DZYAN KİTABI BATINİ TEFSİRİ-6

DZYAN KİTABI BATINİ TEFSİRİ-6.Soğuklar onları sıcak yapar. Kurular onları nemli yapar. Parlarlar; onları yelpazeler ve soğutur. Fohat, Yedi Sonsuzluk boyunca bir Alacakaranlıktan diğerine böyle hareket eder.

KİTAPLAR

6/25/202639 min oku

DZYAN KİTABI BATINİ TEFSİRİ-6

-H.P. BLAVATSKY

6. Kıta

1. Merhamet ve Bilgi Annesi’nin gücüyle, Kwan-Shai-Yin’in Üçlüsü, Kwan-Yin-Tien; Fohat’ta ikamet eden, onların Yavrularının Nefesi, Oğulların Oğlu, alt Uçurumdan Sien-Tchan’ın Yanıltıcı Formu’nu ve Yedi Element’i çağırdı.

2. Hızlı ve Işıltılı Olan, Büyük “Bizimle Ol” Gününe karşı hiçbir şeyin galip gelemeyeceği yedi Laya Merkezi’ni yaratır ve Evren’i bu Ebedî Temeller üzerine oturtur; Sien-Tchan’ı Temel Tohumlarla çevreler.

3. Yedi’den ilki, Bir tezahür etti; Altı gizlendi. İkisi tezahür etti; Beşi gizlendi. Üçü tezahür etti; Dördü gizlendi. Dördü ortaya çıktı; Üçü gizlendi. Dört ve Bir Tsan ortaya çıktı; İki ve Bir Buçuk gizlendi. Altı tezahür edecek; Biri kenara bırakıldı. Son olarak, dönen Yedi Küçük Tekerlek: biri diğerini doğuruyor.

4. Onları daha eski Tekerleklerin benzerliğinde inşa ederek Yok Olmaz Merkezlere yerleştirir. Fohat onları nasıl inşa eder? Ateş Tozu’nu toplar. Ateş Topları yapar; içlerinden ve etraflarından dolaşır, içlerine hayat aşılar, sonra onları harekete geçirir; bazılarını bir yöne, bazılarını diğer yöne. Soğuklar onları sıcak yapar. Kurular onları nemli yapar. Parlarlar; onları yelpazeler ve soğutur. Fohat, Yedi Sonsuzluk boyunca bir Alacakaranlıktan diğerine böyle hareket eder.

5. Dördüncüde, Oğullara Suretlerini yaratmaları söylenir. Üçte biri reddeder. İkisi itaat eder. Lanet ilan edilir. Dördüncüde doğacaklar, acı çekecekler ve acı çektirecekler. Bu, Birinci Savaş’tır.

6. Eski Tekerlekler aşağı ve yukarı doğru döndü... Ana’nın Yumurtaları bütünü doldurdu. Yaratıcılar ve Yıkıcılar arasında savaşlar yapıldı ve Uzay için savaşlar yapıldı; Tohum sürekli olarak belirip yeniden belirdi.

7. Ey Lanoo, Küçük Tekerleğinin doğru yaşını öğrenmek istiyorsan, hesaplarını yap. Dördüncü Dilek bizim Annemizdir. Nirvana’ya giden Dördüncü Bilgi Yolunun Dördüncü Meyvesi’ne ulaş ve anlayacaksın; çünkü göreceksin...

VI. KITA – BİRİNCİ SATIR

Merhamet Annesi, Kwan-Shai-Yin Üçlüsü ve Yedi Elementin Doğuşu

"Merhamet ve Bilgi Annesi'nin gücüyle, Kwan-Shai-Yin'in Üçlüsü, Kwan-Yin-Tien; Fohat'ta ikamet eden, onların Yavrularının Nefesi, Oğulların Oğlu, alt Uçurumdan Sien-Tchan'ın Yanıltıcı Formu'nu ve Yedi Element'i çağırdı."

Altıncı Kıta'nın ilk satırı, yaratılışın yeni bir evresini başlatmaktadır. Önceki kıtalarda kozmik matematik, Fohat'ın yaratıcı faaliyeti, kutsal geometri ve ruh kıvılcımlarının evrene dağılımı anlatılmıştı. Bu satırda ise yaratılışın ardındaki en temel ilkenin yalnızca güç olmadığı, aynı zamanda merhamet ve bilgelik olduğu açıklanmaktadır. Evren, yalnızca kudretin ürünü değildir; aynı zamanda bilinçli rahmetin tezahürüdür.

Metin "Merhamet ve Bilgi Annesi" ifadesiyle başlamaktadır. Bu sembol, farklı ezoterik geleneklerde çeşitli isimlerle karşımıza çıkan kozmik dişil ilkeyi temsil eder. Teozofide Kwan-Yin, Yahudi mistisizminde Shekinah, İran geleneğinde Spenta Armaiti, tasavvufta Rahmet-i İlâhiyye ve bazı kadim öğretilerde Evrensel Anne olarak anlatılan ilke, yaratıcı kudretin şefkat ve hikmet yönünü ifade eder. Bunlar tarihsel olarak aynı kavram değildir; ancak yaratıcı bilincin merhamet boyutunu temsil etmeleri bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirilebilir.

Bu kitapta Merhamet Annesi, daha önce ayrıntılı biçimde açıklanan Sekîne ilkesinin kozmik yönü olarak yorumlanmaktadır. Hak Beden mutlak hakikati temsil ederken, Sekîne bu hakikatin rahmet ve denge olarak yaratılışa açılmasını sağlar. Bu nedenle yaratılış zorlayıcı bir emirle değil, rahmetin taşıdığı bilinç alanı içinde gerçekleşmektedir.

Metinde geçen Kwan-Shai-Yin Üçlüsü de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Üç sayısı, kitap boyunca ilahî üst üçüzü ifade eden temel semboldür. Hak Beden, Sekîne Beden ve Ruh Beden birbirinden bağımsız üç varlık değil, tek hakikatin üç farklı işlevini temsil eder. Hak Beden mutlak hakikati, Sekîne yaratıcı rahmeti, Ruh ise bu hakikatin canlılığını ve bireysel bilinç hâline dönüşmesini ifade eder. Kwan-Shai-Yin Üçlüsü, bu ilahî birlik düzeninin sembolik bir anlatımı olarak okunabilir.

Metinde daha sonra Kwan-Yin-Tien adı geçmektedir. Ezoterik gelenekte bu kavram, ilahî merhametin tezahür ettiği yüksek bilinç alanını ifade eder. Bu çalışmada Kwan-Yin-Tien, Sekîne'nin kozmik rahim alanı olarak yorumlanmaktadır. Bütün ruhlar, bütün bilinç katmanları ve bütün yaratılış ihtimalleri önce bu metafizik rahimde potansiyel olarak bulunmaktadır. Dünya hayatında "rahim" nasıl yeni bir bedenin oluşumunu mümkün kılıyorsa, kozmik düzeyde de Sekîne bütün yaratılışın metafizik rahmidir.

Metnin devamında "Fohat'ta ikamet eden" ifadesi kullanılmaktadır. Daha önce Fohat'ın kozmik irade ve yaratıcı enerji olduğu açıklanmıştı. Burada ise Fohat yalnızca hareket eden güç değildir; aynı zamanda ilahî rahmetin faaliyet alanıdır. Başka bir ifadeyle Fohat, Hak Beden'den gelen hakikatin ve Sekîne'den gelen rahmetin evrende işleyiş biçimidir. Enerji tek başına hareket etmez; arkasında bilinç vardır. Bu nedenle Fohat, ilahî bilincin hareket eden yönü olarak değerlendirilmektedir.

Metinde geçen "Yavruların Nefesi" ifadesi, ruhların yaratılışını anlatan önemli bir semboldür. Nefes, bu kitap boyunca fiziksel solunum anlamında değil, yaratıcı titreşim olarak ele alınmıştır. İlahî üçüzden çıkan her ruh, aynı nefesin farklı bir frekansıdır. Ruhların birbirinden farklı görünmesi, kaynağın farklı olmasından değil; aynı nefesin farklı yoğunluklarda tezahür etmesinden kaynaklanmaktadır.

Ardından gelen "Oğulların Oğlu" ifadesi, yaratılış zincirinin sürekliliğini göstermektedir. İlahî bilinç kendisini doğrudan maddeye yansıtmaz. Her tezahür, bir önceki bilinç seviyesinin devamı olarak ortaya çıkar. Böylece yaratılış kesintisiz bir bilinç aktarımı hâline gelir. Bu kitapta Oğulların Oğlu, Ruh Beden'in bireyselleşmeye başlayan ilk tezahürü olarak yorumlanmaktadır.

Metnin en dikkat çekici ifadelerinden biri ise "alt Uçurum" kavramıdır.

Ezoterik öğretide uçurum, kötülüğün mekânı değildir.

O...

Henüz biçim kazanmamış bilinç alanıdır.

Sonsuz ihtimallerin bulunduğu yaratılış boşluğudur.

İnsan açısından ise bilinçaltının en derin katmanlarını temsil eder.

Bu kitapta alt Uçurum, ruhun maddeye inmeden önce geçtiği yoğunlaşma alanı olarak okunmaktadır. Hakikat burada kaybolmaz; fakat yoğunlaşır, örtülür ve bireysel deneyime hazırlanır.

Bu uçurumdan Sien-Tchan'ın Yanıltıcı Formu çağrılmaktadır. Buradaki "yanıltıcı" ifadesi, mutlak anlamda yanlış veya kötü anlamına gelmez. Ezoterik geleneklerde yanılsama, hakikatin bütünü yerine yalnızca bir kısmının görülmesidir. Dünya da bu anlamda bir yanılsamadır; çünkü hakikatin tamamı değil, yalnızca belirli bir tezahür düzeyi algılanmaktadır.

Bu çalışmada Sien-Tchan'ın yanıltıcı formu, fiziksel evrenin kendisi olarak yorumlanmaktadır. Dünya gerçek değildir denilmemektedir; dünya mutlak gerçekliğin tam kendisi değildir denilmektedir. O, ilahî hakikatin sınırlı şartlar altında algılanabilen görünümüdür. İnsan tekâmül ettikçe formun arkasındaki özü fark etmeye başlar.

Metin son olarak "Yedi Element" kavramını ortaya koymaktadır.

Bu elementler yalnızca klasik dört unsur değildir.

Bu kitapta Yedi Element;

Hak Beden,

Sekîne Beden,

Ruh Beden,

Zihin Beden,

Duygu Beden,

Yaşam Beden,

ve Fizik Beden'in oluşturduğu yedi temel yaratılış ilkesini ifade etmektedir.

Böylece element kavramı maddesel yapı taşlarından çok daha geniş bir anlam kazanmaktadır. İnsan da evren de aynı yedi ilke üzerine kurulmuştur. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki benzerlik burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Altıncı Kıta'nın ilk satırı, yaratılışın özünde rahmet, bilgelik ve bilinç bulunduğunu öğretmektedir. Fohat bu bilinci harekete geçirir; Sekîne onu rahmetle kuşatır; Ruh onu canlı hâle getirir ve sonunda yedi temel ilke görünür evrene açılır. İnsan bu yedi ilkeyi kendi içinde yeniden keşfettiğinde, dışarıdaki evrenin aslında kendi iç dünyasının büyütülmüş bir yansıması olduğunu idrak etmeye başlar. Hakikatin yolculuğu göklerden yeryüzüne değil, insanın kendi özünden yine kendi özüne doğru gerçekleşmektedir.

VI. KITA – İKİNCİ SATIR

Laya Merkezleri, Ebedî Temeller ve Kozmik Frekans Alanlarının Ezoterik Yorumu

"Hızlı ve Işıltılı Olan, Büyük 'Bizimle Ol' Gününe karşı hiçbir şeyin galip gelemeyeceği yedi Laya Merkezi'ni yaratır ve Evren'i bu Ebedî Temeller üzerine oturtur; Sien-Tchan'ı Temel Tohumlarla çevreler."

Altıncı Kıta'nın ikinci satırı, yaratılışın görünmeyen mimarisini açıklamaktadır. Önceki satırda Merhamet Annesi'nin rahmetiyle Fohat'ın harekete geçtiği ve yedi yaratıcı ilkenin ortaya çıktığı anlatılmıştı. Bu satır ise bu ilkelerin yalnızca enerji olarak kalmadığını, evrenin üzerine kurulduğu değişmez merkezler hâline geldiğini göstermektedir. Burada artık yaratılışın kendisi değil, yaratılışı ayakta tutan metafizik altyapı açıklanmaktadır.

Metin, "Hızlı ve Işıltılı Olan" ifadesiyle başlamaktadır. Bu tanımlama, önceki kıtalarda ayrıntılı biçimde açıklanan Fohat'a işaret etmektedir. Fohat burada yalnızca yaratıcı enerji değildir; aynı zamanda kozmik zekânın hareket eden yönüdür. Hızlı olması, zaman ve mekânla sınırlı olmamasını; ışıldaması ise ilahî bilincin taşıyıcısı olmasını ifade eder. Evrenin her noktasında aynı anda etkili olan bu ilke, bütün yaratılış katmanlarını birbirine bağlayan görünmez frekans alanıdır.

Metinde geçen "Büyük Bizimle Ol Günü", ezoterik öğretinin en önemli kavramlarından biridir. Daha önce Büyük Gün, ruhun kendi hakikatiyle tam olarak yüzleştiği bilinç anı olarak açıklanmıştı. Burada ise bu kavram daha derin bir anlam kazanmaktadır. "Bizimle Ol" ifadesi, insanın ilahî kaynaktan ayrı olmadığını, yalnızca bunu unuttuğunu anlatmaktadır. Tekâmülün amacı yeni bir hakikat kazanmak değil, başlangıçtan beri var olan ilahî birlik bilincini yeniden yaşamaktır.

Bu kitapta Büyük Gün, yalnızca ölüm sonrası gerçekleşen bir olay değildir. İnsan hakikati yaşarken de idrak edebilir. Tasavvufta "ölmeden önce ölmek" olarak ifade edilen bilinç dönüşümü ile Dzyan metnindeki Büyük Gün arasında sembolik bir benzerlik kurulabilir. Her iki anlatım da insanın benlik merkezinden ilahî merkeze yönelişini ifade eder. Ancak bunlar farklı geleneklerin kendi kavramsal çerçeveleridir; bu çalışmada karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır.

Metnin en önemli kavramlarından biri "Yedi Laya Merkezi"dir.

Teozofik gelenekte Laya, madde ile ruh arasında bulunan nötr geçiş noktası olarak açıklanır. Bu çalışmada ise Laya Merkezleri, evrenin görünmeyen enerji düğümleri olarak yorumlanmaktadır. Bunlar fiziksel uzayda belirli koordinatlar değil, yaratılışın temel frekans merkezleridir. Nasıl insan bedeninde çakralar enerji akışını düzenliyorsa, evrenin de kendine özgü Laya Merkezleri bulunmaktadır.

Bu kitapta Yedi Laya Merkezi, insanın yedi temel bilinç katmanının kozmik karşılığıdır.

Hak Beden'in merkezi...

Sekîne'nin merkezi...

Ruh'un merkezi...

Zihin alanı...

Duygu alanı...

Yaşam enerjisi alanı...

Fizik tezahür alanı...

Bu yedi merkez yalnızca insanın içinde değil, evrenin tamamında aynı ilkeye göre bulunmaktadır. Böylece insan gerçekten "küçük evren" hâline gelir. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki paralellik burada en açık biçimde ortaya çıkar.

Metin daha sonra "Evren'i bu Ebedî Temeller üzerine oturtur." demektedir.

Bu ifade son derece önemlidir.

Çünkü evren...

Tesadüfen oluşmuş değildir.

Geçici dengeler üzerine kurulmuş değildir.

Her yaratılış çevrimi değişse bile, onu taşıyan ilkeler değişmez.

İşte bu ilkeler...

Ebedî Temellerdir.

Bu kitapta Ebedî Temeller, Hak Beden'in değişmez hakikati, Sekîne'nin değişmeyen rahmeti ve Fohat'ın süreklilik sağlayan yaratıcı iradesi olarak yorumlanmaktadır. Galaksiler doğar ve yok olur; medeniyetler yükselir ve çöker; bedenler yaşlanır ve ölür. Ancak bütün bunların altında işleyen ilahî yasalar değişmeden kalır. Ebedî olan, biçimler değil; biçimleri meydana getiren bilinç düzenidir.

İnsanın ruhsal yolculuğu da aynı yasaya tabidir. Düşünceler değişir, duygular değişir, beden değişir; fakat öz bilinç değişmez. Hakikate ulaşmak, geçici olanı sonsuzlaştırmak değil; sonsuz olanı kendi içinde keşfetmektir.

Metnin son kısmında ise "Sien-Tchan'ı Temel Tohumlarla çevreler." denilmektedir.

Önceki satırda Sien-Tchan'ın yanıltıcı formunun fiziksel tezahür alanı olduğu açıklanmıştı. Burada ise bu görünür dünyanın rastgele oluşmadığı belirtilmektedir. Sien-Tchan, temel tohumlarla çevrilidir. Tohum, ezoterik öğretide daima potansiyeli ifade eder. Küçük görünen bir çekirdeğin içinde nasıl bütün ağacın bilgisi bulunuyorsa, yaratılışın her katmanında da kendisinden çok daha büyük bir düzeni taşıyan metafizik tohumlar vardır.

Bu kitapta Temel Tohumlar, yaratılışın ilk frekans kodları olarak yorumlanmaktadır. Bunlar fiziksel atomlar değildir; bilinç kodlarıdır. Evrenin hangi yasaya göre gelişeceği, ruhun hangi tekâmül yolundan geçeceği ve her bilinç katmanının nasıl işleyeceği bu ilk tohumlarda saklıdır.

Tasavvufta "künh", Kabala'da yaratılışın gizli harfleri, Vedik gelenekte "bija" (tohum mantraları) gibi kavramlar, yaratılışın ilk bilgi çekirdeği fikrini farklı biçimlerde dile getirir. Bu kavramlar tarihsel olarak özdeş değildir; ancak hepsi yaratılışın görünür şekilden önce bilgi olarak var olduğu düşüncesini taşır.

İnsanın içinde de aynı tohum bulunmaktadır. Hakikati dışarıda arama eğilimi, insanı sürekli biçimlere yöneltir. Oysa bütün tekâmül, öz tohumun filizlenmesinden ibarettir. Tohum büyüdükçe insan yeni bir şey kazanmaz; başlangıçta içinde bulunan ilahî potansiyeli görünür hâle getirir.

Altıncı Kıta'nın ikinci satırı böylece yaratılışın yalnızca enerji ve madde üzerine değil, bilinç merkezleri üzerine kurulduğunu öğretmektedir. Laya Merkezleri evrenin görünmeyen omurgasıdır. Ebedî Temeller, bütün değişimlerin altında değişmeden kalan ilahî yasalardır. Temel Tohumlar ise bu yasaların her ruhun ve her varlığın özüne yerleştirilmiş ilk bilgi çekirdekleridir.

İnsan kendi içindeki Laya Merkezlerini dengelediğinde, kendi öz tohumunu uyandırdığında ve geçici biçimlerin ötesindeki Ebedî Temelleri fark ettiğinde, Büyük Gün aslında gelecekte bekleyen bir olay olmaktan çıkar. O an, insanın kendi içinde gerçekleşmeye başlar. Çünkü "Bizimle Ol" çağrısı, gelecekte verilecek bir davet değil, başlangıçtan beri insanın özünde yankılanan ilahî hatırlayıştır.

VI. KITA – ÜÇÜNCÜ SATIR

Yedi Kozmik Açılım, Gizlenen Bilinç Katmanları ve Dönen Küçük Tekerleklerin Ezoterik Yorumu

"Yedi'den ilki, Bir tezahür etti; Altı gizlendi. İkisi tezahür etti; Beşi gizlendi. Üçü tezahür etti; Dördü gizlendi. Dördü ortaya çıktı; Üçü gizlendi. Dört ve Bir Tsan ortaya çıktı; İki ve Bir Buçuk gizlendi. Altı tezahür edecek; Biri kenara bırakıldı. Son olarak, dönen Yedi Küçük Tekerlek: biri diğerini doğuruyor."

Altıncı Kıta'nın üçüncü satırı, ezoterik yaratılış öğretisinin en derin matematiksel ve metafizik bölümlerinden biridir. İlk bakışta yalnızca sayıların sıralandığı gizemli bir ifade gibi görünse de, gerçekte burada anlatılan şey sayıların kendisi değil, bilincin aşamalı açılımıdır. Yaratılış bir anda bütünüyle görünür hâle gelmez. Hakikat, insan bilincinin taşıyabileceği ölçüde katman katman açığa çıkar. Her tezahür aynı zamanda bir gizlenişi, her görünüş daha derindeki bir hakikatin perde arkasında kalışını ifade eder.

Metin "Yedi'den ilki, Bir tezahür etti; Altısı gizlendi." diyerek başlamaktadır. Bu ifade, yaratılışın temel yasasını ortaya koymaktadır. Mutlak birlik bütün hakikati aynı anda açığa çıkarmaz. İlk olarak yalnızca tek bir ilke görünür olur; geri kalan altı ilke ise potansiyel hâlde varlığını sürdürür. Böylece evren, bir anda tamamlanmış bir yapı olarak değil, sürekli gelişen yaşayan bir organizma olarak ortaya çıkar.

Bu kitapta geliştirilen kozmolojik modele göre bu ilk tezahür, Hak Beden'in ilk fark edilişidir. Hakikat önce tek bir ışık olarak görünür. İnsan da ruhsal yolculuğunun başlangıcında bütün hakikati değil, yalnızca küçük bir kısmını kavrayabilir. Çünkü bilinç henüz bütünü taşıyacak olgunluğa ulaşmamıştır.

Metin daha sonra aynı ritmi tekrar eder:

İki görünür.

Beş gizlenir.

Üç görünür.

Dört gizlenir.

Dört görünür.

Üç gizlenir.

Bu tekrar, yaratılışın fraktal karakterini göstermektedir. Bilinç her aşamada biraz daha açılır; fakat hiçbir zaman bütün hakikat tek seferde görünmez. Ezoterik öğretide perde bir engel değildir; gelişimin koruyucusudur. Eğer bütün hakikat başlangıçta bütünüyle görünseydi, bireysel tekâmül mümkün olmazdı. İnsan hakikati yaşayarak öğrenir. Her yeni bilinç seviyesi, bir sonraki kapının açılmasına hazırlık yapar.

Bu kitapta bu süreç, daha önce açıklanan Üst Üçüz ve Alt Dörtlü öğretisiyle doğrudan ilişkilidir. İlk açılan katmanlar çoğu zaman alt bedenlerde yaşanır. İnsan önce düşünceyi geliştirir, sonra duygularını arındırır, yaşam enerjisini dengeler ve fizik varlığını disipline eder. Ancak üst üçüz, yani Hak Beden, Sekîne ve Ruh'un tam birlik hâli daha uzun bir tekâmül sürecinden sonra bilinçte tamamen açığa çıkar.

Metindeki en gizemli ifadelerden biri:

"Dört ve Bir Tsan ortaya çıktı; İki ve Bir Buçuk gizlendi."

Teozofik literatürde "Tsan" kesin biçimde açıklanmış teknik bir kavram değildir ve Dzyan Stanzaları'nın sembolik dilinin bir parçası olarak değerlendirilir. Bu nedenle burada kesin tarihsel bir anlam yüklemek yerine, metnin bütünlüğü içinde sembolik bir okuma yapmak daha uygundur.

Bu çalışmada Tsan, görünen yapı ile görünmeyen yapı arasındaki geçiş ilkesi olarak yorumlanmaktadır. Dört beden artık belirginleşmiştir; fakat bunların arkasındaki ilahî merkez henüz bütünüyle açığa çıkmamıştır. "Bir Tsan", görünür sistem ile görünmeyen ilahî çekirdek arasında bulunan eşik bilinci temsil eder. Böylece dört beden artık çalışmaktadır; fakat onları yöneten yüksek bilinç henüz tam fark edilmemiştir.

Metinde geçen "Bir Buçuk" sembolü de dikkat çekicidir. Ezoterik sayı öğretisinde yarım sayı eksikliği değil, tamamlanmamış açılımı ifade eder. İnsan bazı hakikatleri sezebilir; fakat onları henüz tam anlamıyla yaşayamaz. Bilgi vardır, fakat idrak tamamlanmamıştır. Bu nedenle bir buçuk, tekâmül hâlindeki bilincin sembolü olarak okunabilir.

Metin daha sonra:

"Altı tezahür edecek; Biri kenara bırakıldı."

demektedir.

Buradaki "kenara bırakılan bir", yok edilen ya da değersiz görülen ilke değildir.

Tam tersine...

Merkezdir.

Görünmeyen özdür.

Hatırlanmayı bekleyen hakikattir.

Bu kitap boyunca sık sık vurgulanan "unutma" öğretisi burada yeniden karşımıza çıkmaktadır. İnsan altı katmanı deneyimler; fakat yedinciyi unutmuş gibi yaşar. Oysa unutulan şey kaybolmamıştır. Merkez, bütün deneyim boyunca sessizce varlığını sürdürmektedir. Hakikate dönüş, yeni bir şey kazanmak değil; kenara bırakılmış görünen merkezin yeniden fark edilmesidir.

Metnin son cümlesi ise bütün yaratılışın dinamiğini özetlemektedir:

"Son olarak, dönen Yedi Küçük Tekerlek: biri diğerini doğuruyor."

Burada geçen Yedi Küçük Tekerlek, yalnızca gezegenleri veya kozmik küreleri temsil etmez.

Onlar...

Bilincin sürekli doğan çevrimleridir.

Her çevrim...

Yeni bir çevrimi doğurur.

Her yaşam...

Yeni bir yaşamın hazırlığı olur.

Hiçbir deneyim bağımsız değildir.

Bu kitapta Yedi Küçük Tekerlek, hem evrensel yaratılış çevrimlerini hem de insanın içsel tekâmül halkalarını temsil etmektedir. Bir düşünce bir duyguyu doğurur; duygu yeni bir davranışı meydana getirir; davranış karakteri oluşturur; karakter kaderi şekillendirir. Aynı yasa kozmik ölçekte de işler. Bir galaksi başka yıldız sistemlerini, bir bilinç yeni bilinç alanlarını meydana getirir. Hayat hiçbir zaman kesintili değildir; sürekli doğuran yaşayan bir çarktan ibarettir.

Tekerlek sembolü bu nedenle yalnızca zamanın döngüsü değildir. O, bilincin sürekli genişleyen spiral hareketidir. Daha önce açıklanan spiral geometri burada yeniden karşımıza çıkar. Tekerlek döner; fakat aynı yerde kalmaz. Her dönüş daha yüksek bir farkındalık oluşturur. Böylece evrim dairesel görünse de gerçekte spiral biçiminde yükselmektedir.

İnsan da kendi küçük tekerleğini döndürmektedir. Her yaşam, her sınav, her acı ve her sevinç yeni bir bilinç halkası oluşturur. Ruh hiçbir deneyimi boşa yaşamaz. Çünkü her çevrim, bir sonraki çevrimin tohumu olur. Böylece "biri diğerini doğuruyor" sözü yalnızca evrenin değil, insan ruhunun da değişmez yasası hâline gelir.

Altıncı Kıta'nın üçüncü satırı, hakikatin neden katman katman açıldığını açıklamaktadır. Gizlenme ceza değildir; tekâmülün koruyucu perdesidir. Görünmeyen merkez, bütün görünür çevrimlerin kaynağıdır. Yedi küçük tekerlek ise hem evrenin hem insanın sonsuz gelişimini temsil eder. İnsan kendi içindeki bu tekerleklerin dönüşünü fark ettiği anda, hayatın rastlantılardan değil, bilinçli bir ilahî ritimden oluştuğunu anlamaya başlar. O zaman sayıların dili susar; onların anlattığı hakikat konuşmaya başlar.

VI. KITA – DÖRDÜNCÜ SATIR

Ateş Tozu, Kozmik Yıldız Doğumu ve Fohat'ın Yaşam Üflemesi

"Onları daha eski Tekerleklerin benzerliğinde inşa ederek Yok Olmaz Merkezlere yerleştirir. Fohat onları nasıl inşa eder? Ateş Tozu'nu toplar. Ateş Topları yapar; içlerinden ve etraflarından dolaşır, içlerine hayat aşılar, sonra onları harekete geçirir; bazılarını bir yöne, bazılarını diğer yöne. Soğuklar onları sıcak yapar. Kurular onları nemli yapar. Parlarlar; onları yelpazeler ve soğutur. Fohat, Yedi Sonsuzluk boyunca bir Alacakaranlıktan diğerine böyle hareket eder."

Altıncı Kıta'nın dördüncü satırı, yaratılışın en dinamik aşamalarından birini anlatmaktadır. Önceki satırlarda kozmik merkezler kurulmuş, yedi frekans alanı belirlenmiş ve yaratılışın bilinç katmanları sırayla görünmeye başlamıştı. Bu satırda ise artık evrenin canlı bir organizma gibi işlemeye başladığı görülmektedir. Burada anlatılan süreç, yalnızca yıldızların veya gezegenlerin oluşumu değildir; bilincin maddeye, enerjinin hayata ve potansiyelin yaşanan gerçekliğe dönüşmesidir.

Metin, "Onları daha eski Tekerleklerin benzerliğinde inşa ederek..." ifadesiyle başlamaktadır.

Bu cümle, ezoterik kozmolojinin en temel ilkelerinden birini ortaya koymaktadır:

Yeni hiçbir şey tamamen yeni değildir.

Her yaratılış...

Daha önceki yaratılışın bilgisi üzerine kuruludur.

Her evren...

Kendisinden önce gelen evrenlerin hafızasını taşır.

Bu anlayış, evrende hiçbir oluşumun rastgele gerçekleşmediğini ifade eder. Her yeni çevrim, önceki çevrimlerin deneyimini içinde taşır. Böylece yaratılış doğrusal değil, hafızasını koruyan spiral bir gelişim gösterir.

Bu kitapta "eski tekerlekler", önceki kozmik çevrimler kadar insanın kendi ruhsal geçmişini de temsil eder. İnsan her doğumunda sıfırdan başlamaz. Ruh, önceki tekâmülünün özünü yeni hayatına taşır. Bu nedenle tekâmül, kopuk yaşamların toplamı değil; süreklilik gösteren bir bilinç akışıdır.

Metin daha sonra bu yeni sistemlerin "Yok Olmaz Merkezlere" yerleştirildiğini söylemektedir.

Yok Olmaz Merkez...

Mutlak özdür.

Hakikatin değişmeyen eksenidir.

Evrenler doğabilir.

Galaksiler sönebilir.

Medeniyetler yok olabilir.

Fakat merkezi oluşturan ilahî bilinç değişmez.

Bu kitapta Yok Olmaz Merkez, daha önce açıklanan Muhammed–Ali öz frekansının metafizik merkezi olarak yorumlanmaktadır. Bu merkez herhangi bir tarihsel kişilik değil; hakikat ile hikmetin ayrılmaz birliğini temsil eden sembolik bilinç eksenidir. Evren bu eksene bağlı olduğu sürece düzen vardır. İnsan da kendi öz merkezini kaybetmediği sürece tekâmülünü sürdürebilir.

Metin ardından önemli bir soru sorar:

"Fohat onları nasıl inşa eder?"

Ve hemen cevabını verir:

"Ateş Tozu'nu toplar."

Bu ifade son derece derin bir semboldür.

Toz...

Parçalanmış ışığı temsil eder.

Ateş ise...

İlâhî bilinci.

Dolayısıyla Ateş Tozu...

Bilincin en küçük yaratıcı parçacıklarıdır.

Teozofik gelenekte bu ifade kozmik maddenin ilk hâli olarak okunabilir. Bu çalışmada ise Ateş Tozu, yaratılışın ilk bilinç kuantaları şeklinde yorumlanmaktadır. Henüz yıldız yoktur.

Henüz atom yoktur.

Henüz madde bile yoktur.

Yalnızca ilahî bilincin sonsuz sayıda titreşim noktaları vardır.

İnsanın içinde de aynı Ateş Tozu bulunmaktadır. Her ilham, her vicdan sesi, her hakikat sezgisi bu ilahî kıvılcımların bireysel bilinçte yeniden parlamasıdır.

Metin devam eder:

"Ateş Topları yapar."

Burada anlatılan Ateş Topları, yalnızca yıldızlar değildir.

Onlar...

Yaşam merkezleridir.

Bilinç çekirdekleridir.

Her yıldız...

Bir bilinç odağıdır.

Her ruh...

Bir iç güneştir.

Bu kitapta Ateş Topları hem kozmik güneş sistemlerini hem de insanın içindeki ruh merkezlerini temsil etmektedir. Nasıl galaksiler yıldızların çevresinde şekilleniyorsa, insanın bütün bedenleri de ruh merkezinin çevresinde organize olur.

Metnin devamında Fohat'ın:

"İçlerinden ve etraflarından dolaştığı, içlerine hayat aşıladığı..."

ifade edilmektedir.

Bu cümle yaratılışın en önemli sırrını anlatmaktadır.

Hayat...

Maddeye dışarıdan eklenmez.

Hayat...

İçeriden uyandırılır.

Fohat yaşamı üretmez.

Yaşamı...

Uyandırır.

Bu yorum sisteminde Fohat'ın görevi, potansiyeli harekete geçirmektir. Her varlıkta hayat tohumu zaten bulunmaktadır. İlâhî irade yalnızca o tohumu etkin hâle getirir.

Tasavvufta Allah'ın Âdem'e ruhundan üflemesi anlatısı, çeşitli mistik geleneklerde geçen "yaşam nefesi" sembolü ve Dzyan'ın Fohat öğretisi arasında benzer metafizik temalar görülebilir. Bunlar farklı geleneklerin anlatılarıdır; bu çalışmada ortak sembolik yapı açısından birlikte değerlendirilmektedir.

Metin daha sonra şöyle devam eder:

"Bazılarını bir yöne, bazılarını diğer yöne."

Bu ifade kader değil...

Görev dağılımıdır.

Her ruhun...

Her yıldızın...

Her dünyanın...

Kendine özgü frekansı vardır.

Evren tek tip değildir.

Çeşitlilik...

Kozmik düzenin zorunlu sonucudur.

Bu kitapta bu farklı yönler, ruhların farklı tekâmül yollarını ifade etmektedir. Hiçbir ruh diğerinin aynısı değildir. Fakat hepsi aynı merkeze bağlıdır. Tıpkı çember üzerindeki bütün noktaların aynı merkeze bağlı olması gibi.

Metnin devamındaki ifadeler:

"Soğuklar onları sıcak yapar. Kurular onları nemli yapar. Parlarlar; onları yelpazeler ve soğutur."

ilk bakışta fiziksel süreçler gibi görünmektedir.

Fakat ezoterik anlamda bunlar...

Kutupların dengesidir.

Soğuk...

Dinginliği.

Sıcak...

Hareketi.

Kuruluk...

Biçimi.

Nem...

Canlılığı temsil eder.

Hiçbir ilke tek başına yeterli değildir.

Hayat...

Zıtlıkların dengesiyle oluşur.

Tasavvufta cemâl ve celâl isimleri nasıl birlikte işliyorsa, Çin düşüncesinde Yin ile Yang nasıl birbirini tamamlıyorsa, burada da sıcak ile soğuk, kuru ile nemli aynı kozmik dengeyi temsil etmektedir. Bu benzerlikler tarihsel özdeşlik değil, karşılaştırmalı sembolik paralellikler olarak değerlendirilmelidir.

İnsanın iç dünyasında da aynı yasa geçerlidir. Sürekli hareket yıpratır.

Sürekli durgunluk köreltir.

Sürekli düşünmek tüketir.

Sürekli hissetmek yönsüz bırakır.

Tekâmül...

Karşıt güçlerin uyumudur.

Metin son olarak şöyle der:

"Fohat, Yedi Sonsuzluk boyunca bir Alacakaranlıktan diğerine böyle hareket eder."

Buradaki Yedi Sonsuzluk, zaman bakımından sonsuz yedi dönem değil; yaratılışın sonsuz devam eden yedi temel frekans alanıdır.

Fohat...

Bir çağdan diğerine...

Bir evrenden diğerine...

Bir bilinçten diğerine...

Sürekli hareket etmektedir.

Alacakaranlık ise son derece önemli bir semboldür.

Çünkü hakikat...

Ne tam karanlıkta doğar.

Ne de bir anda tam ışık olur.

Her büyük dönüşüm...

Bir alacakaranlıkta gerçekleşir.

İnsanın hayatındaki en önemli ruhsal değişimler de böyledir. Eski benlik tamamen bitmeden yeni bilinç doğmaz. İki durum arasında yaşanan geçiş, ruhsal alacakaranlıktır. İşte Fohat tam bu geçiş alanlarında faaliyet göstermektedir. Çünkü yaratılışın gerçek mucizesi, var olanı korumak değil; sürekli yenilemektir.

Altıncı Kıta'nın dördüncü satırı böylece evrenin yaşayan bir organizma olduğunu öğretmektedir. Ateş Tozu, ilahî bilincin ilk kıvılcımlarıdır. Ateş Topları, hayat taşıyan bilinç merkezleridir. Fohat ise bu merkezlere yaşam üfleyen kozmik iradedir. Zıtlıklar çatışmak için değil, denge oluşturmak için yaratılmıştır. Bütün yaratılış, eski çevrimlerin bilgisi üzerine kurulmuş yeni bir tekâmül hareketidir. İnsan kendi içindeki Ateş Tozu'nu fark ettiğinde, aslında yıldızların doğduğu aynı ilahî ateşin kendi özünde de yanmaya devam ettiğini idrak etmeye başlar.

VI. KITA – BEŞİNCİ SATIR

Suretlerin Yaratılışı, Ruhun İmtihanı ve İlk Savaşın Ezoterik Yorumu

"Dördüncüde, Oğullara Suretlerini yaratmaları söylenir. Üçte biri reddeder. İkisi itaat eder. Lanet ilan edilir. Dördüncüde doğacaklar, acı çekecekler ve acı çektirecekler. Bu, Birinci Savaş'tır."

Altıncı Kıta'nın beşinci satırı, Dzyan Stanzaları'nın en sembolik ve en çok tartışılan bölümlerinden biridir. İlk bakışta ilahî varlıkların emre itaatsizliği ve bunun sonucunda verilen bir ceza anlatılıyor gibi görünmektedir. Ancak ezoterik açıdan metin, tarihsel bir olaydan veya göksel bir isyandan söz etmez. Burada anlatılan, bilincin maddeye inişi sırasında yaşanan büyük kırılmadır. Bu kırılma, ruhun ilk defa ayrılık deneyimini yaşaması ve bunun sonucunda özgür iradenin ortaya çıkmasıdır.

Metin, "Dördüncüde..." diyerek başlamaktadır.

Bu kitap boyunca dört sayısı, tezahür alanını, yani Zihin Beden, Duygu Beden, Yaşam Beden ve Fizik Beden'den oluşan Alt Dörtlüyü temsil etmektedir.

İlk üç katman ilahî birlik alanıdır.

Dördüncü ise...

İlk kez ayrılığın başladığı alandır.

Başka bir ifadeyle ruh, ilahî bütünlük içinde bulunduğu sürece çatışma yaşamaz. Çatışma, bireysel benliğin ortaya çıkmasıyla başlar. Bu nedenle "dördüncü", yalnızca kozmik bir dönem değil, insan bilincinin bireyselleştiği eşiği ifade etmektedir.

Metin devamında:

"Oğullara Suretlerini yaratmaları söylenir."

demektedir.

Buradaki Suret, yalnızca fiziksel beden değildir.

Suret...

Ruhun kendisini ifade edeceği kişilik yapısıdır.

İnsanın zihni,

duyguları,

karakteri,

bedeni,

hatta yaşam boyunca geliştireceği benliği...

hep bu suretin parçalarıdır.

Bu kitapta suret, ruhun dünya deneyimi boyunca kullandığı geçici kimlik olarak yorumlanmaktadır. Ruh değişmez; suret ise sürekli değişir. İnsan çoğu zaman sureti kendisi zanneder. Oysa suret yalnızca ruhun dünyadaki giysisidir.

Tasavvufta "libâs", Kabala'da ruhun katmanları, Vedanta'da "koşa" öğretisi ve çeşitli ezoterik geleneklerde geçen ruhun örtüleri bu düşünceyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilebilir. Bunlar aynı öğreti değildir; ancak ruh ile onun tezahür biçimleri arasındaki ilişkiyi açıklayan benzer semboller taşırlar.

Metnin en dikkat çekici kısmı ise şudur:

"Üçte biri reddeder. İkisi itaat eder."

Bu ifade yüzyıllardır çeşitli biçimlerde yorumlanmıştır.

Bu çalışmada ise bu anlatımın tarihsel bir isyanı değil, bilincin üç farklı yönelimini sembolik olarak ifade ettiği kabul edilmektedir.

Üçte bir...

Birliğe bağlı kalmayı seçen bilinçtir.

İki...

Tezahürü kabul eden bilinçtir.

Başka bir ifadeyle...

Bilincin bir yönü mutlak hakikatte kalır.

Diğer yönü ise deneyim için maddeye yönelir.

Dolayısıyla burada anlatılan "reddediş", kötülük değil; yaratılış planındaki farklı görevlerin sembolik anlatımıdır. Çünkü bütün ilahî bilinç aynı anda hem mutlakta kalamaz hem de deneyim yaşayamaz. Bir yönü kaynakta kalırken, diğer yönü yaratılışın içine girer.

Metindeki "Lanet ilan edilir." cümlesi de ezoterik açıdan cezalandırma anlamında okunmamalıdır.

Ezoterik öğretide lanet...

İlahî öfke değildir.

Lanet...

Yasanın sonucudur.

Nasıl ateşe dokunan el yanıyorsa...

Maddeye inen ruh da ayrılığı deneyimler.

Bu kaçınılmazdır.

Bu nedenle lanet, dışarıdan verilen keyfî bir ceza değil; bilinç yoğunlaştıkça ortaya çıkan doğal sonuçtur. Ruh maddeye indiğinde unutur. Unutunca ego oluşur. Ego oluşunca çatışma başlar. Çatışma acıyı doğurur. Acı ise yeniden hakikati arama sürecini başlatır.

Metnin devamındaki ifade bunu açıklar:

"Dördüncüde doğacaklar, acı çekecekler ve acı çektirecekler."

Buradaki acı...

İlâhî planın başarısızlığı değildir.

Tekâmülün öğretmenidir.

Bu kitapta acı, ruhun özünden uzaklaşmasının doğal sonucu olarak yorumlanmaktadır. İnsan öz frekansından uzaklaştıkça parçalanmışlık hisseder. Parçalanmış bilinç korku üretir.

Korku...

Şiddeti doğurur.

Şiddet...

Yeni acılar üretir.

Böylece insan hem acı çeker hem de farkında olmadan başkalarına acı verir.

Ezoterik öğretide cehaletin en büyük sonucu budur.

İnsan kötülük yaptığı için karanlığa düşmez.

Hakikati unuttuğu için...

Kötülük üretmeye başlar.

Bu yorum, tasavvuftaki "gaflet" kavramı ile sembolik olarak ilişkilendirilebilir. Gaflet, hakikatin unutulmasıdır. Unutulan hakikat, benliğin mutlaklaşmasına yol açar. Bu süreç de acıyı üretir.

Metnin son cümlesi şöyledir:

"Bu, Birinci Savaş'tır."

Bu savaş...

İnsanlık tarihindeki ilk savaş değildir.

Meleklerle şeytanların savaşı da değildir.

Bu savaş...

Bilincin kendi içinde başlayan ilk ayrılıktır.

Hakikat ile ego...

Ruh ile nefs...

Birlik ile ayrılık...

İlk kez burada karşı karşıya gelir.

Bu kitapta Birinci Savaş, insanın içindeki üst üçüz ile alt dörtlü arasındaki dengeyi kaybetmesi olarak yorumlanmaktadır. Hak Beden geri çekilir.

Sekîne'nin sesi zayıflar.

Ruh perde arkasında kalır.

Alt bedenler ise kendi başlarına hareket etmeye başlar.

İşte savaş burada başlar.

Bu savaş dışarıdaki savaşların kaynağıdır.

İnsan kendi içinde barışı kuramadığı sürece toplumda da barış kuramaz. İç çatışma dış çatışmayı doğurur. Bu nedenle bütün büyük savaşlar, önce insanın kendi bilincinde başlamaktadır.

Ancak bu savaşın amacı yok etmek değildir.

Savaş...

Hakikatin yeniden aranmasına vesile olur.

Acı...

İnsanı yeniden özüne döndürür.

Düşüş...

Yükselişin başlangıcı olur.

Ezoterik öğretide yaratılışın paradoksu budur.

İnsan en çok karanlıkta ışığı arar.

En çok ayrılıkta birliği özler.

En çok acı çektiğinde merhameti öğrenir.

Dolayısıyla Birinci Savaş, evrenin trajedisi değil; tekâmülün başlangıcıdır.

Altıncı Kıta'nın beşinci satırı, insanlık tarihinden önce başlayan ve hâlâ her insanın içinde devam eden bu büyük savaşı anlatmaktadır. Suret, ruhun geçici giysisidir. Lanet, ilahî gazap değil; kozmik yasanın sonucudur. Acı, ceza değil; uyanışın öğretmenidir. Birinci Savaş ise göklerde değil, insanın kendi bilincinde yaşanmaktadır. Hakikat yolculuğu, bu iç savaş sona erdiğinde başlar. Çünkü gerçek zafer, başkalarını yenmek değil; insanın kendi unutuşunu aşarak öz frekansına yeniden dönebilmesidir.

VI. KITA – ALTINCI SATIR

Eski Tekerlekler, Ana'nın Yumurtaları ve Yaratıcı–Yıkıcı Döngüsünün Ezoterik Yorumu

"Eski Tekerlekler aşağı ve yukarı doğru döndü... Ana'nın Yumurtaları bütünü doldurdu. Yaratıcılar ve Yıkıcılar arasında savaşlar yapıldı ve Uzay için savaşlar yapıldı; Tohum sürekli olarak belirip yeniden belirdi."

Altıncı Kıta'nın altıncı satırı, ezoterik kozmolojinin en temel yasalarından biri olan kozmik döngü ilkesini açıklamaktadır. Önceki satırda ruhun maddeye inişi, suretin oluşması ve Birinci Savaş'ın insan bilincinde başlaması anlatılmıştı. Bu satır ise bireysel tekâmülün daha büyük bir kozmik düzenin parçası olduğunu göstermektedir. Burada artık yalnızca insan değil, bütün evren nefes alıp veren canlı bir organizma olarak tasvir edilmektedir. Doğum ile ölüm, yaratılış ile çözülme, yükseliş ile iniş aynı ilahî ritmin farklı yüzleri hâline gelmektedir.

Metin, "Eski Tekerlekler aşağı ve yukarı doğru döndü." diyerek başlamaktadır.

Daha önce açıklanan tekerlek sembolü burada daha geniş bir anlam kazanmaktadır.

Tekerlek...

Yalnızca zaman değildir.

Yalnızca kader de değildir.

O...

Tekâmülün hareketidir.

"Aşağı" ve "yukarı" ifadeleri fiziksel yönleri anlatmaz. Bunlar bilinç hâllerini ifade eder. Ruh bazen maddeye doğru yoğunlaşır; bazen yeniden özüne yükselir. Evren de aynı ritimle genişler ve yeniden kendi merkezine döner. Bu nedenle iniş kötü, yükseliş ise tek başına üstün değildir. İkisi birlikte yaratılışın tamamlayıcı hareketidir.

Bu kitapta Eski Tekerlekler, yalnızca önceki kozmik çevrimleri değil, ruhun geçmiş tekâmül deneyimlerini de temsil etmektedir. İnsan bugün yaşadığı hiçbir deneyime sıfırdan başlamaz. Bilinç, önceki çevrimlerin özünü taşır. Her yeni yaşam, önceki tecrübelerin üzerine inşa edilen yeni bir halkadır. Böylece tekerlek döner; fakat hiçbir zaman aynı noktada kalmaz. Her dönüş yeni bir bilinç derinliği oluşturur.

Metin daha sonra şöyle devam etmektedir:

"Ana'nın Yumurtaları bütünü doldurdu."

Bu ifade yaratılışın çoğalma ilkesini anlatmaktadır.

Daha önce Kozmik Yumurta'nın, Mutlak Hakikat'in ilk yaratıcı rahmi olduğu açıklanmıştı. Burada ise artık tek bir yumurtadan değil, Ana'nın Yumurtalarından söz edilmektedir.

Çünkü yaratılış...

Tek merkezden doğar.

Fakat sonsuz sayıda hayat alanına bölünerek çoğalır.

Bu kitapta Ana'nın Yumurtaları, Sekîne'nin rahmet alanından doğan bütün bilinç çekirdeklerini ifade etmektedir. Her yıldız sistemi, her ruh, her galaksi ve her bilinç çevrimi kendi yumurtasını taşır. Yumurtanın anlamı burada potansiyeldir. Henüz görünmeyen fakat zamanı geldiğinde açılacak yaratılış çekirdeğidir.

İnsanın içinde de aynı yumurta bulunmaktadır. Ruhun bütün potansiyeli başlangıçta insanın özüne yerleştirilmiştir. Tekâmül, dışarıdan yeni bir öz kazanmak değil; içeride bulunan yumurtanın çatlayarak hakikatin doğmasına izin vermektir.

Metnin devamındaki ifade son derece dikkat çekicidir:

"Yaratıcılar ve Yıkıcılar arasında savaşlar yapıldı."

Bu ifade çoğu zaman iki karşıt gücün mücadelesi olarak anlaşılmıştır.

Oysa ezoterik öğretide...

Yaratıcı ile yıkıcı...

Düşman değildir.

Aynı ilahî yasanın iki yönüdür.

Yaratılışın devam edebilmesi için eski biçimlerin çözülmesi gerekir. Tohum kabuğunu kırmadan filizlenemez. Hücreler ölmeden beden yenilenemez. Eski düşünceler çözülmeden yeni bilinç doğamaz. Bu nedenle yıkım, yaratılışın karşıtı değil; onun ayrılmaz parçasıdır.

Tasavvufta Celâl ile Cemâl isimleri birlikte işler. Hint düşüncesinde Şiva hem yok edici hem de dönüştürücü ilke olarak görülür. Doğada da yıldızlar ölmeden ağır elementler oluşmaz. Bu örnekler aynı öğretinin tarihsel eşdeğerleri değildir; ancak yaratılış ve çözülmenin birbirini tamamlayan süreçler olduğu fikri bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirilebilir.

Bu kitapta Yaratıcı ile Yıkıcı arasındaki savaş, eski bilincin çözülmesi ile yeni bilincin doğması arasındaki gerilim olarak yorumlanmaktadır.

İnsan hakikate yaklaşırken önce eski benliği çözülür.

Alışkanlıkları kırılır.

Kimliği sarsılır.

İşte bu süreç...

İçsel yıkımdır.

Fakat bu yıkım olmadan yeni bilinç doğamaz.

Metin daha sonra:

"Uzay için savaşlar yapıldı."

demektedir.

Buradaki uzay...

Boşluk değildir.

Bilinç alanıdır.

Hakikatin tezahür edeceği sahadır.

Bu nedenle savaş, mekân paylaşımı değil; frekansların uyum sürecidir. Evren sürekli genişleyen bir bilinç organizmasıdır. Her yeni yaratılış katmanı, kendisine uygun bilinç alanını oluşturur. Böylece uzay da durağan bir boşluk değil; yaşayan metafizik bir organizma hâline gelir.

İnsanın iç dünyasında da aynı durum yaşanır. Hakikat bilinci genişledikçe eski düşünceler için yer daralır. Yeni idrak doğdukça eski kimlik çözülmeye başlar. Böylece insanın iç uzayı yeniden düzenlenir. Gerçek savaş dışarıdaki alan için değil, insanın içindeki bilinç alanı için yaşanmaktadır.

Metnin son cümlesi ise bütün kıtanın özeti gibidir:

"Tohum sürekli olarak belirip yeniden belirdi."

Ezoterik öğretide tohum...

Hiçbir zaman ölmez.

Yalnızca...

Biçim değiştirir.

Tohum bazen görünür.

Bazen gizlenir.

Fakat özü daima yaşamaya devam eder.

Bu kitapta Tohum, Ruh Beden'in ilahî çekirdeği olarak yorumlanmaktadır. Ruh hiçbir zaman yok olmaz. Dünya hayatı boyunca çeşitli suretler alır. Medeniyetler değişir. Kültürler değişir. İnanç biçimleri değişir. Bedenler değişir.

Fakat öz tohum...

Aynı kalır.

Bu düşünce, kitabın önceki bölümlerinde açıklanan "kenara bırakılan bir" öğretisiyle de uyumludur. Görünmeyen merkez hiçbir zaman kaybolmaz. Hakikat bazen perde arkasına çekilir; fakat yeniden ortaya çıkacak zamanı bekler.

İnsanın ruhsal yolculuğu da aynı yasaya tabidir. İnsan hakikati kaybetmez.

Yalnızca...

Bir süre unutmuş gibi yaşar.

Sonra yeniden hatırlar.

Bu nedenle bütün tekâmül süreci, sürekli ölüp yeniden doğan tohumun hikâyesidir.

Altıncı Kıta'nın altıncı satırı, evrende mutlak anlamda yok oluş bulunmadığını öğretmektedir. Eski tekerlekler dönmeye devam eder. Ana'nın yumurtaları sürekli yeni hayatlar üretir. Yaratıcı ile yıkıcı güçler birbirine karşı değil, birlikte çalışır. Tohum ise bütün bu çevrimlerin içinde hiç kaybolmadan yeniden ve yeniden görünür hâle gelir. İnsan bu sırrı kavradığında ölümün son olmadığını, yıkımın felaket olmadığını ve değişimin ilahî düzenin en temel yasası olduğunu idrak etmeye başlar. Çünkü yaratılışın özü, sonsuz biçim değiştirirken özünü hiçbir zaman kaybetmeyen o ilahî tohumdur.

VI. KITA – YEDİNCİ SATIR

Dördüncü Yol, Dördüncü Meyve ve Küçük Tekerleğin Sırrı

"Ey Lanoo, Küçük Tekerleğinin doğru yaşını öğrenmek istiyorsan, hesaplarını yap. Dördüncü Dilek bizim Annemizdir. Nirvana'ya giden Dördüncü Bilgi Yolunun Dördüncü Meyvesi'ne ulaş ve anlayacaksın; çünkü göreceksin..."

Altıncı Kıta'nın yedinci ve son satırı, önceki bütün kıtaların özeti niteliğindedir. Buraya kadar anlatılan kozmoloji, kutsal geometri, Fohat'ın yaratıcı faaliyeti, yedi bilinç katmanı ve ruhun maddeye inişi, bu satırda insanın kendi içsel yolculuğuna bağlanmaktadır. Artık konu evrenin nasıl yaratıldığı değil, insanın bu yaratılış içindeki yerini nasıl idrak edeceğidir. Dzyan Kitabı burada kozmolojiden antropolojiye, evrenden insana yönelmektedir.

Metin doğrudan öğrencisine seslenmektedir:

"Ey Lanoo..."

Lanoo, yalnızca bir öğrenci değildir.

Ezoterik öğretide Lanoo...

Hakikati arayan her bilinçtir.

Bu kitapta Lanoo, kendi özünü hatırlamaya başlayan insanı temsil etmektedir. Çünkü gerçek ezoterik öğretide bilgi dışarıdan verilmez. Öğretmen yalnızca yolu gösterir; yürüyen ise öğrencinin kendisidir. Bu nedenle Lanoo, her okuyucunun kendi içindeki hakikat arayıcısıdır.

Metin daha sonra şöyle der:

"Küçük Tekerleğinin doğru yaşını öğrenmek istiyorsan..."

Burada geçen Küçük Tekerlek, fiziksel yaş değildir.

Takvim değildir.

Doğum tarihi değildir.

Küçük Tekerlek...

İnsanın ruhsal çevrimidir.

Bu kitapta Küçük Tekerlek, bireysel tekâmül döngüsü olarak yorumlanmaktadır. Evren nasıl büyük kozmik tekerlekler üzerinde dönüyorsa, insanın da kendine ait küçük bir yaratılış çemberi vardır. Her insan kendi zamanını yaşar. Aynı yaşta iki insan ruhsal olarak birbirinden tamamen farklı olgunluk seviyelerinde bulunabilir. Çünkü ruhun yaşı, bedenin yaşıyla ölçülmez.

Metindeki "hesaplarını yap" ifadesi de matematiksel işlem anlamında değildir.

Ezoterik gelenekte hesap...

Muhasebedir.

Kendini tartmaktır.

Kendi hakikatini ölçmektir.

Tasavvufta geçen "hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz" ilkesiyle sembolik olarak benzerlik kurulabilecek bu anlayışta insan, dış dünyayı değil, önce kendi iç dünyasını okumaya davet edilir. Çünkü gerçek hesap, insanın kendi vicdanında başlar.

Bu kitapta hesap yapmak; insanın hangi bilinç katmanında yaşadığını, hangi bedeninin aktif olduğunu ve öz frekansından ne kadar uzaklaştığını fark etmesi anlamına gelmektedir.

Metin daha sonra son derece dikkat çekici bir ifade kullanmaktadır:

"Dördüncü Dilek bizim Annemizdir."

Burada geçen Dördüncü Dilek, sıradan bir arzu değildir.

Dilek...

Yöneliştir.

İradedir.

İç çağrıdır.

Dördüncü ise daha önce açıklandığı gibi tezahür alanını, yani insanın dünya deneyimini temsil etmektedir.

Bu kitapta Dördüncü Dilek, ruhun yeniden kaynağına dönme arzusu olarak yorumlanmaktadır. İnsan dünyaya geldikten sonra sayısız istek geliştirir.

Mal ister.

Güç ister.

Bilgi ister.

Başarı ister.

Fakat bütün bu isteklerin altında tek bir gerçek özlem bulunmaktadır.

Kaynağa dönüş.

İşte Dördüncü Dilek budur.

Metin bu dileğin "bizim Annemiz" olduğunu söylemektedir.

Anne burada yine Sekîne'nin sembolüdür.

Çünkü insanı yeniden doğuran...

Bilgi değildir.

Merhamettir.

Hakikati insanın içine yeniden doğuran güç, ilahî rahmettir. Bu nedenle Sekîne yalnızca yaratılışın başlangıcındaki kozmik rahim değildir; aynı zamanda ikinci doğuşun da rahmidir.

Metnin devamında:

"Nirvana'ya giden Dördüncü Bilgi Yolunun Dördüncü Meyvesi'ne ulaş..."

denilmektedir.

Buradaki Nirvana...

Yok olmak değildir.

Hiçlik de değildir.

Bu kitapta Nirvana, öz frekans ile tam uyum hâline gelmiş bilinç olarak yorumlanmaktadır. İnsan artık kendisini yalnızca beden olarak değil, ilahî hakikatin yaşayan aynası olarak idrak etmeye başlar.

Dördüncü Bilgi Yolu ise doğrudan insanın dünya hayatı içindeki tekâmülünü ifade etmektedir.

İlk bilgi...

Varlığı tanımaktır.

İkinci bilgi...

Kendini tanımaktır.

Üçüncü bilgi...

Hakikati tanımaktır.

Dördüncü bilgi ise...

Hakikat olmaya başlamaktır.

Bu nedenle dördüncü yol yalnızca teorik bilgi değildir. Bilginin yaşanmış hikmete dönüşmesidir.

Metinde geçen Dördüncü Meyve de son derece önemlidir.

Ağaç...

Bilgidir.

Meyve...

Bilginin yaşanmış sonucudur.

Ezoterik öğretide bilgi tek başına kurtarıcı değildir. İnsan binlerce kitap okuyabilir; fakat hayatı değişmiyorsa henüz meyve vermemiştir. Meyve, bilginin karaktere dönüşmesidir.

Bu kitapta Dördüncü Meyve;

zihnin arınması,

duyguların dengelenmesi,

yaşam enerjisinin ilahî merkeze yönelmesi

ve fizik hayatın hakikatle uyum içinde yaşanmasıyla ortaya çıkan olgunluğu temsil etmektedir.

Alt bedenlerin tamamı öz frekansa bağlandığında ilk gerçek meyve oluşur.

Metnin son cümlesi ise şöyledir:

"Ve anlayacaksın; çünkü göreceksin..."

Ezoterik öğretide görmek...

Gözle bakmak değildir.

İdrak etmektir.

Hakikati yaşamaktır.

İnsan önce inanır.

Sonra öğrenir.

Sonra düşünür.

Fakat en sonunda...

Görür.

Görmek, bilginin doğrudan bilinç hâline gelmesidir. Artık semboller çözülür. Sayılar konuşmayı bırakır. Geometri dışarıdaki şekiller olmaktan çıkar ve insanın kendi iç yapısına dönüşür.

Bu kitap boyunca açıklanan bütün kavramlar; Hak Beden, Sekîne, Ruh, Fohat, Laya Merkezleri, Kozmik Yumurta, Ateş Tozu, Çark, Tohum ve Yedi Frekans aslında insanın kendi varlığında bulunmaktadır.

İnsan bunları dışarıdaki evrende aradığı sürece yalnızca semboller görür.

Kendi içinde keşfettiği anda ise...

Hakikati görmeye başlar.

İşte Dzyan Kitabı'nın son cümlesi bunun için "anlayacaksın; çünkü göreceksin" demektedir.

Bilmek...

Henüz yolun başıdır.

Görmek ise...

Yolun kendisidir.

Altıncı Kıta'nın son satırı böylece bütün yaratılış öğretisini insanın kendi özüne bağlamaktadır. Küçük Tekerlek, insanın bireysel tekâmülüdür. Dördüncü Dilek, ruhun kaynağa dönüş özlemidir. Dördüncü Yol, bilginin yaşanmış hikmete dönüşmesidir. Dördüncü Meyve ise bu dönüşümün insan karakterinde görünür hâle gelmesidir. Hakikat sonunda dışarıdan öğrenilen bir bilgi olmaktan çıkar; insanın kendi varlığı hâline gelir. İşte o anda Lanoo artık yalnızca dinleyen öğrenci değildir. O da Ateşin Oğullarından biri olur; çünkü gördüğü hakikati yaşamaya başlamıştır.

EZOTERİK TERİMLER SÖZLÜĞÜ

Acı: Ezoterik öğretide ceza değil, bilinçte meydana gelen ayrılığın doğal sonucu ve ruhsal tekâmülün öğretmeni olarak kabul edilir.

Alacakaranlık: Eski bilinç ile yeni bilinç arasındaki geçiş dönemini ifade eder. Büyük ruhsal dönüşümlerin gerçekleştiği sembolik eşiktir.

Alt Dörtlü: İnsanın Zihin Beden, Duygu Beden, Yaşam Beden ve Fizik Beden'den oluşan tezahür etmiş dört temel varlık katmanıdır.

Alt Uçurum: Ruhun maddeye inmeden önce geçtiği, henüz biçim kazanmamış yoğunlaşma alanını ifade eder.

Ana'nın Yumurtaları: Kozmik yaratılışın çoğalma ilkesini temsil eden bilinç çekirdekleri ve metafizik potansiyellerdir.

Arûpa: Sanskritçe "biçimsiz" anlamına gelir. Henüz maddeleşmemiş bilinç alanını ifade eder.

Ateşin Oğulları: İlâhî bilgiyi ve kozmik hakikati taşıyan yüksek bilinç varlıklarını simgeleyen ezoterik kavramdır.

Ateş Tozu: İlâhî bilincin ilk yaratıcı kıvılcımları veya bilinç parçacıklarıdır.

Ateş Topları: Kozmik yaşam merkezlerini, yıldızları ve ruhsal bilinç çekirdeklerini temsil eden semboldür.

Bilinç: Bu çalışmada bütün yaratılışın temel ilkesi olarak kabul edilen, varlığın kendisini idrak eden yönüdür.

Bir: Mutlak birliktir. Sayıların kaynağı olan ilâhî öz ve yaratılışın başlangıç noktasıdır.

Birinci Savaş: Hakikat ile ego arasında başlayan ilk içsel çatışmayı ifade eden sembolik kavramdır.

Çember: Bütünlüğü, merkezi ve yaratılışın kusursuz düzenini temsil eden kutsal geometrik semboldür.

Dhyani-Chohan: Teozofik öğretide evrenin yaratıcı zekâlarını temsil eden yüksek ruhsal varlıklardır.

Dördüncü Bilgi Yolu: Bilginin yaşanmış hikmete dönüştüğü ruhsal gelişim aşamasıdır.

Dördüncü Meyve: Ruhsal olgunlaşmanın ve tekâmülün görünür sonucu olan içsel kemaldir.

Ebedî Temeller: Evren değişse de değişmeyen ilâhî yasalar ve kozmik ilkeler.

Element: Bu çalışmada yalnızca fiziksel unsurlar değil, yaratılışı meydana getiren temel bilinç ilkeleridir.

Ezoterizm: Hakikatin semboller, dereceler ve içsel tecrübe yoluyla aktarıldığını kabul eden öğreti geleneğidir.

Fizik Beden: İnsanın maddî varlığını oluşturan en yoğun beden katmanıdır.

Form: Bilincin görünür hâle gelmiş kalıbı veya tezahür etmiş yapısıdır.

Fohat: Teozofik kozmolojide ilâhî iradenin hareket eden yaratıcı enerjisini ifade eden temel ilkedir.

Frekans: Bilincin titreşim düzeyi ve ruhsal gelişim derecesini anlatan sembolik kavramdır.

Geometri: Yaratılışın matematiksel düzenini ifade eden evrensel sembol dili.

Hak Beden: Mutlak hakikati temsil eden en yüksek bilinç katmanıdır.

Hikmet: Bilginin yaşanarak olgunlaşmış ve içselleştirilmiş hâlidir.

İlâhî İnsan: Hak Beden, Sekîne Beden, Ruh Beden ve Alt Dörtlü'nün tam uyum içinde birleşmesiyle ortaya çıkan arketipsel insan modelidir.

İnsan-ı Kâmil: Tasavvufta ilâhî isimleri en mükemmel biçimde yansıtan olgun insan.

İç Yedi: İnsandaki yedi temel bilinç katmanını ifade eder.

İki Kez Yedi: İçteki yedi ile dıştaki yedinin birleşmesini, yani mikrokozmos ile makrokozmosun bütünlüğünü temsil eder.

Kabala: Yahudi mistik geleneğinin ezoterik öğretisidir.

Kenara Bırakılan Bir: Yaratılış boyunca gizli kalan, fakat hiçbir zaman kaybolmayan ilâhî merkezi ifade eder.

Kozmik İnsan: Evrenin bütünlüğünü temsil eden evrensel insan arketipi.

Kozmik Yumurta: Yaratılışın başlangıcındaki ilksel birlik ve potansiyel durumunu temsil eden semboldür.

Kıvılcım: Ruhun bireyselleşmeye başlayan ilk bilinç merkezidir.

Kutsal Dörtlü: Tezahür eden dört bedenin oluşturduğu yaratılış düzenidir.

Kutsal Hayvanlar: Boğa, Aslan, Kartal ve İnsan sembollerinden oluşan kadim güç temsil sistemidir.

Kwan-Shai-Yin: Merhamet ve bilgelik ilkesini temsil eden ezoterik semboldür.

Kwan-Yin-Tien: İlâhî rahmetin ve yaratıcı potansiyelin bulunduğu metafizik bilinç alanıdır.

Lanoo: Ezoterik öğretide hakikati arayan öğrenci veya inisiyeyi ifade eder.

Laya Merkezi: Evrenin görünmeyen enerji ve bilinç düğüm noktalarıdır.

Makrokozmos: Büyük evren; bütün kozmik varlık düzeni.

Merhamet Annesi: İlâhî rahmet, şefkat ve yaratıcı dişil ilkeyi temsil eden semboldür.

Merkez: Bütün yaratılışın dayandığı ilâhî birlik noktası.

Mikrokozmos: İnsanı küçük evren olarak ifade eden ezoterik kavram.

Nirvana: Bu çalışmada öz frekans ile tam uyum hâline gelmiş bilinç durumunu ifade eder.

Öz: Bütün varlığın kaynağı olan ilâhî gerçeklik.

Öz Frekans: İnsanın yaratılıştaki asli bilinç titreşimi.

Pisagorcu Sayılar: Evrenin temel düzenini oluşturan metafizik ilkeler.

Purusha: Hint geleneğinde kozmik insanı ifade eden temel kavramdır.

Rahmet: Yaratılışın sevgi, denge ve şefkat yönünü temsil eden ilâhî ilke.

Ruh: İlâhî yaşam kıvılcımı ve varlığın ölümsüz özü.

Ruh Beden: İlâhî üst üçüzün üçüncü katmanı; bireysel bilincin kaynağıdır.

Rûpa: Sanskritçede biçim kazanmış, maddeleşmiş varoluş anlamına gelir.

Sayı: Yaratılışın ilk dili ve geometrinin kaynağı olarak kabul edilir.

Sekîne: İlâhî huzur, rahmet ve dengeyi temsil eden kutsal ilke.

Sekîne Beden: İlâhî rahmet ve dengeyi temsil eden üst bilinç katmanı.

Sefirot: Kabala öğretisinde yaratılışın on ilâhî tezahürünü ifade eden yapı.

Sien-Tchan: Fiziksel evreni ve görünür yaratılış alanını temsil eden sembolik kavram.

Suret: Ruhun dünya hayatında kullandığı geçici kişilik ve beden yapısı.

Tekâmül: Bilincin aşamalı gelişim ve olgunlaşma süreci.

Temel Tohum: Yaratılışın ilk bilgi ve bilinç çekirdeği.

Teozofi: Helena P. Blavatsky tarafından sistemleştirilen modern ezoterik öğreti.

Titreşim: Bilincin hareket ve enerji hâli.

Tohum: İlâhî potansiyelin ve yaratılış bilgisinin sembolü.

Tsan: Dzyan Stanzaları'nda geçen sembolik bir kavram olup bu çalışmada görünür yapı ile ilâhî merkez arasındaki geçiş ilkesi olarak yorumlanmaktadır.

Üç: Hak Beden, Sekîne Beden ve Ruh Beden'den oluşan ilâhî üst üçüzü ifade eder.

Üst Üçüz: Yaratılışın en yüksek üç metafizik katmanını oluşturan ilâhî birlik.

Vedanta: Hint metafiziğinin temel felsefî sistemi.

Yaşam Beden: Canlılığı ve yaşam enerjisini temsil eden beden katmanı.

Yanılsama: Hakikatin yalnızca sınırlı bir bölümünün algılanması durumu.

Yaratıcılar ve Yıkıcılar: Yaratılış ve dönüşümü birlikte gerçekleştiren tamamlayıcı kozmik ilkeler.

Yedi: Üç üst beden ile dört alt bedenin birleşmesi sonucu oluşan bütünlük sayısı.

Yedi Element: Hak Beden, Sekîne Beden, Ruh Beden, Zihin Beden, Duygu Beden, Yaşam Beden ve Fizik Beden'den oluşan yedi temel yaratılış ilkesidir.

Yedi Küçük Tekerlek: Bilincin sürekli devam eden tekâmül çevrimlerini ifade eder.

Yok Olmaz Merkez: Her yaratılış çevriminde değişmeden kalan ilâhî öz.

Zihin Beden: Düşünceyi, aklı ve zihinsel faaliyetleri temsil eden beden katmanıdır.

KAYNAKÇA

Abdülkerim el-Cîlî. İnsan-ı Kâmil. Çeşitli baskılar.

Blavatsky, Helena Petrovna. The Secret Doctrine. 2 Cilt. London: Theosophical Publishing House, 1888.

Blavatsky, Helena Petrovna. The Voice of the Silence. London: Theosophical Publishing Society, 1889.

Blavatsky, Helena Petrovna. The Key to Theosophy. London: Theosophical Publishing Society, 1889.

Blavatsky, Helena Petrovna. The Secret Doctrine: Stanzas of Dzyan. Çeşitli baskılar.

Coomaraswamy, Ananda K. Hinduism and Buddhism. New York: Philosophical Library.

Eliade, Mircea. The Sacred and the Profane. New York: Harcourt Brace.

Eliade, Mircea. A History of Religious Ideas. 3 Cilt. Chicago: University of Chicago Press.

Guénon, René. The Symbolism of the Cross. Hillsdale: Sophia Perennis.

Guénon, René. Man and His Becoming According to the Vedanta. Hillsdale: Sophia Perennis.

Hall, Manly P. The Secret Teachings of All Ages. Los Angeles: Philosophical Research Society.

İbn Arabî. Fütûhât-ı Mekkiyye. Çeşitli baskılar.

İbn Arabî. Füsûsu'l-Hikem. Çeşitli baskılar.

Jung, Carl Gustav. Symbols of Transformation. Princeton University Press.

Jung, Carl Gustav. Psychology and Religion. Yale University Press.

Leadbeater, Charles Webster. The Chakras. Theosophical Publishing House.

Leadbeater, Charles Webster. The Inner Life. Theosophical Publishing House.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. Mesnevî. Çeşitli baskılar.

Nasr, Seyyed Hossein. Knowledge and the Sacred. State University of New York Press.

Platon. Timaios. Çeşitli çeviriler.

Plotinos. Enneadlar. Çeşitli baskılar.

Proclus. The Elements of Theology. Oxford University Press.

Scholem, Gershom. Major Trends in Jewish Mysticism. New York: Schocken Books.

Schuon, Frithjof. The Transcendent Unity of Religions. Quest Books.

Steiner, Rudolf. Occult Science: An Outline. Rudolf Steiner Press.

The Upanishads. Çeşitli akademik çeviriler.

The Bhagavad Gita. Çeşitli akademik çeviriler.

The Dhammapada. Çeşitli akademik çeviriler.

The Zohar. Çeşitli İngilizce ve İbranice baskılar.

Theosophical Society. Collected Writings of H. P. Blavatsky. Wheaton: Theosophical Publishing House.

The Tibetan Book of the Dead (Bardo Thödol). Çeşitli akademik çeviriler.

Wilber, Ken. The Atman Project. Quest Books.

Wilber, Ken. The Spectrum of Consciousness. Quest Books.

Yates, Frances A. Giordano Bruno and the Hermetic Tradition. University of Chicago Press.

Kur'ân-ı Kerîm.

Kitâb-ı Mukaddes (Eski Ahit ve Yeni Ahit).

Zohar.

Sefer Yetzirah.

Corpus Hermeticum.

Tao Te Ching.

Yoga Sutraları (Patañjali).

Rig Veda.

Chandogya Upanishad.

Brihadaranyaka Upanishad.

Mandukya Upanishad.

Dhammapada.

Avatamsaka Sutra.

Prajñāpāramitā Sutraları.