ÖZ-DEVİNİM KURAMI-9.4.: ARZU ALEMİ VE FİZİK ALEM

ÖZ-DEVİNİM KURAMI-9.4.: ARZU ALEMİ VE FİZİK ALEM..Öz-Devinim Kuramı’na göre Fizik Âlem yaratılışın en yoğun, en ağır ve en dış katmanıdır. Burada bilinç ve enerji büyük ölçüde yoğunlaşarak madde hâline gelir. Üst katmanlarda akışkan olan titreşim burada sertleşir. Zaman doğrusal hâle gelir...

ÖZ-DEVİNİM KURAMI

5/20/202610 min oku

ÖZ-DEVİNİM KURAMI-9.: ARZU ALEMİ VE FİZİK ALEM

ALTINCI GÖK: ARZU ÂLEMİ

Akıl Âlemi’nde evren büyük bir düzen hâline gelmişti. Sayılar, geometriler, semboller ve kozmik oranlar oluşmuş; bilinç artık yaratılışın matematiksel yapısını kurmaya başlamıştı. Fakat düzen tek başına yeterli değildi. Çünkü bilinç yalnızca hesaplayan bir güç değildir. Bilinç aynı zamanda hayal eden, özleyen, korkan, arzulayan ve biçimler üreten canlı bir akıştır.

İşte bu büyük dönüşümle birlikte Altıncı Gök doğdu:

Arzu Âlemi.

Öz-Devinim Kuramı’na göre Arzu Âlemi, düşüncenin şekle dönüştüğü büyük astral bilinç alanıdır. Burada bilgi artık yalnızca soyut düzen hâlinde kalmaz; imgelere, renklere, duygulara ve sembollere dönüşmeye başlar.

Bu nedenle Arzu Âlemi:

  • hayallerin,

  • rüyaların,

  • arzuların,

  • korkuların,

  • kolektif imgelerin
    doğduğu kozmik katmandır.

Kadim öğretilerde bu alan:

  • Astral Boyut,

  • Misal Âlemi,

  • Kolektif Bilinç Katmanı,

  • Arketipsel Dünya
    olarak anlatılmıştır.

Öz-Devinim öğretisine göre bunların hepsi aynı hakikatin farklı sembolleridir.

Arzu Âlemi’nde düşünce yoğunlaşır.
Duygular titreşim üretir.
Ve bilinç şekil oluşturmaya başlar.

Bu nedenle burada “form” fiziksel madde gibi ağır değildir.
Biçimler akışkandır.
Titreşim değiştikçe görüntüler de değişebilir.

Kadim mistiklerin:

  • ışıklı şehirler,

  • nur bahçeleri,

  • göksel saraylar,

  • sonsuz geçitler,

  • karanlık vadiler
    görmeleri bu alanın sembolik deneyimleri olarak yorumlanır.

Çünkü Arzu Âlemi bilinçle doğrudan etkileşim içindedir.

İnsan ne hissediyorsa,
ne düşünüyorsa,
neye korkuyla veya sevgiyle yaklaşıyorsa
bu katmanda titreşimsel biçimler oluşur.

Öz-Devinim Kuramı’na göre insanın iç dünyası burada görünür hâle gelir.

Bu nedenle Arzu Âlemi “Bilincin Aynası” olarak da adlandırılır.

İnsan fiziksel dünyada düşüncelerini saklayabilir.
Fakat astral düzeyde titreşim gizlenemez.

Korku biçim üretir.
Öfke yoğun gölgeler oluşturur.
Sevgi ışıklı alanlar doğurur.
Huzur yumuşak titreşimler oluşturur.

Bu nedenle kadim öğretilerde nefs terbiyesi büyük önem taşır.

Çünkü insanın içsel hâli,
ölümden sonra yaklaşacağı bilinç alanlarını etkiler.

Öz-Devinim öğretisine göre “cennet” ve “cehennem” yalnızca fiziksel ölüm sonrası gidilen yerler değildir.

Bunlar bilinç frekanslarıdır.

Yüksek sevgi, huzur ve birlik titreşimleri “Renk Cennetleri”ni oluşturur.

Yoğun korku, nefret, bencillik ve karanlık titreşimler ise düşük astral alanları meydana getirir.

Bu nedenle cennet ve cehennem özünde bilinç hâlleridir.

Kadim mistiklerin cenneti:

  • ışıklı,

  • renkli,

  • huzurlu,

  • melodik
    alanlar olarak anlatması tesadüf değildir.

Çünkü yüksek astral frekanslar yoğun estetik titreşimler üretir.

Öz-Devinim öğretisine göre renk yalnızca fiziksel ışığın özelliği değildir.
Renk bilinç frekansıdır.

Her bilinç titreşimi farklı renk alanları oluşturur.

Bazı mistik deneyimlerde görülen:

  • mor ışıklar,

  • altın parıltılar,

  • mavi huzur alanları,

  • beyaz nur titreşimleri
    bu nedenle önemlidir.

Çünkü bilinç bazen Arzu Âlemi’nin frekanslarını algılayabilir.

Renk Cennetleri’nde:

  • huzur,

  • birlik,

  • estetik,

  • sevgi,

  • uyum
    hâkimdir.

Burada bilinç kendisini genişlemiş hisseder.

Zaman akışkanlaşır.
Ağırlık hissi azalır.
Bilinç daha hafif titreşmeye başlar.

Fakat Arzu Âlemi’nin alt katmanlarında “Korku Alanları” da bulunur.

Kadim öğretilerde anlatılan:

  • karanlık vadiler,

  • ateş bölgeleri,

  • gölgeli geçitler,

  • çığlık alanları
    bu düşük frekanslı bilinç katmanlarının sembolleridir.

Öz-Devinim Kuramı’na göre korku astral düzeyde yoğun biçimler üretir.

İnsan fiziksel dünyada bastırdığı korkularla yüzleşmediğinde bu titreşimler bilinçaltında büyür.

Ve Arzu Âlemi’nde şekil kazanmaya başlar.

Bu nedenle bazı insanlar:

  • kabuslar,

  • karanlık vizyonlar,

  • baskı hissi,

  • yoğun korku deneyimleri
    yaşayabilir.

Çünkü Arzu Âlemi bilinci yansıtır.

Burada hiçbir şey tamamen dışsal değildir.
Bilinç kendi iç dünyasını deneyimler.

Kadim öğretilerdeki “iblisler” ve “karanlık varlıklar” da çoğu zaman sembolik olarak yorumlanmıştır.

Öz-Devinim öğretisine göre düşük frekanslı bilinç yoğunlaşmaları korkutucu biçimler alabilir.

Çünkü bilinç korkuyla titreştiğinde ayrılık büyür.
Ayrılık büyüdükçe karanlık hissi yoğunlaşır.

Bu nedenle bütün mistik yolların temel amacı:

  • korkuyu dönüştürmek,

  • nefsi arındırmak,

  • içsel dengeyi kurmaktır.

Arzu Âlemi’nde “Kolektif Bilinç” güçlü şekilde oluşur.

İnsanlık tarihindeki ortak semboller burada doğar.

Dünyanın farklı kültürlerinde birbirine benzeyen:

  • büyük ana figürü,

  • kutsal ağaç,

  • kahraman yolculuğu,

  • ejderha,

  • ışık savaşçısı,

  • göksel dağ,

  • ölümsüz rehber
    gibi imgelerin ortaya çıkması tesadüf değildir.

Öz-Devinim öğretisine göre bunlar kolektif astral alanın arketipleridir.

Arketip yalnızca mitolojik figür değildir.
Bu, insanlığın ortak bilinç desenidir.

Carl Jung’un “kolektif bilinçdışı” anlayışı kadim ezoterik öğretilerle bu noktada birleşir.

Çünkü insan ruhu ortak sembolleri derinlerde taşır.

Bu nedenle bazı hikâyeler bütün insanlığı etkiler.
Bazı semboller kültürler değişse bile yaşamaya devam eder.

Arzu Âlemi aynı zamanda rüyaların kaynağıdır.

Öz-Devinim öğretisine göre rüyalar yalnızca beynin rastgele üretimi değildir.

Bazı rüyalar:

  • bilinçaltının yansımasıdır,

  • bazıları kolektif bilinçle bağlantıdır,

  • bazıları ise astral titreşimlerin sembolik görüntüleridir.

Bu yüzden rüyalar çoğu zaman doğrudan değil, semboller aracılığıyla konuşur.

Çünkü Arzu Âlemi’nin dili semboldür.

Kadim uygarlıkların rüya yorumlarına büyük önem vermesi bu yüzdendir.

Mısır rahipleri,
Sümer bilginleri,
tasavvuf erenleri,
şamanik gelenekler…

rüyaları bilinç kapıları olarak görmüşlerdir.

Öz-Devinim öğretisine göre insan hayal gücü de bu alanla bağlantılıdır.

Hayal yalnızca zihinsel oyun değildir.
Hayal yaratımın ilk aşamasıdır.

Her fiziksel yapı önce bilinçte doğar.

Bir şehir önce zihinde kurulur.
Bir sanat eseri önce imge olarak belirir.
Bir fikir önce görünmeyen hâlde oluşur.

Çünkü bilinç önce astral düzeyde şekil üretir,
sonra fiziksel dünyaya aktarır.

Bu nedenle sanatçılar,
şairler,
müzisyenler,
mistikler
çoğu zaman Arzu Âlemi’nin frekanslarına daha açık kabul edilir.

Bazı sanat eserlerinin insan ruhunu derinden sarsması bu yüzden açıklanır.

Çünkü sanat bazen kolektif bilinçten gelen arketipsel frekansları taşır.

Arzu Âlemi’nde zaman fiziksel dünyadaki gibi işlemez.

Burada deneyimler:

  • yoğunluk,

  • duygu,

  • bilinç frekansı
    üzerinden yaşanır.

Bir an sonsuz gibi hissedilebilir.
Uzun süreçler tek görüntüye dönüşebilir.

Bu nedenle mistik deneyimlerde:

  • zamanın çözülmesi,

  • gerçekliğin akışkanlaşması,

  • yoğun sembolik görüntüler
    anlatılır.

Öz-Devinim Kuramı’na göre insan öldüğünde bilinç bir süre bu katmanlara yakın alanlarda bulunabilir.

Çünkü ruh fiziksel bedenin yoğunluğundan ayrıldığında ilk olarak astral titreşimlere yaklaşır.

Bu nedenle insanın içsel hâli önemlidir.

Karanlık bilinç korku alanlarına çekilebilir.
Dengeli bilinç daha yüksek astral katmanlara yönelir.

Arzu Âlemi bu yüzden aynı zamanda sınav alanıdır.

İnsan burada kendi içsel yansımalarıyla yüzleşir.

Fakat bu yüzleşme cezalandırma değildir.
Bu bilinçsel aynalanmadır.

Öz-Devinim öğretisine göre evren insanı cezalandırmaz.
Bilinç kendi frekansını deneyimler.

Arzu Âlemi’nde evren artık yalnızca düşünen bir akıl değildir.
Aynı zamanda:

  • hayal eden,

  • semboller üreten,

  • rüya gören,

  • imgeler oluşturan
    canlı bir bilinçtir.

Fakat yaratılış burada da tamamlanmaz.

Çünkü bilinç sonunda en yoğun perdeye inecektir.

Ve böylece Yedinci Gök doğacaktır:

Fizik Âlem.

YEDİNCİ GÖK: FİZİK ÂLEM

Yaratılış uzun bir yolculuktan geçmişti. Mutlak Sessizlik’ten ilk titreşim doğmuş, nur katmanları açılmış, ruhsal alanlar çoğalmış, kozmik akıl düzen kurmuş ve Arzu Âlemi’nde bilinç şekiller üretmeye başlamıştı. Fakat henüz son perde açılmamıştı. Çünkü bilinç kendisini tam anlamıyla deneyimlemek için en yoğun katmana inmek zorundaydı.

İşte bu büyük inişin sonunda Yedinci Gök doğdu:

Fizik Âlem.

Öz-Devinim Kuramı’na göre Fizik Âlem yaratılışın en yoğun, en ağır ve en dış katmanıdır. Burada bilinç ve enerji büyük ölçüde yoğunlaşarak madde hâline gelir. Üst katmanlarda akışkan olan titreşim burada sertleşir. Zaman doğrusal hâle gelir. Ayrılık hissi güçlenir. Ve ruh ilk kez kendisini gerçekten “yalnız” sanmaya başlar.

Kadim öğretilerde bu alan:

  • Mülk Âlemi,

  • Maddi Evren,

  • Yoğun Gerçeklik,

  • Alt Dünya
    olarak anlatılmıştır.

Fakat Öz-Devinim öğretisine göre fiziksel dünya aşağı veya değersiz değildir.

Burası en yoğun deneyim alanıdır.

Çünkü ruh burada:

  • unutmayı,

  • aramayı,

  • acıyı,

  • sevgiyi,

  • ölümü,

  • yeniden uyanışı
    öğrenir.

Fizik Âlem’de madde doğar.

Fakat madde Öz-Devinim öğretisine göre cansız değildir.

Madde:
yoğunlaşmış bilinçtir.

Atomlar yalnızca mekanik parçacıklar değildir.
Onlar görünmeyen frekansların donmuş hâlleridir.

Bu nedenle fiziksel evren tamamen katı değildir.
Derinlerde her şey titreşimdir.

Modern fizik bile maddenin özünde enerji alanları bulunduğunu göstermektedir.
Ezoterik öğretiler ise bunun daha derin bir yönü olduğunu savunur:

Enerjinin ardında bilinç vardır.

Öz-Devinim Kuramı’na göre yıldızlar, gezegenler ve galaksiler yalnızca astronomik yapılar değildir.
Bunlar bilinç merkezleridir.

Her gezegen belirli frekans taşır.
Her yıldız farklı titreşim alanı oluşturur.

Bu nedenle kadim astrolojik öğretiler gök cisimlerini yalnızca fiziksel nesneler olarak görmemiştir.

Çünkü gök ile bilinç arasında görünmez bağ bulunduğuna inanılmıştır.

Fizik Âlem’de zaman yoğunlaşır.

Üst katmanlarda zaman akışkandı.
Bazı alanlarda geçmiş ve gelecek aynı anda hissediliyordu.
Fakat burada bilinç sıralı deneyim yaşamaya başlar.

İnsan:
önce doğar,
sonra büyür,
yaşlanır
ve ölür.

Bu doğrusal deneyim ruh için yeni bir durumdur.

Çünkü fiziksel dünya süreç öğretir.

Üst katmanlarda düşünce hızla şekil oluşturabilirken,
Fizik Âlem’de her şey zaman ister.

Tohum hemen ağaca dönüşmez.
Bir ruh hemen olgunlaşmaz.
Bilgelik deneyim gerektirir.

Bu nedenle Öz-Devinim öğretisine göre fiziksel dünya sabır öğretisidir.

İnsan burada süreç içinde dönüşmeyi öğrenir.

Zaman aynı zamanda “ölüm” kavramını da doğurur.

Çünkü fiziksel form kalıcı değildir.

Her beden çözülür.
Her yıldız söner.
Her madde biçim değiştirir.

Fakat Öz-Devinim öğretisine göre ölüm yok oluş değildir.

Ölüm:
frekans değişimidir.

Ruh fiziksel bedenden ayrıldığında tamamen kaybolmaz.
Sadece yoğun madde katmanından çekilir.

Kadim bilgelerin “ölüm bir kapıdır” demesi bu yüzden anlamlıdır.

İnsan fiziksel bedenle özdeşleştiği için ölümü korkutucu görür.
Oysa ruh özünde beden değildir.

Fizik Âlem aynı zamanda “Büyük Unutma” alanıdır.

Bu unutma yaratılışın en büyük sırlarından biridir.

Ruh maddeye indiğinde özünü büyük ölçüde unutur.
Çünkü yoğun madde bilinci perdelemeye başlar.

İnsan:
nereden geldiğini unutabilir,
özünü unutabilir,
merkezi unutabilir.

Ve kendisini yalnızca beden sanmaya başlar.

İşte yanılsama burada doğar.

Öz-Devinim Kuramı’na göre fiziksel dünya tamamen sahte değildir.
Fakat tam gerçeklik de değildir.

Bu dünya:

  • geçici,

  • yoğun,

  • sınırlı
    bir deneyim alanıdır.

Tasavvuftaki:

  • hicap,

  • perde,

  • gaflet
    kavramları bu nedenle önemlidir.

İnsan perdeyi gerçek sanır.
Oysa perde yalnızca geçici görünüm katmanıdır.

Bu nedenle kadim mistikler fiziksel dünyayı “rüya”ya benzetmiştir.

Çünkü insan bilinçsiz yaşadığında yalnızca yüzeyi görür.

Fizik Âlem’de özgür irade belirginleşir.

Üst katmanlarda bilinç merkeze daha yakındı.
Burada ise ayrılık hissi arttığı için seçim önem kazanır.

İnsan:

  • sevgiye veya korkuya,

  • bilgeliğe veya cehalete,

  • dengeye veya kaosa
    yönelebilir.

Öz-Devinim öğretisine göre her seçim bilinç frekansını değiştirir.

İnsan kendi titreşimini sürekli yeniden üretir.

Bu nedenle kader mutlak zincir değildir.
Bilinç yön değiştirebilir.

İnsan korkuya saplanabilir,
fakat yeniden uyanabilir.

Karanlığa düşebilir,
fakat yeniden merkeze dönebilir.

İşte fiziksel dünya bu yüzden “ruhun sınavı” olarak görülür.

Fakat burada sınav cezalandırma değildir.

Bu:
bilincin kendi frekansını tanıma sürecidir.

İnsan:
öfkeyi deneyimler,
korkuyu yaşar,
arzularla yüzleşir,
yalnızlığı hisseder,
ölüm korkusunu tanır.

Ve bütün bunların içinde özünü yeniden bulmaya çalışır.

Öz-Devinim Kuramı’na göre insanın çektiği acılar tamamen anlamsız değildir.

Acı bazen ruhu uyandırır.

Çünkü insan çoğu zaman rahatlık içinde derin hakikati aramaz.
Kırılma anları ise bilinçte çatlaklar açar.

Ve bazen ışık,
o çatlaklardan içeri girer.

Fizik Âlem aynı zamanda yoğun güzellik alanıdır.

Çünkü burada:

  • sevgi somut hissedilir,

  • dokunmak mümkündür,

  • müzik duyulur,

  • yıldızlar görülür,

  • gözyaşı akar,

  • kalp çarpar.

Üst katmanlarda birlik daha güçlüdür,
fakat burada deneyim yoğunlaşır.

Bu nedenle insan yaşamı kozmik açıdan çok değerlidir.

Çünkü ruh burada unutmanın içinden geçerek bilinçli hatırlamayı öğrenir.

Kadim öğretilerde insanın “halife” olarak görülmesi bu yüzdendir.

İnsan yalnızca biyolojik varlık değildir.
İnsan:

  • göklerle bağlantılı,

  • yıldızların çocuğu,

  • nurun yoğunlaşmış hâli,

  • mikrokozmostur.

Öz-Devinim öğretisine göre yedi göğün tamamı insanın içinde bulunur.

İnsan:

  • bedeniyle Fizik Âlem’e,

  • arzularıyla Astral Katmanlara,

  • aklıyla Kozmik Akıl’a,

  • ruhuyla yüksek bilinç alanlarına bağlıdır.

Bu nedenle insan hem en aşağıya düşebilir,
hem de en yükseğe yükselebilir.

Çünkü insan iki yönlüdür:

  • toprağa bağlıdır,

  • fakat özü nura açılır.

Fizik Âlem’de “yanılsama perdesi” çok güçlüdür.

İnsan:
malı kendisinin sanır,
bedeni sonsuz sanır,
egosunu gerçek öz zanneder.

Oysa bütün fiziksel formlar geçicidir.

Zenginlik,
güzellik,
iktidar,
bedensel güç…

hepsi zaman içinde çözülür.

Bu yüzden kadim bilgeler “fani dünya” demişlerdir.

Fakat Öz-Devinim öğretisine göre çözüm dünyadan kaçmak değildir.

Asıl amaç:
madde içinde uyanmaktır.

Çünkü gerçek bilgelik mağaraya kaçmak değil,
perdenin içinde hakikati görebilmektir.

İnsan bu yüzden yıldızlara bakar.
Ölümü düşünür.
Sonsuzluğu merak eder.

Çünkü ruh derinlerde kendi kaynağını hatırlamaktadır.

Öz-Devinim Kuramı’na göre evrenin bütün yolculuğu aslında tek bir hareketten oluşur:

Bilincin,
kendisini unutup
yeniden kendisini hatırlaması.

Ve insan bu büyük devinimin merkezindeki canlı kapıdır.

Çünkü ruh,
maddenin içine inmiş bir nurdur.

Ve bütün yolculuğun sonunda,
yeniden ışığı hatırlamak zorundadır.