YÜCE MECLİS

YÜCE MECLİS. Metindeki “YÜCE MECLİS” kavramı, Kur’an’da açıkça geçen Melâ-i A‘lâ (Yüce/En Yüksek Topluluk) ifadesine tekabül eder. Bu kavram, ilahî emrin ve kozmik düzenin icra edildiği melekûtî âlemi ifade eder: “Ben, onların tartıştığı Yüce Meclis’ten (Melâ-i A‘lâ) habersizdim.” (Kur’an, Sâd 38:6

KIYAMETNAME-M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ

Üstad M.H. ULUĞ

“YÜCE MECLİS”

Birbirinin içinde yatar! RAB da ki güçler!

Yâni altılar! Beşler! Ve başkanları üçler!

Hepsi çift çift dizilir! Derecesine göre!

EHLİBEYT ilkesi bak! HAK’ta ezelî töre!

‘“ALLAH’ın doğası ”’nın bu değişmez yapısı!

‘“YÜCE MECLİS”’ budur! Var ‘Yirmi sekiz kapısı!’

‘Üçüz beyin! İki el! Kaburga kemikleri!’

‘Bunlara işâret’ der ‘“Kitab ilminin eri!”’

‘“YÜCE MECLİS”’e benzer! Demek insân vücûdu!

ALLAH’ın tek câmisi! Toplar bütün mevcûdu!

‘Üçleri’ uyandırır ALLAH denilen Peder!

‘Üçler Beşlere! Beşler, Altılara! Uyan’ der!

Uyananın perdesi, uyandırandır! Niçin?

‘“Emek”’siz ‘“Saf atlamak! Yasak olduğu için!”’

İşte budur!‘“Şeytanın kovulması”’ na neden!

Dedi:‘“Âdem’e tapmam! Varken beni halk eden!”’

‘Altılar’dan sonuncu, ayni hatayı yaptı!

Kıblesini ret edip! Kolay bir yola saptı!

Aşağısında gördü göz kamaştıran alev!

‘Herhâlde bu olmalı’ dedi HAKK’a âit ev!

Burçlara,semâlara,nihâyet indi Arz'a!

Nûrunu emdi madde! Hayret etti bu tarza!

Rehin aldı! Rengarenk bed sesli tavuskuşu!

Topraktan başlayarak tırmandı ‘“Dik yokuş”’u!

Yalvarıp HAKK’a dedi: ‘İndiğime pişmanım!

Senden başka yok benim ne dînim! Ne îmânım!

Ben seni bilmek için işledim bu günâhı!

Cehennemden de beter! Sana özlemin âhı!

Sen en fazla sevensin! İsmin ‘“RAHMÂN ve RAHÎM!”’

Sana âşığım! Affet! Olayım ilk İbrâhim!’

HAK dedi: ‘Terk ettiğin o eşine, sen er de!

Kalksın aramızdaki! ‘Ben’ denilen o perde!

Yere inmekle! Benden asla uzak düşmedin!

‘“FITRAT”’ım hâlâ sende! Onu sen perde edin!

Yalnız dikkat et! ‘“Gözün kaymasın başkasına!”’

‘“Çünkü şeytana dedim canı hertürlü sına!”’

Yolun senden geçerse kısa! Yoksa çok uzun!

Su taş gibi donsa da, hep içindedir buzun!’

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 13.11.1998

(NOT : Kıyametname kitabının bütün metinlerinde üç tırnaklılar Ayet ,iki tırnaklılar Hadis (Hz. Muhammed’in (s.a.a) gerçek sözleri),tek tırnaklılar Rivayet’tir. Cümle sonunda geçen sayılar; cümlede tırnak içinde geçen ‘kelimenin/kelimelerin’ Ebced ilmindeki sayısal karşılığıdır. Ebced ; Arapça’ya özgü sayısal şifreleme sistemidir. Buradan sonra yazılan kısmın yazarla herhangi bir ilgisi bulunmamakla beraber, yapılan hatalardan dolayı yazar sorumlu tutulamaz. Kur’an çevirileri özgün bir şekilde yapılmış olup, hiçbir kaynak, kurum ve kişiden alıntılanmamıştır!)

1. “Yüce Meclis” Kavramı ve Melâ-i A‘lâ

Metindeki “YÜCE MECLİS” kavramı, Kur’an’da açıkça geçen Melâ-i A‘lâ (Yüce/En Yüksek Topluluk) ifadesine tekabül eder. Bu kavram, ilahî emrin ve kozmik düzenin icra edildiği melekûtî âlemi ifade eder:

“Ben, onların tartıştığı Yüce Meclis’ten (Melâ-i A‘lâ) habersizdim.”
(Kur’an, Sâd 38:69)

İslam kelamında Melâ-i A‘lâ, Allah’ın iradesinin hiyerarşik düzen içinde tecelli ettiği metafizik düzlemdir. Metin bu kavramı, sayısal ve sembolik bir yapı olarak yeniden yorumlamaktadır.

2. Üçler, Beşler, Altılar: Sayısal Sembolizm

Metinde geçen “üçler, beşler, altılar”, İslam düşüncesinde yaygın olan sayısal sembolizm geleneğiyle ilişkilidir:

  • Üç: ilke–aracılık–tezahür

  • Beş: insan yapısı, Ehl-i Beyt, beş duyu, beş esas

  • Altı: yaratılışın aşamaları

Kur’an’da yaratılışın altı “gün”de gerçekleştiği ifade edilir:

“Gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”
(Kur’an, A‘râf 7:54)

Akademik olarak bu “günler”, zaman dilimi değil, kozmik aşamalar olarak yorumlanır.

3. Ehl-i Beyt İlkesi ve Ezelî Düzen

Metinde geçen “Ehl-i Beyt ilkesi”, özellikle Şiî ve tasavvufî geleneklerde, hidayetin ezelî bir ilkesi olarak yorumlanmıştır. Kur’an’da Ehl-i Beyt’in arındırılmışlığına vurgu yapılır:

“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”
(Kur’an, Ahzâb 33:33)

Metindeki kullanım, tarihsel değil ontolojik (varlıksal) bir okuma sunar; bu, akademik olarak mistik bir yorumdur.

4. İnsan Bedeni = İlahi Mabet (Mikrokozmos)

Metin, insan bedenini “Allah’ın tek camisi” olarak tanımlar. Bu anlayış, tasavvufta insanın mikrokozmos olduğu fikriyle örtüşür. Kur’an’da bu yaklaşım şu ayetle desteklenir:

“Onlara ayetlerimizi hem ufuklarda hem de kendi nefislerinde göstereceğiz.”
(Kur’an, Fussilet 41:53)

Beyin, el, kaburga gibi ifadeler anatomik değil, sembolik göstergelerdir.

5. Uyanış, Emek ve “Saf Atlamanın Yasaklığı”

Metnin önemli vurgularından biri, emeksiz yükselişin mümkün olmadığıdır. Bu düşünce, Kur’an’ın temel ahlaki ilkesine uygundur:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Kur’an, Necm 53:39)

Tasavvufta bu ilke, mücâhede (nefsle mücadele) kavramıyla ifade edilir.

6. İblis’in Kovulması ve Âdem’e Secde

Metindeki “Şeytanın kovulması” anlatısı, Kur’an’daki İblis–Âdem kıssasına dayanır:

“Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu çamurdan yarattın.”
(Kur’an, A‘râf 7:12)

Metin, bu reddiyeyi “aracıyı inkâr” ve kolay yolu seçme olarak yorumlar. Bu, klasik tefsirden ziyade mistik bir okumadır.

7. Ateş, Yanılsama ve Sahte Kıble

İblis’in ateşi “ilahî ev” sanması, Kur’an’da sıkça uyarılan aldatıcı parlaklık temasına karşılık gelir:

“Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”
(Kur’an, Âl-i İmrân 3:185)

Tavus kuşu sembolü, İslamî değil; Fars–mistik edebiyatta nefsin cazibesini simgeler.

8. Tevbe, Rahmân–Rahîm ve Fıtrat

Metindeki tevbe sahnesi, Allah’ın rahmetinin gazabını geçmesi ilkesine dayanır:

“Rahmetim gazabımı geçmiştir.”
(Kur’an, En‘âm 6:12 ile ilişkili hadisî ifade)

Ayrıca fıtrat vurgusu doğrudan Kur’an’a dayanır:

“Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı sarıl.”
(Kur’an, Rûm 30:30)

9. İbrahim ve Hanîflik

İblis’in “ilk İbrahim olmak” istemesi, İbrahim’in hanîfliğine göndermedir:

“İbrahim ne Yahudi ne Hristiyandı; o hanîf idi.”
(Kur’an, Âl-i İmrân 3:67)

Metin burada sembolik bir benzetme yapar; bu, tarihsel değil ahlaki–mistik bir okumadır.

“Yeryüzünde büyüklendiler ve kötü planlar yaptılar. Oysa kötü planlar, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öyleyse onlar, öncekilerin Sünnetinden başkasını mı gözlüyorlar? Hâlbuki Allah'ın Sünneti’nde (Yasasında) asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın Sünneti’nde (Yasasında) asla bir sapma bulamazsın.” Fâtır suresi 43. ayet

"Gelmiş geçmiş olanların tamamı hakkında Allah'ın Sünneti (Yasasın) budur. Ve Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın." Ahzab suresi 62. Ayet

"Senden önce de gönderdiğimiz resullerimize uyguladığımız Sünnetimiz (Yasamız) budur. Biz’im Sünneti’mizde (Yasamızda) bir değişiklik bulamazsın." İsra suresi 77. Ayet

“Kendilerinden öncekilerin Sünnet (Yasası) geçtiği halde O’na inanmazlar.” Hicr Suresi 13. Ayet

“Yüce Meclis’i dinleyemezler. Her yandan püskürtülürler.” Saffat suresi 8. Ayet

"Münakaşa ediyorlarken Yüce Meclis hakkında benim hiçbir bilgim olmadı." Sad suresi 69. Ayet

“Biz, bu Kitap'ı sana Hakk ile indirdik. Öyleyse dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a kulluk et.” Zümer Suresi 2. Ayet

“Her şeyin tek tek yazıldığı bir kitaptır.” Mutaffifîn Suresi 20. Ayet

“İmran kızı Meryem; o çok ırzını korumuştu. Ona Ruhumuzdan üfledik. O, Rabb'inin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden saygı gösterenlerden oldu.” Tahrîm Suresi 12. Ayet

“Ümmilere (Kitap ilmine sahip olmayanlar), kendilerinden olan; O'nun ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap'ı ve Hikmet'i öğreten bir Resul görevlendiren O'dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.” Cum’a Suresi 2. Ayet

“Ne Arz’da, ne de nefsinizde (kendinizde) meydana gelen bir musibet (bela) yoktur ki Biz onu gerçekleştirmeden önce bir Kitap'ta yazılmamış olsun. Kuşkusuz bu Allah'a kolaydır.” Hadîd Suresi 22. Ayet

“Korunmuş bir kitaptadır.” Vâkı’a Suresi 78. Ayet

“Satır satır yazılmış Kitap'a!” Tûr Suresi 2. Ayet

“Biz, Arz’ın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kaydeden, saklanan (korunan) bir Kitap vardır.” Kâf Suresi 4. Ayet

“De ki: “Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım! Onların, Arz’da yarattıkları bir şey varsa bana gösterin! Yoksa onların Sema’da bir ortakları mı var? Eğer sadıklardansanız, bana, daha önce gelmiş bir kitap ya da bilgi kırıntısı bir eser getirin.” Ahkâf Suresi 4. Ayet

“Allah’ın bir beşerle konuşması olası değildir; ancak bir vahiy veya bir perde arkasından ya da bir elçi gönderip dileyeceği şeyleri kendi izni ile vahyetmesi bunun dışındadır. O, Hakîm, Aliyy’dir.” Şura suresi 51. Ayet

“Ve işte sana böyle emrimizden biz ruh vahyettik, sen Kitab nedir? İman nedir? Bilmiyordun ve lakin Biz O’nu bir Nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz ve emin ol sen her halde dosdoğru bir yola çağırıyorsun.” Şûrâ Suresi 52. Ayet

“Onların, kendilerine ilim geldikten sonra anlaşmazlığa düşmelerinin nedeni kıskançlık ve ihtiraslarıdır. Eğer Rabb'inden, “belirlenmiş bir süreye kadar” diye bir kelime verilmemiş olunsaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar, derin bir kuşku içindedirler.” Şûrâ Suresi 14. Ayet

“Ant olsun ki Mûsâ'ya O Hidayeti verdik. İsrailoğulları'na O Kitap'ı miras kıldık!” Mü’min Suresi 53. Ayet

“Ve doğrusu insana da kendi çabasından başkası yoktur.” Necm suresi 39. Ayet

“Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırırsın ki, Gayb’de Rablerinin korkusunu duyarlar, Salatı doğrulturlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.” Fâtır Suresi 18. Ayet

“De ki: “Allah, her şeyin Rabiyken, ben O'ndan başka bir Rab mi arayayım?” Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiç kimse bir başkasının yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.” En’âm Suresi 164. Ayet

“Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar başkasının günahını çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azab edecek değiliz.” İsrâ Suresi 15. Ayet

“Ne var ki o, sarp yokuşu aşmayı göze alamadı.” Beled Suresi 11. Ayet

“Bildin mi o sarp yokuş ne?” Beled Suresi 12. Ayet

“Onu yakında sarp bir yokuşa sardıracağım!” Müddessir Suresi 17. Ayet

“Rahman'ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler. Cahiller, onlara laf attıkları zaman, “Selam!” derler.” Furkân Suresi 63. Ayet

“Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde Perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.” Bakara Suresi 7. Ayet

“Onlarla arasına bir perde çektiğinde, Biz O’na Ruhumuzu göndermiştik de, O da tam bir insan suretinde görünüvermişti.” Meryem Suresi 17. Ayet

“Hevasını, ilahlaştıran kimseyi gördün mü? Allah, bir bilgiye dayalı olarak, onu sapkınlıkta bıraktı. Ve onun kulağını ve kalbini mühürledi. Gözlerine perde çekti. Artık Allah'tan başka kim onu doğru yola iletebilir? Öğüt almıyor musunuz?” Câsiye Suresi 23. Ayet

“Ant olsun ki sen bugünün geleceğinden gaflet içindeydin. İşte senden perdeyi kaldırdık. Artık bugün Hakikati bütün açıklığıyla görüyorsun.” Kâf Suresi 22. Ayet

"O halde Hanif olarak dine yüzünü tut. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah'ın fıtratına. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum (kalıcı,değişmez) olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar." Rum suresi 30. Ayet

“Göz şaşmadı; sınırı da aşmadı.” Necm suresi 17. Ayet