SALÂT (Divine Benediction)

SALÂT (Divine Benediction).RABB’ini görür görmez RESÛL’e salât oldu farz! MUHAMMED’e o “MAHMUD makamı” edildi arz! Kâbe kapısındadır “İBRÂHİM’in makamı!” “Ayağa kalkılan yer!” “Makam!” Kıyâmet bu tarz!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/30/20269 min oku

SALÂT

Rûmî der: “Beş kez yere gaga vurmakta yok kâr!”
O gönül yumurtanı ısıt da civciv çıkar!
HAK ateşi olmadan kuluçkaya hiç yatma!
Kör bile “Işık yok” der, ısıyı etmez inkâr!

“Namazını doğrult” der ALLAH! Sende yatan var!
“Mağara yatırını” uyandıramamak âr!
Yoksa “Salâtın olur el ayak patırtısı!”
Âdem’ini bil! Yoksa HAK huzurundan kovar!

Salât ayakta başlar, ayakta biter, niçin?
Yatanı kaldır diye uyarıldığın için!
“Selâm” dersin, yüzünü dönüp sağ ve sol yüze!
Dış yüz zîrâ aksidir, selâm denilen için!

İmâmın yanında bak! Kat’iyen durulamaz!
İmâmın arkasında durup kılınır namaz.
Zîrâ hepsi, imâmın gözü vasıtasıyla,
Kıbleye bakmalıdır! Bu sırrı bilen çok az!

“HAKK’a her şey her an, bil, eder secde ve niyâz!”
Güne bakan, Güneş’e döner yüzü bütün yaz!
Kuşlar ışığı över Güneş doğup batarken!
HAK diliyle her şey der: “Beni İslâm diye yaz!”

“MUHAMMED ve soyuna ALLAH salât olsun” der!
Her nebîye “Dipdiri kalkınca selâm eder!”
“SELÂM” için, “Salâtı doğrult! Ayağa kaldır!”
“Fıtrî yüzünü açıp” fetîh yap! Ol İskender!

Demek gerçekten “SALÂT” imiş dînin temeli!
YUSUF’u kuyusundan çıkarmaktır emeli!
Salât bu namaz olsa, hâşâ HAK namaz kılar,
“Salât olsun” der iken RESÛL’e! Düşünmeli!

Salât duâ da değil! ALLAH duâ eder mi?
O, kilisede duâ eden aziz peder mi?
Salât anmak da değil! HAK unutmaz ki ansın!
“Salât olsun” der iken O, abes bir şey der mi!

RABB’ini görür görmez RESÛL’e salât oldu farz!
MUHAMMED’e o “MAHMUD makamı” edildi arz!
Kâbe kapısındadır “İBRÂHİM’in makamı!”
“Ayağa kalkılan yer!” “Makam!” Kıyâmet bu tarz!

İbrâhim, nebî iken dedi: “RABB-ÜL-ÂLEMÎN,
Dirilmeyi kalbimde göster, olayım emîn!”
“Kara nokta”dan çıktı pembe beyaz o “Hacer”!
Kendini şâhid tutup RABB’e ettirdi yemîn!

RESÛL der: “Salât benim kalb gözümün nûrudur!”
“Salât” dişi kelime! “Hûri”nin onurudur!
“RESÛL’e HAKK’ın en çok sevdirdiği kadın bu!”
Elini, ayağını öpüp kalk! Ayakta dur!

Rükû, secde ve kamet ne imiş, oldu belli!
Kıble hem YUSUF, hem de Züleyha! İnce belli!
Aynen “KADÎR GECESİ” gibi “Gözleri siyah!”
Yirmi iki “Ben”i var! Teni harf, rûhu elli!

“Ona eli tertemiz olan ancak sürer el!”
Yaklaşmak ister isen kalbinde aptes al, gel!
Kirlenmediğin için boy abdesti gerekmez!
“Nûru tamamladı HAK!” Nefsindi bâtıl engel!

“O gün yüzler ışıldar!” Çünkü “Bakar RAHMÂN’a!”
Tertemiz can, rûhuna ayna olur! Bu mânâ!
Anla artık “Göklerin Nûrudur” niçin ALLAH!
Kavuş “Düğün Gecesi” denen mübârek ana!

Dipdiri taze kalır evlenen ışık ile!
“RESÛL’ün gözü sağa sola kaymadı bile!”
Öyle bir genç gördü ki O, miraç gecesinde,
Aynen kendisi idi! Oldu bir tek âile!

Bu yüzden dedi: “ÂLÎ ile BEN bir tek nûruz!”
Bedenimiz perdedir! Her yerde bulunuruz!
Zîrâ âleme değil, âlemlere rahmetiz!
“SALÂT” ve “SELÂM” biziz! Kalblerde korunuruz!

“SALÂT” ve “SELÂM” bizim ikimizin ismidir!
Uyurken ve ölünce çıkan rûhun resmidir!
Zîrâ her rûh, RAHMÂN ve RAHÎM’den bir ışındır!
Evren, bu ışınların donmuş olan cismidir!

Câmi, cem eden demek! Sen her şeyi topladın!
“Secdeye lâyık Âdem” oldu bu yüzden adın!
Avucuna bak, âmin derken! Oku ve topla!
“Doksan dokuz” ismiyle sen ALLAH’ı kapladın!

RESÛL’ün emriyle ilk müezzin oldu Bilâl!
Hacerü’l-Esved gibi siyahtır! O, ibret al!
Zîrâ RESÛL’ün emri, aynen HAKK’ın emridir!
Bak, salâtı tanımlar! Üç şekil alan hilâl!

“Gündüzü soyup ondan çıkarır HAK geceyi!”
Yâni gündüz de kabuk! İçi nûr! Keşfet iyi!
Demek gündüz de gece! Sen hep uyumaktasın!
Gözünü aç da uyan! Çöz artık bilmeceyi!

“Bir bilsen uyumazdın ne için yaratıldın!”
Bu gafletin yüzünden kaç kez rahme atıldın!
En zavallısı sensin tüm uyurgezerlerin!
“Salâtı kaldır da kalk!” Yazık, çok yıpratıldın!

“Mahşerde karanlıkta kalır uyanmayanlar!”
“Nûrunu bulan”lardır ateşte yanmayanlar!
“Körler nûrdakilerden ışık dilendiğinde,
Nûru arkanda ara denir!” Anlayan anlar!

Bu âyet: “Geri dön de!” “Işığını bul!” demek!
Üflenen rûhu şarttır! Üfleyene ödemek!
“Melek olan, RABB’ine gönüllü teslim olur!
Şeytan ise zorlanır” rahimlerde! Çok emek!

“ALLAH varken Âdem’e tapma olmaz!” İblîs der!
“Çok insan HAKK’a ortak koşarak îmân eder!”
Secde eden, edilen ile bütünleşmeli!
Evlât babada saklı! Biri sır, biri peder!

“İnsan için en büyük hayır, hikmet!” Çünkü öz!
“Hikmet” de “Salât” gibi, bak yine dişi bir söz!
“Bu, ALLAH’ın fazlıdır!” “Dilediğine verir!”
Ancak “hikmet”le diler! O, en âdil bakan göz!

Rûmî der: “Dâirenin merkezindeki erler,
Ağzımı dikti benim! Sır vermen yasak” derler.
Yâni çemberden değil de kendi içlerinden,
İnen birine ancak müsâade ederler!

Kur’an, bu dâireye demekte: “YÜCE DÎVÂN!”
Şâhid olur orada kendine “Rûh-u Revân!”
“RAHMÂN’ın huzurunda saf saf dizilir bizler!”
“Salât” uygulamana göre görülür dâvân!

“HAK ve yakınlarına ma’lûm sembolik âyet!”
Üst makamdan izinsiz açıklanırsa şayet,
“Kutsal Rûh”a işlenmiş suç olup affı yoktur!
Dostlar, “HAK kuralı”na kesin eder riayet!

Uluğ! “Salât” sırrını bundan daha çok açma!
Zîrâ “biz”i incitir, ona kim derse saçma!
“Biz”i inciten ise bir daha iflâh olmaz!
Sen ona de: “Aslandan bir merkeb gibi kaçma!”

M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 02 Şubat 1997

EBCED ilminde: “HAKK” isminin sayısal karşılığı = 108 eder.

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

SALÂT KOZMOLOJİSİ VE İNSAN-I KÂMİLİN EVRENSEL HARİTASI

Salâtın ezoterik yorumunda en önemli meselelerden biri, insanın yalnızca biyolojik bir varlık olmadığı fikridir. Çünkü kadim geleneklerin tamamı insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almıştır. Modern insan kendisini yalnızca fiziksel bedeniyle tanımlamaya eğilimlidir. Oysa ezoterik geleneklerde fizik beden yalnızca en dış kabuktur.

Tasavvufta nefs, kalp, sır, hafî ve ahfâ mertebeleri vardır. Kabala'da Nefesh, Ruah, Neshamah, Hayyah ve Yehidah katmanları bulunur. Vedanta'da Annamaya, Pranamaya, Manomaya, Vijnanamaya ve Anandamaya koşa sistemleri vardır. Tibet Budizmi beş beden öğretisinden söz eder. Hermetizm yedi katmanlı insan anlayışını benimser. Bütün bu sistemler farklı diller kullansalar da ortak görüş aynıdır: İnsan görünen bedenden ibaret değildir.

Şiirin merkezinde bulunan salât öğretisi de insanın bu katmanlarını uyandırma süreci olarak okunabilir. Bu noktada yedi enerji beden anlayışı devreye girmektedir. Birinci beden fizik bedendir. Bu beden toprağa aittir. Doğar. Büyür. Yaşlanır. Ölür.

İkinci beden yaşam bedenidir. Tasavvufta buna hayat nefesi denebilir. Hint sisteminde prana, Çin geleneğinde chi, Japon geleneğinde ki olarak ifade edilir.

Üçüncü beden duygu bedenidir. Sevgi, korku, öfke, özlem ve merhamet burada ortaya çıkar. Dördüncü beden zihin bedenidir. Düşünceler burada oluşur. Beşinci beden ruh bedenidir. Altıncı beden sekine bedenidir. Yedinci beden ise Hakk bedenidir.

İnsan bu yedi katmanın kesişim noktasıdır. Bu nedenle insan küçük bir evren değildir. İnsan evrenin özeti olarak görülmektedir. Kur'an'da geçen “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk” ifadesi ezoterik yorumlarda insanın kozmik bütünlüğüne işaret eder. Kabala'da Adam Kadmon aynı fikri temsil eder. Adam Kadmon tarihsel bir insan değildir. Kozmik insandır. Bütün âlemlerin toplamıdır.

Tasavvufta İnsan-ı Kâmil kavramı da aynı hakikatin farklı dilidir. İnsan-ı Kâmil belirli bir kişi değildir. Kozmik insan ilkesidir. Bütün isimlerin toplandığı merkezdir. Bu nedenle şiirde geçen “Câmi cem eden demek” ifadesi yalnızca cami binasını anlatmaz. İnsanın kendisini anlatır. Çünkü insan bütün âlemleri kendi içinde toplamaktadır.

Toprak insanda vardır. Su insanda vardır. Ateş insanda vardır. Hava insanda vardır. Melekî özellikler insanda vardır. Hayvanî özellikler insanda vardır. İlâhî özellikler insanda vardır. Bu nedenle insan küçük evren değildir. Evrenin düğüm noktasıdır.

Ezoterik geleneklerde sıkça geçen on iki sayısı da burada önem kazanır. Kâbe'nin küp formu ile ilişkilendirilen on iki kenar sistemi, aynı zamanda kozmik düzenin sembolüdür. On iki burç. On iki ay. On iki havari. On iki imam. On iki güneş döngüsü. On iki temel arketip. Bunlar birbirinden bağımsız değildir. Çünkü ezoterik gelenekler gökyüzü ile insan ruhu arasında karşılıklı bir ilişki bulunduğunu kabul etmişlerdir. Hermetik gelenekte buna makrokozmos ve mikrokozmos ilkesi denir.

Şiirde imam arkasında durulması gerektiğine yapılan vurgu, aslında bu kozmik merkeze yönelişi anlatmaktadır. İmam burada yalnızca bir insan değildir. Merkezdir. Kutup'tur. Eksen'dir. Logos'tur. Adam Kadmon'dur. Hakikat-i Muhammediyye'dir. Bütün geleneklerde aynı figür farklı isimlerle ortaya çıkmaktadır.

Hakikat-i Muhammediyye öğretisi bu noktada özel önem taşır. İbnü'l-Arabî'ye göre yaratılışın ilk zuhuru Muhammedî Nur'dur. Bu tarihsel şahıs anlamında Muhammed değildir. Kozmik bilinçtir. Yuhanna İncili'nin Logos'u budur. Kabala'nın Adam Kadmon'u budur. Vedanta'nın Hiranyagarbha'sı budur. Budizm'in Dharmakaya'sı budur. Tao'nun adsız kaynağı budur. Bütün yaratılış bu ilk nurun farklı yoğunluk derecelerinde görünmesinden oluşmaktadır. Bu yüzden tasavvuf ehli Muhammedî Hakikat'i yaratılışın çekirdeği olarak görmüştür.

Şiirdeki “Muhammed ve soyuna salât olsun” ifadesi bu nedenle yalnızca tarihsel bir dua olarak okunamaz. Ezoterik açıdan bakıldığında insanın kozmik kaynağına yönelişidir. Tıpkı bir ışının güneşe dönmesi gibi. Bir nehrin denize dönmesi gibi. Bir harfin noktaya dönmesi gibi.

Bu noktada Harf Adam öğretisi ortaya çıkar. Kadim geleneklerde evrenin harflerden oluştuğu fikri son derece yaygındır. Kabala'nın Sefer Yetzirah adlı metni evrenin harflerden yaratıldığını söyler. Kur'an'daki mukattaa harfleri aynı sırra işaret eder. Hurûfîlik bütün evreni harfler üzerinden okumaya çalışmıştır. Çünkü harf sesin şeklidir. Ses titreşimdir. Titreşim enerjidir. Enerji biçim oluşturur. Dolayısıyla bütün evren görünür hâle gelmiş bir kelamdır.

Bu yüzden “kün” emri yalnızca bir söz değildir. Bir yaratılış titreşimidir. İnsan da bu ilâhî metnin yaşayan bir harfi olarak görülmektedir. Harf Adam öğretisi tam burada ortaya çıkar. İnsan yazılmış bir kitaptır. Beden satırlardır. Organlar harflerdir. Bilinç anlamdır. Ruh ise yazarı temsil eder. Bu anlayış yalnızca İslâm tasavvufunda değil Yahudi mistisizminde ve Hristiyan Logos öğretisinde de bulunmaktadır.

Şimdi daha derine inebiliriz. Kadim geleneklerde 49 sayısı son derece önemlidir. Yedi çarpı yedi. Yedi kat göğün yedi kat derinleşmesi. Yedi bedenin yedi dönüşüm aşaması. Tibet Ölüler Kitabı'nda kırk dokuz günlük geçiş süreci anlatılır. Budist geleneklerde ölüm sonrası kırk dokuz günlük ara dönem bulunur. Tasavvufta kırk dokuz perde kavramı bazı ezoterik okullarda bilinç katmanlarını temsil eder. Her perde kaldırıldığında insan daha büyük bir gerçeklikle karşılaşır. Fakat son perde kalktığında karşısına çıkan şey başka biri değildir. Kendisidir.

Bu yüzden bütün mistik geleneklerin nihai deneyimi şaşırtıcı biçimde benzerdir. Sûfî buna Fenâ der. Vedanta Mokşa der. Budizm Nirvana der. Kabala Devekut der. Hermetizm Bir ile birleşme der. Gnostikler Pleroma'ya dönüş der. İsimler değişir. Tecrübe aynıdır.

Bu noktada 666 sembolü de yeni bir anlam kazanır. Yaygın dinî yorumlarda korku sembolü hâline getirilen bu sayı, ezoterik sistemlerde çoğu zaman eksiksiz yansımanın sembolü olarak okunmuştur. Altı yön. Altı yüz. Altı boyut. Küp geometrisi. Maddenin tam tezahürü. Kâbe'nin küp formu. Mekânın tamamlanması. Dolayısıyla 666 yalnızca olumsuz bir sembol değildir. Maddenin bütünüyle görünür hâle gelmesini de ifade edebilir.

Bunun karşısında ise nokta bulunur. Nokta boyutsuzdur. Küp ise boyutların toplamıdır. Nokta Gayb'dır. Küp Şehadet Âlemi'dir. Nokta Allah'ın bilinemez yönünü temsil eder. Küp ise isimler ve sıfatlar âlemini temsil eder.

Salât işte bu iki kutup arasındaki köprüdür. İnsan nokta ile küp arasında duran canlı eksendir. Bu yüzden bütün dinlerin ezoterik merkezinde aynı çağrı duyulur: Kendini bil. Çünkü kendini bilen, harfin noktadan çıktığını görür. Noktayı gören, merkezi görür. Merkezi gören, bütün dinlerin neden aynı hakikatin çevresinde döndüğünü anlamaya başlar.

Ve sonunda salâtın yalnızca bir ritüel değil, evrenin kendi özünü hatırlama hareketi olduğunu fark eder. İşte büyük sır budur. İnsan Allah'ı ararken aslında Allah'ın kendisindeki tecellisini aramaktadır. Yolculuk budur. Salât budur. Diriliş budur. Kıyamet budur. Ve bütün kadim geleneklerin ortak kalbi budur.