ROSICRUCIAN KOZMİK TASAVVURU BÖLÜM 8: EVRİMİN İŞLEYİŞİ

ROSICRUCIAN KOZMİK TASAVVURU BÖLÜM 8: EVRİMİN İŞLEYİŞİ. Bizi Küreler, Dünyalar, Devirler ve Dönemler labirentinde yönlendirecek olan “Ariadne’nin ipi”, şu temel gerçeğin hatırlanması ve daima zihinde tutulmasıyla bulunacaktır:

THE TEXTS

Max Heindel

1/23/20265 min read

ROSICRUCIAN KOZMİK TASAVVURU

BÖLÜM 8: EVRİMİN İŞLEYİŞİ

ARİADNE’NİN İPİ

Yedi Dönem boyunca evrim yolunu oluşturan Dünyalar, Küreler ve Devirler hakkında bilgi edindikten sonra, artık her Dönemde gerçekleştirilen çalışmaları ve bu çalışmaların hangi yöntemlerle yürütüldüğünü ele alabilecek durumdayız.

Bizi Küreler, Dünyalar, Devirler ve Dönemler labirentinde yönlendirecek olan “Ariadne’nin ipi”, şu temel gerçeğin hatırlanması ve daima zihinde tutulmasıyla bulunacaktır:
Evrimleşen yaşam dalgasını oluşturan bakire ruhlar, Bakire Ruhlar Dünyası’ndan daha yoğun olan beş madde dünyası boyunca süren evrim yolculuklarına başladıklarında tamamen bilinçsiz hâle gelmişlerdir. Evrimin amacı, onları bütünüyle bilinçli kılmak ve tüm Dünyaların maddesine egemen olabilecek duruma getirmektir. Bu nedenle Küreler, Dünyalar, Devirler ve Dönemler aracılığıyla oluşturulan koşullar, bu hedef doğrultusunda düzenlenmiştir.

Satürn, Güneş ve Ay Dönemleri boyunca ve mevcut Dünya Döneminin ilk yarısında, bakire ruhlar, ilerleyişlerini yönlendiren yüce Varlıkların rehberliğinde, farklı bedenlerini bilinçsizce inşa etmiş ve giderek uyanarak bugünkü uyanık bilinç durumuna ulaşmışlardır. Bu evreye “İnvolüsyon” denir.

Şimdiki zamandan Vulkan Döneminin sonuna kadar ise, artık insanlık olan bakire ruhlar, kendi çabaları ve dehalarıyla bedenlerini mükemmelleştirecek ve beş Dünya boyunca bilinçlerini genişleteceklerdir. Bu evreye “Evrim” adı verilir.

Yukarıda söylenenler, bundan sonra anlatılacak olanların anahtarıdır.

Evrim Planını Kavramanın Önemi

Önceki bölümlerde ana hatları çizilen gezegensel evrim planının derinlemesine anlaşılması, öğrenci için son derece değerlidir. Neden–Sonuç ve Yeniden Doğuş yasalarına inanan bazı kişiler bu bilginin önemsiz olduğunu düşünse de, bu iki yasayı ciddi biçimde inceleyenler için büyük bir değere sahiptir.

Bu bilgi, zihni soyut düşünceye alıştırır; onu somut varoluşun bayağı yönlerinin üzerine yükseltir ve hayal gücünün bencil çıkarların dar sınırlarını aşmasına yardımcı olur. Arzu Dünyası’nı incelerken belirtildiği gibi, ilgi, eylemin temel itici gücüdür; fakat mevcut gelişim düzeyimizde bu ilgi çoğunlukla bencillikten kaynaklanır. İlgiyle yapılan her eylem, belirli sonuçlar doğurur ve bizi somut Dünyaların bağlarına daha sıkı bağlar.

Oysa zihin matematik, ya da gezegensel evrim evreleri gibi konularla meşgul olduğunda, saf Soyut Düşünce Bölgesindedir; duyguların etkisinden uzaktır ve ruhsal özgürlük yönünde yükselir. Matematikte “iki kere iki dört eder” gerçeği üzerine tartışmayız; duygu işin içine girmez. Bu yüzden duygularla yaşamayı tercih eden ortalama insan için matematik kuru ve sıkıcı görünür.

Pisagor, öğrencilerine Ebedî Ruh Dünyası’nda yaşamayı öğretmiş ve onlardan önce matematik çalışmalarını istemiştir. Matematiği kavrayabilen bir zihin, duygu ve arzu dünyasının zincirlerinden kurtulabildiği için Ruh Dünyası’na yükselmeye elverişlidir.

Bu nedenle, Hakikati bilmek; Ruh âlemlerine girip onları incelemek; bedensel bağlardan güvenli ve dengeli biçimde özgürleşmek isteyen öğrenciye, bundan sonra anlatılacakları olabildiğince derinlemesine incelemesi, özümsesi ve Dünyalar, Küreler ve Dönemler hakkında zihinsel tasarımlar oluşturması önemle tavsiye edilir. Bu yönde ilerlemek isteyenler için matematik çalışmaları ve Hinton’un “Dördüncü Boyut” adlı eseri de soyut düşünce için yararlı alıştırmalardır.

Bu kitap özellikle bu bölüm, yüzeysel biçimde okunamaz. Her cümle, kendisinden sonrakilerle bağlantılıdır ve öncekilerin bilinmesini varsayar. Sistemli biçimde çalışılmazsa metin giderek daha karmaşık hâle gelir; fakat dikkatle ve derinlemesine incelendiğinde, her sayfa bir öncekinden kazanılan anlayışla aydınlanır.

SATÜRN DÖNEMİ

Satürn Dönemi Küreleri, Diyagram 7 ve 8’in incelenmesinden de görüleceği üzere, bugünkü Dünya’mızdan çok daha ince ve seyrek maddelerden oluşuyordu. O dönemin en yoğun Küresi bile, günümüzdeki en seyrek Kürelerin bulunduğu Somut Düşünce Bölgesinde yer alıyordu.

Bu Küreler, algılayabildiğimiz türden bir katılığa sahip değildi. “Isı”, eski Satürn Dönemi’ni en iyi tanımlayan sözcüktür. Ortalık karanlıktı; oraya girebilen biri hiçbir şey göremezdi, fakat her yeri kaplayan sıcaklığı hissederdi.

Materyalist bakış açısı için böyle bir duruma “Küre” demek ve bunun biçim ve yaşam evriminin alanı olduğunu savunmak delilik gibi görünebilir. Ancak bulutsu kuramı düşünürsek, bir bulutsunun ışık saçmadan önce karanlık; alevlenmeden önce sıcak olması gerektiğini anlarız. Bu ısı hareketten, hareket ise yaşamdan doğar.

Bu dönemde evrimleşecek bakire ruhlar, adeta bu “ısı-Küre”nin içine gömülüydü; hatta daha doğru bir ifadeyle, tüm Küre bakire ruhlardan oluşuyordu. Nasıl ki bir ahududu pek çok küçük ahudududan oluşuyorsa, Satürn Küresi de bakire ruhların bütününden meydana gelmişti. Bu nedenle okült bilimciler, Satürn Dönemi’nde insanın mineral aşamadan geçtiğini söylerler.

Bu karanlık Küre’nin dışında, atmosferinde diyebileceğimiz bölgede, evrimleşen ruhlara yardımcı olacak büyük yaratıcı Hiyerarşiler bulunuyordu. Bunların en önemlileri, Rosicrucian terminolojisinde “Alev Efendileri” olarak bilinir; Kutsal Kitap’ta “Tahtlar” diye anılırlar. Son derece ileri düzeyde olduklarından, bu evrim döngüsü onlara yeni deneyimler kazandırmazdı; yine de kendi özgür iradeleriyle insana yardım ettiler.

Alev Efendileri, Satürn Dönemi’nin ilk Devrinde, insanın bugünkü yoğun bedeninin tohumunu yerleştirmeyi başardılar. Bu tohum, özellikle kulak olmak üzere duyu organlarının gelişimine imkân verecek şekilde şekillendirildi. Bu yüzden kulak, dış koşulların bilince en doğru biçimde aktarılmasını sağlayan, yanılsamalara en az açık duyu organımızdır.

Satürn Dönemi’ndeki bilinç, bugünkü mineral bilinci gibiydi; derin bir trans hâline benzerdi. Ancak yedinci Devrin ortasında Alev Efendileri yeniden etkin hâle gelerek, insanın ilâhî ruh ilkesini uyandırdılar.

Böylece insan, en yüksek (ilâhî ruh) ve en düşük (yoğun beden) araçlarını Satürn Dönemi’ne borçludur.

ÖZET VE SONUÇ

Bu bölümde anlatılanlar, evrimin nasıl bilinçsiz involüsyondan bilinçli evrime doğru ilerlediğini; insanın bedenlerinin ve ruhsal ilkelerinin hangi Dönemlerde, hangi Yaratıcı Hiyerarşiler tarafından şekillendirildiğini göstermektedir. Bundan sonraki bölümlerde bu sürecin Güneş, Ay ve Dünya Dönemlerindeki ayrıntıları ele alınacaktır.