SALÂT ve SELÂM

SALÂT ve SELÂM.Halîfe’nin “ZÜLKARNEYN!” Veyâ “ZÜLFİKÂR” ismi! Çift yüzlü kılıç! Rûhu gaybda, Âlemde cismi! Cisminden çıktığında rûhu, sonsuzdur eni! HIZIR İLYAS’tır o an, veyâhut “GAYB ERENİ”!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/30/202612 min oku

SALÂT ve SELÂM

Peygamber için demek: “Sâdece bir postacı!”
Ne büyük iftirâdır! Hem de ne kadar acı!

Cebrâil’dir postacı olan! MUHAMMED değil!
Vahyi kalbe indiren RÛH’un sırrına eğil!

Çünkü “RÛH”tur Kur’an’da CİBRÎL’in öbür adı!
RESÛL der: “Benden önce bir rûh yaratılmadı!”

Yâni RESÛLULLAH’ın kalbine inen “O RÛH”,
Özünün yansıması! Bundan gâfil ham güruh!

LÂ İLÂHE İLLÂLLAH ile İslâm olunmaz!
MUHAMMED RESÛLULLAH demek de şart! Bilen az!

“Onun eli üstünde çünkü ALLAH’ın eli!”
O eli tutup “evet” dedik RABB’e! Ezelî!

“ALLAH, o ok attığın el benim elimdir” der!
Tohum gibi! Sırrını kendinde saklar peder!

Sâde ALLAH’ı yâni kabûl etmekte yok kâr!
“İblîs” olur ÂDEM’i her kim ederse inkâr!

“İblîs ALLAH’a evet dedi! Hayır RAHMÂN’a!”
Yâni RAHMÂN, Âdem’e büründü! Budur mânâ!

“RAHMÂN arşa oturdu” demekte ALLAH mâdem,
“RAHMÂN’ın oturduğu Arş!” olmalıdır Âdem!

Bu yüzden “Arşı taşır sekiz melek” veya “su”!
“Cennet de su üstünde!” “Taşınan HAK!” doğrusu!

Arş ile cennet Âdem! Taşımak, “secde” demek!
Bu Kâbe’yi dönmezsen dünyâda boş her emek!

“Sekiz melek” demek ki “sekiz cennet kapısı”!
“Âdem’e tapanındır!” ancak cennet tapusu!

“Sekiz melek”, “dört çifttir”! “Cennet ırmakları dört”!
Sayıca EHL-İ BEYT’e denk! “Dört ırmak!” sırrı ört!

“Rüzgâr başında taşır Süleyman’ın tahtını!”
“Su, NÛH’un gemisini sırtlar!” bulur bahtını!

“Kucaklar İBRÂHİM’i ‘SELÂM’ vererek ateş!”
“ÎSÂ elinde çamur, uçan kuşa olur eş!”

Ateş, hava, su, toprak! ÂDEM’e edip secde,
Olur “Dört Arş Meleği”! Dört cin iken, gelip vecde!

Şeytan’ı İslâm yapmış Züleyha denilen can!
Yatar “YUSUF RÛH” ile, duymadan pis heyecân!

Bu birleşmeden doğan zâtın “SELÂM”dır ismi!
“Yerden göklere kadar cennettir!” onun cismi!

Bu doğum târihidir! Başlangıç olan mîlât!
Öteki târihleri târih sepetine at!

“O kara taş” ağarıp başlar “Kadîr Gecesi”!
ÂLÎ ile çözülür kaderin bilmecesi!

HAK perdesini açıp en büyük merâk diner!
Başta EHLİBEYT, sonra her eren kalbe iner!

İşte bu cennet zâta Kur’an’da “SALÂT” denir!
Bu yüzden ona secde “Cennet” ile ödenir!

HAKK’a erenin hakkı verilir hakkı ile!
“Saflar sıklaşıp” büyür “Biz” denilen âile!

“Selâm”dır melek ile İblîs arası sınır!
“Cehennem”, sırf taşlaşmış kalbler ile ısınır!

Halîfe’nin “ZÜLKARNEYN!” Veyâ “ZÜLFİKÂR” ismi!
Çift yüzlü kılıç! Rûhu gaybda, Âlemde cismi!

Cisminden çıktığında rûhu, sonsuzdur eni!
HIZIR İLYAS’tır o an, veyâhut “GAYB ERENİ”!

Her yerde hâzır nâzır! “Âlemlere rahmettir!”
Ona salâvat getir de, Kendini affettir!

Özü gömdüğün için tövbe et! Özür dile!
O huzura çıkılmaz sırtta tabutun ile!

Kendini o hâliyle sana göstermez! Niçin?
Sevgisi öfkesine üstün geldiği için!

Seninle arasına bu yüzden çeker perde!
Cisminin arkasında rûhu bekler siperde!

O, “ALLAH’ın askeri” ve sen “İnsan şeytanı”!
“Cin şeytanı” olmadan artık RABB’ini tanı!

“Cihâd yap” sen de Uluğ! Ol kendine “Halîfe”!
Senin üstüne değil, Başka bir dîn vazîfe!

Bak, “ALLAH ve her melek RESÛL’e selâm eder!”
Bize de “Ona salât ile selâm edin” der!

“Salât ve selâm” ile RESÛL’e biter namaz!
Yoksa hiçbir ibâdet, bil, kabûl olunamaz!

MUHAMMED “Ölmez Yüzün”! Odur “HANÎF” ve “İSLÂM”!
Öbür adları “SALÂT” ile “SELÂM”! Vesselâm!

M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 03 Mayıs 1998

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

EZOTERİK TEFSİR

BÖLÜM I: NOKTA, BİRLİK VE KOZMİK BAŞLANGIÇ

Ezoterik geleneklerin büyük çoğunluğu yaratılışın başlangıcını fiziksel bir olaydan ziyade metafizik bir ilke ile açıklar. Bu ilke bazen bir ışık, bazen bir ses, bazen bir kelime, bazen de bir nokta olarak sembolleştirilmiştir. Nokta, geometrik anlamda boyutsuzdur; fakat ezoterik sembolizmde bütün boyutların potansiyelini içinde taşır. Bu nedenle nokta yalnızca matematiksel bir kavram değil, metafizik bir arketiptir.

Kabala'da bu durum Ayn Sof kavramıyla ifade edilir. Ayn Sof, sonsuz ve tanımlanamaz ilâhî gerçekliği temsil eder. Ondan önce hiçbir ayrım yoktur. Ne ışık vardır ne karanlık; ne yukarı vardır ne aşağı. Benzer biçimde Vedanta'da Brahman, bütün isim ve formların ötesindeki mutlak gerçekliktir. Taoizm'de Tao, isimlendirilemeyen ilk kaynaktır. Tasavvufta Gayb, görünür âlemden önceki bilinemez hakikattir.

Bu kavramların ortak noktası, varlığın en derin seviyesinde çokluğun değil birliğin bulunmasıdır. Ezoterik düşüncede çokluk sonradan ortaya çıkar; birlik ise ezelîdir. Bu nedenle nokta yalnızca başlangıç değil, aynı zamanda varlığın son hedefidir.

Metinde yer alan “başlangıç noktaydı, son da noktadır” düşüncesi aslında birçok mistik gelenekte görülen dairesel kozmoloji anlayışını yansıtır. Burada yaratılış doğrusal değil, çevrimseldir. Varlık kaynaktan çıkar, çokluğa dönüşür ve sonunda tekrar kaynağa döner. Tasavvufun “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” anlayışı da bu metafizik dönüş fikrini ifade eder.

BÖLÜM II: HARF, KELÂM VE YARATILIŞ

Ezoterik geleneklerde yaratılış çoğu zaman mimarî bir inşa değil, bir konuşma veya yazma eylemi olarak düşünülmüştür.

Yahudi mistisizminin temel eserlerinden biri olan Sefer Yetzirah'a göre evren harflerle kurulmuştur. Harfler yalnızca dil unsurları değil, kozmik güçlerdir. İslâm hurûfîliğinde de benzer bir anlayış görülür. Harfler görünür dünyanın yapı taşları olarak yorumlanır.

Kur'an'daki “Kün” emri bu perspektiften bakıldığında yalnızca bir emir değildir. O, varlığın ilk titreşimi olarak anlaşılır. Modern fiziğin evreni enerji ve titreşim modelleri üzerinden açıklaması ile ezoterik geleneklerin evreni kelâm ve ses üzerinden açıklaması arasında sembolik bir paralellik kurulabilir. Her iki yaklaşım da görünür formun görünmez bir temelden doğduğunu kabul eder.

Bu nedenle Harf Adam öğretisinde insan bir biyolojik organizma değil, yazılmış bir metin olarak görülür. Organlar harfler, düşünceler cümleler, hayat ise okunmakta olan kitap hâline gelir. Bu yaklaşım, insanı evrenin küçük bir modeli yani mikrokozmos olarak gören kadim anlayışın devamıdır.

BÖLÜM III: ADAM KADMON VE HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYYE

Metnin en dikkat çekici karşılaştırmalarından biri Adam Kadmon ile Hakikat-i Muhammediyye arasındaki paralelliktir.

Adam Kadmon, Kabala'da tarihsel bir insan değildir. O, ilâhî ışığın ilk tezahürüdür. Bütün sefirotların kaynağıdır. Kozmik insan olarak adlandırılır çünkü bütün varoluş onun içinde potansiyel olarak bulunmaktadır.

Hakikat-i Muhammediyye öğretisinde ise Muhammedî Hakikat tarihsel peygamberden önce gelen kozmik nur olarak yorumlanır. Özellikle İbnü'l-Arabî ve Abdülkerim el-Cîlî'nin eserlerinde bu nur, yaratılışın ilk aynası olarak tasvir edilir.

Her iki sistemde de şu ortak yapı görülür:

  • Önce mutlak birlik vardır.

  • Sonra ilk tecelli ortaya çıkar.

  • Bu ilk tecelli kozmik insan biçiminde sembolleştirilir.

  • Daha sonra bütün âlemler bu ilk tezahürden açılır.

Bu nedenle Adam Kadmon ve Hakikat-i Muhammediyye farklı geleneklerin kullandığı iki ayrı sembol olarak okunabilir.

BÖLÜM IV: AYNA METAFİZİĞİ

Ayna sembolü ezoterik düşüncenin en evrensel sembollerinden biridir.

İbnü'l-Arabî'ye göre âlem Allah'ın isimlerinin aynasıdır. İnsan ise bu aynanın merkezinde bulunan bilinç noktasıdır. İnsan-ı Kâmil, aynanın en parlak yüzeyi olarak tasvir edilir.

Kabala'da da benzer şekilde görünür âlem ilâhî ışığın yansımasıdır. Vedanta'da dünya, Brahman'ın yansıması olarak değerlendirilir. Budizm'de ise zihin çoğu zaman ayna metaforuyla açıklanır; aydınlanma, aynanın üzerindeki tozların temizlenmesi gibidir.

Metindeki “Allah aynaya bakmaktadır ve aynadaki görüntü âlem olmaktadır” ifadesi bu ortak sembolizmin yoğunlaştırılmış bir biçimidir.

Ayna metafiziğinde önemli olan nokta şudur: Görüntü bağımsız değildir. Aynadaki görüntü aynadan ayrı bir gerçekliğe sahip değildir. Bu nedenle varlık, kendi başına mutlak değil, kaynağına bağlı bir tezahürdür.

BÖLÜM V: 49 PERDE VE BİLİNCİN KATMANLARI

Kırk dokuz perde öğretisi bilinç dönüşümünün sembolik haritası olarak okunabilir.

Yedi sayısı birçok gelenekte kozmik düzenin sayısıdır. Kırk dokuz ise yedinin yedi kez derinleşmesi anlamına gelir.

Bu sembolizm farklı geleneklerde şu biçimlerde görülür:

  • Tibet Budizmi: 49 günlük Bardo süreci.

  • Kabala: 49 anlayış kapısı.

  • Yahudi mistisizmi: 49 arınma aşaması.

  • Tasavvuf: Nefsin aşamalı dönüşümü.

  • Hermetizm: Bilincin katman katman yükselişi.

Bu açıdan kırk dokuz perde, insanın kimlikten öze doğru yaptığı yolculuğun sembolik haritası olarak okunabilir.

BÖLÜM VI: MELK-İ SEDEK VE ZAMANSIZ BİLİNCİN ARKETİPİ

Metinde geçen Melk-i Sedek figürü, ezoterik geleneklerin en gizemli sembollerinden biridir. Tarihsel kişilikten çok metafizik bir ilkeye dönüşmüştür. Tevrat'ta kısa bir şekilde görünür, sonra kaybolur. Doğumu anlatılmaz. Ölümü anlatılmaz. Soyu belirtilmez. Bu nedenle Yahudi mistisizmi onu tarihsel zamanın dışında duran bir bilinç modeli olarak yorumlamıştır.

Kabala açısından Melk-i Sedek, görünür ve görünmez dünyalar arasında duran ara varlıktır. O, aşağıdaki âlemler ile yukarıdaki âlemler arasında köprü oluşturan prensiptir. Hristiyan mistisizmi ise onu ebedî rahip olarak tanımlar. Çünkü rahip burada din adamı değil, gök ile yer arasındaki bağlantıyı temsil eden semboldür.

Tasavvufta buna en yakın kavramlardan biri İnsan-ı Kâmil'dir. İnsan-ı Kâmil, tarihsel kimliğin ötesinde duran kozmik insan modelidir. Zamanın içinde yaşar fakat zaman tarafından sınırlandırılmaz. Mekân içinde görünür fakat özü mekâna ait değildir.

Bu nedenle metindeki Melk-i Sedek, bireysel insanın dönüşümünün son aşamalarından birini temsil etmektedir. Harf Adam aşamasında insan hâlâ yazılmış bir metindir. Melk-i Sedek aşamasında ise metin okunmaya başlamıştır. İnsan artık yalnızca sembol değil, sembolün işaret ettiği hakikatin kendisi hâline gelir.

Ezoterik literatürde buna bazen "ikinci doğumun tamamlanması" denir.

İlk doğum biyolojiktir.

İkinci doğum bilinçseldir.

Üçüncü doğum ise ontolojiktir.

Yani insanın kendi öz varlığıyla birleşmesidir.

Haklısınız. Düz yazıya çevirirken içerik korunmuş ancak bölüm başlıkları kaldırılmıştı. Başlıkları koruyarak düz yazı formatı şu şekilde olmalıdır:

BÖLÜM VII: 108 SAYISININ KOZMİK RİTMİ

108 sayısı metinde sıradan bir sayı olarak ele alınmamaktadır. Çünkü 108, dünyanın en yaygın kutsal sayılarından biridir. Hinduizm'de 108 Upanişad bulunmaktadır. Budizm'de 108 arzu zinciri vardır. Budist tapınaklarında yıl sonunda çan 108 kez çalınır. Hindu tesbihleri 108 boncuktan oluşur. Yoga sistemlerinde kalp merkezinden yayıldığı söylenen 108 enerji hattından söz edilir. Bu kadar farklı kültürde aynı sayının tekrar ortaya çıkması ezoterik araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Metindeki yorumda 108, Nahnu, Hakk ve Cundena kavramlarıyla ilişkilendirilmektedir. Buradaki sembolik yorum, Biz eşittir Hak eşittir Ordu anlayışını ifade etmektedir. Bu üç kavramın birleşmesi son derece önemlidir. Çünkü bireysel insan kendisini ayrı gördüğü sürece parçalanmış bilinç içinde yaşar. Fakat hakikat perspektifinde birey, hakikatin dışında duran bağımsız bir unsur değildir. O, bütünün bir hücresidir. Tasavvufun Vahdet öğretisi ile Vedanta'nın Atman eşittir Brahman öğretisi arasında görülen benzerlik tam da burada ortaya çıkar. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki ayrım giderek silinmeye başlar. Bu nedenle 108 yalnızca bir sayı değil, bütünün ritmini ifade eden bir sembole dönüşmektedir.

BÖLÜM VIII: 333 VE YAZILMIŞ İNSAN

Metindeki en özgün kavramlardan biri 333 sayısının "yazılmış insan" olarak yorumlanmasıdır. Üç sayısı yaratıcı ilkenin sayısıdır. Birlik kendisini ortaya koymak istediğinde üçlü yapı oluşur. Özne, nesne ve ilişki; baba, anne ve çocuk; kaynak, akış ve sonuç bu üçlü yapının farklı tezahürleridir. Kabala'da üç üst sefira, Hristiyanlıkta teslis, Hinduizmde Trimurti ve Tasavvufta Ruh-Sekine-Hakk üçlüsü bu kozmik organizasyon modelinin örnekleridir. 333 ise bu modelin üç kez tekrarlanmasıdır. Yani yaratıcı ilkenin bütün katmanlara nüfuz etmesi anlamına gelir. Metindeki yorum açısından 333 tamamlanmış insan değildir; yazılmış insandır. Başka bir ifadeyle potansiyelini taşıyan insandır. Tohumdur fakat henüz meyve değildir. Kırk dokuz perde süreci bu yazılmış insanın okunmaya başlamasıdır. Her perde açıldıkça metin görünür hâle gelir. Her idrak yeni bir harfi ortaya çıkarır. Her dönüşüm yeni bir satırı okunabilir kılar. Sonunda insan kendi kitabını okumaya başlar.

BÖLÜM IX: 666 VE TAM YANSIMA

Modern kültürde 666 çoğu zaman korku sembolü hâline getirilmiştir. Fakat ezoterik geleneklerin büyük kısmında sayılar yalnızca iyi veya kötü olarak değerlendirilmez. Onlar kozmik ilkelerin sembolleridir. Metindeki yaklaşım 666'yı tam yansıma olarak yorumlamaktadır. Ön, arka, sağ, sol, yukarı ve aşağı olmak üzere altı yön vardır. Bu altı yön görünür mekânın tamamını oluşturur. Küp de aynı nedenle altı yüz taşır. Bu nedenle küp görünür evrenin geometrik sembolüdür. 666 burada kötülük değil, görünürlüğün tamamlanmasıdır. Madde bütünüyle açığa çıktığında altılı yapı ortaya çıkar. Bu nedenle 333 bilinç tarafını temsil ederken, 666 tezahür tarafını temsil etmektedir. Birisi yazıdır, diğeri görünür kitaptır. Birisi tohumdur, diğeri ağaçtır.

BÖLÜM X: KÂBE'NİN EZOTERİK GEOMETRİSİ

Metnin merkezî sembollerinden biri Kâbe'dir. Ezoterik okumada Kâbe yalnızca tarihsel bir yapı değildir. O, görünür evrenin geometrik özeti olarak yorumlanır. Küp şekli tesadüf değildir. Çünkü küp mekânın kararlılığını temsil eder. Daire ise zamanın akışını temsil eder. Bu nedenle tavaf olağan bir yürüyüş değildir. İnsan tavaf ederken aslında zamanın mekân etrafındaki hareketini sembolik olarak canlandırmaktadır. Burada son derece önemli bir metafizik ilke bulunmaktadır. Merkez hareket etmez, çevre hareket eder. Tasavvufta bu ilke Sabit Hakikat düşüncesiyle ilişkilidir. Kabala'da Keter değişmez merkezdir. Vedanta'da Brahman değişmez merkezdir. Taoizm'de Tao değişmez merkezdir. Budizm'de Şunyata değişmez merkezdir. İsimler farklıdır fakat merkez fikri aynıdır. İnsan hayatı boyunca çevrede dolaşır. Fikirler değişir, kimlikler değişir, inançlar değişir, duygular değişir. Fakat merkez değişmez. Ezoterik yolculuk merkeze geri dönme sanatıdır.

BÖLÜM XI: ELİF-LÂM-MÎM VE KOZMİK FORMÜL

Metnin en önemli sembollerinden biri Elif-Lâm-Mîm dizilimidir. Ezoterik yorumda Elif birlik, Lâm tecelli ve Mîm dönüş anlamına gelir. Bu durumda yaratılış süreci birlikten açılıma, açılımdan çokluğa ve çokluktan yeniden birliğe dönüş şeklinde okunur. Bu model yalnızca İslam düşüncesinde görülmez. Neoplatonizmde Bir'den Akıl'a ve Ruh'a uzanan süreç, Kabala'da Ayn Sof'tan Sefirot'a ve oradan dönüşe uzanan süreç, Vedanta'da Brahman'dan Maya'ya ve Mokşa'ya uzanan süreç, Budizmde ise Boşluk'tan Form'a ve yeniden Boşluk'a dönüş süreci aynı temel yapıyı paylaşmaktadır. Kaynak, açılım ve dönüş üçlüsü bütün bu sistemlerin ortak şemasıdır. Metindeki Nokta-Küp-Nokta formülü de aynı yapıyı anlatmaktadır.

BÖLÜM XII: AYNANIN ORTADAN KALKMASI

Bütün ezoterik sistemlerin son durağı aynanın kaybolmasıdır. Başlangıçta insan kendisini beden sanır. Sonra zihin sanır. Sonra kişilik sanır. Sonra ruh sanır. Fakat yolculuk derinleştikçe bütün tanımlar düşmeye başlar. Kabala buna Bitul der. Tasavvuf Fenâ der. Vedanta Nirvikalpa der. Budizm Nirvana der. Hermetizm ise Bir ile birleşme olarak ifade eder. Bu aşamada aynaya ihtiyaç kalmaz. Çünkü ayna iki şey gerektirir: bakan ve bakılan. Fakat son idrak seviyesinde ikilik çözülür. Seyreden ile seyredilen arasındaki ayrım ortadan kalkar. İbnü'l-Arabî'nin "Vücûd birdir" yaklaşımı tam olarak bunu anlatır. Hallâc'ın "Ene'l-Hakk" ifadesi de bu deneyimin sembolik anlatımıdır. Artık görüntü yoktur, ayna yoktur, yansıma yoktur. Geriye yalnızca bilinç kalır. Metnin son cümlesi bu nedenle bütün sistemi özetlemektedir. İnsan evreni anlamaya çalışırken aslında kendi özünü aramaktadır. Kendi özünü bulan evrenin merkezini bulur. Evrenin merkezini bulan bütün sembollerin aynı kaynağa işaret ettiğini görür. Sonunda ayna kaybolur, görüntü kaybolur, seyreden kalır. Nokta kalır. Hak kalır. Bu noktada metin, Hurûfî sembolizmi, Kabala'nın Adam Kadmon öğretisi, Tasavvufun İnsan-ı Kâmil anlayışı, Vedanta'nın Brahman öğretisi, Budist aydınlanma kavramı ve Hermetik Bir doktrinini tek bir metafizik eksende birleştiren kapsamlı bir ezoterik kozmolojiye dönüşmektedir.