İKİ AŞK HİKÂYESİ

İncil, Îsâ ve Meryem için bir yalan düzdü! Şöyle bir tezgâh kurup halkın kanını süzdü:

KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ

Üstad M.H. Uluğ KIZILKEÇİLİ

“İKİ AŞK HİKÂYESİ ”

I- MERYEM ile GENÇ

İncil, Îsâ ve Meryem için bir yalan düzdü!

Şöyle bir tezgâh kurup halkın kanını süzdü:

‘Tevrât der:‘“Doğurdu bir ‘Almeh’ İmmanuel’i!”’

Bunu ‘Meryem’ ve ‘Îsâ’ diye tefsir etmeli!

Zîrâ ‘Almeh’ ‘bâkire’ demek İbranîcede!

İmmanuel ALLAH’ın oğlu! Ona ‘Îsâ’ de!’

Şimdi, ‘ALLAH üç’ diyen bu üç kağıtçıyı siz,

Uluğ’dan öğreniniz! O konuşmaz belgesiz!

İmmanuel, peygamber İşaya’nın evlâdı,

‘ALLAH bizimle’ demek, anlamındadır adı!

Annesi ‘Almeh’; yani çocuksuz iken daha,

Evlât müjdesi alıp şükretmişti ALLAH’a!

Arapçada ‘Betûl’dur, almeh! Böyle kadın az!

Çocuk yapmak dışında kocasına yaklaşmaz!

İncil’de Meryem’e der Cibril ‘“Ey seçkin kadın!

Müjde ! Mesîh annesi olacak senin adın!”’

‘Ey seçkin kız’ demiyor Meryem’e melek! Niçin?

Bekâret zarla değil, ârla olduğu için!

Hicâb utanma demek! Asıl anlamı ‘Perde!’

Yırtılmadan kalmalı, hem dişide! Hem erde!

Kur’an diyor:‘“Meryem’e RAHMÂN bir RÛH gönderdi!

Ve bu RÛH, her organı yerli yerinde erdi!”’

Meryem yıkanıyordu bu genç geldiği zaman!

Karşısında bir erkek görünce dedi ‘“Aman!”’

‘“Bana dokunma! Zîrâ adandım ben RAHMÂN’a!

Hiç kimse el sürmeden temiz geldim bu ana!”’

Genç dedi: ‘“Ben RAHMÂN’dan gelen bir görevliyim!

Ben Rûhum! Zina yapmam! Özüm ile evliyim!

Rûh HAK emridir! Emre teslim olmaktır İslâm!

HAKK’a teslim olana, HAK eder ancak selâm!”’

Meryem dedi:‘“Razıyım, olayım Rûha ana!”’

‘“Nakletti emâneti Cibril cinsel organa!”’ ”’

Ve ‘“Meryem sancılarla doğurdu evlâdını!”’

ÎSÂ MESÎH yani rûh koydu onun adını!

‘“Rûh”’tur yer ve göklere ağır gelen emânet!

Âdem onu üstlenir! Şeytan eder ihânet!

II- GÜNEBAKAN ile GÜNEŞ

Kilise ressamına sipariş verip peder,

‘Meryem’e çiçek veren Cebrâil’i çizin’ der!

Bir düşünse ki çiçek ‘cinsel organa’ remiz!

Arı vasıtasıyla gebe kalır tertemiz!

Bu yüzden ‘“Vahiy verdik arıya”’ diyor âyet!

Bal aldığı çanağa nazik çıkar o gâyet!

Rûh, ‘Rih! Rih, rüzgâr!’ Demek; taşır polen tozları!

Çiçeğin çanağına onları koyar arı!

Orgazm olmaz! Âdet yok! Teni kokar mis gibi!

Pis havayı temizler! Zîrâ iffet sâhibi!

‘“Cennet”’ gibi, altından içer tertemiz suyu!

Arzın merkezindedir Rûhu! Vardır sağduyu!

Yeşerip çiçek açar bahar gelince! Niçin?

Velinimeti HIZIR İLYAS olduğu için!

Çiçeklerden en güzel, ‘gül !’ Ama en ilginci,

‘Günebakandır!’ Zîrâ var ‘“HANÎF DÎN”’ bilinci:!

Üreme organını göstermez nâmahreme!

Yalnız nûr girebilir! Bu mukaddes hareme!

Bulanmamıştır asla şehvet denilen kire!

‘“Meryem gibi ırzını korur!”’ Gerçek bâkire!

Çanak yapraklarını açar doğarken güneş!

Cuma namazı vakti gerdeğe giren bir eş!

‘“Gözünü, Hûri gibi, kocasından ayırmaz!”’

Ona döner yüzü hep! ‘“Kılar dosdoğru namazı!”’

Şems nerde! Yüzü orda! Tam Mevlevî dedesi!

İçinden gelir şemsi tutup secde edesi!

Çanağını dönerken sessizce yapar zikir!

Dönüşün çıkardığı sesi eylesen fikir!

Çanağına boşalan nûr, yağ olur özünde!

Işık olur yanan yağ, her kandilin gözünde!

Günebakan, Kur’anda ‘“Kutsal zeytin ağacı!”’

Kendi Rûhundan gebe kalamamak ne acı!

Güneş batınca, çanak yapraklarını örter!

‘Tesettür’e ihânet, ona ölümden beter!

‘“Örtüsüne bürünen”’ olur! MUHAMMED gibi!

Zîrâ ‘“Yer ve göklerin nûru”’ onun sâhibi!

Geceleyin varsa da gökte Ay’ın ışığı!

Nûru ancak aslından alır! HAKK’ın âşığı!

Tam teheccüd namazı:! Ayakta bütün gece!

Tespih çeker zevcinin ismini! Hece hece!

İftarsız oruç tutar! Tazeleyerek niyet!

Ağlar onun hâline Romeo ile Jülyet!

Gözünü kırpmaz! Sabâh ezânında hep aklı!

Gaflet uykusu ölüm’ der müezzin! Çok haklı!

Nihâyet şems doğup der: ‘Bükme artık boynunu!

Seni özledim! Senden daha çok aç! Koynunu!’

Güneş ve Günebakan ile o genç ve Meryem,

ÂLÎ ile FÂTMA’dır!Sana bir sır söyleyem!

M.H.ULUĞ KZILKEÇİLİ

ANKARA – 1998