SAAT
SAAT’in sırrı, YUSUF’ta saklı! YUSUF’un sırrı, VELÎ'nin aklı!
KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
“SAAT”
1) “ÖLÜM”
Saatin zangoç’ u çaldıkta çanı,
Canlının ağzına gelmekte canı!
Zemberek, çarkı çevirmez artık!
O nabız atmaz olur tık,tık,tık!
Kâlb denen ŞEMS tutulur, yüz sararır!
Beyne kan gitmez olur, Ay kararır!
Yaşanır tende büyük zelzeleler!
Hücrelerden duyulur velveleler!
Gökte yıldız gibi her bir meleke,
Sönerek düşmededir bir feleke!
Başta ‘Vu’ ‘Vu’ diye bir ses duyulur,
Sese ‘“HÛ”’ ‘“HÛ”’ diye en son uyulur!
‘“SÛR”’ denen sûrete üfler birisi!
Dirilir bir ölü, yırtıp bir isi!
Ölünür, ölmeye yokken istek!
Can ne yapmışsa anımsar tek tek!
O zaman ‘“Bazı cemâller parlar,
Bazı yüzler kararır”’, ses hırlar!
İnleyip kendine der ‘Geldi sonun!’
‘“Gözü keskin! Dili tutkundur”’ onun!
Simsiyah el uzatır son kadehi!
Gülerek, ağlayana, hi hi hi!
Öyle bir el ki bütün tırnaktır!
Kan kokar! Uçları hep ıslaktır!
Büyüyüp her biri binlerce asır!
Çengel olmuş! Dibi mosmor ve nasır!
Et yolar! Ot gibi her an, bu cadı!
Başkadır herkese sîması, adı!
Arz’da kim ahrete olmuşsa gebe!
Çağırır baş ucuna böyle ebe!
O kadeh sırça değil! Topraktır!
Kurumaz toprağı! Hep ıslaktır!
Yıkanır gözyaşımızdan o kadeh!
Oyulur can taşımızdan o kadeh!
İçi hicranlarımızla doludur!
Dibi loştur ! Ebedîyet yoludur!
Her kenarında dudak yerleri var!
Her cidârında ecel terleri var!
Daha ağza götürürken dokunur!
İçilirken, ne duâlar okunur!
Reddedilmez bu mübârek sâki!
İçiyorken denir ‘“ALLAH bâkî!”’
İlk yudumunda çeker can bir iç!
Son yudumunda olur ten bir hiç!
Tövbenin geçmediği tek andır!
Sâde bir rüşvet alırlar! Candır!
Korkudan bin kez eder secde, sücûd!
Ölü kalkar! Yarılıp kabri vücûd!
2) “ İLK ŞOK ”
Dürülüp Arz, dönüşür bir ovaya!
İşte ten döndü susuz bir kovaya!
Bir hayâlmiş o denizler dağlar!
Can çırılçıplak oturmuş ağlar!
Bir rüyâdan uyanır dehşetle!
Saldırıp leş tenine vahşetle!
Donmuş etlerde arar kendisini!
Kopmuş ellerle sarar kendisini!
Dolaşır tende o şaşkın şaşkın!
Bağırır herkese taşkın taşkın!
O ne! Hiç kimse cevap vermemede!
Bu ne sır! Aklı onun ermemede!
Biri, ibrik ile bir şey yıkıyor!
Biri, birkaç yere bir şey tıkıyor!
Biri, tutmuş çeneden, bağlamada!
Durmadan eş ile dost ağlamada!
Guslederler gibi zîfaf edeni,
Suyla pak etmededirler bedeni!
O beden kendine benzer! Lâkin!
Kendi haykırmada! Ten hep sâkin!
Cismi yatmış uzanıp tahta rafa!
Can dinelmiş! Soruyor etrafa:
‘Dışta bir ben görürüm! Ben nerde?
Şaşı olmuş gibiyim makberde!
Ben mi gerçek? Ya bu cismim mi yalan?
Kılıfım mı bu çıkan? Ben mi yılan?
Bir yılansam! Neye var bin bacağım?
Bir örümcek gibiyim! Yok bir ağım!
Bir elim var! Tutamaz bir yakamı!
Şu elim, gölge! Tenim, bir şakamı?
Sis veya is gibiyim ah bu biçim!
Bir dumansam, neye yanmakta içim?’
3) “KABİR AZABI”
Gitti herkes kalakaldı yalnız!
Durumundan bakıp ibret alınız:
Her taraf buz kesilip basmış kış!
Dem çeker selvide yalnız baykuş!
Simsiyah bir gece! Parlar taşlar!
Bu diyarı sular ancak yaşlar!
Burda hep sapsarıdır yapraklar!
Zerre zerre bağırır topraklar!
Herkesin aynı desenden kumaşı!
Yelkovan, akrebe sormakta yaşı!
Bir gelinlikle yatar! Yok yakası!
Ve gelin gittiği yer, sandukası!
Bir yatış var ki yürekler yaralar!
Bir sükût var ki kulaklar paralar!
Bir çelenk bahçesi dıştan mezarı!
İçi et sergisi! Bir can pazarı!
Göz oyulmuş! Dönerek fal taşına!
Ders verir ibret için tek başına!
Dökülür her oyuğundan kurtlar!
Parça parça o göğüsler sırtlar!
Deri yer yer akıtırken yağını!
Haşarat emmede pis barsağını!
Nerde her gün öpülen gül boynu!
Nerde hep iç çekilen dik koynu!
Nerde tel tel bele düşmüş saçlar!
Nerde altın küpe! Elmas taçlar!
Küpe yok! Var o irin damlaları!
Her kulak kurt peteği! Ağlar arı!
Ya yılandır, ya çıyandır bilezik!
Dişliyor! Her kolu mosmor ve ezik!
O canım pembe beyaz baldırlar!
Kapkara, kupkuru bir daldırlar!
Bir zaman göklere çıkmış burunu,
Yere düşmüş, kemirir akrep onu!
Her dudak bir böceğin ağzında!
Her yanak bir solucan bağzında!
Sırıtır hep aralanmış çeneler!
Cirit atmakta içinden hep keneler!
Buna vermişti o yüksek pâye!
Şimdi ondan daha yok pespaye!
Aslına dönmüş olan pis enkaz!
Cana der ‘aslını bul!’ ‘Son ikaz!’
Can, o gafletzede, hâlâ şaşkın!
Cisminin aşkı içinden taşkın!
Hıçkırıklarla döner Kâbe’sini!
Kâbe sanmakta kemik mahbesini!
Yalvarır : ‘Hücrelerim hep tutunun!
Sihridir bu, tabut olmuş kutunun!
Zorlu bir el bize yapmış tılısım!
Bozmadan tılsımı sönmez hırsım!
Çiğnenip, toprağa olsan da sakız!
Beni gel sar yine ey kalbur kız!
Böyle bir çiftten utansın yaratan!
Bu figanımdan uyansın yaratan!
Şah iken, şimdi tamâmen âh’ım!
Ne benim ben! Ne senim! Berzahım!’
Ten der: ‘Ey Can! Bu ne rağbet eşine!
Düşmüşün sırtlan olup leş peşine!
O güzelliklerim ah bir andı!
Hepsi borçtu ve senin damgandı!
Hem acır! Hem gülerim! Ben yasına!
Diri tapmaz ölünün mumyasına!
Sanma seccadeni birkaç arşın!
Yere son secdesidir bu Arş'ın!
Ayağa kalktığın an, bitti nazın!
Bak ayakta kılınır son namazın!
Bil ! Kıyâmet ayağa kalkmaktır!
Bedeninden koparak akmaktır!
Söyleyim anlaşılır bir tarzda:
‘Ölü’ derler sana artık Arzda!
Bu leşin, toprağa âit bir et!
Sende var RABB’ine âit sûret!
Kirletip sen o ilâhi ârını!
Hırsla deldin o bekâret zarını!
O duvak kanlı iken, gök almaz!
Piçini vermez isen, yer salmaz!
Sancılar çek de doğur şimdi onu!
Gel sıyır haydi şu son kanlı donu!’
4) “ SIRAT KÖPRÜSÜ ”
Ay’dan Arz'a uzanan bir uçurum!
Canı yutmakta! Değişmekte durum!
‘“ARŞ-I A’L”’ya çıkılmaz hasta!
Ölen, ölmezse eğer ihlâsta!
Ateş ikrâmıdır en son ilâcı!
Panzehirdir! Ne kadar gelse acı!
Kangren olmuş olan bir âzâ,
Kesilir, her ne kadar verse ezâ!
Bu cehennem de bir ahret yasası!
Tanrının son ameliyyat masası!
Sop soğuk bir bodrum! Mum isli!
Yatırırlar canı, hayvân misli!
Huyunun zincirine bağlarlar!
İyi duysun diyerek yağlarlar!
Vurulup iğne, olur can uyanık!
Hem tanık kendisine! Hem de sanık!
Her bir uzvu, tutarak bir bıçağı!
‘Yalvarıp ağlama der geçti çağı!’
Eskisinden diri can hep terler!
O bıçaklar canı bir neşterler
Ki uzaydan duyulur feryâdı!
Ama hiç kale alınmaz yâdı!
Ona artık kanamaz başka yürek!
Makyajı bittiği an titreyerek
Masadan kalkar o şeytan çekici!
Dışa çıkmış gibidir sanki içi!
Sürünüp inleyerek boşlukta!
Aranırken bir ışık loşlukta!
Kamer’in Arza bakan nûr yüzünü
Görüp, az çok dağıtır o hüzünü!
Yaklaşınca Aya bin mihnetle!
Haykırır can o vakit cinnetle!
Gördüğü Ay değil artık! Ayna!
Çarpar alnı o Frankenştayna!
Aman ALLAH! Bu ne müthiş büyümüş!
Canı bir dev gibi bin kat büyümüş!
Makatın cildi yamanmış yüzüne!
Mil çekilmiş dışa akmış gözüne!
Saçının her teli akrep olmuş!
Beyni iz iz sokulup kan dolmuş!
O ağız saçlara dek yırtılmış!
Sallanan dil diye, dev tırtılmış!
Bir alevden daha kızgın soluğu!
Burnunun içleri katran oluğu!
Öksürürken tükürür kursağını!
Yutuyor hep çıkarıp barsağını!
Bir lâğım küngüne dönmüş o vücûd!
Kokuyor leş gibi! Her şey mevcûd!
Canavar baktığı anda, Sırata!
Tükürüp ayna bu iğrenç surata!
Der: ‘Ey Âdem! Bu ne sûret! Bu ne hâl!
Bana hiç bakma, çekil git derhâl!
Serseri yolcuya açmam kapımı!
Ehliyetsiz ele vermem tapumu!
Sağ iken HAKK’a dönen arkasını!
Çalamaz hiç kapımın halkasını!
Sana gökten ne kadar göz kırptım!
Lâf atıp ‘Yirmi sekiz el’ çırptım!
Canının avlayarak kör gözünü!
Kopya verdim sana! Tek bul özünü!
Her gece başka şekil raksettim!
Rahime, el ve yüze aksettim!
Benim ağzımda ZÜHAL’dir konuşan!
‘Hilâl’ ismim yüce ALLAH’a nişan!
Bana ‘“SÎNA”’ dedi Mûsâ, ‘“TÛR”’da!
Canınız bil bölünür ilk burda!
Pis yanın cin olup altımda kalır!
Ve melek yan aşarak hep yol alır!’
5) “CEHENNEM ”
Firavun bohçası artık açılır!
Ve içinden canavarlar saçılır!
Can değil, cin oluyor her canavar!
Çıkıyor hep dışa, içten, ne ki var!
Bürünüp giysisine her bir şer!
Dikilir kendine! Aynen mahşer!
Her günah, kendine artık zindan!
Şimdi, Münker Nekir olmuş VİCDÂN!
Soruyor kendine tek tek hesabı!
Sayfa sayfa çevirip son kitabı!
Hırs ve şehvet ateş olmuş yakıyor!
Onu Îsâ haça germiş çakıyor!
Arzdakinden yedi misli avazı!
‘“Toprak olmak! Buna her an râzı!”’
Madde yokken, acının yoktur eşi!
Maşasız tutmada zîrâ ateşi!
Acıdan bir bayılır bir ayılır!
Burda bir an, ebediyet sayılır!
Ne ümit var! Ne şefâat! Ne aman!
Böyle ortamda hiç işler mi zaman!
Haykırır can: ‘Bu ne tür işkence!
Sonu yok kâbusa daldım bence!
Böyle rüyâ mı olur! Sâde gözüm!
Neye bin şekle girer burda özüm!
Hangi huy baş çıkarırsa benden!
O huyun hayvânı hortlar tenden!
Bir canım, bin cana olmuş taksim!
Her birinden görünür bir aksim!
Hem değirmen gibiyim! Hem tâne
Eziyorken ezilen merdane!
Çiğnerim etlerimi yok ağzım!
Göğü sarsar avazım! Yok boğazım!
Bir karanlık görerek bîtabım!
Bir geceysem, hani bir mehtâbım!
Bu ateş canda mıdır? Tende midir?
Ben mi ateşte! Ateş bende midir?
Yanarım kül, ölürüm yok olmam!
Parça parça olurum! Çok olmam!
Nûr değil nâr, güle zıt lâle miyim?
Ben karanlık mı saçan meş’aleyim?
Nerdeyim ben? Neciyim ben? Hani RAB?
Yeter işkence! Ben oldum bîtab!’
6) “ TÖVBE “
‘Yok ! Bu işkenceye ben lâyıkım!
Beni inşâ edecektir bu yıkım!
Bu cehennem de senin cilvendir!
Yok oluştan yine pek ehvendir!
Kahrının neşesi parlar nârda!
Bir sitem olsa da hoştur yârda!
Bir filim misli sarılmış şeridim!
‘“Levh-i Mahfûz”’umu gördüm eridim!
Ben o Dünyâyı, alan sanmıştım!
Dirilip kalkma, yalan sanmıştım!
Ukalâ olmuş idim tahsille!
Para, şöhret idi gâyem ille!
Ne o şöhret! Ne param! Âh kaldı!
Yalınız elde haram! Âh kaldı!
Bu nedâmetle geçer her anım!
Kanıyor şimdi bütün vicdânım!
Kapkara marsık edip bir ömrü!
Oldum en son bu cehennem kömürü!
Var olan HAKK’mış! O İblîs, gölge!
Tende vehmim ona vermiş bölge!
Her hayât ‘“BEZM-İ ELESTTEN”’ demmiş!
Demi kaybetmeyen er, Âdem’miş!
Her nefes sesleniyorken HÛ HÛ!
Arayıp dışta, kaçırdım Rûhu!
Zerrece zulmedemez Tanrı bize!
Gelelim sâdece secdeyle dize!
Olalım balçığı Ermiş teninin!
En sonunda da teli, anteninin!
Baş kesip Arş’ına başbuğ olalım!
O büyük miğfere ‘BEŞ TUĞ’ olalım!
Merhamet çift yazılır Besmelede!
Sana şükran ile kul minnet ede!
Bir hayâtlık suça âit bu cezâ!
Ebediyyen süremez hakça ezâ!
Izdırâp vasıtadır! Gâye değil!
Ebediyet ona hâs pâye değil!
Var mı bir mey, bir ömür içsem onu!
Gelmesin mestliğinin ardı sonu!
Her ateş sönmeye mahkûm! Su serâb!
Göklerin nârı mıdır, nûru mu RAB?
Anladım secde nedir! Kıble nemiş!
İşte! Ham meyve pişip oldu yemiş!
Arş’ına olsa bile mîracım!
Her vakit rahmetine muhtacım!
Rahmetin, kahrına galip, rahmet!
Verme artık bana ‘n’olur zahmet!
Beni affet O MUHAMMED adına!
Ona âşık bütün ümmet adına!’
Rahmet, ALLAH’taki tek gizli zaaf!
Bu günâhkârı nihâyet eder af!
‘Haydi gir Cennete, gör RABB’ini der!’
Ve görüp Rûhunu can, secde eder!
SAAT’in sırrı, YUSUF’ta saklı!
YUSUF’un sırrı, VELÎ'nin aklı!
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 1956
Kartal ki gökten görür dünyânın her yerini!
Nice uçurumlardan geçer ! Bakıp derbeder!
Bir kabirin üstünden geçerken ürperip der:
‘Bu işte çukurların en korkunç, en derini!’
VİKTOR HUGO’dan çevirim