İKİ AĞAÇ
Cennet bir rûh okulu! Meyve bahçesi değil! ‘“Hayât ağacı”’ndan kast, ‘“Sekîne !”’ Rûha eğil!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“İKİ AĞAÇ”
‘Cennet dünyâda idi’ dedin, tebrik ederim!
‘Âdem yüksekten indi’ dedin, bu doğru derim!
Ama sizce ‘Bir bahçe imiş dağda bu cennet!’
‘Ve ovaya inmişler!’ Uluğ getirdi cinnet!
Bu çeşit tahminlerle! Ekranı bastı buğu!
Uzmana şans verir mi, bilmem, ‘Ceviz Kabuğu?’
Uzman olmadığını zîrâ o etti kabûl!
Bilmediğini bilmek de bir erdem en makbûl!
Şimdi beni dinleyin artık! Hanımefendi!
Bir kez kadını yenmiş olsun! Erkeğin fendi!
Cennette dağ yok! Kur’an ile Tevrât’ı oku!
Âdem öyle inmedi! Onda değişti doku!
Şeffaf, yoğun olunca! Titreşimleri düşer!
Yüksek perdeden iner! Ve perdelenir beşer!
“Nefsini bilen, bilir RABB’ini!” En doğru söz!
‘“Bilen bilmeyen farklı!”’ Çünkü bahse konu öz!
Nefis dişi kelime! ‘Havvâ’, bu nefsin ismi!
Havvâ! Âdem’in şeffaf ve soyut olan cismi!
Âdem’in sol yanından zevcesi çıkmış! Niçin?
Sol,cana! Ve sağ, Rûha! Simge olduğu için!
‘“Nefsiniz eşinizdir”’ diyor bak bize âyet!
Âdem üfürülen rûh! Zevç odur! Açık gayet!
Han, Hanım! Ve Beg, Begüm! Man, Woman! Ve Bay, Bayan!
Dişi sözcük, erkekten çıkmış! Bu ayân! Beyân!
‘“RAB kendi sûretinde halk eyledi Âdem’i!”’
‘“Dişi ve erkek yaptı!”’ İşte bu çift cins demi!
Pırıl pırıl şeffaftı! Bu halk edilen Âdem!
Nûr olan RABB’inin o, benzeri idi mâdem!
Tevrât;‘“Onu değil de! Onları halk etti”’ der!
Bu birçok olduğuna onun işâret eder!
‘“Sizleri halîfeler yaptık arzda”’der âyet!
Biz Arzı devralan ilk ırkız! Bu açık gayet!
Cennetteki ağaçlar ilk mâsûm ırk! Bilinç az!
Nefes temiz! Şehvet yok! Sırf ışıktan alır haz!
Sâde Rûh bilinç vermez! Beden fizik değilse!
Kök toprağa girmeli! Şarttır toprak elbise!
Upuzundu her insân! Dört beş boy kavak gibi!
Boyuna büyüyordu! Değildi hırs sahibi!
‘“Dirilme!”’ Kıyâmete dek ertelenmemişti!
Tekrâr doğma, ölümden hemen sonraki işti!
Şeffaf ten gidip! Daha şeffafı geliyordu!
Hiç farkına varmadan, vücûd inceliyordu!
Bazı ağaçlar gibi, hem erkekti! Hem dişi!
Üçüncü ırkta oldu ayrı cinslerde kişi!
Dikkat et, âyet: ‘Dünyâ’ demiyor da, diyor ‘“Arz!”’
Yoğun ‘Dünyâ’dan, şeffaf ‘“Arz”’ı ayırır bu tarz!
Bu Arz’ın dokusundan halk edilmişse Âdem ,
Arz da şeffaf olmalı! Âdem şeffaftı mâdem!
Cennet ilk şeffaf Arzdı! Irk, İbrâhim milleti!
Fosil ilmi ne bilsin! Yoktu ki iskeleti!
‘“Sekîne”’ giydirilmiş idi! Arzda ilk ırka!
Arzda ‘Sâkîne’ dendi! Irk ise, yedi fırka!
‘“Yedi deniz yazamaz kelimelerimi”’ der!
ALLAH, yedi alt ırka burda işâret eder!
‘“Sîna ateşi”’ gibi idi Arz! Herkes volkan!
Alınırdı ateşle aptes! Kutubdu mekân!
‘“Çıplağım, üşüyorum, açım”’ dedi bak Âdem!
Cennetten kovulup da, Sekîne bittiği dem!
Demedi HAK ‘Âdem’e:‘Bana secde et!’ Niçin?
Sâf ırka dîn ve namaz gerekmediği için!
Hep trans halindeydi! Henüz yok idi aklı!
RABB’ini seyrederdi! Özü değildi saklı!
Bu nedenle Âdem’in ‘“SÂFİYULLAH”’ tır ismi!
‘İlk Âdem’den çıkmıştır! Bu şeffaf ırkın cismi!
‘İlk Âdem!’ Bu sâf ırkın ALLAH’taki modeli!
‘“ALLAH’ın fıtratı”’ O! İsmi MUHAMMED ÂLÎ!
HAYÂT AĞACI !
Cennet bir rûh okulu! Meyve bahçesi değil!
‘“Hayât ağacı”’ndan kast, ‘“Sekîne !”’ Rûha eğil!
Can dünyâda buğday yer! Ve cennette Sekîne!
Sekîne’ yi isteyen! Arz merkezine ine!
Tevrât ‘“Hayât ağacı doğu tarafında”’ der!
‘“Meryem yıkanmak için, doğuya doğru gider!”’
Kâbe’nin kapısı da bakar ‘doğu’ yönüne!
Kâbe Dünyâ merkezi olmakla erdi üne!
‘“Cennetlikler sağ yanda!”’ Acaba bu söz niçin?
Doğu! And! Ve sağ! Ayni kelime! Onun için!
Arz merkezinden dikey hat kutublardan geçer!
Mıknatısın iğnesi, Kuzey Kutbunu seçer!
Değirmenin taşını çeviren eksen, kutup!
‘Kutubdur!’ Kim ererse kendi rûhunu tutup!
‘Hâcer-i Esved’ HAKK’ın sağ eli! Doğu yönü!
Zemzem hiç kurumayan kaynak! Kapının önü!
Yoğunlaşmaya, ilkin o taştan başladı Arz!
Dünyâ oluştu! Ak taş siyah oldu! Secde farz!
Kâbe’de İbrâhim’in var bak! Bir ayak izi!
Arz demek yumuşakmış! Düşündürüyor bizi!
‘Bir tek hücreyle başlar!’ Minik evren insân da!
Bir kadın, bir erkekten gebe kaldığı anda!
Îsâ! ‘“Seçkin dostunun adını koydu Piyer!”’
Dedi:‘“Piyer üstüne tapınak kurun! Değer!”’
Piyer! ‘Taş’ demek! Yâni mâbedin temel taşı!
Bu taştan inşâ oldu soyut Arz! Başta taşı!
Fisagor! ‘Taş’ ardından vaaz verirdi! Niçin?
‘Tercüman’ olduğunu taşın öğretmek için!
Taş! ALLAH’a tercüman olan halîfesi ‘“Rûh!”’
Cennetteki Âdem o! Bunu bilmez ham güruh!
Papanın evi artık Sen Piyer kilisesi!
Taşla taşlandı Îsâ! Duyulmaz oldu sesi!
Kâbe için ALLAH der: ‘“Dünyâdaki ilk mâbet!”’
Bu taştan yüz çeviren! Taş olur ilelebet!
Dünyâ! ‘Alçak yer’ demek! Kelime kökü ‘Deni!’
Yâni yoğun kaldıkça! Olamayız medenî!
‘“Arz ağırlık atacak kıyâmette”’der RAHMÂN:!
‘“Ölüler dirilecek!”’ Arz şeffaflaştığı an!
Bu arz hem dünyâ! Hem de senin toprak bedenin!
‘Perdenin arkasından!’ Çıkacak halk edenin!
Çıkacak olan! Yine senden başkası değil!
Melek ilk Âdem oldu! Kendi önünde eğil!
HAKK’ın her özelliği, bir ismine bürünür!
Ve isim, tam yansıtan bir velîde görünür!
Hem FÂTMA! Hem MUHAMMED! HAKK’ın ERRAHÎM ismi!
Biri Arzın, öbürü ise Dünyânın cismi!
Bu yüzden RESÛL dedi:“FÂTMA benden bedeldir!”
Nasıl ki bak! Sağ elin karşılığı sol eldir!
Bu yüzden onu “Kendim” deyip ÂLÎ’ye verdi!
‘“İki deniz, kanalla biribirine erdi!”’
HAK der: ‘“İki denizden çıkar inci ve mercan!”’
Biri elmas tozuyla! Biri kanla! Verdi can!
HASAN-HÜSEYİN! Oktav farklı MUHAMMED-ÂLÎ!
‘Evlât, babanın sırrı’ sözünün bu, meâlî!
YASAK AĞAÇ !
Sözü burada kesip dönelim biz Âdem’e!
RABB’inden bilgilerle mest olduğu o deme!
‘“HAK bilgi”’ soyut meyve! O şeffaf yapar canı!
Canın gittikçe artar rûhuna heyecânı !,
‘“Meyve yemek denildi bilgi almaya!”’ Niçin?
Yenen şey hücre olup sonra çıktığı için!
Âdem’e vahyolan sır! Soyut hücre dokurdu!
Her hücrede ‘“ALLAH’ın fıtratı”’nı okurdu!
Bunlar yasaklanmamış bilgiydi! Hepsi soyut!
Rûhun gıdası idi! ‘“Cennet”’ kaldı hep boyut!
Soyut, tene girince çıkmaz! Posası yoktur!
Somut, tene girince kalmaz! Pisliği çoktur!
‘“Yasak meyve”’ çekmişti Âdem’in ilgisini!
Çünkü kapsıyordu o! ‘“Kıyâmet”’ bilgisini!
Ölü diriltme sırrı! Kendinden saklanmıştı!
Sandı! ‘Hep yaşamasın’ diye yasaklanmıştı!
‘“Sekine”’ ile canı hep yenileniyordu!
‘Ölümsüz değilim ben’ diye o bunu yordu!
Zaten kuşkulanmıştı! ‘Ayırım oldu’ diye!
‘“Yüceler”’ secde emri almamıştı!”’ Bu niye?
HAKK’a sorunca bunu! O şöyle açıkladı:
“ON İKİ İMÂM, AHMED, FÂTMA onların adı!”
Her âleme! Ona hâs vücûd ile inerler!
Olurlar Üçler! Beşler! Altılar! Denen erler!
Asılları sâbittir! Yansırlar aynalara!
Buna ‘“İstivâ etmek”’denir! Kendinde ara!
Senden gelecek onlar! Cennet âleminde de!
‘“Biz”’lerden olacaksın! ‘Ben Arzda ÂDEM’im!’ De!
‘Korkma! Ölüm sırrını sana vermedim’ diye!
Diriltme hakkı âit! En son İMÂM MEHDÎ’ ye!
‘“Yasak ağaç”’ işte bu! Kökü fıtrat bilgisi!
İçiçedir fıtratın ‘“HANÎF DÎN”’ le ilgisi!”
Havvâ dedi Âdem’e: ‘Mehdî gelene kadar,
Doğan herkes ölecek! Olsalar bile dîndar!
Öğretelim her cana diriltmeyi ölüyü!’
Ve Âdem sırrı kaptı! Bozuldu en son büyü!
Vücûd yoğunlaşınca! Anladı Âdem niçin:
Ölü olmak lâzımdı! Önce dirilmek için!
Ölmek ise! Dünyâda ancak mümkündü! Neden?
Çünkü yalnız Dünyâda mevcûddu çamur beden!
Cennet de Dünyâ oldu! O bürününce ete!
Bağlandığı için o! Canı ile cennete!
Zîrâ ‘“Artık diken ver”’dedi! Dünyâya da HAK!
Deve gibi! Dikene oldu Âdem müstahak!
Âdem’i çivileyen haç oldu! Her bir ağaç!
Derisi hayvân postu idi! Ve her öğün aç!
‘“Fıtratını emânet etmişken”’ halk edeni!
‘“Kitab yüklü merkebe”’ döndü yazık bedeni!
‘“Câhil”’, yâni ‘kendini bilmez Âdem!’ Dedi HAK!
Kendine yazık eden! Bir ‘“Zâlim”’dir muhakkak!
İlk Arzı ‘“Altı günde”’ yaratmışken HAK bile!
Beklemedi yedinci ırkı! Acele ile!
RAHMÂN insân hakkında ‘“O acelecidir!”’ Der!
ERRAHMÂN! ‘“O sabırlı”’ ismine eşit eder!
‘Penis ile vagina!’ Oldu ‘“Hayât ağacı!”’
Gönül dili yerini! Ses dil aldı! Ne acı!
Diriltme formülünü unuttu fizik cismi!
‘Mehdî bekleyen insân!’ Oldu Dünyâda ismi!
‘“Özümü kararttım ben affet!”’ Dedi o mâdem!
Hiçbir yerden inmedi! Yalnız değişti Âdem!
AF !
Özünden kopmamaktan ibâret ‘“HANÎF DÎN”’i!
İhânet eden! Fizik Arzda bulur kendini!
‘“Pişilecek, ateşte kalınıp çağlar boyu!”’
‘“Deri değiştirip”’ hep arınır insân soyu!
Siyah, kızıl, sarı ve beyaz derili mevcûd!
Çıkınca diğer renkler! Şeffaf olacak vücûd!
Yılan gibi, insân ve Arz değiştirir deri!
‘Yedi çağ’ geçip bunlar! Olur ALLAH’ın eri!
Dünyâ! Donup taş olmuş! Kış uykusunda yılan!
Uyanıp yutana dek! Sen üstünde oyalan!’
Mevlânâ, Arz sırrını böyle az ve öz açtı!
Anlayan! Semah yaptı! Kalan! Câmiye kaçtı!
Mûsâ’nın o yılanı! Firavuna düşmandır!
Çıkma vakti, erilen veya ölünen andır!
Mesîh! İbrânîcede‘Meşih!’ Ve ‘Nahaş!’ Yılan!
Aynı sayı, ölünce senden çıkacak olan! (358)
Ejderha resmi vardır bak! Her eski mâbetde!
Ona ‘“Arzda en son gün çıkacak”’ fıtratın de!
‘“Arz yaratığı”’ onun Kur’anda öbür ismi!
Can toprak tenden çıkar! O, Arzdan! Şeffaf cismi!
Arapça ‘yeri tepen’ anlamındadır adı!
Yer çekimi işlemez! Dimdik Âdem evlâdı!
Kitabda ona denir ‘“Kıyâmet terâzisi!”’
Çıkan canın tartılır bir anda tüm mâzisi!
‘“Ayırır inançlı ve inançsızı o derhâl!”’
Ona karâr verdirir! İçinde olduğun hâl!
Daha da kötü olur! Çıktığında kötü can!
Vicdânın baskısından! Artık özgürdür o an!
Kafesten kaçan! Koşar ise ormana nasıl!
Sevinçle vahşîleşir! Çünkü hayvândı asıl!
Arap der: ‘Arapçada azab, tatlı kökünden!’
Ateşi bak! Şeytana beden yaptı halk eden!
İyi çok daha iyi olur ölünce! Niçin?
Vicdânıyla yüz yüze! Artık olduğu için!
HAK ‘“Günâhı misliyle iâde ederim”’ der!
İyiliğin misli yok! ‘“Rahmet”’ sırf sevgi eder!
Dünyâyı bak! ‘DNİA’ olarak yazar Arab!
Harflerini değiştir! ‘“ADNİ!”’ ; İbranîce ‘“RAB!”’
Denî, Dünyâ! Yedinci çağda olur cennet Arz!
‘“Sâlihlerdir vârisi!”’;‘“BİZ”’lerden olur bu tarz!
Şimdi beşinci ırkız! Arz dördüncü devrede!
Şeffaflaşma başladı! İlk dönüm noktası de!
Kova burcu ufukta! Bu vizyon burcu ama,
Bir felâketten sonra! Olacak bu sıçrama!
Olacak yedinci ırk ve Arz yeniden şeffaf !
İşte o zaman ancak! Çıkacak ALLAH’tan af!
İNFÂZ !
Son ırkta “MEHDΔ olur! Her ırkta sınıf geçen!
Ayrılacak ‘“Doğru yol”’ ile ‘“Yokuş”’u seçen!
Bir şey yanınca! Duman ile çıkmakta ışık!
Her kömür arasında! Marsık vardır karışık!
Dünyânın tembel kısmı, kopup dönüşür Ay’a!
Oraya gönderilir! Son ırkta kalan yaya!
‘“Kıyâmet yaklaşınca ay yarılır”’ der âyet!
Ay’ın Arz ve insânla ilgisi açık gayet!
‘Merkür ve Ay götürür canı! Güneş yargılar’;
Mars infâz eder! Dünyâ mumyasını sargılar!
Şeffaf teni giydirip soyan da! Yine Ay’dır!
Hem Cibril! Hem Azrâil! ‘“Çift boynuzlu”’ bir yaydır!
Çalışkan Mehdî olur! Ve dünyâ, ‘“Arz cenneti!”’
Arzın kalmaz zerresi! Ne de insânın eti!
Cennet meleği gibi, insânlar olmaz sırf sâf!
‘Ben’den ‘Fıtrî’ bilince! ‘“Biz”’e geçerler saf saf!
‘“Meleği bile bir gün yargılayacağız”’ der!
Bu sözünde haklıdır çok şükür! Aziz Peder!
GAYB ERENLERİ !
İnişi söyler Tevrât! Çıkışı ise İncil!
Biri der: ‘Ben’ önemli! Biri der: ‘Olma bencil!’
Hiçbir şifreli harf yok! Ne Tevrât! Ne İncil’de!
Kur’an-ı en son kitab yapan şey! İşte bu! De!
‘“GAYB”’ın bütün sırları, bu kitabda saklıdır!
‘Gayb erenleri’ bilir! Onlar HAKK’ın aklıdır!
‘“ALLAH gayb’ı açıklar seçtiğine!”’ ‘“Şimdi az!”’
‘“Gayb’ı kimseyle değil! Herkes ile paylaşmaz!”’
ALLAH, ‘“En eskiler”’ ve ‘“Yakınlar”’ için dedi:
‘“Evvelce onlar çoktu! Şimdi azdır adedi!”’
Üçüncü ırkın sonu ve dördüncünün başı,
Henüz şeffaftı! Hem de ‘“Ulular”’dan dı aşı!
‘“Eskilerin eskisi”’ denir artık bunlara!
Beşinci ırkta az var! Ama yok değil! Ara!
Tevrât’ta insân, ‘“Adam!”’ Toprak ise ‘“ADAME!”’
Gel de sen şimdi Arza! İnsân vücûdu deme!
Kuzey Kutbudur bil ki bizim dünyânın başı!
‘“Gayb erenleri”’ orda şimdi de! Yapar aşı!
Kuzey ‘Kutbudur!’ Arzın tek emniyet supabı!
Fazla elektriği boşaltmak için kapı!
Arz, hayâtını borçlu! ‘Kapı’ olan kutuba!
ÂLÎ, ‘“Kökü göklerde cennet ağacı Tuba!”’
‘“Yasak ağaç!”’ En yüksek HAK bilincimiz RAB’dır!
Can cennette melektir! RABB’i ona serâbdır!
Melek mâsûm ve sâftır! Ama bilmez kendini!
ALLAH’a çıkan tek yol! ALLAH’ın ‘“FITRAT DÎNÎ!”’
Sâde hayâtta kalmak! Can için değil amaç!
‘“Hayât ağacı”’ Arza naklolmadı! Gözü aç!
Can kazanmalı önce! Maddede ‘Ben’ bilinci!
İstiridyede hapis olmadan! Çıkmaz inci!
Ben bilinci üstünde mevcûddur ‘“Rûh”’ bilinci!
Ona ‘“Cebrâil”’, diyor! Taklit erbabı dînci!’
Rûhu RABB’e bağlayan tek köprü! ‘“Sekîne”’dir!
İçi ‘“Hikmet”’ le dolu! Eşsiz bir definedir!
Arz altı günde! Âdem yedincide oldu halk!
Yedi ırk basamağı çıkarak! ‘“Ayağa kalk!”’
SENTEZ !
Soyadın, ‘En sonuncu’ demek! Kezban HATEMİ!
‘“Sonuncu ilk olacak”’ der Îsâ! Düşün emi!
İlk tohum ve son tohum arası çizgi ağaç!
İki Âdem arası köprü dünyâ! Gözü aç!
İşte bu yüzden ona ‘“Sırat köprüsü”’ derler!
Geçemeyenler onu! Canlarıyla öderler!
Hügo diyor: ‘Yarattı HAK birinci Âdem’i!’
‘Ne zaman başlayacak ikincisinin demi?’
Güzele âşık olmuş! Notur damın kamburu!
Sökmeye çalışıyor! Sırtından kötü uru!
Son Âdem giydirecek can her rûha! ‘“Ses”’ ile!
‘“Ol dediği şey olur!”’ Bir kez geldi mi dile!
‘İşte bu ses’ ‘“İblîs’in bilemediği isim!”’
Tohum yoksa! Hiçbir şey yaratamaz kör cisim!
‘“Dünyâda en çirkin ses merkebin sesidir”’ der!
‘“Yaratan ses”’i çıkar! Demek istiyor ‘“PEDER!”’
‘“Cennette bak boş lâf yok!”’ Hep ‘“Selâm”’dan ibâret!
‘“Zekeriya susunca!”’ ‘“YAHYA doğdu!”’ Al ibret!
HAK der:‘“Taptığınız put, sinek bile yapamaz!”’
Bu put, hayvân canımız! Âdem değil! Bilen az!
‘“Yüce Meclis dopdolu!”’ Hiç boş olmaması farz!
Şeffaf erenle dolu! Dünyâ olmayan her Arz!
Tevrât ona:‘“Çember”’ der! Şekli uçan dâire!
Fizik bedense dikey! Şimdilik vesâire!
Dâireye dönüşür! Secde etse kendine!
Bu yüzden! Farz olarak namaz kondu her dîne!
‘“Gökte olan kimseler zikrederler!”’ Der âyet!
Kimse bilinçli varlık demek! Bu açık gayet!
‘“HAKK’ın yarattığının çoğuna üstün insân!”’
Demek: ‘O kimselere!’ Fazlası oldu ihsân!
Her yerdeki şeytanı! ERRAHMÂN kovdu! Niye?
Yoğunlaşıp! Sırları unutabilsin diye!
‘“Yaklaştırılmıyor bak! Şeytanlar hiç Burçlara!”’
Nedenini, onların yoğunluğunda ara!
‘“Zaten kâfirlerdendin sen!”’ Dedi! ‘“Kovunca HAK!”’
‘“İblîs! Önceki arzda yoğun kalan ‘“Cin!”’ Mutlak!
Bizim Arzda doğamaz! Devri bittiği için!
Sızar omuriliğe ve beyne! İçin için!
Her ırk sonu geçittir! Kur’anda ‘“Berzah”’ denir!
Küçük ‘“Kıyâmet!”’ Sevap ve günâhla ödenir!
Altı devre bir maç var! Yedinci devre final!
‘“Büyük kıyâmet”’dir O! Çalış! Kupayı sen al!
Mâsûm! Ama bilinçsiz idi ilk iki ırk! Bil!
ALLAH’ı seyretmekle! Kul olmak değil kabil!
Son ırkı bekleme sen! ‘“Arz Cenneti”’ hep açık!
Kalbindeki noktadan gir! Soyut uzaya çık!
Tevrât’ta cennet: ‘“Ginet!”’ Yazar ; G, N, T, ile! (x)
Üç tür harf hesabının baş harfi! Keşfedile!
İşte cennet sırrı bu! Sayın; Kezban HATEMİ!
‘“Bilinmeyeni!”’ ‘“Bilen!”’ Birine bırak! Emi!
‘“KİTAB İLMİNİ”’ bilir bende-i ÂL-İ ABÂ!
Fakire, söz verir mi CEVİZOĞLU acaba? (xx)
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 20.11.1998
'Sayın; Kezban HATEMİ’ye
(x) İbranicede : ‘GEMATRİA - NOTERİCON – TEMURA’
(xx) HULKİ CEVİZOĞLU : T.V. programlarından birinin sunucusu.