BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Ne varmış! Ve ne yokmuş! Bu masalda anladın! ‘ÖZ’ adını bul! Yoksa, ‘masal’ olur her adın!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ”
I HAYÂL ÂLEM !
Hep ‘Bir varmış bir yokmuş’ diye başlar her masal!
Ben de sana bir masal anlatayım da! Ders al!
RESÛL der: “Uyumakta her insân gözü açık,!
Ölünce uyanır o” ve HAK der ‘“Rüyâdan çık!”’
Platon der: ‘Kâinat üç duvarlı mağara!
Bu üç boyut dışında, sen kimliğini ara!’
Abbas dedi: ‘Hani var ya ‘“Nur”’hakkında ayet,
Beni öldürürsünüz! Yorumlar isem şayet!’
‘MUHAMMED bana onun sırrını açıkladı!’
Söylersem, atarsınız bana kâfir isnadı!
Şimdi onu ben size açıklıyorum! Niçin?
Öldürülmekten korkmam! Hayâl olduğum için!
‘“ALLAH yer ve göklerin nûrudur”’ diyor âyet:
Yâni kâinat yoktur! Aslı ‘“Nûr”’ ise şayet!
Zîrâ ‘“NÛR”’ görülemez! Ne de olur gölgesi!
Cismin yok olduğunun, bu bilimsel belgesi!
Bu âlem, Yer ve Gökler, sen de dahil serabdır!
Zihninin içindedir! Beynin ölsün, harabdır!
Bu Dünyâ, hayâlinin giydirdiği elbise!
İblîs hayâl gücündür, kökü elbise ise!
Rüyâyı, dışta olmuş gibi gösterir beyin!
‘Kurgu film’indir içte! Gülersin sabahleyin!
Sabâhleyin gülerken, yine rüyâdasın sen!
‘Uyurgezer’den başka bir şey değilsin! Bilsen!
Hiçbir şey gerçek değil! ‘“Sembolik birer âyet!”’
Yorumlarsın! Rüyâdan uyanır isen şayet!
HAK der:‘“Sembol âyeti yorumlar ancak Velî!”’
Velî ismine sahib oldu! Bu yüzden ÂLÎ!
“Perde kalksın! Gördüğüm değişmez” dedi O ZÂT!
Gördüğün her şey perde! Kaldır sen de! Ol azat!
RESÛL dedi, ALLAH’a yaptığı zaman miraç
“Bana aslını göster eşyanın!” Gözünü aç!
Her bir olayın aslı, Rûhta cereyan eder!
Beyin onu yansıtır! İnsân ‘Dışta gördüm’ der!
Her şeyin aslı ile dolu! HAKK’ın vücûdu!
Aslın perdeye vurmuş hayâli, gör mevcûdu!
Hızla geçse canlanır! Bin kare ölü resim!
HAK’tan başka diri yok! Cesettir her bir cisim!
Cisim, ise zaten yok! ‘“Dağ geçer bulut gibi!”’
Yâni ‘kâinat serâb’ diyor ‘“Mülkün sâhibi!”’
Bir tek gerçek âlem var! Nasıl ki HAK, bir ise!
HAK der: ‘“O nasib olur Sâlih olan vârise!”’
Sâlih, demektir içi dışı bir olan kişi!
Dış âlemi, kalbinde tersyüz etmektir işi!
ALLAH der: ‘“Gerçek ile Biz yarattık âlemi!”’
Hayâl dünyanı yık da! Gerçeğini gör! Emi!
‘“Kıyâmet günü her şey yok olur”’ diyor âyet!
Zaten yok olan şeye! HAK verir mi nihâyet!
Yok olan, senin şeyi var sanan gafletindir!
Cehalet perdesini gözünden artık indir!
“Her şey bir şeydir! Ama câhil hiçbir şey değil!”
RESÛL'ün bu sözüne, sen bu açıdan eğil!
‘“Her şeyin içi de HAK! Dışı da HAK!”’ Şey nerde?
‘HAK’tan başka şey yok’ de! Olma kendine perde!
‘“ALLAH’tır her bir şeyin hem dışı! Hem de içi!”’
Öyleyse her şey hayâl! Var sanma sakın hiçi!
‘“Her şey fânî! Âlemde! Bâkî, o şeyin aslı!”’
Bu âlem yok! Aslı var! Kalbin değilse paslı!
Gözündür! Bil ki senin esas görmene engel!
Hayvânda da var bu göz! Sen kalbindekine gel!
Gözün, sınırı ufuk! Seni merkeze koyar!
Beyin, ‘sen bir kutubsun’ deyip! Altını oyar!
Bu âlemdir! Körlerin târif ettikleri fil!
O âlemde fil de yok! Neyi tutacak gafil!
“Kendini bilen! Bilir RABB’ini”diyor RESÛL!
“Kendisini yok eden” demiyor ! Olma mes’ul!
Zîrâ yok edemezsin kendini! O zaten RAB!
Olmayan bedenine, çektirme boş ıztırâb!
Perdede oynadıkça filim, görünmez perde!
Perdeyi, HAK vücûd bil! GAYB’ın sırrına er de!
Güneş kendini saklar! Kendi ışığı ile!
Denizde yüzen balık, denizi görmez bile!
‘“NÛR”’ her şeyi gösterir! Kendisini göstermez!
Ay değil,Güneş saklar yüzünü! Akıl ermez!
Ay gölge yapmaz! Yüzü açık! Nûru âriyet!
Şems gölge yapar! Yüzü açık! Nûru variyet!
Işık madde! ‘“NÛR”’ mânâ! ‘“HAK”’ O! Her şeye sızar!
‘“Ona bakar görmeden! Nereye dönse nazar!”’
Bakar kördür! Gözüyle bakan bil ki her insân!
Beyni değneği iken! Sanır onu bir ihsân!
HAKK’ı görmek için bak! Kalbinin gözü ile!
‘“Asâsını dev görüp şaşmıştır! Mûsâ bile!”’
‘Yalan Dünyâ’ lâfının işte budur esâsı!
‘Hem dünyâ! Hem sen yalan!’ Der Mûsâ’nın Asâsı!’
II HAK ÂLEM !
‘“İğnenin deliğinden geçtiği vakit deve!”’
RAHMÂN der ‘“Kâfir girer ancak bil bizim eve!”’
Soyun şu eğri büğrü bedeninden! Ol ışın!
Kalbdeki noktadan gir! Rûha olsun varışın!
Bu hayâl âleminden geç hakîkî âleme!
Uyan da artık son ver! Yapay zevk ve eleme!
‘“Bu rüyâ tâbirini, Yusuf’a HAK öğretti!”’
Ona, ‘senden başkası yok’ diye yemin etti!
Suçsuz girdi zindana! Unutmadı ahdîni!
Ten zindanında, rûhu zikirdir! İslâm dîni!
‘“YUSUF’a secde için yıldızlar”’ yere düştü!
Zîrâ hepsi Yusuf’un gözünde artık düştü!
Kâlb gözünün gördüğü, rüyâ değildir! Rüyet!
Yusuf ‘hücre hapsi’nden çıkıp başlar hürriyet!
HAK âlem yalnız HAKK’ın bilincindedir mevcûd!
Gerçekten vardır! Zîrâ HAK’tan başka yok vücûd!
HAK âlemin çok adı var! Birisi ‘Gâib’dir!
Kör kuyudan, körleri çıkarmak için iptir!
Hapsolduğunun bile, halk değil bilincinde!
HAK diyor :‘“Gayb’ı bilmez! Ne insanlar! Ne cin! De!”’
Âdem için demiyor O GAYB’ı bilmez! Niçin?
ALLAH’ın her ilmine ayna olduğu için!
Sıradan halkın çoğu, hem mahpus! Hem gardiyan!
Bekler! Azrâil gelip de ona desin ‘uyan!’
Doğar! Korktuğu veya özlediği âleme!
‘“Burda kör,orda da kör!”’ Düşsün kalksın! Elleme!
Öldü sanıp! ‘Cennete Cehenneme girdim’ der!
Bir hayâlden, başka bir hayâle sefer eder!
Var yedi karabasan, sekiz keyif kapısı!
Korku ve özlemlerin hayâlidir! Yapısı!
HAKK’a Rûh bile ‘“Elli bin yılda çıkar”’ ise!
Rûha çıkmana lâzım giymek nice elbise!
Gerçek âlemin kodu ‘“Levh-i Mahfûz”’ ve ‘“RÛH”’tur!
Onu ‘Hûri Cenneti’ sanan câhil güruhtur!
Zîrâ O, kalbde mevcûd ‘“ALLAH’ın FITRATI”’dır!
‘“Elli bin yılda HAKK’a çıkan”’ Miraç atıdır!
HAK âlemin en doğru adı ‘hayret makamı!’
Zîrâ olursun orda, kendinin kaymakamı!
Kime baksan! Kendini görürsün onda ancak!
Kalmamış ne öç alan! Ne de öç alınacak!
Hem cennet! Hem cehennem! Dürülüp kalkmış rafa!
Aşka tapınmak için âşıklar girmiş safa!
‘“Safları sıklaştırın”’ emrini hepsi duymuş!
‘“RAHMÂN önünde saf saf dizilip”’ emre uymuş!
‘“Mülk yalnız ALLAH’ındır”’ sözüyle olmuş aşı!
Şeytan, Müslüman olup! Bitmiş sen ben savaşı!
Kendinin zannettiği irâde hayâl olmuş!
Beyin devreden çıkıp! Kalbi vahiyle dolmuş!
Artık unuttuğunu hatırlayan bir kişi!
Ezelî bilgisini, hep tazelemek işi!
Çevresi her yerde! Ve hiç bir yerde merkezi!
Soyutta boyut olmaz! Şaşırtır o herkezi!
‘“Yerden göklere kadar geniş olan cennet”’ bu!
Yer ve Gök hayal olmuş! Yalnız HAK’tır mensûbu!
Mekân yok! Mesâfe yok! Herkes olmuş bir vücûd!
‘Âdem’ denilen bu zât, kendine eyler sücûd!
Zîrâ mekân olmayan yerde, âlem olamaz!
Gerçek âlemin, ÂDEM olduğunu bilen az!
Kendinden başkası yok ki! Ona etsin secde!
Ona ALLAH’ın aklı! Veyahut ‘“Kutsal Rûh”’ de!
‘“BİZ”’ ‘“BİZ”’ diye konuşan erenlere işâret!
‘“Kitab ilmine sâhib olanlar”’dan ibaret!
III ÂDEM!
Saf saf herkes, ALLAH’ın aklında bir düşünce!
Kimliğini unutur! Düş kurmaya düşünce!
Dünyâya geldiğini kendinin, hayâl eder!
Dîn bilgini geçinen, ‘Sen Cennetten düştün’ der!
Hâlbuki bir bilse ki! Düşen orada hâlâ!
İki tane âlem yok! Her yer Cennet-i Â’lâ!
Sonsuz âlemde ‘zaman’ mevcûd değildir mâdem!
Âdem’in öbür adı olmalı ‘şimdiki dem!’
Doğmak! Ölmek yok! Herkes ayni Rûhun sâhibi!
‘Bir’den ancak ‘bir’ çıkar! Buna hep tanık gibi!
Yâni doğmamızın ve ölmemizin nedeni,
Taşıyor sanmamızdır üstümüzde bedeni!
‘Âdem düştü’ denmez de! ‘“O kaydı”’ der HAK! Niçin?
Yasağı düşünürken! Aklı kaydığı için:
‘HAK’tan başkası yokken’ dedi ‘Bu yasak şey ne?’
‘Yoksa, ben değil miyim halîfesi yegâne?’
İlk defa düşünmeye başlar başlamaz bu tarz,
Bildi düşünce yasak! Ve çevresi oldu Arz!
Dekart ‘Düşünüyorum öyleyse ben varım’ der!
Kendi aklına uyan! Onun peşinden gider!
Düşüncesi de bir düş! Düşündüğünü sanır!
RÛH, ‘Madde yok! Ben varım!’ Diye diye usanır!
Fizik ilmine göre, düşünce de bir madde!
Madde, ‘varım’ diyemez! Sen bu fikre saçma de!
Arşimet yıkanırken ‘Buldum!’ Dedi külhanda!
Bulmak istediğini, düşünmediği anda!
Newton yer çekimini buldu elma düşünce!
Kafasında yok iken o anda hiç düşünce!
Piyano düşüyorken balkondan kazâ ile,
Aynştayn’ın kafasında formülü geldi dile!
Yâni bir an beynimiz çıktığında devreden,
Devreye girer! Kalbden bize hep hitab eden!
Meselâ bu mesajı Uluğ yazdığı anda!
Kendini kaybederek belirir öte yanda!
İki yan yok! Öte yan yine bu yandır ama,
Bilmeyen, ‘Tayy-i mekân’ der! Yâhut ışınlama!
Bir çelişki gelmesin sana böyle bir beyân!
‘Merkez nokta Kâbe’yi’ bulan için yoktur yan!
İşte ‘“Dosdoğru namaz”’ bu! İmkânsız herkese!
Ama hep kulak verin! ‘VİCDÂN’ denilen sese!
Bu öyle bir sestir ki! Beyin de susturamaz!
Bunun ‘ALLAH’ın SESİ’ olduğunu bilen az!
Rûh âleminde her şey ‘“Apaçık sağlam âyet!”’
Nasılsa hep öyledir! ALLAH’a benzer gayet!
Bu yüzden onun adı ‘“Apaşikâr Kitab”’tır!
‘“BEN SENİN RABB’İN MİYİM?”’ bu âlemden hitâptır!
Bu âlem, bu kâinat gibi, uzayda değil!
Uzay sonlu bir hayâl! Sonsuz gerçeğe eğil!
HAK der: ‘“İnsâna verdim rûh için bilgi çok az!”’
Yâni Rûh sonsuz ışın! Sonlu beyin anlamaz!
‘Kimse bilmez! Rûh nerden gelir nereye gider!’
Böylece ÎSÂ da “Rûh her yerdeki sonsuz” der!
Hesapta iki tane sonsuz olamaz mâdem!
Birdir hem ALLAH! Hem Rûh! Hem Âlem! Hem de Âdem!
İki ayrı âlem yok Dünyâ ve Ahret diye!
‘“Yanlış gider! HAK kalır!”’ Kalbe Rûhtan hediye!
‘“Çok çabuk hesab görür ERRAHMÂN!”’
Dünyâ Ahiret olur! Sen hemen öldüğün an!
İki yok! Hayâl ‘bir’i dönüştür gerçek Bir’e!
Yoksa girersin beden denen kurgu kabire!
‘Hayâlden hakîkate dönmektir tövbe asıl!’
Bin kere pişman olsan, bir sonuç olmaz hâsıl!
Derin uykuda kimsin? Neredesin? Bir bilsen!
Hakîkat âleminde! Hakîkî kendinsin sen!
Beynin devreye girer ve başlar rüyâ faslı!
Kimi, haz! Kimi, kâbus! Hiçbirinin yok aslı!
‘“RÛH RABB’in emri!”’Orda her işin RAB’den emir!
Onu zavallı beynin yorumlar! Hayâl kemir!
Ağaç kurdu ne anlar! Bahçıvanın işinden!
Bilir mi çok çekecek kemirici dişinden!
Meselâ çocuk için, aşk şöyle bir şey eder:
‘Babam kızıp! Altında annemi hep ezdi’ der!
Meselâ MUHAMMED’i orada görse özün!
Burada her güzele takılır kalır gözün!
Meselâ ÂLÎ ile orada sohbet etsen!
Benim mesajlarımdan, hiç fark edemezsin sen!
Güzelleri görürüz! Göremeyiz güzeli!
Zamanları biliriz! Bilemeyiz ezelî!
Çünkü güzel ve ezel, cennette vardır sâde!
Cehennemde Hûriyi seyre yok müsâade!
‘Yıktım perdeyi! Vîrân eyledim’ der Karagöz!
‘Varayım sâhibime’ dediği, RAB olan öz!
Dünyâ döner bir sahne! Bir tür orta oyunu!
Çık bu dönme dolaptan! Bul ‘Tanrısal soyunu!’
Âlem, alâmet demek! Sâdece sembol yani!
Yok olduğunu keşfet! Sen yok olmadan ânî!
Erdin mi! Hayâl biter! Dünyâ olur Ahiret!
Şaşılığa son vermek! Bil en büyük mahâret!
Rûh âlemini ALLAH bize şöyle anlatır:
‘“Bir mağara var! Orda uyuyor yedi yatır!”’
Ne yemek var ne içmek! Tamamen durmuş zaman!
‘“Hûri”’ ve ‘“Oğlan”’ gibi genç ve bâkirler her an!
Yedi er ! Bir de köpek! ‘“Sekiz Cennet kapısı!”’
Hayâle göz yummadan! Alınamaz tapusu!
Sana hep ninni söyler! Güvendiğin beş duyu!
Beynin beşik sallayıp der ‘Mışıl mışıl uyu!’
Önce beş büyücüyü! Ve beyleri, beyni kov!
Kâlbini meshet! Yâni Alâaddin gibi ov!
Alâaddin’de hem dîn! Hem ÂLÎ kokusu! Var!
O yüce fıtratınla arana çekme duvar!
Lâmbadaki Mesîh’i! Rûhunu çıkar yâni!
‘“BEN RABB’İN DEĞİL MİYİM?”’diye sorunca ânî,
‘“EVET”’ de! Huzurunda el bağlayarak eğil!
Zaten soruyu soran, senden başkası değil!
Ne varmış! Ve ne yokmuş! Bu masalda anladın!
‘ÖZ’ adını bul! Yoksa, ‘masal’ olur her adın!
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 1998
(NOT : Kıyametname kitabının bütün metinlerinde üç tırnaklılar Ayet ,iki tırnaklılar Hadis (Hz. Muhammed’in (s.a.a) gerçek sözleri),tek tırnaklılar Rivayet’tir. Cümle sonunda geçen sayılar; cümlede tırnak içinde geçen ‘kelimenin/kelimelerin’ Ebced ilmindeki sayısal karşılığıdır. Ebced ; Arapça’ya özgü sayısal şifreleme sistemidir. Buradan sonra yazılan kısmın yazarla herhangi bir ilgisi bulunmamakla beraber, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz. Kur’an çevirileri özgün bir şekilde yapılmış olup, hiçbir kaynak, kurum ve kişiden alıntılanmamıştır!)
Metinde geçen ilgili ayetler:
“Ayetlerimizi yalanlayan ve büyüklenenler var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar deve iğnenin deliğinden geçmedikçe, Cennet'e giremeyeceklerdir. Mücrimleri böyle cezalandırırız!” A’râf Suresi 40. Ayet
“O odur ki sizi karanlıklardan Nura çıkarsın diye kuluna parıldayan ayetler indiriyor. Muhakkak ki Allah size çok Rauf ve Rahim’dir!” Hadîd Suresi 9. Ayet
“O gün, mümin erkekleri ve mümin kadınları, Nurları önlerinde ve Sağlarında koşarken göreceksin. Bugün müjdeniz; içinde sürekli kalacağınız, içinden ırmaklar akan Cennetlerdir. İşte bu Fevzu Azim’dir!” Hadîd Suresi 12. Ayet
“Ey inananlar! Allah'a karşı takvalı olun. O'nun Resulüne inanın ki, size rahmetinden iki pay versin. Ve size aydınlığında yürüyeceğiniz bir Nur versin. Sizi bağışlasın. Allah Gafurdur Rahim’dir!” Hadîd Suresi 28. Ayet
“Hem Allaha ve Resulüne iman edenler hep onlar aynı Sıddıklar (Sadıklar) ve Şehitlerdir. Rablerinin katında onların ödülleri ve Nurları vardır. Ayetlerimizi inkar edenlere gelince, işte onlar hep Chennem Halkı’dırlar!” Hadîd Suresi 19. Ayet
“Erkek ve kadın Münafıkların, iman edenlere: “Bize bakın da nûrunuzdan yararlanalım!” diyeceği gün: “Gerinize dönün, bir nûr arayın!” denir. Onların arasına kapısı olan bir sur çekilir. Onun görünmez iç tarafında Rahmet; görünür dış tarafında Azap vardır.” Hadid suresi 13. Ayet
“Ve işte sana böyle emrimizden Biz Ruh vahyettik, sen Kitab nedir? İman nedir? Bilmiyordun ve lakin Biz O’nu bir Nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize Hidayet vereceğiz ve emin ol sen dosdoğru bir yola çağırıyorsun!” Şura Suresi 52. Ayet
“Eğer seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Onların resulleri, onlara kanıtlarla, Sayfalarla ve Nurlu Kitap ile gelmişlerdi!” Fâtır Suresi 25. Ayet
“Allah, Sema’nın ve Arz’ın Nurudur. O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. Yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. Nur üstüne Nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara misal verir; Allah, Alim’dir.” (Nur suresi 35. Ayet)
Hanif TÜRK