SANAL RABB
SANAL RABB. Secde eder her kim ki RABB'iydi “Hanif din”i! Yani kendinden yakın, kendindeki kendini! Bilen O! Kim yalandan, kim dürüst içti andı! “İlk şeffaf hücreye HAK!” “Vicdan!” diye saklandı! “O ilk hücre” olacak! İnsan ölünce tanık! “Karataş O!” Önünde yargılanacak sanık!
KIYAMETNAME KİTABI


SANAL RAB
“Herkes RABB'imsin dedi! Sorunca mülk sahibi!”
Söz doğru! Kanıt yanlış! Meclis yemini gibi!
Sonra arzı yarattı RAB! Bilir misin niçin?
HAKK'ın gizli fikrinin açıklanması için!
“Sen RABB'imsin” demekle RAB kimseyi bırakmaz!
Bu amaçla şeytana izin verdi! Bilen az!
Pek çoğu, korkusundan içmiş idi bu andı!
Bu yalan yeminciler “o doğru günde” yandı!
Kimi, “RABB'imsin” deyip, FÂTMA'yı aç bıraktı!
Sonunda, Kerbelâ'da oğlunun kanı aktı!
Kimi, “RABB'imsin” deyip, ÂLÎ'ye kılıç çekti!
Bir deveye binerek savaşta fesat ekti!
Kimi, “RABB'imsin” deyip! Hâşâ! Halife oldu!
Kimi hadis uydurdu! İslâm hurafe doldu!
Kimi, “RABB'imsin” deyip! “Av av” ile oldu dost!
Kimi, “RABB'imsin” deyip! ÂLÎ'den gasbetti post!
Kimi, “RABB'imsin” deyip! Zehirli kılıç vurdu!
Kimi, “RABB'imsin” deyip! Halkı kasıp kavurdu!
“Şeytana ancak mühlet verildi!” Gözünü aç!
Kendini kemirecek kurdu üretir ağaç!
Siyaseti düşündü kimi, “RABB'imsin” derken!
Köşe dönmekti kastı! Onun geç veya erken!
“Sanal RABB'i” olmuştu yani; koltuk ve para!
Bir koltuğa otursun! Onu koyduysan ara!
Kimi, “RABB'imsin” derken düşündü ikramiye!
“Cennet” uğruna gider kiliseye, camiye!
“Şefaat” için çoğu sever peygamberi!
“Şefaat izni HAKK'a ait!” Yok ki haberi!
Kimi, hâşâ! “Îsâ'ya oğul!” “ÂLÎ'ye, RAB!” der!
“Fıtrat”ından haberi olmayan oldu heder!
Kimi, “RABB'imsin” deyip RABB'e sunar rüşveti!
Her gün et yiyip, “bir gün!” dağıtır kurban eti!
Kimi, “RABB'imiz” derken kastetmişti doğayı!
Ona halkayı takar büyük ve küçük ayı!
Oyuncak oldu HAKK'a ve halka verilen and!
Burada ve orada görür, kalkınca gözünden band!
Karşısında dinelir! Vücudundan çıkıp RAB!
Secdeye çağrıldı mı, hayvanın hâli harap!
Secde eder her kim ki RABB'iydi “Hanif din”i!
Yani kendinden yakın, kendindeki kendini!
Bilen O! Kim yalandan, kim dürüst içti andı!
“İlk şeffaf hücreye HAK!” “Vicdan!” diye saklandı!
“O ilk hücre” olacak! İnsan ölünce tanık!
“Karataş O!” Önünde yargılanacak sanık!
M. H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ÇEŞME – İZMİR
16 Ağustos 2000
İsimlerin ebced ilmine göre sayısal açılımı:
RAB = 202 sayısal değerine çıkar.
MUHAMMED = 92 + ÂLÎ = 110
= 202 sayısal değerine çıkar.
(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)
SANAL RAB VE İNSANIN İÇSEL TANIKLIĞI
Rubûbiyet Sınavı ve Elest Ahdinin Ezoterik Yorumu
"Sanal Rab" metni, insanlık tarihinin en eski metafizik sorularından biri olan rubûbiyet meselesini merkeze alır. Metnin temel iddiası, insanların büyük çoğunluğunun dil ile Allah'ı Rab olarak kabul ettiğini, ancak fiiliyatta kendi zihinlerinde oluşturdukları sahte rablere kulluk ettiğini ortaya koymaktır. Bu bakımdan eser, yalnızca dinî bir şiir değil, insan bilincinin derin katmanlarına yönelik metafizik bir sorgulamadır.
Eserde yaratılışın amacı, Elest Bezmi olarak bilinen ezelî ahdin doğruluğunu ortaya çıkarmak şeklinde açıklanmaktadır. İnsanlar ezelde "Sen bizim Rabbimizsin" demişlerdir. Ancak yaratılan dünya, bu sözün gerçekliğinin sınandığı büyük bir tecrübe alanı hâline gelmiştir. Arzın yaratılması, ilâhî hakikatin görünür kılınması ve insanın kendi özüyle yüzleşmesi için meydana gelmiştir. Böylece dünya, hakikatin ortaya çıkarıldığı bir imtihan sahnesi olarak yorumlanmaktadır.
Bu anlayış yalnızca İslam tasavvufuna özgü değildir. Kabala geleneğinde yaratılış, ilâhî ışığın görünür hâle gelmesi olarak değerlendirilir. Vedanta öğretisinde Brahman, kendisini sonsuz biçimlerde tecrübe eder. Gnostik geleneklerde ise ruhların hakikati hatırlaması amacıyla maddî evren meydana gelir. Metin bütün bu ezoterik geleneklerle ortak bir noktada buluşmaktadır: Yaratılışın amacı varlık üretmek değil, hakikati açığa çıkarmaktır.
Şeytanın Kozmik İşlevi
Metinde şeytan, sıradan dinî anlatılarda olduğu gibi yalnızca kötülüğün temsilcisi olarak görülmez. Şeytanın varlığı, insanın gerçekten neye kulluk ettiğini ortaya çıkaran bir sınama mekanizması olarak değerlendirilir. İnsan, sözleriyle Allah'a bağlı olduğunu söylese de, şeytanın sunduğu güç, makam, para ve çıkar karşısında gerçek yönelimini açığa vurmaktadır.
Bu açıdan şeytan, hakikatin düşmanı olmaktan çok, insanın gizli eğilimlerini görünür kılan bir ayna işlevi görmektedir. Ezoterik geleneklerde benzer kavramlara rastlanır. Kabala'daki Samael, Gnostik öğretilerdeki Demiurgos ve Zerdüşt geleneğindeki Ehrimen, insanın bilinç düzeyini ortaya çıkaran karşıt kuvvetlerdir. Metin de bu anlayışı benimseyerek şeytanın varlığını ilâhî planın bir parçası olarak değerlendirmektedir.
Kerbelâ'nın İçsel Boyutu
Metinde Kerbelâ yalnızca tarihî bir olay olarak ele alınmamaktadır. Kerbelâ, insan ruhunda sürekli tekrar eden metafizik bir hadise olarak yorumlanmaktadır. Fatıma, merhametin ve ilâhî rahmin sembolü; Âlî, hakikat bilgisinin sembolü; Hüseyin ise vicdanın ve hak uğruna fedakârlığın sembolü hâline gelmektedir.
İnsan çıkarı uğruna hakikati terk ettiğinde, sembolik olarak Âlî'ye kılıç çekmektedir. Vicdanını susturduğunda Hüseyin'i yeniden öldürmektedir. Merhameti terk ettiğinde ise Fatıma'yı aç bırakmaktadır. Böylece Kerbelâ tarihsel olmaktan çıkarak psikolojik ve metafizik bir boyut kazanmaktadır.
Tasavvufun temel ilkelerinden biri olan "insan küçük âlem, kâinat büyük âlem" anlayışı burada açıkça görülmektedir. Tarihte yaşanan olaylar, insanın iç dünyasında sürekli tekrar eden bilinç süreçlerinin sembolleri olarak yorumlanmaktadır.
Dinî Kişiliklerin Putlaştırılması Sorunu
Metin, yalnızca siyasî veya ekonomik otoriteleri değil, dinî otoriteleri de sorgulamaktadır. İnsanların peygamberleri, velileri veya din büyüklerini Allah'ın yerine koyarak yeni bir rubûbiyet anlayışı geliştirebildikleri ileri sürülmektedir.
Bu yaklaşım, ezoterik Hristiyanlıkta görülen yorumlarla belirli paralellikler taşımaktadır. Hristiyan mistiklerine göre Mesih, yalnızca tarihsel bir şahsiyet değil, her insanın içinde bulunan ilâhî bilincin sembolüdür. Tasavvufta ise insan-ı kâmil anlayışı aynı işlevi görür. Metin, şahısların kutsanmasına değil, hakikatin anlaşılmasına vurgu yapmaktadır.
Hakikat bir kişiye, kuruma veya mezhebe indirgenmeye başladığında "sanal rab" ortaya çıkmaktadır. İnsan artık Allah'a değil, Allah adına konuştuğunu düşündüğü yapılara bağlanmaktadır.
Modern Dünyanın Yeni Putları
Metnin en dikkat çekici yönlerinden biri, modern dünyanın görünmez putlarını teşhis etmesidir. Günümüzde insanlar taş ve tahtadan yapılmış putlara tapmamaktadır. Ancak makam, para, siyasî güç, toplumsal statü, kariyer, ideoloji ve ekonomik çıkarlar yeni putlar hâline gelmiştir.
Metinde koltuk ve para, çağdaş insanın sanal rableri olarak gösterilmektedir. İnsan çoğu zaman Allah'a değil, sahip olmak istediği konuma yönelmektedir. Böylece görünürde dinî bir hayat sürerken gerçekte güce kulluk etmektedir.
Bu düşünce, Nietzsche'nin modern putlar eleştirisiyle, Erich Fromm'un sahip olma psikolojisiyle ve Carl Jung'un gölge arketipiyle dikkat çekici biçimde örtüşmektedir. Tasavvufun "gizli şirk" olarak tanımladığı olgu, modern psikolojide farklı kavramlarla ifade edilmektedir.
Doğa ve Kozmik Putperestlik
Metin, doğayı mutlaklaştıran anlayışları da eleştirmektedir. Doğa ilâhî tecellinin görünümüdür; ancak tecelli ile kaynağın karıştırılması insanı yeni bir putperestliğe sürükleyebilir. Ezoterik öğretilerde doğa, ilâhî hakikatin aynası olarak değerlendirilir. Aynaya bakıp aynadaki görüntüyü mutlak gerçeklik sanmak, hakikatin kendisini unutmak anlamına gelir.
Bu nedenle metin, doğayı inkâr etmemekte; aksine onun ilâhî hakikatin görünür yüzlerinden biri olduğunu ifade etmektedir. Ancak doğanın kendisini mutlaklaştırmak, insanı hakikatten uzaklaştırmaktadır.
Vicdanın Sırrı ve İlk Hücre
Metnin en derin metafizik bölümü vicdan kavramı etrafında şekillenmektedir. Şaire göre Allah, insanın ilk şeffaf hücresine vicdan olarak gizlenmiştir. Bu ifade biyolojik değil, sembolik bir anlatımdır. Burada vicdan, ahlâk kurallarını hatırlatan psikolojik bir mekanizma değil; insanın özündeki ilâhî tanıklıktır.
Tasavvufta buna sır, Hinduizmde Atman, Kabala'da Yechidah, Budizmde Buddha-doğası adı verilir. İsimler farklı olsa da anlatılan öz aynıdır. İnsanın içinde, bütün düşüncelerin ve kimliklerin ötesinde bulunan saf bir tanıklık merkezi vardır.
Metne göre insan öldüğünde karşılaşacağı mahkeme dışarıda kurulmayacaktır. Kişi kendi özündeki bu ilâhî tanıkla yüzleşecektir. Çünkü bütün davranışların kaydı, insanın kendi varlığında saklıdır.
Karataş ve İçsel Mahkeme
Eserde geçen Karataş sembolü, Hacerü'l-Esved'in ezoterik yorumlarıyla ilişkilendirilebilir. Kara taş, başlangıç noktasını, ilâhî hafızayı ve ruhsal tanıklığı temsil eder. İnsanın yaptığı her şey, kendi özündeki bu merkez tarafından kaydedilmektedir.
Bu nedenle kıyamet, yalnızca kozmik bir olay değil; insanın kendi özüyle yüzleşmesidir. Bütün perdeler kalktığında kişi, hakikati olduğu gibi görecektir. Bu yüzleşme, dışarıdan gelen bir yargı değil, insanın kendi varlığında taşıdığı ilâhî tanığın hükmüdür.
Rab Sayısı ve Muhammed-Âlî Birliği
Metnin sonunda verilen ebced hesaplaması, rubûbiyet kavramının sembolik yorumunu desteklemektedir. Rab kelimesinin 202 değerine ulaşması ve Muhammed ile Âlî isimlerinin toplamının aynı değeri vermesi, zahir ile batının birleşmesine işaret etmektedir.
Muhammed ilkesi tecelliyi, kelâmı ve rahmeti temsil ederken; Âlî ilkesi hikmeti, bâtınî bilgiyi ve hakikati temsil etmektedir. Bu iki kutbun birleşmesi rubûbiyetin görünür hâle gelmesi şeklinde yorumlanmaktadır.
Sonuç olarak metin, insanın hayatı boyunca dışarıdaki sahte rablerle mücadele ettiğini ve gerçek Rabbin insanın özündeki ilâhî tanıklık olduğunu ileri sürmektedir. Dünya, bu hakikatin fark edilmesi için kurulmuş büyük bir bilinç okuludur. İnsan bütün putlarını yıktığında, ezelde verdiği sözü yeniden hatırlayacak ve kendi özündeki hakikatle karşılaşacaktır.

