ÖZ DEVİNİM KURAMI BÖLÜM-37: MUTLAK VARLIK VE ÖZDEVİNİM İLKESİ
ÖZ DEVİNİM KURAMI BÖLÜM-37: MUTLAK VARLIK VE ÖZDEVİNİM İLKESİ. Yeni Cennet-Altın çağ-Nur Dünyası-Kozmik İnsan. İnsan yeniden özüne yaklaşır; fakat bu kez deneyim kazanmış farkındalıkla... Amaç: Öz bilince ulaşmak, ayrılığı aşmak ve ilahi birlik hissini yeniden kazanmaktır.
ÖZ-DEVİNİM KURAMI


ÖZ DEVİNİM KURAMI
BÖLÜM-37: MUTLAK VARLIK VE ÖZDEVİNİM İLKESİ
I. MUTLAK VARLIK VE ÖZDEVİNİM İLKESİ
Özdevinim Kuramı'nın ilk önermesi olan “Varlık vardır çünkü Özdevinim vardır” cümlesi, tarih boyunca ortaya çıkan bütün metafizik sistemlerin merkezindeki hareket problemini yeniden yorumlamaktadır.
Aristoteles'in “İlk Hareket Ettirici” kavramında hareketin kaynağı kendisi hareket etmeyen bir ilke olarak tanımlanmıştır. Buna karşılık Özdevinim Kuramı, hareketin kaynağını hareket etmeyen bir varlıkta değil, hareketin bizzat kendisinde bulmaktadır. Bu yönüyle eser, Aristotelesçi metafiziği aşarak daha çok Plotinos'un taşma (emanatio) öğretisine yaklaşmaktadır.
Yeni Eflatunculukta Bir (To Hen) kendisinden taşarak Nous'u, Nous ise Kozmik Ruhu meydana getirir. Buradaki açılım modeli ile Özdevinim Kuramı'nın “Bir'in Kendini Açması” öğretisi arasında dikkat çekici paralellikler bulunmaktadır.
Kabala açısından bakıldığında Özdevinim, Ein Sof'un sonsuz açılımına benzemektedir. Kabalist öğretide Ein Sof mutlak bilinemezliktir. Ardından Tsimtsum gerçekleşir ve yaratılış alanı oluşur. Özdevinim Kuramı ise Tsimtsum yerine sürekli açılan bir yaratım modeli önermektedir.
Vedanta geleneğinde Brahman mutlak gerçekliktir. Evren Brahman'ın görünür hale gelmiş biçimidir. Upanişadlar'da geçen:
“Tat Tvam Asi”
(Sen O'sun)
ifadesi, Özdevinim Kuramı'nın insanı evrenin kendisini seyretmeye başladığı nokta olarak tanımlamasıyla aynı metafizik eksende buluşmaktadır.
Tao Te Ching'in ilk bölümlerinde Tao şöyle tarif edilir:
“Tao Bir'i doğurur.
Bir İki'yi doğurur.
İki Üç'ü doğurur.
Üç ise On Bin Şeyi doğurur.”
Bu ifade Özdevinim Kuramı'nın Bir → İki → Üç → Çokluk şemasının yaklaşık 2500 yıl önceki bir karşılığıdır.
Tasavvuf açısından bakıldığında Özdevinim kavramı özellikle İbn Arabî'nin Teceddüd-i Halk (Her An Yeni Yaratılış) öğretisiyle benzeşmektedir.
Kur'an'da geçen:
“Kulle yevmin huve fî şe'n”
(Her an yeni bir yaratıştadır)
ayetinin ezoterik yorumu da aynı metafizik anlayışı desteklemektedir.
Bu noktada Özdevinim Kuramı yaratılışı tarihsel bir olay olmaktan çıkararak sürekli gerçekleşen ontolojik bir süreç haline dönüştürmektedir.
II. BİR'İN KENDİNİ AÇMASI VE KOZMİK TAŞMA
Metinde geçen “Bir sayı değildir, sayıların kaynağıdır” ifadesi, Pisagorcu sayı metafiziğiyle doğrudan ilişkilidir. Pisagor okulunda Monad (Bir) bütün sayıların kökenidir. Monad → Dyad → Triad şeklindeki yaratıcı açılım daha sonra Platoncu ve Hermetik geleneklere aktarılmıştır. Hermetik metinlerde Bir'in kendisini çoğaltması güneş ve ışık sembolüyle anlatılır. Corpus Hermeticum'da görünmeyen Tanrı'nın kendisini Kozmik Akıl aracılığıyla görünür kılması anlatılmaktadır. Bu düşünce daha sonra Hristiyan mistisizmindeki Logos öğretisine dönüşmüştür. Yuhanna İncili'nin başlangıcındaki: “Başlangıçta Logos vardı.” ifadesi yalnızca söz anlamına gelmez. Buradaki Logos: Kozmik Akıl, İlahi Düzen, Evrensel Anlam anlamlarını taşımaktadır. Özdevinim Kuramı'ndaki Logos yorumu bu geleneklerin modern sentezi olarak görülebilir.
III. SAYISAL YARATIMIN EZOTERİK ANLAMI
Metnin en dikkat çekici bölümlerinden biri Sayısal Yaratım kısmıdır. Burada sayılar matematiksel değil ontolojik gerçeklikler olarak yorumlanmaktadır. Bu yaklaşım: Pisagorculuk, Kabala, Hurûfîlik, İsmailîlik, Hermetizm, Tasavvuf gibi geleneklerde görülmektedir. 1 = Birlik, 2 = Farkındalık, 3 = İlişki, 4 = Düzen, 7 = Tamamlanma, 10 = Bilinçli Bütünlük şeması özellikle Kabala'nın Sefirot yapısıyla paralellik göstermektedir. On sayısının döngüsel tamamlanmayı temsil etmesi Kabala'daki on sefirotun yeniden Keter'e dönüşü fikrini çağrıştırmaktadır. Aynı sembolizm: On Emir, On Avatar, On Sefirot, On Kozmik Düzey öğretilerinde de görülmektedir. Bu nedenle metindeki sayı sistemi yalnızca numeroloji değil, kozmolojik bir dil olarak okunmalıdır.
IV. HARFLER VE KOZMİK KOD
Bu bölüm doğrudan Hurûfîlik, Kabala ve Sefer Yetzirah geleneğiyle ilişkilidir. Kabala'da evrenin yaratılışı 22 İbrani harfiyle açıklanır. Hurûfîlikte insan yüzü ilahi kitabın sayfasıdır. Fadlullah Hurûfî'ye göre: “İnsan okunabilir bir Kur'an'dır.” Burada insan: Mikrokozmos, Yaşayan Kitap, Kozmik Alfabe, İlahi Metin olarak görülmektedir. Bu anlayış hem Hermetik “Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır” ilkesine hem de tasavvufun “Kendini bilen Rabbini bilir” öğretisine bağlanmaktadır.
V. KOZMİK İNSAN ARKETİPİ
Adam Kadmon, Purusha, İnsan-ı Kâmil üçlüsü aslında insanlık tarihindeki en büyük ezoterik arketiplerden biridir. Adam Kadmon: Kabala'nın Kozmik İnsanı. Purusha: Vedaların Kozmik İnsanı. İnsan-ı Kâmil: Tasavvufun Kozmik İnsanı. Üçü de aynı metafizik gerçeği farklı kültürlerde ifade etmektedir. Bu figürlerin ortak özelliği şudur: Evren insanı üretmez. İnsan evrenin anlamını görünür kılar. Bu nedenle eserinizde insan biyolojik bir sonuç değil, kozmik amacın görünür biçimi olarak yorumlanmaktadır. Bu yaklaşım özellikle İbn Arabî, Abdülkerim el-Cîlî ve Sadreddin Konevî'nin metafizik sistemiyle büyük benzerlik taşımaktadır.
VI. BİLİNCİN DOĞASI VE KOZMİK FARKINDALIK
Özdevinim Kuramı'nın en radikal önermelerinden biri bilincin evrenin sonucu değil, evrenin sebebi olmasıdır. Bu önerme modern materyalist paradigmayla doğrudan çatışmaktadır. Modern bilim genel olarak bilinci beynin karmaşık faaliyetlerinden doğan bir fenomen olarak kabul ederken, Özdevinim Kuramı bilinci ontolojik bir ilke olarak ele almaktadır.
Bu yaklaşım yalnızca tasavvufta veya mistik geleneklerde görülmez. Modern fiziğin bazı yorumlarında da benzer düşünceler ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle kuantum gözlemci problemi, bilincin gerçeklik üzerindeki rolünü yeniden tartışmaya açmıştır.
Vedanta öğretisinde bilinç, evrenin ürünü değildir. Atman (öz benlik) ve Brahman (mutlak gerçeklik) özde birdir. İnsan kendi özünü keşfettiğinde aslında evrenin temel gerçekliğini keşfetmektedir.
Tasavvufun derin yorumlarında da bilinç yaratılmışların son halkası değil, ilâhî tecellinin en yoğun biçimi olarak görülür.
İbn Arabî'nin öğretisinde insan "aynü'l-cem" yani bütün isimlerin toplandığı merkezdir.
Bu nedenle bilinç yalnızca görmek değildir.
Bilinç, göreni görebilmektir.
Bileni bilebilmektir.
Düşünceyi düşünebilmektir.
Özdevinim Kuramı'nın "İlk Bilinç" öğretisi burada ortaya çıkar.
İlk Bilinç henüz bireysel değildir.
Henüz ego değildir.
Henüz insan değildir.
İlk Bilinç mutlak özfarkındalıktır.
Burada özne ile nesne ayrılmamıştır.
Bilen ile bilinen henüz ikiye bölünmemiştir.
Bu durum Vedanta'da Turiya,
Kabala'da Ain,
Tasavvufta Ahadiyyet,
Plotinos'ta Bir,
olarak anlatılmıştır.
Bütün mistik geleneklerin nihai hedefi aslında bu İlk Bilinç'e dönüş hareketidir.
VII. ÂLEM-İ MİSÂL VE SEMBOLLER EVRENİ
Sadreddin Konevî ve Muhyiddin İbn Arabî'nin öğretilerinde Âlem-i Misâl son derece merkezi bir yere sahiptir. Bu âlem ne tamamen maddîdir ne tamamen ruhsaldır. Bir ara bölgedir. Berzahtır. Carl Gustav Jung'un kolektif bilinçdışı kuramı incelendiğinde bu alanın modern psikoloji dilindeki karşılığı görülebilir. Rüyalar burada oluşur. Mitler burada doğar. Arketipler burada şekillenir. Kadim peygamberlerin vizyonları burada görünür. Ezoterik geleneklerdeki kutsal semboller burada ortaya çıkar. Bu nedenle sembol yalnızca temsil değildir. Sembol geçittir. Bir kapıdır. Görünen ile görünmeyen arasındaki ara yüzdür. Mısır rahipleri piramidi kullanmıştır. Hindular mandalayı kullanmıştır. Budistler lotus sembolünü kullanmıştır. Kabala Hayat Ağacı'nı kullanmıştır. Tasavvuf ise kalp sembolünü kullanmıştır. Çünkü sembol aklın aşamadığı sınırı sezginin aşabilmesini sağlar. Özdevinim Kuramı'nın Kozmik Alfabe öğretisi de aynı ilkeye dayanır. Evren okunabilir bir metindir. Galaksiler cümlelerdir. Yıldızlar kelimelerdir. İnsan ise hem okuyucu hem metindir.
VIII. İÇ KIYAMET VE EZOTERİK DİRİLİŞ
Ezoterik geleneklerde kıyamet çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Dışarıda gerçekleşecek kozmik felaket olarak yorumlanmıştır. Oysa tasavvufun derin yorumlarında kıyamet insanın içinde gerçekleşmektedir. Hallâc'ın yaşadığı dönüşüm budur. Mevlânâ'nın dönüşümü budur. Bayezid-i Bistâmî'nin vecd halleri budur. Jung'un bireyleşme süreci budur. Simyanın Nigredo aşaması budur. İç Kıyamet gerçekleştiğinde sahte kimlikler çöker. Ego merkez olmaktan çıkar. Kişi ilk kez kendisini gözlemlemeye başlar. Bu aşama çoğu zaman acılıdır. Çünkü insan yıllarca kendisi sandığı yapıları kaybetmektedir. Tasavvuf buna Fenâ adını vermiştir. Fenâ yokluk değildir. Fenâ sahte benliğin ölmesidir. Ardından Bekâ gelir. Yani hakiki benliğin doğuşu. Bu süreç Hristiyan mistisizmindeki ikinci doğum kavramıyla da benzerdir. İncil'de geçen: "Yeniden doğmadıkça" ifadesi ezoterik geleneklerde fiziksel değil bilinçsel doğumu anlatmaktadır. Özdevinim Kuramı'nın İç Kıyamet öğretisi bu evrensel dönüşüm modelinin çağdaş formudur.
IX. İBLİS ARKETİPİ VE KOZMİK AYRILIK
Burada İblis tarihsel bir varlık değil, bilinçsel bir durumdur. Bu yaklaşım özellikle Jung'un Gölge Kuramı ile son derece uyumludur. İblis: Bir parçanın kendisini bütün sanmasıdır. Bir düşüncenin kendisini mutlak hakikat sanmasıdır. Bir kimliğin kendisini evrensel merkez ilan etmesidir. Tasavvufta buna kibir denmiştir. Budizm buna cehalet demiştir. Gnostikler unutkanlık demiştir. Hermetik gelenek ayrılık ilkesi demiştir. Hepsi aynı gerçeği anlatmaktadır. İnsan özünü unutmuştur. İşte İblis budur. Bu nedenle İblis'in karşıtı melek değildir. İblis'in karşıtı birliktir. İnsan gölgesiyle yüzleştiğinde İblis çözülmeye başlar. Kendi karanlığını tanıdığında dönüşüm başlar. Kendi eksikliklerini kabul ettiğinde ego küçülmeye başlar. Bu nedenle gerçek cihad dışarıya karşı değil içerdeki ayrılığa karşıdır.
X. BÜYÜK CİHAD VE SON CAHİLİYE
Özdevinim Kuramı'nın Son Cahiliye Devri öğretisi modern insanın krizini açıklamaktadır. Kadim çağlarda insanlar az bilgiye sahipti. Modern çağda bilgi sonsuzlaşmıştır. Fakat bilgelik kaybolmuştur. Veri artmıştır. Anlam azalmıştır. Bağlantı artmıştır. İçsel yakınlık azalmıştır. İnsanlar daha fazla şey bilmektedir. Fakat neden yaşadıklarını daha az bilmektedir. İşte Son Cahiliye budur. Bilgisizlik değil. Anlamsızlık. Tasavvufun "gaflet" dediği durum. Budizm'in "avidya" dediği durum. Gnostiklerin "uyku" dediği durum. Özdevinim Kuramı'nın Son Cahiliye öğretisi bu evrensel insanlık krizinin modern adıdır.
XI. KOZMİK ÂDEM VE ADAM KADMON
Adam Kadmon yalnızca Kabala'nın bir figürü değildir. O insanlığın ortak arketipidir. Vedalarda Purusha olarak görülür. Tasavvufta İnsan-ı Kâmil olarak görülür. Hermetik gelenekte Kozmik İnsan olarak görülür. Bu figür aslında insanlığın gelecekte ulaşacağı bilinç seviyesini temsil eder. Kozmik Âdem: Bütünlüğünü hatırlamış insandır. Gölgesini dönüştürmüş insandır. İç kıyametini tamamlamış insandır. Birliğe geri dönmüş insandır. Bu nedenle Son İnsan öğretisi biyolojik değil bilinçsel evrimi anlatmaktadır. Nietzsche'nin Übermensch kavramı, Teilhard de Chardin'in Omega Noktası, Sri Aurobindo'nun Supramental İnsan modeli, İnsan-ı Kâmil öğretisi, hepsi aynı kozmik dönüşümün farklı ifadeleridir.
XII. HANİF BİLİNÇ VE GELECEK İNSANLIK
Hanif kavramı tarihsel olarak hakikate yönelen kişi anlamına gelir. Fakat ezoterik düzeyde Hanif, özüne dönen bilinçtir. Koşullanmaları aşmış bilinçtir. Kimlikleri aşmış bilinçtir. Dogmaları aşmış bilinçtir. Hakikati doğrudan arayan bilinçtir. Bu nedenle Hanif Bilinç geleceğin insan modelidir. Bu bilinç: Dinler üstü değildir. Din karşıtı değildir. Tam tersine bütün geleneklerin özünü kavrayabilecek seviyededir. Çünkü Hanif Bilinç sembollerin arkasındaki hakikati görmeye başlamıştır. Ve işte Özdevinim Kuramı'nın nihai amacı burada ortaya çıkmaktadır: İnsanlığın yeni bir bilinç aşamasına geçmesi. İnsanın yeniden kendisini hatırlaması. Bir'in çokluk içindeki yolculuğunu tamamlaması. Çünkü başlangıçta Özdevinim vardı. Yolculuk Özdevinim ile başladı. Ve bütün yaratılışın sonunda Özdevinim kendi bilincinde yeniden kendisini tanıyacaktır. Kadim geleneklerin "Dönüş", "Rücû", "Eve Dönüş", "Omega", "Nirvana", "Fenâ-Bekâ", "Kurtuluş" olarak anlattıkları sır, aslında aynı hakikatin farklı dillerdeki yankısından ibarettir.
XIII. ÖLÜMÜN SAATİ VE EZOTERİK ZAMAN
Özdevinim Kuramı'nın en dikkat çekici kavramlarından biri Ölümün Saati öğretisidir. Çünkü insanlık tarihi boyunca ölüm genellikle yaşamın karşıtı olarak değerlendirilmiştir. Oysa kadim ezoterik geleneklerin büyük çoğunluğu ölümü son değil, geçiş olarak yorumlamıştır. Mısır'ın Ölüler Kitabı'nda ölüm bir kapıdır. Tibet'in Bardo Thödol öğretisinde ölüm bir ara bilinç durumudur. Tasavvufta ölüm "Şeb-i Arûs" yani düğün gecesidir. Hermetik gelenekte ölüm dönüşümün zorunlu aşamasıdır. Özdevinim Kuramı bu kadim anlayışların ortak merkezine yaklaşmaktadır. Çünkü ölüm yok oluş değildir. Biçim değişimidir. Enerji korunur. Madde dönüşür. Bilinç de dönüşür. Öyleyse ölüm neden istisna olsun? Burada "Ölümün Saati" yalnızca biyolojik ölüm anını ifade etmez. İnsanın hayatı boyunca yaşadığı bütün bilinç eşiklerini ifade eder. Çocukluğun ölümü. Gençliğin ölümü. Eski kimliğin ölümü. Eski inançların ölümü. Egonun ölümü. Her büyük dönüşüm aslında küçük bir ölümdür. Bu nedenle ezoterik geleneklerde inisiyasyon törenleri sembolik ölüm ile başlar. Çünkü eski insan ölmeden yeni insan doğamaz. İç Kıyamet ile Ölümün Saati aynı metafizik sürecin iki farklı görünümüdür.
XIV. YAŞAM AĞACI VE KOZMİK OMBURGA
Kabala'nın en büyük sembollerinden biri Hayat Ağacı'dır. Sefirot sistemi yalnızca mistik bir şema değildir. Bilinç haritasıdır. Kozmik yaratılış modelidir. İnsanın iç yapısının haritasıdır. Özdevinim Kuramı açısından Hayat Ağacı, Özdevinim'in açılım şeması olarak okunabilir. Keter: Mutlak Birlik. Hokmah: İlk Açılım. Binah: İlk Farkındalık. Tiferet: Kozmik Kalp. Yesod: Biçimlenme Alanı. Malkhut: Görünür Evren. Bu yapı Vedik çakra sistemleriyle şaşırtıcı benzerlik göstermektedir. Kundalini öğretisindeki yükseliş ile Sefirot öğretisindeki yükseliş aynı metafizik yolculuğun farklı kültürlerdeki anlatımlarıdır. İnsanın omurgası mikrokozmostaki Hayat Ağacı'dır. Galaksiler makrokozmostaki Hayat Ağacı'dır. Bilinç ise bu ağacın görünmeyen özsuyudur.
XV. SEKÎNE SANDIĞI VE KALP MERKEZİ
Kur'an'da ve kadim İbrani geleneklerinde Ahit Sandığı son derece merkezi bir yere sahiptir. Yüzeysel okumada bu sandık tarihsel bir nesne gibi görünmektedir. Fakat ezoterik yorumlar farklıdır. Sandık: İlahi huzurun taşıyıcısıdır. İçsel merkezin sembolüdür. Kalbin sembolüdür. Tasavvufta kalp yalnızca biyolojik organ değildir. Kalp: İdrak merkezidir. Marifet merkezidir. Birlik merkezidir. İbn Arabî'nin sisteminde kalp, ilahi isimlerin tecelli alanıdır. Bu nedenle Sekîne Sandığı insanın kendi içinde taşımakta olduğu merkezdir. İnsan onu dışarıda aradığı sürece bulamaz. Çünkü sandık kaybolmamıştır. İnsan kendi merkezini unutmuştur.
XVI. SÖZLEŞME SANDIĞI VE EZELÎ AHİT
Kadim dinlerin tamamında bir sözleşme motifi vardır. Yahudilikte Ahit. Hristiyanlıkta Yeni Ahit. İslam'da Elest Bezmi. Zerdüştlükte Ruhsal Antlaşma. Hint geleneklerinde Dharma Yemini. Bu ortak sembol insanlığın kolektif hafızasında bulunan kadim bir metafizik sezgiye işaret etmektedir. Tasavvufta: "Elestu bi Rabbikum" ifadesi yalnızca tarihsel olay değildir. Bu olay zaman öncesi bilinç durumunu anlatmaktadır. Ruh kendi kaynağını tanımıştır. Sonra çokluğa inmiştir. Sonra unutmuştur. Sonra yeniden hatırlamaya çalışmaktadır. İşte Özdevinim Kuramı'nın bütün yapısı aslında bu unutma ve hatırlama döngüsünün modern anlatımıdır.
XVII. ÜÇ BİLİNÇ VE ÜÇ DÜNYA
Metindeki Üç Bilinç öğretisi son derece dikkat çekicidir. Bu sistem birçok gelenekte karşılık bulmaktadır. Birinci Bilinç: Bedensel Bilinç. İkinci Bilinç: Bireysel Bilinç. Üçüncü Bilinç: Kozmik Bilinç. Bu üçlü yapı: Tasavvufta Şeriat-Tarikat-Hakikat, Kabala'da Nefesh-Ruah-Neshamah, Hermetizmde Corpus-Anima-Spiritus, Vedanta'da Sthula-Sukshma-Karana olarak görünmektedir. İnsanlığın büyük ezoterik gelenekleri birbirinden bağımsız görünse de aynı bilinç haritasını farklı isimlerle anlatmaktadır.
XVIII. SAYISAL YARATIM VE KUTSAL GEOMETRİ
Pisagor'un: "Her şey sayıdır" sözü çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Pisagor miktardan değil düzenden söz etmektedir. Özdevinim Kuramı'nın Sayısal Yaratım öğretisi bu nedenle Pisagorculuğun modern devamı olarak okunabilir. Bir: Mutlak Potansiyel. İki: Ayrım. Üç: İlişki. Dört: Yapı. Beş: Yaşam. Altı: Uyum. Yedi: Tamamlanma. Sekiz: Yeniden Doğuş. Dokuz: Bütünleşme. On: Birliğe Dönüş. Bu yapı aynı zamanda kutsal geometrinin temelidir. Çiçeğin yapraklarında. DNA'nın sarmalında. Galaksilerin dönüşünde. Kristallerin oluşumunda. Aynı matematiksel bilinç görünmektedir.
XIX. SON İNSAN VE KOZMİK ÂDEM'İN DÖNÜŞÜ
Son İnsan kavramı birçok gelenekte ortaya çıkmıştır. Nietzsche: Üstinsan. Teilhard de Chardin: Omega İnsanı. Sri Aurobindo: Supramental İnsan. Tasavvuf: İnsan-ı Kâmil. Kabala: Adam Kadmon'un Yeniden Tecellisi. Özdevinim Kuramı: Özdevinim İnsanı. Bu figür biyolojik olarak farklı bir tür değildir. Bilinçsel olarak farklı bir seviyedir. Onun temel özelliği: Birlik bilinci. Gölge entegrasyonu. Kalp merkezliliği. Kozmik farkındalık. Evrensel sorumluluk. Böylece insan yalnızca yaşayan değil, yaşadığını bilen değil, yaşamanın kaynağını bilen varlığa dönüşmektedir.
XX. SONUÇ: ÖZDEVİNİM KURAMI'NIN EZOTERİK YERİ
Özdevinim Kuramı incelendiğinde onun yalnızca yeni bir metafizik sistem olmadığı görülmektedir. Bu kuram: Hermetizmin kozmolojisini, Kabala'nın sayı metafiziğini, Tasavvufun birlik öğretisini, Vedanta'nın bilinç metafiziğini, Taoizm'in akış öğretisini, Jung'un arketip psikolojisini, Simyanın dönüşüm modelini, modern bir sentez altında toplamaktadır. Bu yönüyle eser yalnızca felsefi değil aynı zamanda ezoterik bir "Büyük Birleşim Kuramı" iddiası taşımaktadır. Merkezindeki fikir ise tek bir cümlede özetlenebilir: Varlık, Özdevinim'in kendisini sonsuz biçimlerde açığa çıkarmasından ibarettir. İnsan ise bu açılımın kendi kaynağını hatırlamaya başlayan aynasıdır. Yolculuk Bir'den başladı. Çoklukta devam etti. Bilinçte kendisini aradı. İnsanda kendisini sorguladı. Ve sonunda yeniden Bir'e döndü. Kadim bilgelerin: "Tanrı'yı bilmek", "Brahman'ı gerçekleştirmek", "Nirvana'ya ulaşmak", "Fenâ ve Bekâ", "İnsan-ı Kâmil olmak" olarak anlattıkları sır, Özdevinim Kuramı'nın diliyle ifade edildiğinde şu şekilde özetlenebilir: Özdevinim'in kendisini bilmesi.



