleklere! Tevrât demekte ‘“Kerrubiyan!”’
İbranîce ‘RAB gibi’ demek! Bu sırra uyan!
‘“Sekîne”’ tohumunu! Uyandırırlar kâlbde!
Onlara! ‘Yengeç burcu YÜCE ERENLERİ’ de!
‘Sekîne rûh’umuzu! Bize ilk onlar verdi!
Bu sayede! İnsânlık ‘şeffaf bedene’ erdi!
Şeytana uyup sonra! Cennetten Arza indi!
Şeffaf âlemden! Düşüp fizik beden edindi!
‘Cennete giremesin’ diye ermeden Âdem!
‘“Sekîne”’yi korurlar ondan! Bekçiler her dem!
‘“Sekîne”’dir cennette! ‘“Sonsuz hayât ağacı!”’
Ölmeden bulamazsan! Hep ölürsün! Ne acı!
‘“Cennet ırmakları”’nı denetler Kerrubiyan!
‘“Şeflerinden nakloldu”’ ‘“TEVRÂT”’ denilen beyân!
‘“Cismi toprak, çift Melek!”’ ‘“Mûsâ’ya oldu rehber!”’
‘“Mûsâ onlarla aldı çölde!”’ ‘“RABB’inden haber!”’
‘“Altın kaplama idi!”’ ‘“Her parçasıyla tabût!”’
‘“Sekîne”’için‘“Altın tek iletken”’ der ‘“MABUD!”’
‘“RAB iki levha yaptı!”’ ‘“Yontarak iki taşı!”’
‘“İki ismini yazdı!”’ ‘Halk olsun’ diye aşı!
‘“Sandığa dikey koydu!”’ ‘“İki eşit levhayı!”’
İki kutub yansıttı! İlk güneşi ve ayı!
Kâbe de iki taş var: ‘Siyah taş!’ Ve ‘esat taş!’
‘Esat’, en mutlu demek! ‘“Sözünü tut!”’ Yolu aş!
Bu çift taştır ‘“ZÜLKARNEYN !”’ ‘İki boynuzlu kutup!’
‘“RABB’e verdiğin sözü hatırla!”’ ‘“Onu tutup!”’
Kâlbin bak başkalaşır! Döner iken Kâbe’den!
Çünkü biraz ‘“Sekîne”’ almıştır fizik beden!
Sandıktaki taşlara, ‘şahâdet taşı’ denir!
‘Kelime-i Şahâdet!’ ‘“RABB’i görüp ödenir!”’
Sandığın bulunduğu çadırdaki bölüme!
‘“Mûsâ ve Hârun hariç!”’ ‘“Girmek denkti ölüme!”’
Kutsal bir edeb yeri! Gibiydi bu yer : mahrem!
Tek girilirdi! Kâbe bu yüzden ‘“Beyt-i harem!”’
‘“İki taş ortasına, Mûsâ dikip gözünü!”’
‘“Bakıp da zikredince!”’ ‘“Ezeldeki sözünü!”’
‘“İki taş ortasında, oluşarak bir hale!”’
‘“Dönüşüyordu birden!”’ ‘“Şeffaf bedenli hâle!”’
‘“Çift melik arasında!”’ ‘“Dineliyordu bir ZÂT!”’
‘“Çölde halkın önünde!”’ ‘“Yürüyordu o bizzat!”’
‘“Mûsâ gibi!”’ ‘“Onun da yüzü her an örtülü:!”’
‘“Açamıyordu kimse!”’ ‘“Ölmeden !”’ ‘“Işık tülü!”’
‘“İMÂM”’ en önde demek! ‘“MÜBÎN”’ ise: aşikâr!
‘“MÜBÎN İMÂM”’ ‘“Bu şeffaf imâmdır!”’ ‘“Etme inkâr!”’
Bu halîfesiyle! RAB kanıtlayıp kendini!
Açıkladı ümmete! Ne idi ‘“HANİF DİNİ”’
‘İçindeki Âdem’i, ölmeden gördü ilk kez!
Anladı Âdem imiş! ‘“Kaşlar arası merkez!”’
‘“İki taş ve iki kaş!”’ ‘“Arasındadır mirâç!”’
Titret iki noktayı! Üçüncü gözünü aç!
‘İpofiz’ ve ‘epifiz!’ İki noktanın adı!
Kimse ‘üçüncü göz’e! Dışardan bakamadı!
Beyninde görürsün bak! Dıştaki şeyi bile!
Evren içimizdedir! Tüm yıldızları ile!
Eski Rusya da vardı! Bu sırdan kopya âdet!
İster bunu boş inanç! İstersen gerçek addet!
Olunca dokuz Ocak gece yarısı sene!
Kız, RABB’e derdi;‘Bana eşimi göstersene!’
İki ayna koyardı! Karşılıklı ve eşit!
Arasında iki mum yanardı! Ayni çeşit!
İki mum arasına! Kız sürekli bakardı!
Heyecândan! Ter basıp vücûdunu yakardı!
Aynalar arasında! Bir hayâl görünürdü!
Hayâl yaklaşıp bir bey hâline bürünürdü!
Ama bu bey öpmeden kızı! Mumlar sönmeli!
Yoksa! Kızın elini sıkar! Bir cinin eli!
Bırakıp burda kızı! İlerdeki beyine!
Dönelim biz! ‘“Sekîne sandığı”’mıza yine!
‘“Dört halkası, dört kolu!”’ ‘“Vardı kutsal sandığın!”’
Toprak, su, hava, ateş adlı beden sandığın!
‘“Dört kolla taşınırdı”’ ‘“Çölde bu minik Kâbe!”’
‘“Dört kol çıkarılırdı!”’ ‘“Dinlenirken sahâbe!”’
Yâni terk edilince ölümle! Fizik beden!
‘Sandığını yeniden taşı!’ Derdi halk eden!
‘“Vaad edilen yurdu!”’ ‘“Varıldığında ancak!”’
RAB dedi: ‘“Taşıyıcı dört kol çıkarılacak!”’
O yurdun adı;‘“Selâm”’ ve‘“Süleyman mâbedî!”’
‘“Çekiçsiz inşâ olmuş!”’ ‘“Yâni şeffaf ebedî!”’
Bu yüzden ‘Sekîne’nin tabutu!’ Öbür adı!
Işık bedene sâhib! Gerçek Âdem evlâdı!
Kâbe sâbit bir sandık! Zîrâ dört kollu değil!
Tabut gibi mezara gitmez! Bu farka eğil!
Sensin, ahdin sandığı! Onun örtüsü tövbe!
Tövbe et! RABB’in ‘Nokta’ ile üstündeki ‘B!’
Yoksa! Olursun çağlar boyu sandık hamalı!
Hâs evlât! Hâs anne ve babasını bulmalı!
Tövbe bak! Tabut ile iki melek arası!
‘“Yüze secde etmeyen!”’ ‘“İçindir yüz karası!”’
Kâbe’nin bulunduğu beldenin adı ‘“Emin!”’
Taşa ‘MUHAMMED ÂLÎ’ yazdı ! RABB-ÜL-ÂLEMİN!
Âdem ‘“RABB’imsin”’ diye HAKK’a verirken ahit!
‘Bu iki taş!’ Âdem’in sözüne oldu şâhit!
Bu nedenle sandığın adı ‘“AHİT SANDIĞI!”’
Herkesin her nefeste‘“HÛ!”’ ‘“HÛ !”’ diye andığı!
‘“Yüce melekler gibi!”’‘“Başında taşı ARŞ'ı!”’
Yoksa! Olursun İblîs gibi! ‘“RAHMÂN’a karşı!”’
M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 19.06.1999
(NOT : Kıyametname kitabının bütün metinlerinde üç tırnaklılar Ayet ,iki tırnaklılar Hadis (Hz. Muhammed’in (s.a.a) gerçek sözleri),tek tırnaklılar Rivayet’tir. Cümle sonunda geçen sayılar; cümlede tırnak içinde geçen ‘kelimenin/kelimelerin’ Ebced ilmindeki sayısal karşılığıdır. Ebced ; Arapça’ya özgü sayısal şifreleme sistemidir. Buradan sonra yazılan kısmın yazarla herhangi bir ilgisi bulunmamakla beraber, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz. Kur’an çevirileri özgün bir şekilde yapılmış olup, hiçbir kaynak, kurum ve kişiden alıntılanmamıştır!)
Metinde geçen ilgili ayetler:
"Peygamberleri onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun onun melikliğinin alameti size o Tabutun gelmesi olacaktır, ki onda Rabbinizden bir Sekine ve Musa ve Harun ailesinden bir bakiyye (miras) vardır, onu Melekler getirecektir, elbette bunda size açık bir işaret vardır, eğer müminlerseniz." Bakara suresi 248. Ayet
“Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı tanrı edinmiş ve böylece zalimler olmuştunuz.“ Bakara Suresi 51. Ayet
“Ve hidayete eresiniz diye Musa’ya kitabı ve Furkan’ı verdik.” Bakara Suresi 53. Ayet
“Musa, belirlediğimiz vakit için geldiğinde ve O'nunla Rabb’i konuştuğunda: “Rabbim! Bana göster, sana bakayım!” dedi. “Beni asla göremeyeceksin; ama Dağ’a bak! Yerinde durursa, beni göreceksin” dedi. Rabb’i, Dağ’a tecelli ettiğinde onu toz duman etti. Musa baygın düştü. Ayıldığında: “Sübhan’sın! Sana yöneldim. İnananlar’ın ilkiyim” dedi.” Araf suresi 143. Ayet
“İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Kendilerine özgü putlara tapan bir halka rastladılar. Ey Musa! “Bize de bunların ilahları gibi bir ilah yap.” dediler. “Siz gerçekten cahil bir kavimsiniz!” dedi.” A’râf Suresi 138. Ayet
"Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmam sayesinde, seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol!” A’râf Suresi 144. Ayet
“Musa kabaran öfkesi yatışınca Levhalar’ı aldı. Nüshasında, "Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır!" A’râf Suresi 154. Ayet
“Allah'ı gereği gibi takdir etmediler. “Allah, beşere hiçbir şey indirmedi.” dediler. De ki: “Musa'nın insanlar için bir nur ve hidayet olarak getirdiği; sizin yazılı sayfalar haline getirip bir kısmını açıklayıp ama çoğunu da gizlediğiniz; sizin de atalarınızın da bilmediğiniz şeyler, kendisiyle size öğretilen Kitap'ı kim indirdi?” Sen, “Allah de.” Ve sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar!” En’âm Suresi 91. Ayet
“Rabbinden, kanıt (işaret) içeren bir bilgi üzerinde olan kimse ile böyle olmayan kimse bir olur mu? Bunu Rabbinden bir tanık ve bir de ondan önce rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı desteklemektedir. İşte bunlar, ona iman ederler. Hangi grup onu inkar ederse, varacağı yer ateştir. Ondan kuşkun olmasın. Kuşkusuz o Rabbinden bir Hakk’tır. Fakat insanların çoğu inanmazlar.” Hûd Suresi 17. Ayet
“Ehli Kitap, senden, kendilerine Sema’dan bir kitap indirmeni istiyorlar. Daha önce Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi: “Bize Allah'ı açıkça göster.” demişlerdi. Bu haksızlıklarından dolayı, onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık kanıtlar içeren bilgiler geldiği halde yine de buzağıyı ilah edindiler. Biz bunu da affedip bağışladık ve Musa’yı apaçık olan ispatlayıcı delil ve yetkiler verip donattık.” Nisâ Suresi 153. Ayet
“Gerçekten Musa size kanıtlarla (işaret) ile geldi. Sonra siz onun arkasından buzağı figürünü yaptınız. İşte siz, o zalimlersiniz!” Bakara Suresi 92. Ayet
“İman edip salih amellerde bulunan kimseler, ne mutlu bunlara ki; Tuba (Sonsuz Hayat Ağacı) ve güzel gelecek onlarındır.” Ra’d Suresi 29. Ayet
“Sana Zülkarneyn’i de soruyorlar. De ki: “O’ndan size bir anı okuyacağım”. Kehf suresi 83. ayet
“Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. “Ey Zülkarneyn! “Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin.” dedik.” Kehf suresi 86. ayet
“Ey Zülkarneyn! Şüphesiz Ye'cûc ve Me'cûc yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Onun için, onlarla bizim aramıza ücreti mukabilinde bir set yap, olmaz mı?” dediler.” Kehf suresi 94. ayet
“Kuşkusuz ölüleri Biz diriltiriz, Biz. Önceden yapıp gönderdiklerini ve geride bıraktıklarını yazarız. Biz her şeyi bir “İmam-ı Mübin”de (Apaçık İmam) kayıt altına almışızdır.” Yâsîn Suresi 12. Ayet
“Böylece İki Yay (kab-ı kavseyn) aralığı kadar, hatta Daha Yakın oldu.” Necm Suresi 9. Ayet
“Onlar için Rabb’leri katında “Selam Yurdu” vardır. O, işliyor oldukları şeyler sebebiyle onların Veliyy’sidir.” Enam suresi 127. ayet
“Allah, Selam Yurdu’na çağırır. Dilediğini dosdoğru yola iletir.” Yûnus Suresi 25. Ayet
“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün, Selâm benim üzerimedir.” Meryem Suresi 33. Ayet
“TEVRAT VE İNCİL’DE HZ MUSA”
“Ve Rabb'in meleği, bir çalıdan yükselen ateş alevinin içinden ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyordu. Ve Musa dedi: Şimdi döneyim ve bu büyük manzarayı göreyim, çalı niçin yanıp tükenmiyor. Rab, Musa'nın yaklaştığını görünce ona, çalının içinden, "Musa!, Musa!" diye seslendi. Musa, "Buyur!" diye yanıtladı. Rab "Fazla yaklaşma!" dedi. "Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır!"
“Musa'ya, "Mısır'da mezar mı yoktu da bizi, çöle ölmeye getirdin?" dediler, "bak, Mısır'dan çıkarmakla bize ne yaptın!". "Mısır'dayken sana; 'Bırak bizi, Mısırlılara kölelik edelim' demedik mi? Çölde ölmektense, Mısırlılara kölelik etsek bizim için daha iyi olurdu." Musa: "korkmayın!" dedi, "Yerinizde durup bekleyin, Rab bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlıları bir daha hiç görmeyeceksiniz." Rab sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter."
“Ve İsrail ordusunun önünde yürüyen Allah'ın meleği, yerini değiştirip arkalarında yürüdü; ve bulut direği önlerinden yerini değiştirip arkalarında durdu; Ve Mısırlıların ordusu ve İsrail ordusunun arasına geldi: ve bulut ve karanlık vardı: fakat geceyi aydınlatıyordu; ve bütün gece biri, ötekine yaklaşmadılar. Musa elini denizin üzerine uzattı. Rab, bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü.”
“Ve Rab, Musa'ya dedi: "Elini deniz üzerine uzat, ta ki sular, Mısırlılar üzerine, cenk arabaları üzerine ve atlıları üzerine dönsünler." Musa, elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz, olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken Rab, onları denizin ortasında silkeleyip attı.”
“Geri dönen sular, savaş arabalarını, atlıları, İsrailoğullarının peşinden denize dalan Firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı. Ancak İsrailoğulları, denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular, sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. Rab, o gün İsrailoğullarını, Mısırlıların elinden kurtardı. İsrailoğulları, deniz kıyısında Mısırlıların ölülerini gördüler.”
“Sonra Elim'e gittiler. Orada 12 su kaynağı 70 hurma ağacı vardı. Su kıyısında konakladılar.”
“Rab, Musa'ya: "Halkın önüne geç" dedi, "birkaç İsrail ileri gelenini ve Nil'e vurduğun değneği de yanına alıp yürü." "Ben, Horeb Dağı'nda, bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak." Musa, İsrail ileri gelenlerinin önünde, denileni yaptı. Oraya, Massa(deneme) ve Meriva(çekişme) adı verildi. Çünkü İsrailoğulları, orada Musa'ya çıkışmış ve "acaba Rab aramızda mı, değil mi?" diye Rabb'i denemişlerdi.”
“Musa, Rabb’in huzuruna çıktı. Rab, dağdan kendisine seslendi: "Yakup soyuna İsrailoğullarına; halkına şöyle diyeceksin: "Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz. "Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.”
“Rab Musa'ya, "Sana koyu bir bulut içinde geleceğim" dedi, "Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin." Musa, halkın söylediklerini Rab'be iletti. Rab, Musa'ya: "Git, bugün ve yarın halkı arındır" dedi. "Giysilerini yıkasınlar." "Üçüncü güne hazır olsunlar. Çünkü üçüncü gün, bütün halkın gözü önünde ben Rab Sina Dağı'na ineceğim. "Dağın çevresine sınır çiz ve halka de ki; 'Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa kesinlikle ölecektir. "Ya taşlanacak, ya da okla vurulacak; ona insan eli değmeyecek. İster hayvan olsun ister insan, yaşamasına izin verilmeyecek.' Ancak boru uzun uzun çalınınca dağa çıkabilirler."
“Üçüncü günün sabahı, gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. Musa, halkın Allah'la görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. Sina Dağı'nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü Rab, dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Allah, gök gürlemeleriyle onu yanıtladı. Rab, Sina Dağı'nın üzerine indi, Musa'yı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı. Rab, "Aşağı inip halkı uyar" dedi. "Sakın beni görmek için sınırı geçmesinler, yoksa birçoğu ölür."
“Rab, Musa'ya; "Dağa, yanıma gel" dedi, "Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla, buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim." Musa'yla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Rabbin dağına çıkarken; İsrailoğulları ileri gelenlerine "geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin" dedi, "Harun'la, Hur aranızda; kimin sorunu olursa onlara başvursun." Musa, dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. Rabb'in görkemi Sina Dağı'nın üzerine indi. Bulut, dağı altı gün örttü. Yedinci gün Rab, bulutun içinden Musa'ya seslendi. Rabb'in görkemi, İsrailoğullarına, dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. Musa, bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.”
“Allah, Sina Dağı'nda Musa'yla konuşmasını bitirince, üzerine eliyle antlaşma(misak) koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi. Rab, Musa'ya, "Aşağı in" dedi, "Mısır'dan çıkardığın halkın, baştan çıktı." "Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. 'Ey İsrailoğulları, sizi Mısır'dan çıkaran ilahınız budur!' dediler." Rab, Musa'ya, "Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum" dedi, "Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni, büyük bir ulus yapacağım."
“Ve dedi: "Yüzümü göremezsin! Çünkü insan beni görüp de yaşayamaz."
“Musa, elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağı'ndan indi. Rab'le konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ancak kendisi bunun farkında değildi.”
“Harun'la, İsrailoğulları, Musa'nın ışıldayan yüzünü görünce, ona yaklaşmaya korktular.”
"Horeb'de, Tanrınız Rabb'in önünde durduğunuz günü anımsayın." Rab, bana şöyle dedi: "Sözlerimi dinlemesi için halkı topla. Öyle ki, yaşamları boyunca benden korkmayı öğrensinler, çocuklarına da öğretsinler." "Yaklaşıp dağın eteğinde durdunuz. Dağ, göklere dek yükselen alevle tutuşmuştu. Kara bulutlar ve koyu bir karanlık vardı. "Rab size ateşin içinden seslendi. Siz konuşulanı duydunuz, ama konuşanı görmediniz. Yalnız bir ses duydunuz." "Rab uymanızı buyurduğu antlaşmayı, yani On Buyruk'u size açıkladı. Onları iki taş levha üstüne yazdı." "Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uymanız gereken kuralları, ilkeleri size öğretmemi buyurdu." "Rab, Horeb'de ateşin içinden size seslendiği gün, hiçbir suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin."
"Daha önce, taş levhaları -Rabb'in sizinle yaptığı antlaşmanın levhalarını- almak için dağa çıkmıştım; orada kırk gün, kırk gece kaldım. Ne yedim, ne içtim." "Rab Allah parmağıyla yazmış olduğu iki taş levhayı bana verdi. Bu levhalar, dağda toplandığınız gün, Rabb'in, ateşin içinden size bildirdiği bütün buyrukları içermekteydi." "Kırk gün, kırk gece sonra Rab, bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını verdi."
"Dönüp dağdan aşağıya indim. Dağ alev alev yanıyordu. Antlaşmanın iki levhası iki elimdeydi." "Allahınız Rabb'e karşı günah işlediğinizi gördüm. Kendinize buzağıya benzer bir dökme put yapmıştınız. Rabb'in size buyurduğu yoldan hemen sapmıştınız." "Bu yüzden iki levhayı fırlatıp attım, gözünüzün önünde parçaladım." "Bir kez daha Rabb'in huzurunda bir şey yemeden, içmeden kırk gün kırk gece yere kapanıp kaldım. Çünkü günah işlemiştiniz; Rabb'in gözünde kötü olanı yaparak O'nu öfkelendirmiştiniz." "Rabb'in kızgın öfkesi karşısında korktum. Öfkesi sizi yok edecek kadar alevlenmişti. Ama Rab yakarışımı yine duydu." "Rab, Harun'a da onu yok edecek kadar öfkelenmişti. O sırada Harun için de yakardım." "Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu, dağdan akan dereye attım."
Hanif TÜRK