ÖZ YOLU II
ÖZ YOLU II. “HAKK’a secde zorunlu!” Ama “RAHMÂN”a değil! HAK’ta vücut kendinin, RAHMÂN’da borç! Bunu bil! Kovdu ÂLÎ “ALLAH’sın” diyen bir Yahudi’yi! Dedi: “Her ismi bilen bir kulum!” Düşün iyi!
KIYAMETNAME KİTABI


“Aziz Dedem
ÂLÎ FEYZÎ KIZILKEÇİLİ’ye ithaf”
ÖZ YOLU II
MERKEZ
“Her ismini öğretti ÂDEM’e ALLAH!” Mâdem!
Her isminden önceki “O”, olmalı bu Âdem!
Elbet “Kendine ait ALLAH’ın her bir ismi!”
Kendine yansıtınca çıktı ÂDEM’in resmi!
ALLAH sonsuz daire! Yok “ilk ve son”, “dış ve iç!”
“İlk ve son”, “dış ve de iç” merkez nokta! Hep ve hiç!
ALLAH’ın her adına odak o merkez nokta,
“İlk ÂDEM!”, “LÂ ve İLLÂ!” yani var ile yokta!
Yok, var’dan önce gelir “Lâ” sözcüğünde kıdem!
Lâ ZÂT, ve İllâ ALLAH! “Lâ ve İllâ!” Dem! Bu dem!
Daire döner durur! Dönmez, döndüren merkez!
“Şey değil o!” Bu yüzden “ölümsüz!” Bulsun herkes!
İki sonsuz olamaz! Öyle ise merkez bir!
“Affetmez ortağı var!” Dersen, ne hak ne cebir!
Sonsuzdaki tüm güçler toplanır tek merkezde!
Ona Mirâç’ta “RAHMÂN!”, “Güçleri Şiddetli!” de!
“ALLAH, RAHMÂN’dan veya benden iste! Mümkün!” der,
Çünkü ikisi de bir! Bir çarpı bir, BİR eder!
“ALLAH perde ardında!” RAHMÂN, ALLAH’a “perde!”
“Perde” ALLAH’ın yüzü! Gör, iç yüzüne er de!
“En yüce ismindedır ALLAH’ın ancak her güç!”
“Güçleri şiddetli zât” ÂLÎ’dir! Başkası güç!
Kalenin kapısını söken o el kimindi?
Cebrâil gökte “bir genç” görüp yere zor indi!
KIYÂMET
“Evrene ağır gelen bu güç, bizde saklandı!”
Bize de ağır gelir en son, “tutmazsak andı!”
Merkezimizde bu güç hep titrer, sessiz bir ses!
Üst perdeden titrerse, vücut dışında herkes!
Ekseni “boru” gibi çalar, çatlatıp açar!
“Aslanın narası”ndan, fil hariç her can kaçar!
“İncikten çıkan” tanık “ölüm meleği” için!
“Kıyâmet günü”dür o, dışa dönüşür için!
“Çağır onu gizlice” sen, Zekeriya gibi!
Daha sağken ol “YAHYA” adlı evlat sahibi!
“Meryem’i o hamile, Îsâ’yı Mesih yapar!”
“Hatta aslan olarak Mirâç yolunu kapar!”
“İlyas”, “ÂLΔ ve “Bektaş” diye var birçok ismi!
Hızır gibi hem vardır, hem de yok onun cismi!
Karşısında görünce “and içen” onu tanır!
“And içemeyen”, “Toprak olaydım!” der, utanır!
“İçlerinden çıkıp o, secdeye eder davet!”
Onu tanıyan yere kapanarak der: “Evet!”
Utanan boyun büküp önünde tövbe eder!
“And içme” şansı verir ona bir daha “Peder!”
“Ortak koşmuşa” ise konumu olur mâni!
Bir hayvan kalıbına çünkü bürünür anî!
İnsanken and içene güldü: “Ne namaz kıldı!”
Tek tanrısı, kendini beğendiren akıldı!
“Bir kişinin hesabı gibi kıyâmet!” Niçin?
Bu işlem uygulanır çünkü her ölen için!
“Âdem ile başladı bu dünyada insanlar!”
“Âhiret”te de Âdem’le başlar! Anlayan anlar!
ALLAH’ın yasaları bir, her iki âlemde!
HAKK’ın bir tek vücudu var! Ona ne dersen de!
SECDE
“HAKK’a secde zorunlu!” Ama “RAHMÂN”a değil!
HAK’ta vücut kendinin, RAHMÂN’da borç! Bunu bil!
Kovdu ÂLÎ “ALLAH’sın” diyen bir Yahudi’yi!
Dedi: “Her ismi bilen bir kulum!” Düşün iyi!
“Şeytan dâhil her şey ALLAH’a secde eder!”
Ama “ALLAH, şeytana: İlk ÂDEM’e de tap!” der!
“ALLAH’ı hep överken şeytan kovulur!” Niçin?
“İlk ÂDEM’e tapmayı o reddettiği için!”
O an ALLAH yarattı cennet, cehennem ve din!
Hiçbiri yoktu önce! Buna çok dikkat edin!
Demek ki “İlk ÂDEM’e tapmakmış” dinden amaç!
“Cennet”, “cehennem” bunu sağlamak için araç!
Sade ALLAH’a tapmak “ALLAH’ı etmez razı!”
“Yüce”yi cüce yaptı ÂDEM’e itirazı!
“HAK der: Ortak koşmadan bana, birçoğu tapmaz!”
Ne yazık, bu âyeti dünyada anlayan az!
“Bize bizden yakınken HAK”, koyarsak aracı,
“Gizli ortak koşmak bu!” Hem çok günah, hem acı!
Şeffaf duvak ardında gelinin güzel yüzü!
Duvak bir “kıble” yani! Uzatmayalım sözü!
İşte bu anlamdadır, bilin ki “LÂ ve İLLÂ!”
“Yüz görümlüğü” için nikâh şarttır evvelâ!
Hem dünya hem âhirette olur o “Huri” eşin!
Dünya gibi dönme de, hiç batmasın güneşin!
“Âdem eşiyle yattı!” demez HAK, “Tanıdı!” der!
“Bilen”, “Birlikte doğdu!” diye tercüme eder!
“ALLAH’a tapar oysa en yakınları bile!”
Bağdaştırılamaz HAK, birden çok tanrı ile!
“HAKK’ı birlemek”, “Bir tek ALLAH var!” demek değil!
Şeytan da “Bir tek HAK var!” der! Şimdi sırra eğil!
İsteseydi doğrudan secde ALLAH kendine,
Demezdi “Tap ÂDEM’e!” Gerek kalmazdı dine!
“Yaratmazdı ne cennet ve ne de cehennem!”
“Kovmazdı HAKK’a tapan şeytanı!” Düşün, emin!
“Yaratmazdı gökleri bir tek MUHAMMED için!”
Artık sorma: “ÂDEM’e tap dedi ALLAH!” Niçin?
“Şeytan ALLAH’a değil, karşı geldi RAHMÂN’a!”
RAHMÂN’la özdeş ÂDEM! İşte bu gizli mânâ!
“ALLAH şeytanı düşman ilân etti kendine!”
ÂDEM’le de HAK özdeş! Her kul fikir edine!
“Ortak koşan” kıble ve HAK arasında kalır!
“HAK huzurundan kovar!” Şeytan adını alır!
“Kıble” kökü “Kibele”, ana tanrıça adı!
“Öz annesi” olarak “bilen”, onu anladı!
MUHAMMED kıldı namaz yalnız kendi özüne!
Uydu: “Ortaksız dine yüzünü dön!” sözüne!
Sen de öyle tap! Deme “kıble ALLAH’ın yönü!”
HAK her yerde! Yok onun ne arkası ne önü!
Her şey kendi için HAK, başkası için değil!
“Ol” emriyle doğrudan çıktılar! Öze eğil!
Emreden “Söz”, emir de; emirden çıkan da “Söz”!
“Söz”, Kur’ân’da “RÛH” demek! Artık açılmalı göz!
“Secde et” de bir “emir”, “selâm ver” demek değil!
Emir: Alnını yere koymak üzere eğil!
“Kardeşleri Yusuf’a etmişti secde böyle!”
Selâmlamamışlardı sadece onu şöyle!
ALLAH’ın Âdem için emrettiği o secde:
“El ayak patırtısı değil!” Düşmektir vecde!
“Secde”, borç vücudunu aslına teslim demek!
Tapan ile tapılan bir değilse boş emek!
İkilikten kurtulmak, işte bu ortaksız din!
Aradan çekildin mi, “O” kalır, yani kendin!
ALLAH’a tapmak değil esasında bu dava!
Ateist de, şeytan da ona tapar bedava!
Bu “zorla secde”nin yok çünkü onlara kârı!
Aynı şeydir sonsuzun onayı ve inkârı!
“Şeytan gibi doğrudan ne HAKK’a tap ne öv be!”
Âdem’in ile birleş! Budur “Secde” ve “Tövbe”!
“İki türlü şeytan var: Cin ve insan şeytanı!”
Tapma şekline göre sen kimliğini tanı!
HAKK’a dışta tapanı korur iyi niyeti!
“Her kulluğun ödenir HAK katında diyeti!”
“Sekiz tane cennet”ten birisine o gider!
Özüne tapana HAK: “Benim yanıma gel!” der!
Ateist, kâfir değil! “HAK” da yok, “ortak” da yok der!
Dese de şeytan gibi “ALLAH var!” Ne fark eder!
TÖVBE
“Mûsâ sandığının” bak, “tövbe sandığı” ismi!
“Üstünde çift melek var!” “Secde hâlinde cismi!”
“Sekine sandığı o!” “Tâbût” da denir! Niçin?
Ölü bedenimizde “bir rûh” olduğu için!
“Çift melek bekçi hayât ağacına cennette!”
“Çift cinsli” olunca sen, “çift omuriliğin” de!
Çift cinsli! Secde emri verilen o “ilk ÂDEM”!
Eşi sonra cennette içinden çıktı madem!
“Bir” olunca bak “iki”! Başladı hemen sınav!
“Bilgi ağacı için!” Şeytana oldular av!
Kıbleye karşı secde, art arda bak iki kez!
Çıkan eşini bulmak için söz verir herkes!
“Lâ ilâhe illallah!” Dikkat et! Kâfi değil!
Dışına çıkarmaya “MUHAMMED”’ini eğil!
“Dinelsin de karşında!” “Hemen ona et secde!”
“Evet!” derken de ona, böyle gelmiştin vecde!
“Vecd”e!.. “Vücûd” kökünden! Borç vücûdundan vazgeç!
“MUHAMMED” bedenine bürün! Olmadan çok geç!
O beden ölümsüzdür! Çünkü yaratılmadı!
“Mûsâ’ya seslenen”in vücûdunun bu adı!
Hak secdede selâm yok! Var “ilk Âdem”, “vesile”!
Kendine tapıyorsun yine sen, kendin ile!
“RAHMÂN inince!” “En son sınıra çıktı RAHÎM!”
“Hiç yakmayan ateşte” Mîrâç yaptı İBRÂHÎM!
“Düşmanım!” dedi ALLAH, “ÂDEM’e tapmayana!”
“Şeytan’a uyana da!” “Ateş var!” Halk uyana!
“Çamuru Âdem yaptı!” RAHMÂN’dan üflenen RÛH!
“Andı” yenilemeli “EHL-İ BEYT’e!” Ham gürûh!
RAHMET
“Her âlemde insan var!” Ve RAB terbiye eder!
Bu yüzden HAK kendine “Âlemlerin RABB’i” der!
“Dünya insanlarından çok üstün kimileri!”
Yalnız maddede değil, mânâda da ileri!
Bulmuşlar içlerinde HAK MUHAMMED ÂLÎ’yi!
Hiçbir buluş olamaz evrende bundan iyi!
Dünyada iken RESÛL, bak: “Her âleme rahmet!”
“Hamd” ile başlar Kur’ân; övülen zât MUHAMMET!
“Âlemlere rahmet o!” ile eşit bak “zikir”! (920)
“Zikir” hatırla demek! “Ona andı!” Et fikir!
Hem “RAHMÂN” hem “RAHÎM”in köküdür “rahmet” sözü!
RABB’in “R” harfi RESÛL, “B” ÂLÎ! Aç HAK gözü!
“Ben RESÛL’düm!” der AHMED, “çamurken daha Âdem!”
MUHAMMED’in “öz su” olduğu… İşte bu dem!
“Onun yüzü suyuna” tüm gökler yaratıldı!
O yüze yüz sürmeyen “yüzü üstü atıldı!”
ALLAH’ın ölmez yüzü, say bak “MUHAMMED ismi” (193)
“HAKK’ın fıtratı” ile… Çünkü dokundu cismi!
“İftihar edilen zât” ile “çift unvanı” denk! (920)
Bir sıfır at: MUHAMMED… “Boyanılacak HAK renk!”
Âdem yokken dünyada “hayât suyla başladı!”
Hazret-i MUHAMMED’dir hayât suyunun adı!
“Rahmet” denir toprağa can veren suya… Bakın!
“Rahmetli” ile özdeş; ALLAH’a olmak yakın!
Bir “ışık gen” hâlinde “öz su” kondu Âdem’e!
Gel de sen “ilk Âdem”e “annem ve babam” deme!
“Tapın” emri verilen Âdem… Bu Âdem! Niçin?
“Kendi eşi HAVVÂ da içinde!” Onun için!
“Âdem cennetten düştü bak!” “Havvâ çıktığı dem!”
“Tek başına eksiktir çünkü! Havvâ ve Âdem!”
Eşini de içinde sen ürettiğin vakit,
“Tapılan olacaksın!” Zaten buydu “ilk akit!”
“ÂDEM, NÛH, İBRÂHÎM ve ÎSÂ nesli… Hep bu su!”
HAK bu yüzden onlara “seçkin” diyor doğrusu!
“Her nebi MUHAMMED’e içti bağlılık andı!”
“MUHAMMED de onlara!” And içmeyenler yandı!
“ÂDEM, AHMED’i; AHMED, ÂDEM’i onayladı!”
“İlk” ile “son” birleşti! “ALLAH’ın ipi” adı!
MEKKE – BEKKE
“MEKKE”, fetihten sonra “BEKKE” oldu bak! Niye?
“M”nin görevi bitip “B” görev aldı diye!
Besmele’de ilk harf “B”! En son harfi ise “M”!
Namaz bitmez “selâm”sız! “Babam” ile “annem”e!
“Ortak koşma”dan uzak “berî” ol demektir “B”!
Âyeti ÂLÎ verdi: “Küfre kapandı Kâbe!”
“Taptıklarınızdan ben berî’yim!” der İBRÂHÎM!
“İbrahim’in dinine dön!” emri aldı “RAHÎM”!
Ve ÂLÎ, MUHAMMED’in halifesi atandı!
Herkes içti ÂLÎ’ye tek tek “bağlılık andı”!
“Tamamladım ben size nimetimi!” dedi HAK,
Hemen “İslâm dinini verdi!” Düşün muhakkak!
MUHAMMED ÂLÎ “Hanif”, “İslâm”: “öze bağlanma”!
“Zikir”! Verdiğin sözü her nefesinde anma!
MUHAMMED ve Kur’ân’ın “zikir” bir diğer ismi!
Bak: Ahmed ve Kur’ân öz! “And” ona bağlar cismi!
İlk gen yarıldı en son, aynen Zülfikâr gibi!
Çıktı son peygamber ve “kitap ilmi sahibi”!
“Apaçık imamda’dır her bir şey!” “O imam” kim?
MUHAMMED der: “ÂLÎ O!” Aynı sayı nitekim:
“Apaçık imam”a HAK “KAF HÂ YÂ AYN SÂD” der! (195)
“İMÂM, İMAM, ÂLΔ de aynen tam 195 eder!
“Apaçık imam” oldu bak “secde’ye vesile”! (184)
“Malûm ecel gelince!” “Sorgulanma!” “And” ile! (184)
“O imamdan biraz şey Mûsâ ve Îsâ aldı!”
Musevî ve İsevî HAK yolda yaya kaldı!
“ALLAH’ın her adını bilen” o canlı KİTÂB,
“RABB’iniz değil miyim?” diye “ilk eder hitap”!
“Kitab’a temiz olan ancak el sürebilir!”
RESÛL’e bağlan! ALLAH en temiz onu bilir!
“HAK ona ‘TÂ HÂ’ diye Kur’ân’da hitap eder!”
“T H”: tâhir, “tertemiz” demek! Böylesi ender!
“ALLAH dua etmedi” bak “hiçbir peygambere”,
“YA SİN” âilesinin dışında! Akıl ere!
“YA SİN” ALLAH katında MUHAMMED’in bir adı!
Her nebiden yüce O… “ARŞ”a çıkan anladı!
“T H” “vücûd verici”, “el” ve “yüz”… Hepsi on dört!
RESÛL, On iki İmâm, FÂTMA… Bunlar! Sırrı ört!
HESAP
“Her şeyin hesabını bilen” denen söz ile, (262)
“ÂLÎ ismi eşittir mecâzen!” Herkes bile!
“Ecel” ve sorgu günü aynı sayıdır! Niçin?
“Apaçık imam” ile eşit olduğu için! (184)
“Onun ismi” de size ipucudur bir çeşit: (285)
“Secdeye çağrılırlar” âyeti ile eşit! (68. Sûre/42. âyet)
“Hem hiddet hem de ikrâm sahibi” HAKK’ın adı! (1100)
“Ezelî and şahidi” demek! “Bilge” anladı!
“Bilge” olmayanlar da anlamak ister ise,
Bir sıfır atsın! Kalır “başkan yüce meclise”! (110 = ÂLÎ)
“O gün akrabalık yok!” İstisna: ÂL-İ ABÂ!
Çünkü “onlar fıtratla”, “ALLAH’adır akraba”!
“Akraba hakkını ver!” “RESÛL’ün ücreti bu!”
Helâlleş EHL-İ BEYT’le! Ol “Hanif din” mensubu!
“HAK”, “kendisi”, “ordusu”, “terâzi” için “BİZ” der! (108)
“Yakınları sev” sözü… Sıfır at! Aynı eder! (1080 : 108) ***
Ancak and içenlerin ismidir “ehl-i kitap”!
And içmeyene RAHMÂN o gün hiç etmez hitap!
“RAHMÂN’ın huzurunda konuşur bir tek kişi!”
ÂLÎ’ye yeminsizin âhirette zor işi!
“Lûtufta bulunur HAK” dilediği insâna!
“And”ı tutanı diler… Bir sır vereyim sana:
“Kaderin saptandığı” KADİR denen bilmece,
“RABB’ine ilk andını” yenilediğin gece!
“Söz vermek” “dinin başı”, “sözünde durmak” sonu!
Yoksa “MUHAMMED ÂLÎ ateşe atar onu”!
“Cehennemdekilere kahrolun!” der “müezzin”!
ÂLÎ dedi: “O benim! Haberiniz yok sizin!”
ALLAH’ın iç yüzüdür “onun en yüce ismi”! (141)
O’dur ALLAH’ın dini! Kaldır aradan cismi!
ÖZ KİMLİK
“Meryem’den çıkan da RÛH!” Meryem’e üfleyen de!
Yani hem Cebrâil’e hem ÎSÂ’ya! Sen RÛH de!
Titreşim aynı ise değişmiyor bak isim!
Son titreşimde ÂLÎ; ona perdedir cisim!
Onun “en yüce” adı bu titreşime kanıt!
“RAHÎM olan RAHMÂN o!” Kimliği için yanıt!
Alt titreşimindekiler bir tek vücûd! “BİZ” adı!
El ele “ve el HAKK’a!” “Eli tutan” anladı!
“ALLAH’ın ipidir!” bu! Onun her ilmiği HAK!
Titreşimini yükselt! And iç! Eyle iltihak!
“RÛH” hep tekil! Özdeşi “kelime” bazen çoğul!
Çünkü babanın sırrı! Kaç tâne olsa oğul!
Babada saklı gen’i evlâdı açıkladı!
İlk o an baba oldu bakın! Erkeğin adı!
ALLAH’ın açıklanmış sırrı MUHAMMED ÂLÎ!
Yaratan ALLAH oldu o an! Bilmez ahali!
HAKK’ın her özelliği bu ikiz zâtta mevcut!
HAK’tan farklı olamaz HAK’tan alınan vücûd!
“Her yerde hazır nâzır Cenâb-ı ALLAH!” madem,
Öyle olmalı: “Onun halifesi ilk ÂDEM!”
Göreve göre başka titreşimi ve ismi!
ALLAH gibidir: Hem var, hem de yok onun cismi!
Hem “sağ taraf” hem de “and” demek! Dikkat et “yemin”!
ÂLÎ ve “yemin” eşit! Ona “and iç!” Ol “emin”!
“HAK”la bir kul farkı var! Onun “fıtrat”ı kendi!
ÂLÎ’yi anlatırken “yedi deniz tükendi!”
Kaynakçam el yazması ÂLÎ FEYZÎ dedemin!
“RÛH”unu görmüş zât O! Bu mesajım en “emin”!
Tüm sırları paylaştım! Ne isterseniz deyin!
Her günüm on MUHARREM! İçim dışım HÜSEYİN!
Onun üstünde yoktur HAK’tan başka kademe!
HAKK’ın HÜSEYN’e aşkı “tap!” dedirtti “ÂDEM’e”!
Gözyaşlarıma onun masum kanı verir renk!
“İsmi İMÂM HÜSEYİN olan!” O şehitle denk! (361)
Olmak istersen “siyah kalb noktasına varan”, (361)
Her nefesinde İMÂM HÜSEYİN ismini an!
“İSM”in sırrı O! Hem bak, “19 kez 19”! (361)
19 kez Kur’ân’da isim! “Boş lâf”a tokuz!
“Kâbe’ye tap” sözü denk, “bağlan ismine” yine! (583)
And iç! MUHAMMED ÂLÎ FÂTMA HASAN HÜSEYİN’e! (583)
“ÂDEM’e secde!” Son sır! Düşün ve tekrar oku!
Tâ ki sende oluşsun “ÂDEM”e ait doku!
“Öz yolu”, “irfan yolu”, yani “bilmek” kendini!
“İçinde birlikte doğ!” “Kucakla efendini!”
M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
10 MUHARREM 1423
11 MART 2002
ANKARA
“LÂ ve İLLÂ !” (X)
Kalksın artık “YOK” ve “VAR” taksim eden şey! Kalmasın!
“Çift deniz” bir nokta olsun! “İNCİ”, “MERCAN” salmasın!
“AHMED’in ikrâmı FÂTMA!” Başka anlam almasın!
Aynı “RÛH”, hem aynı et “AHMED” ile “ÂLΔ hâli!
Yok “RESÛL”den başka “ÂLΔ! Yok “MUHAMMED”, yok “ÂLΔ!
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
(X) 1959’da yayımlanan ÂDEMNÂME’deki Fıtratnâme adlı mesajın son kıtasının
öz Türkçe versiyonudur.
Not:
“Çift deniz”: HZ. MUHAMMED ÂLÎ
Taksim eden şey: HZ. FÂTMA
İnci: Ezilmiş inci zehiriyle şehit edilen HZ. İMÂM HASAN
Mercan: (Kırmızı rengiyle) KERBELÂ’da kanı dökülüp şehit edilen HZ. İMÂM HÜSEYİN
Not:
Fransızcada connaître: tanımak, bilmek ve cinsel ilişkide bulunmak demektir.
Ancak Latince köküne göre CON-NAÎTRE: “birlikte doğmak” anlamına gelir.
Çoğu dili ve gramerini “bilge”ler inşa etmiştir.
Meselâ Türkçede sözcük sıralamasında zaman, mekândan önce gelir.
Nitekim Kur’ân’da ALLAH “Ben zamanım” anlamında DEHR’e yemin eder.
Tevrat’ta da “Zamanın başlangıcında” ilk sözdür.
Not (Ebced):
108 = “HAK” = “CUNDEN” (Ordularımız) = “MÎZAN” (Kıyâmet terazisi)
= “NAH NU” (BİZ) = “Yakınları sev” sözünün iç yüzü
(“LAFZA-İ CELÂL” = 1080 : 108) ALLAH lafzı.
İsim ve kelimelerin ebced açılımları:
HÜSEYİN AŞKI = 138
Üscüdü’l-Beytullah (Kâbe’ye tap) = 583
İsm-i biat (Bağlan ismi) = 583
MUHAMMED ÂLÎ FÂTMA HASAN HÜSEYİN = 583
İmâm-ı mübîn (Apaçık İmâm) = Vesîle-i secde = 184
Yevmü’s-suâl (Sorgulanma) = Ecel-i müsemmâ (Malûm ecel) = 184
Kur’ân’da “NAH NU” (BİZ) diye çoğul konuşan zâtlar: HAKEREN’lerdir.
Dipnotlar
“Mûsâ sandığı / tövbe sandığı” – Tâbût’un (Ark of the Covenant) işlevi: Yahudi geleneğinde “Sandık”, Sina ahdinin levhalarını taşıyan kutsal nesnedir; “tövbe” kavramı doğrudan sandığın teknik adı değildir; ancak ahd (covenant), günah–arınma ve kefaret (Yom Kippur) bağlamları üzerinden “tövbe/teslimiyet” sembolizmine açık bir yorum alanı oluşur. Kaynak: Tanah: Çıkış/Exodus 25–26; ayrıca bkz. Michael D. Coogan (ed.), The Oxford History of the Biblical World, Oxford UP.
“Üstünde çift melek / secde hâlinde” – Keruvlar (cherubim): Sandığın kapağındaki iki keruv figürü, Tanah’ta “kanatlarını yukarı açmış” biçimde tarif edilir; “secde” tasviri metin-içinde literal bir tanım değil, sembolik bir okuma olarak değerlendirilebilir. Kaynak: Çıkış 25:18–22; Mark S. Smith, The Origins of Biblical Monotheism, Oxford UP.
“Sekîne sandığı / Tâbût” – Sekîna/Şekhinah paraleli: İslâmî literatürde Bakara 2:248 “tâbût” ve “sekîne”yi birlikte anar; Yahudi geleneğinde Shekhinah, Tanrı’nın “ikamet eden” huzuru olarak kavramsallaşır. Metninizdeki “sekîne–tâbût” eşlemesi, bu iki gelenek arasındaki kavram köprüsünü çağrıştırır. Kaynak: Kur’ân, 2:248; Gershom Scholem, Major Trends in Jewish Mysticism, Schocken.
“Ölü bedenimizde bir rûh” – beden–nefes–ruh ekseni: Semitik geleneklerde “ruh/nefes” (İbr. ruach, Ar. rûh) canlılıkla ilişkilidir. Metniniz bu kadim “nefes–hayat” ilişkisini sandık/sekîne sembolizmine taşır. Kaynak: Claus Westermann, Genesis 1–11, Fortress; Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, (TR çeviriler).
“Hayat ağacı / çift melek bekçi” – Aden anlatısı ve koruyucular: Tanah’ta hayat ağacı ve koruyucu varlıklar (keruvlar) vardır; “iki melek” ifadesi geleneksel resimlemelerde sık görülür, fakat metinde “iki” sayısı teolojik-simgesel (ikilik/çift kutup) bir okumaya da hizmet eder. Kaynak: Yaratılış/Genesis 3:24; John H. Walton, The Lost World of Genesis One, IVP Academic.
“Çift cinsli / ilk Âdem” – androjin Âdem motifleri: Yahudi Midraş ve bazı kabalistik yorumlarda ilk insanın “iki-yönlü/çift yüzlü” yaratıldığına dair yorumlar bulunur; bu, metninizdeki “ilk Âdem–eşin içinden çıkması” temasına paralel bir mistik arka plan sunabilir. Kaynak: Genesis Rabbah (Midraş); Daniel Boyarin, Carnal Israel, California UP.
“Eşi sonra içinden çıktı” – Havvâ’nın yaratılışı ve yorum katmanları: Tanah’ta Havvâ’nın “kaburga/yan”dan yaratıldığı anlatılır; İslâmî tefsir geleneğinde konu çeşitlenir. Metniniz, bu anlatıyı “içeriden dışarı çıkış” şeklinde sembolleştirir. Kaynak: Genesis 2:21–23; Barbara Stowasser, Women in the Qur’an, Traditions, and Interpretation, Oxford UP.
“Bilgi ağacı / sınav” – itaatsizlik ve bilgelik: “Bilgi ağacı” (good/evil knowledge) anlatısı, günah–bilgi–özgürlük gerilimi için klasik bir çekirdektir. Metniniz bunu “imtihan” diliyle yeniden kuruyor. Kaynak: Genesis 2–3; Paul Ricoeur, The Symbolism of Evil, Beacon.
“Kıbleye karşı secde… iki kez” – ritüel yöneliş ve tekrar: İslâm’da kıble, namazın yönüdür; secde tekrarları fıkıh/ritüel düzenin parçasıdır. Metindeki “iki kez” vurgusu, ritüeldeki tekrarın simgeselleştirilmesi gibi okunabilir. Kaynak: W. Montgomery Watt, Islamic Ritual and Devotion (çeşitli derlemeler); fıkıh kaynaklarına giriş için: Wael B. Hallaq, An Introduction to Islamic Law, Cambridge UP.
“Lâ ilâhe illallah kâfi değil” – kelime-i tevhid ve tasavvufî yorum: Tasavvufî literatürde “dil ile ikrar”ın ötesinde “hâl” vurgusu vardır; metniniz tevhidi “öz/beden/kimlik” katmanına taşır. Bu yaklaşım, klasik sûfî metinlerde “hakikat–şeriat” ayrımıyla tartışılır. Kaynak: William C. Chittick, The Sufi Path of Knowledge (Ibn ‘Arabi’s Metaphysics of Imagination), SUNY.
“Secde selâm değil; vecd” – secdenin anlam katmanları: Secde, İslâm ritüelinde fizikî bir ibadettir; ama sûfî dillerde “vecd”, “fenâ”, “teslim” gibi içsel hâllerle ilişkilendirilir. Kaynak: Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam, UNC Press.
“Şeytan… Âdem’e secdeyi reddetti” – Kur’ânî çekirdek anlatı: İslâm’da İblîs’in secde emrine karşı gelişi Kur’ân’da tekrar tekrar işlenir; metniniz bunu “din–cennet–cehennem” örgüsüne bağlayan güçlü bir yorum önerir. Bu tür yorumlar tefsirde farklı ekollerde tartışmalıdır. Kaynak: Kur’ân: 2:34; 7:11–18; 15:26–43; 17:61–65; tefsir geleneğine giriş: Andrew Rippin, The Qur’an and Its Interpretative Tradition, Ashgate.
“Din o an yaratıldı” tarzı kronoloji iddiası – teolojik spekülasyon: Metindeki “o an yaratıldı” söylemi, literal tarih yazımı değil kozmo-teolojik bir kurgu gibi durur. Akademik yaklaşım, bunu “mitik zaman” (illud tempus) kategorisiyle okur. Kaynak: Mircea Eliade, The Sacred and the Profane, Harcourt.
“Aracı koymak = gizli ortak” – şirk ve vesile tartışmaları: İslâm düşüncesinde tevhid, şirk, vesile ve şefaat meseleleri kelâm/tasavvuf/fıkıhta farklı yorumlanır. Metniniz “aracı”ya eleştirel yaklaşırken, gelenekte “vesile”yi meşru gören argümanlar da vardır. Kaynak: Josef van Ess, Theology and Society in the Second and Third Centuries of the Hijra, Brill; ayrıca “vesile” için: Kur’ân 5:35 etrafındaki yorumlar.
“Kıble–Kibele” etimolojisi – dikkat gerektiren iddia: “Kıble” Arapça qibla (yön/istikamet) kök ailesiyle açıklanır; “Kibele/Cybele” ile doğrudan etimolojik bağ, akademik dilbilimde genellikle kanıtsız kabul edilir. Metindeki bağ, daha çok sembolik benzetme olarak okunmalıdır. Kaynak: Lane, Arabic-English Lexicon (q-b-l maddeleri); ayrıca etimoloji için: Kees Versteegh, The Arabic Language, Edinburgh UP.
“MEKKE–BEKKE” – Kur’ânî kullanım ve tarihsel yorum: “Bakka/Bakkah” adı Kur’ân’da geçer (Âl-i İmrân 3:96). Mevcut akademik tartışma, “Bakkah = Mekke mi?” sorusunu filoloji ve erken dönem kaynaklar üzerinden ele alır; “fetih sonrası ad değişimi” iddiası ise tarihsel olarak ayrıca kanıt ister. Kaynak: Kur’ân 3:96; F. E. Peters, The Hajj, Princeton UP.
“Tâ Hâ / Yâ Sîn peygamber adları” – hurûf-ı mukattaa ve tefsir çoğulluğu: Bu harflerin anlamı konusunda erken dönemden beri farklı görüşler vardır; bazı geleneklerde Hz. Peygamber’e hitap/isim yorumu bulunur; modern akademide ise bunlar çoğunlukla metin-içi işlev ve erken mushaf geleneği bağlamında tartışılır. Kaynak: Neal Robinson, Discovering the Qur’an, Georgetown UP; ayrıca Angelika Neuwirth, The Qur’an and Late Antiquity, Oxford UP.
“İmam-ı mübîn” – Kur’ân’daki ifade ve Şiî/İsmâilî yorumlar: “İmâm-ı mübîn” ifadesi Kur’ân’da geçer (Yâsîn 36:12). Şiî gelenekte “imam” kavramı otorite ve mânevî rehberlik anlamlarıyla genişler; metniniz, bu çizgiyi ebced/sayı sembolizmiyle birleştiriyor. Kaynak: Kur’ân 36:12; Moojan Momen, An Introduction to Shi‘i Islam, Yale UP.
Ebced/harf-sayı (gematria) – İslâmî ve Yahudî paraleller: Ebced, İslâm dünyasında harflerin sayısal değerleriyle sembolik okumalar üretir; Yahudilikte benzeri gematria vardır. Akademik yaklaşım, bu yöntemlerin “tarihsel-kritik kanıt” değil, “yorumlayıcı/ezoterik hermenötik” olarak görülmesi gerektiğini vurgular. Kaynak: Gershom Scholem, Kabbalah, Dorset; Frances Yates, The Occult Philosophy in the Elizabethan Age (sayı sembolizmi bağlamında).
“19 kez 19” – modern Kur’ân kodu tartışmaları: “19” temelli sayısal düzen iddiaları (özellikle 20. yy’da popülerleşen “code 19” yaklaşımları) akademik ana akımda ikna edici metinbilimsel kanıt sayılmaz; daha çok modern numerolojik tefsir örneği olarak incelenir. Kaynak: Mustansir Mir, “Coherence in the Qur’an” (derleme literatürü); numeroloji incelemeleri için: Devin J. Stewart’ın Kur’ân yapısı çalışmalarına giriş niteliğinde yazıları.
“Dehr’e yemin / ‘Ben zamanım’” – metin ve hadis ayrımı: Kur’ân’da Dehr (zaman) kavramı geçer (İnsan 76:1; Câsiye 45:24 vb.). “Zamana sövmeyin, çünkü Allah Dehr’dir” meâlindeki ifade ise hadis literatüründe tartışılan rivayetlerdendir; Kur’ân ayetiyle hadis ifadesini ayırmak akademik açıdan önemlidir. Kaynak: Kur’ân 76:1; 45:24; Jonathan Brown, Hadith: Muhammad’s Legacy in the Medieval and Modern World, Oneworld.
“Rûh tekil / kelime çoğul” – Logos/Kelime ve pneuma karşılaştırması: Hristiyan teolojisinde Logos (Kelâm/Kelime) ve Pneuma (Ruh) kavramları anahtar rol oynar (Yuhanna 1:1; Teslis tartışmaları). İslâm’da “kelime” Hz. Îsâ bağlamında da anılır; metniniz bu kavramları içsel kimlik/tezahür katmanlarına taşır. Kaynak: Yuhanna 1:1–14; Jaroslav Pelikan, The Christian Tradition, Chicago UP; ayrıca Kur’ân’da Îsâ’ya ilişkin “kelime” okumaları için: Tarif Khalidi, The Muslim Jesus, Harvard UP.
“Rahmân/Rahîm” – isimlerin semantiği ve merhamet teolojisi: Rahmân–Rahîm ayrımı klasik tefsirde semantik olarak tartışılır (kapsayıcılık/özel merhamet vb.). Metniniz, bunu kimlik ve “perde” metafiziğine bağlıyor; bu, tasavvufî isimler teolojisiyle ilişkilendirilebilir. Kaynak: Fazlur Rahman, Major Themes of the Qur’an, Chicago UP; Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan.
“Ahd/And içmek” – dinlerarası ‘ahd’ ortaklığı: Tanah’ta berit (ahd), Hristiyanlıkta “Yeni Ahit” dili, İslâm’da mîsâk/ahd teması; hepsi “söz–bağlanma–sadakat” ekseninde kesişir. Metniniz bu ekseni “zikir = hatırlama” ile bağlar; bu, dinler tarihinin “ritüel hafıza” yaklaşımıyla okunabilir. Kaynak: Kur’ân 7:172 (elest mîsâkı); Jan Assmann, Cultural Memory and Early Civilization, Cambridge UP.
“Vesile, şefaat, imam” – Şiî, Sünnî, Hristiyan aracı figür karşılaştırması: Metinde “aracı” eleştirisi güçlü; fakat dinler tarihinde “aracılık” (intercession/mediation) sık görülen bir motif: Katoliklikte azizler şefaati; Şiîlikte imamet; Sünnîlikte şefaat tartışmaları; Budizm’de bodhisattva ideali gibi. Akademik karşılaştırma, bunun “kurtuluş ekonomisi” ve “otorite” ile ilişkisini inceler. Kaynak: Peter Brown, The Cult of the Saints, Chicago UP; Momen, Shi‘i Islam; ayrıca Mahayana için: Paul Williams, Mahayana Buddhism, Routledge.
“Kıyamet bir kişinin hesabı gibidir” – mikro-eschatology: İslâm’da bireysel ölüm sonrası sorgu (kabir/berzah) ve kozmik kıyamet tasvirleri birlikte bulunur. Metniniz “her ölen için kıyamet” ifadesiyle “mikro-eschatology” denebilecek bir yorumu çağrıştırır. Kaynak: Jane I. Smith & Yvonne Haddad, The Islamic Understanding of Death and Resurrection, SUNY.
“Cennet–cehennem araçtır” – etik-teleolojik okuma: Metindeki “amaç–araç” vurgusu, din felsefesinde “ahlâkî motivasyon” ve “ödül-ceza” çerçevesinde tartışılır. Kaynak: Alasdair MacIntyre, After Virtue (etik motivasyon); İslâm kelâmı için: Majid Fakhry, A History of Islamic Philosophy, Columbia UP.
“İsim öğretimi (Âdem’e isimlerin öğretilmesi)” – epistemoloji ve insanın konumu: Kur’ân’da “esmâ” öğretimi, insanın bilgi/temsil kapasitesine işaret eden ana bir pasajdır; metniniz “her isminden önce ‘O’” diyerek ontolojik bir genişletme yapıyor. Kaynak: Kur’ân 2:31–33; Rahman, Major Themes of the Qur’an.
“Metin içi sayı eşitlikleri (195/184/583 vb.)” – yöntemsel not: Bu tür eşitlikler, klasik ilimlerde “delil” kategorisine değil, çoğunlukla “işaret/rumuz” kategorisine girer. Akademik dilde, bunlar “numerolojik hermenötik” olarak sınıflanır; tarihsel-kritik okumayla karıştırılmamalıdır. Kaynak: Umberto Eco, Interpretation and Overinterpretation (aşırı yorum problemi); ayrıca ezoterik hermenötik literatürü.
Editoryal dipnot (“Buradan sonrası yazarla ilgili değildir…”) – metin tenkidi açısından: Bu tür uyarılar, metnin müellif nüshası, istinsah, derleme ve sonradan ek katmanlarının ayrıştırılması gerektiğini gösterir. Akademik yayında “kritik edisyon” mantığıyla, bu bölüm ayrı aparatta değerlendirilir. Kaynak: D. C. Parker, Textual Scholarship and the Making of the New Testament, Oxford UP (metin tenkidi yöntemi; yöntem ilkeleri genellenebilir).