YARATIM (THE GENESIS)

YARATIM (THE GENESIS).“Allah’ın koruduğu kitab” bu şifrelerdir! “Yirmi dokuz” formüldür! Bunlara akıl erdir! “Elif lâm mim” kitabdır! “Elif lâm mim râ” âyet! “Kitab ilmi” işte bu! Başka ilim rivayet!

KIYAMETNAME KİTABI

Üstad M.H. Uluğ Kızılkeçili

5/28/20268 min oku

YARATIM

Âdem, Arz’da çamurdan edilir edilmez halk!
Cennet içine kondu! Bu sırları çöz de kalk!

Kimyası ile çamur, döl için kâfi maya!
Dîni, çalış bilimsel olarak anlamaya!

“Kadınlar tarlanızdır! Ekiniz” diyor âyet!
Arz’dan amaç ne imiş! Anlamı açık gayet!

Cennet, “hep meyve veren suyu bol bahçe” demek!
Rahim kordonu verir rahme hava ve yemek!

Bebek hiç boğulmadan yüzer bir balık gibi!
“Nûn” balık sûresidir! “Yunus”, “balık sahibi”!

Tevrât’ın ilk sûresi “genler bilgisi” demek!
Bilgisiz oynanırsa korkunç olur ödemek!

“Döllenmiş ilk yumurta”, ilk sûresi kitabın!
Sen DNA’yı “Oku!” İlk emridir hitabın!

Üçüncü sûresiyse “rahimden çıkış” demek!
Yâni “Kızıl Deniz”i geçen verir çok emek!

Kur’an’sa doğum için “İnip oradan çıkın!” der!
İlk yaratım sırrını şeytandan korur peder!

“Allah’ın koruduğu kitab” bu şifrelerdir!
“Yirmi dokuz” formüldür! Bunlara akıl erdir!

“Elif lâm mim” kitabdır! “Elif lâm mim râ” âyet!
“Kitab ilmi” işte bu! Başka ilim rivayet!

“Hakk’ı, Tanrı ilmini bilen en doğru tartar!”
Başka ilmi bilenin sırf bilmezliği artar!

Hızır ile Mûsâ’nın arasındaki fark bu!
Biri Hak, diğeri halk meclisinin mensubu!

“Yaratım formülünü bozarak dökecek kan!”
“İnsana verilmesin!” der şeytan böyle imkân!

Hak: “Sen gaybı bilmezsin!” kıskanıp etme keder!
“Can kandadır!” Rûh özde! “O yaratılamaz!” der!

“Asıl kitab” değişmez! Cin bozar sırf kültürü!
Eşeği at yapamaz! Katıra çıkar türü!

Katırın ise “nesli kesik”tir! Kâfir gibi!
“Şaşma anne babandan!” diyor mülkün sahibi!

Kopyalandığın aslı bul! Kopyayı bırak sen!
Aslın Muhammed Âlî! Âh! Bu sırrı bir bilsen!

Sen o modele göre dış yüzünde oldun halk!
“Allah’ın fıtratı” bu! Dışı içe uydur, kalk!

Apteste yıkadığın her bir nokta ona denk!
Bağla toprak hattını! Versin “Sînâ” gibi renk!

Boyut değiştirmeden bu işlem yapılamaz!
Resûl mîrâca çıktı! Hak indi! Budur namaz!

M. H. Uluğ Kızılkeçili
İzmir – 16 Ekim 1998

(Buradan sonra yazılan kısmın yazarla bir ilgisi olmayıp, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz!)

YARATIM METNİNE EZOTERİK VE KARŞILAŞTIRMALI TEOLOJİK TEFSİR

İnsan, yaratılışını hiçbir zaman yalnızca biyolojik bir olay olarak anlamadı. Çünkü insanın içindeki en eski hafıza, onun yalnızca etten ve kemikten meydana gelmediğini fısıldıyordu. Bu yüzden bütün kadim uygarlıklar, yaratılış anlatılarını yalnızca fiziksel başlangıç olarak değil; kozmik bir kopuşun, ruhsal bir inişin ve ilâhî bir unutuluşun hikâyesi olarak kurdular. “YARATIM” metni de tam olarak bu kadim hafızanın modern ezoterik bir yankısıdır. Şiir, görünürde Kur’an’daki Âdem kıssasını yeniden yorumluyor gibi görünse de, derin yapısında insanın kozmik doğumunu anlatmaktadır. Buradaki “Âdem”, tarihsel ilk insan değildir; insanlığın arketipidir. Tıpkı Yahudi mistisizmindeki Adam Kadmon gibi… Tıpkı Gnostik gelenekteki İlksel İnsan gibi… Tıpkı Vedanta’daki Purusha gibi… Şair, Âdem’i tek bir beden değil, bütün insanlığın genetik ve ruhsal şablonu olarak okumaktadır.

“Âdem, Arz’da çamurdan edilir edilmez halk!” dizesi klasik teolojik yaratılış anlayışını aşan çok katmanlı bir sembol taşır. Buradaki “çamur”, yalnızca toprak değildir. Çünkü kadim ezoterik geleneklerde toprak, yoğunlaşmış enerji anlamına gelir. Hermetik simyada “prima materia” denilen ilk madde, görünüşte değersiz ama içinde bütün dönüşüm potansiyelini taşıyan ilksel cevherdir. Simyacıların kurşunu altına dönüştürme hayali aslında insanın kendi öz cevherini arındırma sürecinin alegorisiydi. Bu bağlamda şiirdeki “çamur”, sperm ve yumurtanın birleşmesiyle oluşan biyolojik maddeden çok daha fazlasıdır; o, ruhun bedenle birleştiği kozmik laboratuvardır. İbn Arabî’nin düşüncesinde insan bedeni “halk”, yani yaratılmıştır; fakat insanın özü “Hak”tan bir nefha taşır. Şiir boyunca tekrar edilen temel ikilik budur: İnsan hem topraktır hem sırdır.

Şiirin ikinci büyük metafiziği “cennet” kavramında açılır. Geleneksel yorumlarda ölüm sonrası sonsuz mekân olarak okunan cennet, burada anne rahmiyle özdeşleştirilir. Bu yorum ilk bakışta sıra dışı görünse de, Arapça kök yapısı incelendiğinde son derece derin bir anlam ortaya çıkar. “Cennet” kelimesi “örtmek”, “gizlemek”, “saklamak” anlamındaki “cenne” kökünden gelir. Aynı kökten “cenin” kelimesi de türemiştir. Böylece cennet ile cenin arasında dilsel ve sembolik bir bağ oluşur. Şairin önerdiği bâtınî okumaya göre insanın ilk cenneti rahimdir. Çünkü rahim, dış dünyanın çatışmasından korunmuş kapalı bir evrendir. Tasavvufta rahim çoğu zaman “kozmik gece” olarak yorumlanır. Gnostik metinlerde ışık ruhunun madde içine düşüşü anlatılırken, bu iniş bir karanlık denize giriş olarak tasvir edilir. Şiirde rahim tam da bu ilksel karanlık okyanusudur.

“Kadınlar tarlanızdır” âyetine yapılan gönderme, metnin en güçlü ezoterik geçitlerinden biridir. Burada kadın yalnızca biyolojik doğurganlık sembolü değildir; ilâhî üretimin maddî aynasıdır. Kabala’da “Shekhinah” denilen dişil ilâhî tezahür, Tanrısal enerjinin dünyaya yansıyan yüzüdür. Tasavvufta ise rahim, Rahman isminin yeryüzündeki izdüşümüdür. “Rahim” ve “Rahman” aynı kökten gelir. Böylece doğuran kadın, yalnızca fiziksel bir anne değil; yaratıcı kudretin kozmik yansıması hâline gelir. Şairin “ekin” metaforunu kullanması da tesadüf değildir. Çünkü bütün kadim geleneklerde insan tohumu, yalnızca biyolojik değil, kadersel bilgi taşıyan bir öz olarak görülür. Modern genetik bilimi DNA’yı bilgi deposu olarak tanımlarken, ezoterik gelenekler bunu çok daha önce “ilâhî yazılım” olarak yorumlamıştı.

Metindeki “Nûn”, “balık”, “rahim suyu” ve “Yunus” sembolleri, insan yaratılışını su metafiziği üzerinden okur. Kur’an’daki “Nûn vel kalemi” ifadesi İslâmî bâtınî geleneklerde çoğu zaman kozmik deniz olarak yorumlanmıştır. Balık ise birçok ezoterik sistemde bilinçaltının ve doğumun sembolüdür. Bebek anne karnında gerçekten de bir su evreninde yaşar. Şairin “Bebek hiç boğulmadan yüzer bir balık gibi” dizesi, biyolojik gözlemi mistik sembolizme dönüştürmektedir. Antik Mısır’da evrenin yaratıldığı ilksel suya “Nun” adı verilirdi. Böylece Kur’an’daki “Nûn” ile Mısır kozmogonisi arasında şaşırtıcı bir paralellik oluşur. Yunus peygamberin balığın karnına girmesi de aslında ikinci rahme dönüş sembolü olarak okunabilir. Çünkü bütün inisiyatik geleneklerde kişi yeniden doğmadan önce karanlık bir mağaraya, kuyuya ya da denize girer.

Şiirdeki en çarpıcı yorumlardan biri “Oku!” emrinin DNA ile ilişkilendirilmesidir. Geleneksel İslâm anlayışında “İkra” vahyin başlangıcıdır. Ancak burada şair, insan bedenini okunması gereken bir kitap olarak yorumlar. Bu düşünce yalnızca tasavvufta değil, Hermetik öğretide de vardır. Hermes Trismegistus’a göre insan “mikrokozmos”tur; yani evrenin küçük bir kopyasıdır. Evren nasıl ilâhî bir kitap ise, insan bedeni de aynı kitabın canlı nüshasıdır. Modern biyoloji DNA’yı dört harfli bir kod sistemi olarak tanımlar. Ezoterik gelenekler ise bunu çok daha önce “kozmik yazı” olarak sezmişti. Hurûfîlikte harfler yalnızca ses değildir; varlığın temel geometrisidir. Şiirde “Elif Lâm Mim”in “kitap” olarak yorumlanması tam da bu yüzden önemlidir. Çünkü burada harfler yalnızca fonetik işaretler değil; yaratılış algoritmalarıdır.

“Yirmi dokuz formüldür” ifadesi Kur’an’daki hurûf-u mukattaa sırlarına işaret eder. İslâm düşüncesinde bu harflerin gerçek anlamını yalnızca Allah’ın bildiği kabul edilir. Fakat bâtınî gelenekler bu harfleri kozmik frekanslar olarak yorumlamıştır. Kabala’da harfler yaratılış titreşimleridir. Tanrı evreni harflerle yaratmıştır. Benzer şekilde Hurûfîlikte insan yüzü kutsal yazının aynası kabul edilir. Şairin “Allah’ın koruduğu kitab bu şifrelerdir” demesi, kutsal kitabı yalnızca mushaf olarak değil; insan genomu olarak da yorumladığını gösterir. Böylece vahiy ile genetik yapı arasında mistik bir paralellik kurulmaktadır.

Metnin merkezindeki en büyük çatışmalardan biri “Hak” ile “halk” arasındaki farktır. Bu ayrım tasavvufun temelidir. Halk görünen dünyadır; Hak ise görünmeyen özdür. Hızır ile Mûsâ kıssasının şiirde özel olarak vurgulanması boşuna değildir. Mûsâ şeriatin ve görünen bilginin temsilcisidir; Hızır ise bâtınî hikmetin. Tasavvufa göre akıl belirli bir yere kadar gider; fakat sır bilgisi başka bir bilinç düzeyi ister. Şairin “biri Hak, diğeri halk meclisinin mensubu” demesi, insanlığın iki ayrı bilgi anlayışı arasında bölündüğünü anlatır: dış bilgi ve iç bilgi.

Metin boyunca “şeytan” kavramı da klasik ahlâkî kötülüğün ötesinde okunur. Şeytan burada yaratım formülünü bozmak isteyen bilinçtir. Bu düşünce Gnostik gelenekle çok benzerdir. Gnostiklere göre insanın ilâhî özünü unutturan güç, maddî dünyanın sahte düzenidir. Şiirde “yaratım formülünü bozarak dökecek kan” ifadesi modern çağın genetik müdahalelerine kadar uzanan ürkütücü bir anlam taşır. İnsan artık yalnızca yaratılan değil; yaratıyı değiştirmeye çalışan varlıktır. Bu nedenle şiir, biyoteknoloji korkusunu mistik dil içinde taşımaktadır.

“Aslın Muhammed Âlî” dizesi ise metni doğrudan tasavvufî insan anlayışına bağlar. Burada Muhammed yalnızca tarihsel peygamber değildir; “Hakikat-i Muhammediyye”dir. Tasavvufta bütün varlık ilk önce Muhammedî nurdan yaratılmış kabul edilir. İnsan-ı Kâmil bu nurun tam yansımasıdır. Şairin “kopyalandığın aslı bul” çağrısı, insanın kendi ilksel modeline dönmesi gerektiğini söyler. Bu düşünce Platon’un idealar öğretisiyle de benzeşir. Çünkü Platon’a göre dünyadaki her şey mükemmel bir aslın gölgesidir.

Şiirin son bölümlerinde namaz, miraç ve beden dönüşümü arasında kurulan bağ oldukça dikkat çekicidir. “Boyut değiştirmeden bu işlem yapılamaz” ifadesi mistik yükselişi anlatır. Miraç burada tarihsel bir mucize değil; bilinç yükselişidir. Tasavvufta namaz küçük miraç kabul edilir. İnsan secde ettiğinde yalnızca eğilmez; varlığın merkezine iner. Şairin “Hak indi! Budur namaz!” demesi, ibadeti karşılıklı bir iniş-çıkış hareketi olarak yorumlar. İnsan yükselirken ilâhî olan da kalbe iner.

Sonuç olarak “YARATIM” şiiri yalnızca mistik bir yorum değil; biyoloji, tasavvuf, genetik, hermetizm ve kutsal sembolizmi tek potada eritmeye çalışan modern bir kozmogoni denemesidir. Şiirin dili yer yer heterodoks, yer yer metaforik, yer yer de bilinçli şekilde provokatiftir. Ancak derin yapısında taşıdığı esas fikir şudur: İnsan unuttuğu aslı aramaktadır. Rahimden dünyaya doğan beden, aslında daha büyük bir doğumun başlangıcındadır. Hakikî yaratılış henüz tamamlanmamıştır. İnsan kendi içindeki ilâhî modeli bulduğu gün ikinci kez doğacaktır.