PRA-MISIR HİYEROGLİFLERİ (Sadeleştirilmiş ve düzenlenmiş sürüm)

PRA-MISIR HİYEROGLİFLERİ (Sadeleştirilmiş ve düzenlenmiş sürüm). Pra-Mısır Hiyeroglifleri Avrupa, Sibirya ve Orta Asya'daki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Çözümlenen Pra-Mısır Hiyeroglifleri Kazım Mirşan Düzenleyen: Hanif TÜRK

KİTAPLAR

Üstad Kazım MİRŞAN

6/14/202618 min oku

Pra-Mısır Hiyeroglifleri

Avrupa, Sibirya ve Orta Asya'daki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Çözümlenen Pra-Mısır Hiyeroglifleri

Kazım Mirşan

Düzenleyen: Hanif TÜRK

Giriş (Önsöz)

Pra-Mısırlıların 3.000 yıllık tarihi boyunca, Yunanlıların “hieroglyphiká grámmata” (oyulmuş/çizilmiş harfler) adını verdikleri, oldukça ayrıntılı ve gelişmiş bir yazı sisteminin kullanıldığını görüyoruz. Bu yazının el yazısı biçimine “hiyeratik yazı”, daha sonraki dönemlerde Mısır’da kullanılan üçüncü yazı türüne ise “demotik yazı” (halk yazısı) denilmiştir.

Pra-Mısır yazısı; İsveçli doğubilimci J. D. Åkerblad, Fransız bilim insanı Silvestre de Sacy ve İngiliz bilim insanı Thomas Young (1773–1829) tarafından çözümlenmeye çalışılmıştır. Sonunda Fransız Mısırbilimci Jean-François Champollion (1790–1832), 1822 yılında Fransız Bilimler Akademisine, firavun adlarını nasıl okuyabildiğini anlatan bir mektup yazmıştır.

Daha sonra “Mösyö Dacier’e Fonetik Hiyeroglif Alfabesi Hakkında Mektup” adıyla yayımlanan bu yaklaşık 80 sayfalık çalışmada, firavun isimlerini nasıl okuyabildiğini açıklamıştır. Ancak Champollion, hiyeroglifleri tam anlamıyla çözmüş olduğunu, yani bunları anlamlı sözcükler ve cümleler halinde okuyabildiğini ileri sürmemiştir.

Nil Deltası’nın batısında, İskenderiye’nin yaklaşık 56 kilometre yakınındaki Rosetta (Reşid) kentinde, Napolyon’un ordusundaki Fransız askerleri bir taş bulmuşlardır. Yaklaşık 114 × 72 × 28 cm boyutlarında siyah bazalttan oluşan bu Rosetta Taşı üzerinde üç farklı yazıyla yazılmış bir metin bulunmaktadır:

  • Üst bölümde 14 satırlık hiyeroglif yazı,

  • Ortada 32 satırlık demotik yazı,

  • Alt bölümde ise 54 satırlık Yunanca yazı.

Pra-Mısır yazısı üzerine yapılan bütün çalışmalar başlangıçta bu taşa dayanmıştır. Taşın hiyeroglif bölümünde, bir kartuş içinde yer alan ve 6. ile 14. satırlarda geçen aynı kral adının iki kez yazıldığı görülmektedir.

Taşın Yunanca bölümünde ise şu adlar geçmektedir:

  1. satırda: Basileion Megalo

  1. satırda: Basileos Kleopatrohaio

  1. ve 6. satırlarda: Ptolemaiou

  1. satırda: Basileus Ptolemaios

Büyük İskender’den sonra Mısır’ı yöneten ve Makedon kökenli firavunlara Ptolemaios (Ptolemy) adı verilmiştir.

Danimarkalı araştırmacı Georg Zoëga’nın, hiyerogliflerin yüzlerin baktığı yönün tersine okunması gerektiği görüşüne dayanarak Thomas Young, söz konusu kartuştaki yazının yarısını PTOLEMEES (Ptolemaios) olarak okumuştur.

Ancak yazara göre, kartuş içindeki işaretlerden birinin P harfi değil, başka bir işaret (tamga) olması nedeniyle bu yorum geçerliliğini yitirmektedir.

Ayrıca yazar, Türklerin tarih boyunca Büyük İskender’e AT-ÖĞ, Darius’a ÖKÜ OL İLİK US UŞ OĞİ, Kyros’a ise ÖNÜR AT ÖNİM dediklerini ileri sürmektedir.

Buna göre Pra-Mısırlıların da yabancı adları kendi dillerinin anlayabileceği biçimde ifade etmiş olmaları gerekir. Bu nedenle Ptolemaios adının doğrudan Pra-Mısır diline ait bir sözcük olmadığı savunulmaktadır.

Bu çıkmaz karşısında Champollion farklı bir yöntem izlemiş ve önce demotik yazıyı okumaya yönelmiştir. Alfabetik bir yazı sistemi olduğu anlaşılan bu yazıda ilk olarak şu isimleri belirlemiştir:

  1. Arsene (Arsinoe)

  2. Aree (Areia)

Champollion, demotik yazıda şu isimleri okuyabildiğini ileri sürmüştür:

  1. Arsene (Arsinoe) – Rosetta Taşı, 2. satır

  2. Aree (Areia) – Rosetta Taşı, 3. satır

  3. Ptlomees (Ptolemaios) – Rosetta Taşı, 3. ve 5. satırlar

  4. Ptlomes (Ptolemaios) – Rosetta Taşı, 2. ve 24. satırlar

  5. Alksantrs (Alexander / İskender) – Rosetta Taşı, 10. satır

Ben (Kazım Mirşan), Champollion'un bu okuma biçimlerinin doğru olduğunu göstermiş bulunuyorum. Ancak bundan sonra Champollion, Thomas Young'ın bıraktığı yerden devam ederek, demotik yazının dışında hiyeroglifleri de okumaya girişmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, “AŞ” tamgasının P sesi karşılığı olarak kabul edilmesi, Champollion'un bütün çalışmalarını geçersiz kılacak niteliktedir. Çünkü Pra-Mısır hiyeroglifleri tamga esasına göre kurulmuş bir yazı sistemidir. Champollion'un bu özelliği dikkate almadan hiyeroglifleri çözmeye çalışması, onun en büyük hatası olmuştur.

Champollion'un bazı harf değerleri için yaptığı kabuller de dikkat çekicidir:

Harf

Dayandırdığı Sözcük

A, E

Fransızca avant-bras (ön kol)

A, É, E, İ, O

Fransızca plume d'autruche (devekuşu tüyü)

B

Fransızca brebis (koyun)

B

Almanca Bein (bacak)

H

Fransızca habitation (oturulan yer, ev, konut)

K

Fransızca corbeille (sepet)

K

Fransızca colline (tepe)

K

İngilizce cobra (kobra yılanı)

K

Claudius ismi

L

Fransızca leon (aslan)

L

Fransızca lotus (lotus çiçeği)

M

Fransızca moitié (yarım)

P

Fransızca poste (kapı direği/sütun)

S

Fransızca stupide (kaz)

S

Fransızca sceptre (asa)

S

Fransızca siphon (sifon)

Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır:

Pra-Mısırlılar Fransızca mı konuşuyorlardı?

Tarihlerinin MÖ 2849 yılına kadar uzandığı söylenen Pra-Mısır dili için bu tür varsayımlar kabul edilemez. Çünkü diller, özellikle de yazarın "BODIN dilleri" olarak adlandırdığı dil grupları, tarih boyunca sürekli değişmiştir. Bu nedenle Pra-Mısırlıların Fransızcaya benzeyen bir dil konuştuklarını peşinen kabul etmek mümkün değildir.

Hiyeroglif yazıların kökeni bilinmemektedir. Bu yazıların bütün olarak ne anlam taşıdığı da hâlâ açıklığa kavuşmuş değildir. Yazılar tam olarak okunamamıştır. Yunanlıların veya Romalıların hiyeroglifleri anlayabildiği de kanıtlanamamıştır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar, büyük ölçüde Champollion'un yöntemine dayanarak bir alfabe oluşturulmasından ibaret kalmıştır. Yani her hiyeroglife bir ses değeri verilmiştir. Ancak bu yöntemle okunan sözcüklerin hiçbirinin anlamı ortaya konulamamış, bunların günümüzdeki dillerdeki karşılıkları gösterilememiştir.

Kıpti dilinin Pra-Mısır dilinin devamı olduğu sık sık ileri sürülmektedir. Ancak bu görüşü destekleyen kesin ve kabul edilebilir kanıtlar bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, hiyeroglif yazılar bugün bile tam anlamıyla çözülebilmiş değildir. Bunları çözdüğünü ileri sürdüğü söylenen Champollion da aslında böyle bir iddiada bulunmamıştır. Onun söylediği şey, hiyerogliflerle yazılmış bazı özel isimleri okuyabildiğidir; sözcükleri ve metinleri bütünüyle çözebildiği değildir.

Alfabetik Yazının Başlangıcı

Yazara göre dünyamızda yazının gelişimi şu aşamalardan geçmiştir:

1. Resimlerin Yapılması (Yaklaşık 35.000 Yıl Önce)

İnsanlar ilk olarak çeşitli mağaralara ve kaya yüzeylerine resimler yapmışlardır.

Örnekler:

  • Tamgalı Say (Kazakistan)

  • Chauvet Mağarası (Ardèche, Güneydoğu Fransa) — yaklaşık 32.410–30.340 yıl önce

  • Cosquer Mağarası (Bouches-du-Rhône, Güneydoğu Fransa) — yaklaşık 27.110–18.010 yıl önce

  • Cougnac Mağarası (Lot, Güney Fransa) — yaklaşık 25.120–13.810 yıl önce

  • Pech-Merle (Lot, Güney Fransa) — yaklaşık 24.640 yıl önce

2. Piktogramların Ortaya Çıkışı (Yaklaşık 20.000 Yıl Önce)

Resimler zamanla belirli düşünce ve kavramları ifade eden sembollere dönüşmüştür.

Örnekler:

  • Tamgalı Say (Kazakistan) — bir hükümdara Tanrı tarafından yetki verilişini anlatan tasvir

  • Quercy Mağarası (Lot, Güney Fransa) — ölü bedenin yakılması tasviri (yaklaşık 18.000 yıl önce)

  • Lascaux Mağarası (Dordogne, Güneybatı Fransa) — kuş resmi (yaklaşık 17.000 yıl önce)

  • Les Trois Frères Mağarası (Ariège, Fransız Pireneleri) — düşüncenin resim yoluyla aktarımı (yaklaşık 14.000 yıl önce)

  • Aynı mağarada bir avcı tasviri (yaklaşık 13.000 yıl önce)

3. Petroglifler (Kaya Yazıları ve Kısa İfadeler) – Yaklaşık 18.000 Yıl Önce

Yazara göre bu dönemde yalnızca resimler değil, kısa anlam taşıyan işaret dizileri de ortaya çıkmıştır.

Örnekler:

  • Tamgalı Say'da üzerinde tamga bulunan tasvirler

  • Üzerinde UB-AN yazısı bulunan bir yaratık resmi

  • Üzerinde AN, ON ve UB tamgaları bulunan yaratılış sahnesi

  • Ulu Kem Irmağı bozkırlarında tamgalı yerleşim kalıntıları

  • Tamgalarla işlenmiş yapı tasvirleri

  • Kulak biçiminde bir resim yanında yer alan ve "UQ" diye okunduğu ileri sürülen yazılar

  • Mangışlak bölgesindeki kaya resimleri yanında bulunan tamgalar

  • Lascaux Mağarası'nda bir at ile üç ineğin arasına yazılmış tamga (yaklaşık 17.000 yıl önce)

  • Şölgentaş Mağarası'nda bir öküz figürü çevresindeki tamgalar (yaklaşık 16.000 yıl önce)

  • Altamira Mağarası'nda inek figürlerinin üstüne ve altına işlenmiş tamgalar (yaklaşık 14.330 yıl önce)

  • İgnatievka Mağarası'ndaki hayvan resimleri ve tamgalar (yaklaşık 14.000 yıl önce)

  • Marsoulas Mağarası'ndaki bizon resmi üzerine işlenmiş tamgalar (yaklaşık 14.000 yıl önce)

  • Trois Frères Mağarası'ndaki koşan at figürü üzerindeki tamgalar (yaklaşık 14.000 yıl önce)

  • Niaux Mağarası'ndaki iki bizon figürü üzerindeki tamgalar (yaklaşık 13.850 yıl önce)

4. Gerçek Anlamda Yazının Başlaması (Yaklaşık 14.000 Yıl Önce)

Yazara göre artık sembollerin ötesine geçilmiş ve doğrudan yazı kullanılmaya başlanmıştır.

Örnekler:

  • Süylek Köyü Yazılıkaya yazıtları (Ulu Kem, Sibirya)

  • Doğu Anadolu'daki Çığiri Köyü yazıtı

  • Doğu Anadolu'daki Cunni Mağarası yazıtı

  • Açıktaş yazıtları (Kazakistan)

  • Doğu Anadolu'daki Tirşin yazıtı

  • La Pasiega Mağarası yazıtları (Kuzey İspanya) — yaklaşık 14.000 yıl önce

  • Mas d'Azil Mağarası'ndaki çakıl taşı yazıtları (Güney Fransa) — yaklaşık 14.000 yıl önce

  • Rochebertier ve Gourdon Mağaralarında kemikler üzerine yazılmış işaretler (Fransa) — yaklaşık 14.000–12.000 yıl önce

  • Çatalhöyük yazıtları (Orta Anadolu) — yaklaşık 8.000 yıl önce

  • Vinča yazıtları (Sırbistan) — yaklaşık 8.000 yıl önce

Yazara göre eski çağlarda yalnızca tek bir yazı dili vardı ve buna Erken Türkçe adı verilebilir.

Bugün çeşitli dillerde bulunan bazı sözcüklerin bu eski dille bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir. Örnek olarak şu eşleştirmeler verilmektedir:

Erken Türkçe

İngilizce Karşılığı

OT

hot (sıcak)

QUT

good (iyi)

BÜK

bend (bükmek)

BADIL

bad (kötü)

KÖNİ

conventional / doğru, uygun

TİP

deep (derin)

PİRAY

free (özgür)

YİR

earth (yer, dünya)

ÖRGÜN

organ

ESİS

sense (duyu, anlam)

TARŞIN

shorten (kısaltmak)

TÖPİN

top

ESİ EM

I am (benim)

ATI-AT

that (şu, o)

ATI-ES

this (bu)

ANANTIMADI

ancient (eski, kadim)

Yazara göre alfabetik yazıyı doğuran bu ANANTIMADI (kadim) dil, tek çekirdekli sözcüklerden oluşuyordu.

Bu çekirdekler:

  • Tek bir ünlüden oluşabiliyor (V),

  • Ya da ünlü ile başlayıp ünsüz ile biten iki sesli yapılar (VK) olabiliyordu.

Bu sistemde aynı sesin ön ve arka damak biçimleri için (örneğin k ve q) ayrı tamgalar kullanıldığında, çoğu zaman ünlüleri yazmaya gerek kalmaz; yalnızca sözcük sonundaki ünlülerin gösterilmesi yeterli olur.

Yazar, taş üzerine yazı yazmanın zor olduğu dönemlerde bu yöntemin büyük kolaylık sağladığını ileri sürmektedir.

Örnek olarak:

  • EL EM (halk)

  • UL OM (ulaşım)

ifadeleri yalnızca çekirdek yapılarıyla yazılsa bile birbirine karıştırılmayacaktır.

Dil geliştikçe çok çekirdekli sözcükler ortaya çıksa da bu sistemin çalışmaya devam edeceği savunulmaktadır.

Örneğin:

  • L₁M₁ → ELİM (halkım)

  • L₂M₂ → ULUM (ulum)

şeklinde okunabilir.

Yazara göre alfabetik yazının ortaya çıkışının temel nedeni şudur:

Bir dil zamanla gelişip olgunlaştığında, ses sistemi de belirli bir düzene kavuşur. Böylece tamgalar aracılığıyla oluşturulan işaretler giderek alfabetik yazıya dönüşebilir.

Bu nedenle alfabetik yazının yaklaşık 18.000 yıl önce gelişmeye başladığı ileri sürülmektedir.

Buna karşılık, yaklaşık 5.000 yıl önceki uygarlıklara gelindiğinde diller artık büyük ölçüde yerleşmiş ve durağanlaşmış durumdaydı.

Bu yüzden:

  • Sümer yazısının,

  • Çin yazısının,

alfabetik sisteme dönüşemediği savunulmaktadır. Çünkü bu dillerin ve yazı sistemlerinin o dönemde ulaştıkları kararlılık düzeyi, böyle bir dönüşümü desteklememekteydi.

Mısır Hiyeroglifleri

Pra-Mısır yazısının tamga esaslı bir yazı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. İkinci ve daha önemli nokta ise, Doğu Anadolu'da bulunan hiyerogliflerin Mısır hiyerogliflerinden çok daha eski tarihli olmasıdır. Yazara göre bu durum, Mısır hiyerogliflerinin Erken Türkler tarafından geliştirilmiş tamga temelli bir alfabetik yazı sistemi olduğunu göstermektedir.

Gerçekten de Mısır'da MÖ 5000 yılından daha eskiye tarihlenen hiyeroglifler bulunmamıştır. Yazara göre Pra-Mısır toplumunun kökeni, Mısır'ın bilinen tarih öncesi dönemleriyle uyum göstermemektedir. Bu nedenle ne Pra-Mısır toplumunu oluşturabilecek bir topluluk ne de Pra-Mısır yazısına ait izler daha erken dönemlerde görülmektedir.

Cilalı Taş Devri'nden (yaklaşık MÖ 6500–3000) sonra ise Pra-Mısırlıların birdenbire yazı kullanmaya başladıkları ve toplumsal gelişimlerinin hızlandığı görülmektedir.

Nil Deltası'nın batı kenarında bulunan Merimde yerleşmesi, genç taş çağı Mısırlılarının en eski kültürünü temsil etmektedir. Bu kültürde:

  • Hayvan ve bitki biçiminde totemler,

  • Yerel putlar,

  • Kamış ve kilden yapılmış oval kulübeler,

bulunmaktadır.

Ölüler, yerleşim alanlarının içine ve bazen evlerin döşemelerinin altına cenin pozisyonunda gömülmektedir. Bu gömme biçimi, yazarın belirttiğine göre Anadolu, Yunanistan, İtalya ve özellikle İsviçre'de görülen Homo Alpinus topluluklarının gömme geleneğiyle benzerlik göstermektedir.

Daha sonraki dönemlerde Yukarı Mısır'da Badari Kültürü ortaya çıkmaktadır. Bu kültürde:

  • Pişirilmiş çömlekler,

  • Fildişinden yapılmış tarak ve kaşıklar,

  • Çıplak kadın figürleri

bulunmaktadır.

Yazar, bu kadın figürlerinin yalnızca Mısır'a özgü olmadığını; benzer örneklerin:

  • Çatalhöyük'te,

  • Avusturya'daki Willendorf Venüsü'nde,

  • İtalya Rivierası'ndaki Mentone buluntularında,

  • Fransa'nın güneyindeki Laussel kabartmalarında

da görüldüğünü belirtmektedir.

Çatalhöyük kazılarından anlaşıldığı üzere, Homo Alpinus topluluklarının yaşadığı bölgelerde, Cro-Magnon insanlarının yanında, bazı kaya resimlerinde Afrika kökenli özellikler taşıyan insan figürlerine de rastlanmaktadır.

Yazar, bütün bu verilerin Pra-Mısır toplumunu oluşturan insanların Avrasya kökenli olduklarını gösterdiğini ileri sürmektedir. Onların kullandıkları yazının da tamgalara dayandığını savunmaktadır.

Hiyeroglifler ile Erken Türk Tamgaları Arasındaki İlişki

Yazara göre incelenen 128 hiyeroglif işaretinin dağılımı şöyledir:

  1. 15 hiyeroglif, Erken Türk tamgalarının aynısıdır.

  2. 19 hiyeroglif, Erken Türk tamgalarının değiştirilmiş biçimleridir.

  3. 25 hiyeroglif, Erken Türk tamgalarının yorumlanmış biçimleridir.

  4. 21 hiyeroglif, iki veya üç tamganın birleşmesiyle oluşmuştur.

  5. 8 hiyeroglif, Pra-Mısırlıların kendi icadıdır.

  6. 40 hiyeroglif okunabilmiş olmakla birlikte henüz belirli tamgalarla eşleştirilmemiştir.

Bu değerlendirmeye göre kitapta ele alınan ve çözümlenmeye çalışılan hiyeroglif sayısı 128'dir. Yazar, bu işaretler sayesinde birçok kısa yazının okunabildiğini ileri sürmektedir.

Pra-Mısır yazısında yaklaşık 4700 tamga bulunduğu belirtilmektedir. Bunların büyük bir bölümünü özel tamgalar oluşturmaktadır ve yazarın görüşüne göre bu özel işaretlerin bir kısmı hiçbir zaman tam olarak çözülemeyebilir.

1. Kuantum-AT'ın Canlanma Başarısı

(Şekil 1; soldan sağa, yukarıdan aşağıya okunur)

Metin

UÇ-UÇUÇ OYIŞIÇ
OQ ONIP Ü.

Liderimiz olan (ya da şöyle beyan ederiz ki), kuantumun kozmoslaşması için yükleniyoruz.

OQUQ ÉBİN UQ
ÉSÜ A
ON-UŞ ÉDİN UDUN.

Kuantumlar düzeninde canlanma,
“kozmik-majeste halinde yaratılma stratejisi” anlamına gelir.

OÑ OQ-AT ÉSÜ
OÑ OQ TİYİN
ONIB ÜYÜY
UÇ OQ ÖT.

Kuantum-AT'ın canlanma başarısı;
başarılı kuantum düzeyine yükselerek,
kozmosta yer sahibi olmak üzere,
uçan kuantum durumuna (kozmosa) geçmektir.

ÉSİN ÉD OMIM
ÉNİNİS UW
AT TÖRT ÉSÜ.

Kıldığımız dua,
kutsal niteliğe sahip olan
AT'ın dört durumda canlanması içindir.

ÉSİN ÉD OMIM
ÖZÜL-ÖNİS
UÇ ÖNİS.

Kıldığımız dua,
öz halinde
uçuşun başarıyla gerçekleşmesi içindir.

2. Firavunun Kozmosa Geçiş İlacını İçmesi

(Şekil 2; sağdan sola, yukarıdan aşağıya okunur)

3. Sütun

ATAN ÉSİNİN PARAON'IN
ONUD QFÜT
TÖRT ÉDİNİDİN.

Ata konumundaki Firavunun,
kozmos ilacı sayesinde
dört unsur hâline dönüşmesi.

4. Sütun

ÖGİN TÖRTİB
ASIN OYIN ÉSİS A
OYIN A.

Kralın dört unsur durumuna ulaşarak,
göksel (asümanî) hâle geçişini
anlatan metin.

5. Sütun

ÉSİN ÉD OMIM
ON ASIS-ILIL
ÉDİNİSİB
AŞIN ÖK.

Kıldığımız dua,
kozmosta asılı kalacak olanın
göğe yükselmesi
içindir.

6. Sütun

ÉSİN ÉD OMIM
ON ASIM ÉMİNİM

Kıldığımız dua,
kozmosta asılı kalacak olan
ruhun/özün korunması içindir.

OÑ ASISIŞ.
asılarak başarılı olması içindir.

7'nci sütun

OQUQ ÉBİN UQ
ÉSÜ A
ON ÉDİN OYIN.

Kuantumlar düzeninde
canlanma
“kozmosta yaratılma” demektir.

8'inci sütun

AŞIN ÖK UDUN
UÇ-UÇUÇ OY-İÇİŞ.

Bunlar göğe aşma stratejisi
hakkındaki ifadelerdir.

Şek.3. UÇ AT OZ [AT'ın uçarak ozması]

3 Uçarak ozan AT için edilen dualar (şek.3, sağdan sola)

ÉSİN ÉD OMIM
ASIS-ILIL
ÉDİNİSİB
AŞIN ÖK.

Kıldığımız dua,
asılı kalmak
üzere,
aşılan gök içindir.

ÉSİN ÉD OMIM
ÉNİNİSİB
AT TÖRT ÉSÜ.

Kıldığımız dua,
stabilite elde etmek üzere,
AT'ın 4 (element) halinde canlanması içindir.

Bu sayfanın devamı bir sonraki sayfada yer alıyor ve önce gönderdiğiniz sayfadaki şu satırlarla devam ediyor:

ÉSİN ÉD OMIM
ÉMİNİM
ASISIŞ OÑ OZ.

Kıldığımız dua,
zamirin,
asılı kalmak üzere, başarılı olarak ozması içindir.

ÉSİN ÉD OMIM
ÉMİNİM
ASISIŞ OÑ OZ.

Kıldığımız dua,
zamirin (öz varlığın),
asılı kalmak üzere başarıyla yücelmesi içindir.

ÉSİN ÉD OMIM
TÖRTİP-İK ON
ÉB OY.

Kıldığımız dua,
dörtlü dualite kozmosunun
düzenini elde edebilmek içindir.

(3)

OMIŞIN ÖK
AÑITIÑ [AÑ-ATIÑ]
ONUN AW.

Haşmet makamına eriştiren kürek çekişleri (1. satır),
anılanın (anılan AT'ın) (3. satır)
kozmosa ulaşması (4. satır) içindir.

(4)

ÖZ ÉTİS
ÖGİW ÉRİR İŞ ÉTİS
OMIŞIN ÖK
ÉMÜ ON A.

Öz durumuna ulaşabilmek için,
dua ettiğimiz göğe (3. satır),
haşmet makamına eriştiren kürek çekişlerinin (2. satır)
sahibi (uygulayıcısı) kozmostur.

Şek.5. Kozmostaki üçlü dualitenin şekillenmesi hakkındaki metin (yazıtın sol yanı)

5 Şek. 5'in sol yanındaki yazı (sağdan sola doğru)

(1)

TÖRT ONIM APA-ATIM OÑIÇ ÜŞ.

(2)

OY ASIM ÉMİNİM OSIQ ÖTİS ÉNİNİS.

(3)

UB-AT TÖRT, ÉSÜ, APAM-AD ÖTÜY ÜÇÜP İK ON ÉB.

Anlamları

(1) Dört kozmik götürücü (vücuttan) atılmamın başarı bildirgesidir.

(2) Gravitasional zamir düşüncesi Tanrı Biline geçiş olayıdır.

(3) Temel-atılışın (yani, maddenin—KM) “ı” halinde canlanması ise, götüren radiasion (yani, radioaktive—KM) ile geçmiş olmanın 3'lü dualite (yani, ALTI YARIQ—KM) kozmosu (yani, şimdiki dünyamız—KM) tertibidir.

K.M. Kitaplarında Geçen Erken-Türkçe Sözler

AQAŞ, madde içinden akarak dışarı çıkan radiasion ki, “arkaya kadarki karaten radiasionu” demektir.

AQINIŞ, kuantumların, elektromagnetizm ve gravitasion alanlarında, konfigurasion kuvvetlerinin tesiri altında akışı.

ALQU, (1) evren [kâinat, univerzum]; (2) genel, umum.

ALTI YARIQ TİGİN, Altı Spektrum Aksionu.

ANANTIMADI, antik.

ANT, (1) taahhüt, ant; (2) yasa.

AÑ, düşünme ve hissetme sistemi; zekâ, idrak.

AÑTUYUS, tarih tespiti, tespit olunan tarih [date].

APA, İÇÜ APA, canları asılı kalacakları gök evine aparıcı.

APAĞUT, Tanrı Vekili.

ASIS, (canların) asılı kaldıkları mekân (yani, gravitasional mekân).

ASPAN US, Gök Tanrısı.

AŞ, (1) kinetik enerji; (2) aşma; (3) yemek.

AT, (1) canın (Tanrıya kavuşmak üzere) tenden atılması; (2) ÖZ [şahıs. can]; (3) nam, ata, başkan; (4) beygir.

ATA, (1) Tanrıya kavuşmuş ruh; (2) baba, dedeler; (3) devlet başkanı.

AT-ATA, devlet başkanı.

AT-ER-AT, ataların eriştiği atık-can; Tanrıya erişmek üzere, vücuttan atılan atık (yani, can).

AT-ÖĞ, hanedan.

AT-UR, egemenlik.

AT-US, majeste.

AW, konverzion [çevrilme] erası ki, bu erada gamma ışınları teşekkül etmektedir. Bize kadar gelebilen bu ışınlara AW UZAQ URU [AW uzak tesiri] denmektedir.

BARTUQ, process [süreç].

BAY, zengin.

BEÑGÜK, BEÑÜ, ebedî anıt, mezar taşı.

BİL, yönetim [regnum], koşma devlet; common wealth.

BİLGE-BİLİG, ilim, bilim.

BİR, (1) vakum; (2) kâinatın görünen (ÉSÖNÜK olarak, “parçacıklar” gibi) ve görünmeyen (ÉSÖNÜK olarak, “kuvvetler” gibi) her şeyinin birbiri ile bağlantılı, ilişkili, birbirine tabi bütünü (“bir”lik hali); (3) bir.

BİRİLE, ait.

BİTİG, clausula, yazı.

BİTİG-BİTİGME, cümle.

BİTİGTAŞ, yazılı taş.

BODIN, fuzional.

BOLBOL, olup bitenler [historia].

BUD, millet, millî irade.

BUĞ, superior (İng.), Ahnherr (Alm.).

BURQAN, buran (döndüren) grup (yani, gravitasion).

BUSULMAQ, konfigure olmak.

ÇIN, hakiki.

ÉB-ÉDİZ, (1) gösterilen başarılar [Almanca: Taten]; (2) funksion, ifade.

ÉD-AT, yaratıcı.

ÉR-AT, erişilen atılma.

ÉSÖNÜK, (1) misal; (2) prevalent.

ÉSÜ-ÉRE, ideal.

ÉT'ÜZ, vak’a [event], hadise, okunma.

İŞTİG, funksional.

İT, (1) impuls (itme gücü); (2) it.

İG, kültür.

İL-TÖRÜ, anayasa.

İMÇİ, tabib.

İSİG, iman, inanç.

İSİZ, din.

İT, (1) kaldırma; (2) eylem.

KÖPİRDÜ, relief.

KÖZ, (1) model; (2) iye; (3) göz.

QAĞAN, hakan.

QURĞAN, (1) mamure, kent; (2) mamur mezarlık.

QUT, (1) invarians [değişmeyen şekil]; (2) emniyet, mutluluk, mükemmellik; (3) yaşatma ruhu, halâs; (4) put.

QUT-YAQ, Avrupa.

OD, (1) ölülerin yakıldığı ateş; (2) şarj; (3) zafer.

ODUZ, (1) zafer; (2) maraşal.

OĞ, (1) şan; şeref, yücelik; (2) kişi; (3) substans.

OĞLAN, konformasion (ata-anaya denklik).

OĞ-UR, lâhit.

OĞUŞ, medeniyet (uygarlık).

OĞUZ, (1) kişi transformasionu, öbür dünyaya geçmek için gerekli şartları gerçekleştirme; (2) Türk boylarından biri.

OQ, (1) kuantum; (2) Erken-Türklerin kendilerine verdikleri isimlerden biri; (3) mızraklı asker.

OQ AT, (vücuttan) atılmış olan kuantum.

OMIĞ, dua.

OMIĞ-URUÇ, MOĞOÇ, rahip.

OMUY ÉTİG, sayın.

ON, (1) kozmos; (2) tarihte Türklerin aldıkları isimlerden biri; (3) ulusal savunma; (4) 10; (5) sıfat-fiil; (6) o.

ON ÉDİ, kozmik yaradık.

OÑ, (1) başarı, beceri; (2) evolusion [gelişim], uygarlık.

OS-UĞ, mekân ve zaman.

OS, (1) konfigürasion (şekillenme); (2) tecelli; (3) işbu.

OTAÇ İMÇİ, tıb doktoru.

OT-ÖZ, ölü ruhunun yakılmak suretiyle kozmosa geçmesi.

OY, (1) düşünce, fikir; (2) felsefe, feylesof; (3) akla getirmek, istemek; (4) şey.

OYĞUÇI, danışman [consultor].

OYIĞMA, irade.

OYURIQLIĞ, kâmil.

OYUS AS, homo sapiens.

OY-UTUZ, missioner.

ÖZ, (1) yeralmak (yerleşmek) üzere geçme; (2) teşekkül, yeniden var olma; (3) kolonist, koloni.

ÖÇ-ÉRK, özerk.

ÖÇÜR, silinme, öldükten sonra vakuum haline gelme.

ÖD, (1) era [çağ, çağ hesabı]; (2) kondision; (3) zaman.

ÖDİS, devlet.

ÖĞ, (1) düşünme yeteneği; (2) bilinç; (3) felsefe; (4) övünç; (5) haşmetmeab; (6) kral; (7) ev.

ÖĞ-AT, canları Tanrıya ulaştıran kanatlı atlar [greif].

ÖĞİM QATUN, kraliçem.

ÖĞİS, (1) doktrin; (2) peygamber.

ÖĞÜL-UQUS, bilgi ve tecrübeleri ile temayüz eden [İng. wise].

ÖĞÜZ, nehir.

ÖK, (1) Rab; (2) gök; (3) kral.

ÖK ÖĞÜK, kral dokunulmazlığı.

ÖZ, (1) bir vücutta bulunan esas kısım; yani, “can”; (2) şahıs. (3) KENTÜ [kendi].

ÖZ-İÇİŞ, canların içildiği yer (yani, cennet).

ÖZÜL-AD, Érlösung [deliverance] için atılan adım.

PARAON, firavun.

PARAMIT, (1) polarize [PARAM] orientasionu [IT]; ÉSÖNÜK olarak, “polarize vakuumun kuvvet orientasionları” veya “herhangi bir elementte pozitiv ve negativ şarj arasındaki orientasionlar”; (2) piramit.

SAB [advice], informasion, nasihat.

SINTAŞ, taştan yapılan plastik san’at eseri.

SU ÉS, elektromagnetik radiasion.

SUW, SU, (1) su; (2) elektromagnetik radiasion.

TAMĞA, “ideografik + fonografik” olmak üzere, tek çekirdekli söz sembolleri.

TEÑRİ, Tann.

TEÑRİKİN, Tanrı eşdeşliği [conformity’si].

TEÑRİKİN İYİN, Tanrı onayı [consent’i].

UB, pra.

UB-AÑ, pra-zekâ.

UÇ-US, sphinx.

UD, strateji.

UMUĞ, referens.

YİM, takvim.

ÜSTAD KAZIM MİRŞAN