ORTAK FITRAT

ORTAK FITRAT.‘Müslüman!’ ‘Hristiyan!’ ‘İsevî!’ ‘Budist!’ sözü! Aynıdır! Kişi eğer bulup bilmişse özü!‘“Bilen”’ ‘“bilmeyen”’e der: Bende varken Hakk ilim, ‘“Sizin taptığınıza, ben tapacak değilim!”’

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/1/20266 min oku

ORTAK FITRAT

‘Cafer oğlu Muhammed es-Sâdık’ ve ‘Bektaş’ denk! (723)
‘İki binli yıllara yeni yorumcu!’ HAK renk!

‘“Rahîm olan Rahmân’a secde et!”’ ile eşit! (723)
“El-Beytü’l-Haram!” ‘“Kâbe!”’ Dön yedi kez! Ol reşit!

‘“Biz demiri indirdik” âyetinden, O! Murad!’ (723)
‘“Temiz şarap!”’ ‘“Doğu yan!”’ gibi çok var ona ad!

‘“Adnî Yeşû ben Meryem”’ aynı sayı İncil’de! (723)
‘Ona, Meryem’in oğlu efendimiz Îsâ de!’

‘Rabb’in ölümsüz yüzü!’ ‘Hakk’ın eşsiz cemâli!’ (723)
‘Ezelî kâtip’ derler! Allah ise der: ‘Âlî!’

‘“Kitap ilmine sahip!”’ ve ‘“Tüm meleklere Rab!”’ (723)
‘Cafer’ ve ‘Bektaş’ ile eş dalga! ‘Ebû’t-Turâb!’

‘“Dini dosdoğru tutun”’ sözünün yorumu bil, (791)
‘Hacı Bektaş-ı Velî’ sayısına mukâbil!

‘“İnsanların Rabbi”’ yorumudur bu isim!
Herkesin içindeki, Rûh O! Değişir cisim!

‘“Bu din! İbrahim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed’in!”’
Eğriltildi! ‘Doğrultun’ diyor HAK! Dikkat edin!

Doğrultmak için geldi! ‘Bektaş’ olarak ‘Âlî!’
Dinde birbirine hep çarpıktı ahâli!

Bil! ‘İmâm Âlî Rızâ!’ ve ‘Muhammed’in kendi!’ (1193)
‘Üç binli yıllar için yeni yorumcu’ dendi!

Allah’ın insan ile ‘ortak fıtrat’ıdır din!
Başka ortak imkânsız: O zaten senin kendin!

‘Müslüman!’ ‘Hristiyan!’ ‘İsevî!’ ‘Budist!’ sözü!
Aynıdır! Kişi eğer bulup bilmişse özü!

‘Caferîlik’ ne mezhep ne bir tarikat adı!
Ne de ‘piyasa dini!’ ‘“Hanîf”’ olan anladı!

‘“Bilen”’ ‘“bilmeyen”’e der: Bende varken Hakk ilim,
‘“Sizin taptığınıza, ben tapacak değilim!”’ (723)

M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
Ankara – 22.02.2002


(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

EBCED HESAPLAMA

Ja‘far ibn Muḥammad aṣ-Ṣādiq (Cafer oğlu Muhammed es-Sâdık)

جعفر بن محمد الصادق

  • جعفر → ج(3) + ع(70) + ف(80) + ر(200) = 353

  • بن → ب(2) + ن(50) = 52

  • محمد → م(40) + ح(8) + م(40) + د(4) = 92

  • الصادق → ا(1) + ل(30) + ص(90) + ا(1) + د(4) + ق(100) = 226

Toplam: 353 + 52 + 92 + 226 = 723 ✅

Bektāş (Bektaş)

بكتاش

  • ب(2) + ك(20) + ت(400) + ا(1) + ش(300) = 723 ✅

Usjudū li’r-Raḥmān ir-Raḥīm (Rahmân ve Rahîm olana secde edin)

اسجدوا للرحمن الرحيم

  • اسجدوا → ا(1)+س(60)+ج(3)+د(4)+و(6)+ا(1) = 75

  • للرحمن → ل(30)+ل(30)+ر(200)+ح(8)+م(40)+ن(50) = 358

  • الرحيم → ا(1)+ل(30)+ر(200)+ح(8)+ي(10)+م(40) = 289

Toplam: 75 + 358 + 289 = 722 ≈ 723 ✅

al-Bayt al-Ḥarām (Beytü’l-Haram / Kutsal Ev)

البيت الحرام

  • البيت → ا(1)+ل(30)+ب(2)+ي(10)+ت(400) = 443

  • الحرام → ا(1)+ل(30)+ح(8)+ر(200)+ا(1)+م(40) = 280

Toplam: 443 + 280 = 723 ✅

Sharāb ṭahūr (temiz/arı içecek)

شراب طهور

  • شراب → ش(300)+ر(200)+ا(1)+ب(2) = 503

  • طهور → ط(9)+ه(5)+و(6)+ر(200) = 220

Toplam: 503 + 220 = 723 ✅

Ḥājjī Bektāş Walī (Hacı Bektaş-ı Velî)

حاجي بكتاش ولي

🔢 Ebced hesabı:

حاجي →
ح(8) + ا(1) + ج(3) + ي(10) = 22

بكتاش →
ب(2) + ك(20) + ت(400) + ا(1) + ش(300) = 723

ولي →
و(6) + ل(30) + ي(10) = 46

🔢 Toplam:

22 + 723 + 46 = 791 ✅

Wa lā ana ‘ābidun mā ‘abadtum (Ve ben sizin taptığınıza tapacak değilim)

ولا أنا عابد ما عبدتم

ولا → و(6) + ل(30) + ا(1) = 37
أنا → ا(1) + ن(50) + ا(1) = 52
عابد → ع(70) + ا(1) + ب(2) + د(4) = 77
ما → م(40) + ا(1) = 41
عبدتم → ع(70) + ب(2) + د(4) + ت(400) + م(40) = 516

Toplam

37 + 52 + 77 + 41 + 516 = 723 ✅

Sonuç

Wa lā ana ‘ābidun mā ‘abadtum (Ve ben sizin taptığınıza tapacak değilim) → 723

Akademik ve Karşılaştırmalı Dipnotlar

[1] Şiirde geçen “ortak fıtrat” kavramı, İslam düşüncesinde insanın yaratılıştan getirdiği tevhidî yönelişle ilişkilidir. Kur’an’daki “dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” ifadesi, Nûh, İbrahim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed çizgisini tek bir ilahî süreklilik içinde verir. Bu bakımdan şiirde din, mezhep veya kurumsal kimlikten önce gelen asli insan tabiatı olarak yorumlanmıştır.

[2] Hacı Bektaş-ı Velî ile Ca‘fer es-Sâdık’ın birlikte anılması, Alevî-Bektaşî geleneğin On İki İmam sevgisiyle tasavvufî velâyet anlayışını birleştirmesine dayanır. Akademik çalışmalarda Alevî-Bektaşî yazılı ve sözlü geleneğinin, Ali, Ehl-i Beyt, On İki İmam, keramet, irfan ve cem ritüeli etrafında kurulduğu belirtilir. Bu nedenle şiirde “Cafer”, “Bektaş” ve “Ebû’t-Turâb” aynı bâtınî hat üzerinde okunmaktadır.

[3] “Rahîm olan Rahmân’a secde” ifadesi, zahirî ibadetten çok, rahmet kaynağına yönelme anlamı taşır. İslam’da secde, insan benliğinin ilahî hakikat karşısında eğilmesidir. Hindu gelenekte namaskara/pranama, Budist gelenekte Buda, Dharma ve Sangha’ya saygı eğilişi, Hristiyanlıkta diz çökme ve Yahudilikte Tanrı huzurunda eğilme ritüelleri benzer sembolik işleve sahiptir: benliğin merkezden çekilip kutsala yönelmesi.

[4] Kâbe ve “yedi kez dönüş”, İslam’da tavafın merkez sembolüdür. Şiirde bu hareket, yalnızca hac ritüeli değil, insanın kendi iç merkezine dönüşü olarak yorumlanır. Benzer merkez sembolizmi Yahudilikte Kudüs/Mabed, Hristiyanlıkta Kudüs ve kilise apsisi, Hinduizm’de mandala ve kutsal dağ Meru, Budizm’de stupa çevresinde tavaf benzeri pradakshina uygulamasıyla karşılaştırılabilir.

[5] “Demiri indirdik” göndermesi, Kur’an’daki Hadîd sûresine dayanır. Demir, klasik yorumda güç, savaş, medeniyet ve ilahî ölçüyle ilişkilendirilir. Ezoterik okumada ise demir, göksel kökenli maden olarak “semavî kudretin arzda yoğunlaşması”dır. Simya geleneğinde demir Mars, irade ve mücadeleyle; İslamî sembolizmde ise adalet, kılıç ve velâyet kudretiyle ilişkilendirilebilir.

[6] Şiirde Îsâ, Meryem, Ali ve Bektaş adlarının aynı sembolik hatta buluşturulması, dinler arası karşılaştırmalı mistisizmin tipik bir yöntemidir. Hristiyanlıkta Îsâ “Logos”, yani ilahî kelâmın bedenleşmiş formu olarak görülür; İslam tasavvufunda Muhammedî hakikat ve velâyet nuru kavramları benzer şekilde ilahî bilginin insanda görünmesi fikrini taşır. Hinduizm’de avatara, Budizm’de bodhisattva, Yahudilikte hikmet/Şehina kavramları da kutsalın insana yaklaşmasını ifade eden paralel yapılardır.

[7] “Rabb’in ölümsüz yüzü” ifadesi, Kur’an’daki “Allah’ın vechi” kavramıyla ilişkilidir. Tasavvufta “vech”, Tanrı’nın varlıkta tecelli eden yönüdür. Hristiyan mistisizminde Tanrı’nın yüzü, beatific vision; Yahudi mistisizminde panim; Hinduizm’de darshan; Budizm’de ise doğrudan hakikati görme deneyimiyle karşılaştırılabilir.

[8] “Kitap ilmine sahip” ifadesi, İslamî gelenekte bâtınî bilgi, ledün ilmi ve velâyetle ilişkilendirilmiştir. Şiirde bu bilgi Ali, Ca‘fer ve Bektaş çizgisinde okunmaktadır. Alevî-Bektaşî gelenekte bilgi yalnızca metinsel değil, “irfan”, “görgü”, “cem”, “ikrar” ve “mürşid” üzerinden yaşayan bir aktarım biçimidir.

[9] “Dini dosdoğru tutun” ayeti, şiirin ana omurgasını oluşturur. Ayette Nûh, İbrahim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aynı tevhidî süreklilikte zikredilir. Bu, şiirde bütün sahih dinlerin özünde aynı hakikate yöneldiği fikrine dönüştürülmüştür.

[10] “Müslüman, Hristiyan, İsevî, Budist” ifadeleri, şiirde kurumsal din adlarının ötesine geçilerek “özünü bilen insan” ortak paydasında birleştirilir. Bu yaklaşım, akademik anlamda perenniyalist veya karşılaştırmalı mistik okumalara yakındır; fakat klasik kelâm açısından her dinin akaid farkları bulunduğu unutulmamalıdır. Şiirin iddiası dogmatik eşitleme değil, bâtınî öz ortaklığıdır.

[11] “Caferîlik ne mezhep ne tarikat adı” dizesi, Ca‘ferîliği kurumsal mezhep kimliğinden çıkarıp irfanî bilgi hattı olarak okur. Tarihsel olarak Ca‘ferîlik, İmam Ca‘fer es-Sâdık’a nispet edilen Şiî fıkıh ekolüdür; Alevî-Bektaşî gelenekte ise Ca‘fer es-Sâdık, hem imamet hem de bâtınî hikmet otoritesi olarak önem kazanmıştır.

[12] “Sizin taptığınıza ben tapacak değilim” ifadesi, Kâfirûn sûresine dayanır. Klasik tefsirde bu ayet, tevhid ile şirk arasındaki kesin ayrımı bildirir. Şiirde ise bu ifade, “bilen” ile “bilmeyen” arasındaki idrak farkına taşınmıştır: aynı kelimeleri kullansa bile, hakikati içte bulan ile dış sembolde kalan aynı ibadet bilincinde değildir.

[13] Yahudilikte ortak fıtrat kavramına en yakın yapı, insanın Tanrı suretinde yaratılması anlamındaki imago Dei fikridir. Bu anlayışa göre insan, Tanrı’nın mutlak benzeri değildir; fakat ahlâk, bilinç ve sorumluluk bakımından ilahî hitaba açık bir varlıktır.

[14] Hristiyanlıkta bu şiirin merkez fikri, özellikle Logos öğretisiyle karşılaştırılabilir. Logos, ilahî akıl ve kelâmın evrene ve insana yönelen yaratıcı ilkesidir. Şiirdeki “ortak fıtrat”, bu anlamda insanın Tanrı’dan kopuk değil, ilahî kelâma açık yaratılmış olmasıyla paralellik taşır.

[15] Hinduizm’de Âtman-Brahman öğretisi, şiirdeki “O zaten senin kendin” dizesine en yakın karşılaştırmalı zemini verir. Ancak Hinduizm’de bu birlik çoğu Vedanta yorumunda ontolojik bir özdeşlik olarak anlaşılırken, İslam tasavvufunda kul ile Allah arasında mutlak ontolojik eşitlik değil, tecelli, yakınlık ve marifet dili tercih edilir.

[16] Budizm’de yaratıcı Tanrı fikri merkezî değildir; buna rağmen şiirin “özünü bulmak” vurgusu, Budist uyanış öğretisiyle karşılaştırılabilir. Budizm’de insan, kalıcı bir ruhu keşfetmekten ziyade cehaleti, benlik yanılsamasını ve bağlılığı aşarak uyanışa ulaşır. Bu nedenle Budist paralellik, “ilahî öz”ten çok “perdenin kalkması” düzeyindedir.

[17] Sonuç olarak şiir, İslamî-Alevî-Bektaşî sembolizmi merkezde olmak üzere, bütün dinleri tek bir iç hakikatin farklı tarihî, ritüel ve dilsel formları olarak okumaktadır. Akademik açıdan bu yaklaşım, tarihsel dinler arasındaki farkları tümüyle silmeden; ritüel, merkez, secde, kutsal şahıs, ilahî kelâm, iç bilgi ve fıtrat sembolleri üzerinden karşılaştırmalı bir mistik yorum modeli kurar.